Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

KİTAP ELEŞTİRİSİ
SOSYAL HİZMETİN SEFALETİ
HAKKINDA   - 2
 
SHU.Naki ERDOĞAN
1

     Eğer bir toplum ya da toplumsal sınıf olup bitenleri kavrasa bile daha iyiye gitmek için bir umut olmadığından hiçbir şey yapamıyorsa, o toplumdaki bireyler kurgulara bel bağlayacaklardır. Çünkü hakikat konusundaki bilinçlilik  Onların kendilerini daha kötü hissetmelerine neden olacaktır. Çökmekte olan toplum ve sınıflar genellikle kurgularına sıkı sıkıya bağlı olanlardır çünkü hakikatin onlara kazandırabileceği hiçbir şey yoktur.
Eric FROMM


Sosyal Hizmetin tartışılmadığı kanun ve yönetmeliklere ya da Aziz Şeker’in deyimiyle yaşam öykülerine indirgendiği ‘çağdaş sosyal çalışmanın sorunlarından birinin de kendi kimliğini sorgulamayı artık düşünememesi’nin olduğu bir ortamda Sosyal Hizmetin Sefaleti’ ni cesurca atılmış bir adım olarak görmek gerekir. Sosyal Çalışmanın temel sorunlarından biri de dünyada ve Türkiye’deki gelişmeler ışığında sosyal hizmeti tartışamamak ise Aziz Şeker’in bahsi geçen eseriyle önemli bir eksiği gidermeye çalıştığını söyleyebiliriz.

Yazar eserinde küreselleşmenin sosyal, siyasal, iktisadi ve kültürel etkilerinin sosyal hizmet uygulamalarına yansımasını ve olası etkilerini gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Sosyal Hizmetin Sefaleti, sadece sosyal hizmet camiasının değil, toplumun hemen her kesiminin kendi sorunlarını bulabileceği bir nitelik taşıyor. Fromm’ un yazının başında alıntıladığımız deyişinden hareketle Sosyal Hizmetin Sefaleti hakikat konusunda bilinçlenmeye direnen sosyal hizmet düşün dünyasına ya da sosyal hizmet uygulayıcılarına da cesur bir itirazdır aynı zamanda.

Yazar ele aldığı konuları, dünya ölçeğinde tartışıp buradan Türkiye’ye ve Türkiye’deki sosyal hizmet uygulamalarına başarıyla indirgemiştir. Ancak eserin genel seyri içerisinde ‘Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu’na kabul edilen asistanların kimliği gibi konuların ele alınmasının da okuyucuyu şaşırttığını söyleyebiliriz.

‘Entelektüel bilgi ancak coşkulu bir bilgi olduğu ölçüde değişikliğe neden olur’
diyor Spinoza. Aziz Şeker’in eseriyle ilgili ( ya da genel olarak yazılarıyla ilgili) değinilmesi gereken konulardan biri de eserin dilidir. Yazar değişikliğe ya da okuyucuyu harekete sevk edecek bir coşkuyla yazmaktadır. Yer yer bir edebi metin okur gibi keyifli olan anlatımını yazarın, kimi zaman fazla kavramsal bir dil kullanmayı tercih ederek bir kenara ittiğini de görebilmekteyiz. Birbirinden çok farklı bu iki anlatımın , - coşkulu edebi bir yazının hemen ardından gelen fazla kavramsal anlatım- okuyucuyu yorduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.

Yazarın kaleme aldığı 27 tezin çoğunluğunda sosyal hizmetin hangi sosyo-politik koşullarda şekillendiğine ve özellikle de sosyal hizmetin beslendiği değerler sistemine sık sık atıfta bulunduğunu görmekteyiz. Sosyal hizmet günümüzde sefalet iklimindeyse ve bunun temel sebeplerinden biri de felsefeyi lugatımızdan kış kışlamamız ise bu konuyla ilgili eserde ki kimi tekrarları da hoş görebiliriz .

TEZLER

Tez 1: Yazarın birinci tezinde ele almak istediğim üç temel söylem bulunmaktadır.

1- ‘Sosyal çalışma, sosyal yardım uygulamalarına indirgenmektedir’.
2- ‘Sosyal çalışma uygulaması az gelişmiş ülkelerdeki yetersiz politik şekillenmeler nedeniyle uygulandığı hiçbir sosyal hizmet alanını iyiye doğru değiştirememiştir.
3- Küresel sermayenin ulus-devleti ortadan kaldırmaya çalışmasıyla bir gerileme sürecine girmiştir( Sosyal hizmeti kastediyor).

Sosyal hizmetin sosyal yardım uygulamalarına indirgenmeye çalışılması, üzerinde dikkatle durmamız gereken bir konudur. Sosyal yardımların ise bireyi teşhir eden reklamlara veya bireyin acziyetini kamuoyuna deklare etmesi üzerine bina edilmesi karşılaştığımız temel sorunlardandır. Sosyal yardımların bu denli pervasızca yürütülmesi bir anlamda sosyal hizmetin felsefesine de ciddi bir itirazdır.

Yazarın birinci tezinde ele aldığı bir diğer konu ise ‘az gelişmiş ülkelerdeki yetersiz politik gelişme’ sözüdür. Bir siyasal ortamın yetersizliği ve bunun az gelişmişlikle açıklanmasının nasıl olabileceği muammadır. Yazarın bu söylemini açması okuyucu açısından yerinde olabilirdi.

Birinci tezde değinmek istediğim bir diğer konu da ‘Küresel sermayenin ulus-devleti hedeflemesi ve bunun sonucunda sosyal hizmetin gerilemesi’ söylemidir. Küresel saldırının hedeflerinden birinin de bazen ulus devlet olduğu aşikardır. Bu süreçte Sosyal Refah Kurumları’nın zarar gördüğü de bir gerçektir. Üzerinde durmak istediğim küreselleşme karşıtı söylemin ulus-devlet savunusuna fazla angaje olmasıdır.

Ulus-devlet son dönemde hiç de haketmediği bir şekilde kutsanıyor. Adeta yeniden yüceltiliyor. Oysa küreselleşmeyi ya da ulus-devleti kapitalizm ya da emperyalizm kavramlarını gözardı etmeden tartışırsak küreselleşmeye giden yolda ulus devletin bir ön basamak olduğunu da söyleyebiliriz.

Yazarın 3. tezindeki ulus-devletle ilgili söylemleri birinci tezde ulus-devlet savunusu yaptığı şeklindeki düşüncelerimizi değiştirmektedir. Bu durum umalım okuyucunun da dikkatinden kaçmasın. En nihayetinde yazarın 26. tezindeki ‘ekonomi-politikte ilkel birikim aşağı yukarı teolojide ilk günahın oynadığı rolü oynar’ sözünü de bu konuyu ele alırken hatırlamakta yarar olduğu kanısındayım. Ancak burada belirtmek istediğim temel nokta en genel anlamıyla sosyal refah kurumlarında meydana gelen gerilemenin sebebi küreselleşmenin ulus-devleti hedef alması değildir. Çünkü küreselleşmenin ulus-devletten daha öncelikli hedefi sosyal refah kurumlarıdır.