|
KİTAP
ELEŞTİRİSİ
SOSYAL HİZMETİN SEFALETİ
HAKKINDA - 2
SHU.Naki
ERDOĞAN
1 |
Eğer bir toplum ya da
toplumsal sınıf olup bitenleri kavrasa bile daha iyiye gitmek için bir
umut olmadığından hiçbir şey yapamıyorsa, o toplumdaki bireyler
kurgulara bel bağlayacaklardır. Çünkü hakikat konusundaki bilinçlilik
Onların kendilerini daha kötü hissetmelerine neden olacaktır. Çökmekte
olan toplum ve sınıflar genellikle kurgularına sıkı sıkıya bağlı
olanlardır çünkü hakikatin onlara kazandırabileceği hiçbir şey yoktur.
Eric FROMM
Sosyal Hizmetin tartışılmadığı kanun ve yönetmeliklere ya da Aziz
Şeker’in deyimiyle yaşam öykülerine indirgendiği ‘çağdaş sosyal
çalışmanın sorunlarından birinin de kendi kimliğini sorgulamayı artık
düşünememesi’nin olduğu bir ortamda Sosyal Hizmetin Sefaleti’ ni cesurca
atılmış bir adım olarak görmek gerekir. Sosyal Çalışmanın temel
sorunlarından biri de dünyada ve Türkiye’deki gelişmeler ışığında sosyal
hizmeti tartışamamak ise Aziz Şeker’in bahsi geçen eseriyle önemli bir
eksiği gidermeye çalıştığını söyleyebiliriz.
Yazar eserinde küreselleşmenin sosyal, siyasal, iktisadi ve kültürel
etkilerinin sosyal hizmet uygulamalarına yansımasını ve olası etkilerini
gayet net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Sosyal Hizmetin
Sefaleti, sadece sosyal hizmet camiasının değil, toplumun hemen her
kesiminin kendi sorunlarını bulabileceği bir nitelik taşıyor. Fromm’ un
yazının başında alıntıladığımız deyişinden hareketle Sosyal Hizmetin
Sefaleti hakikat konusunda bilinçlenmeye direnen sosyal hizmet düşün
dünyasına ya da sosyal hizmet uygulayıcılarına da cesur bir itirazdır
aynı zamanda.
Yazar ele aldığı konuları, dünya ölçeğinde tartışıp buradan Türkiye’ye
ve Türkiye’deki sosyal hizmet uygulamalarına başarıyla indirgemiştir.
Ancak eserin genel seyri içerisinde ‘Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu’na
kabul edilen asistanların kimliği gibi konuların ele alınmasının da
okuyucuyu şaşırttığını söyleyebiliriz.
‘Entelektüel bilgi ancak coşkulu bir bilgi olduğu ölçüde değişikliğe
neden olur’ diyor Spinoza. Aziz Şeker’in eseriyle ilgili ( ya da genel
olarak yazılarıyla ilgili) değinilmesi gereken konulardan biri de eserin
dilidir. Yazar değişikliğe ya da okuyucuyu harekete sevk edecek bir
coşkuyla yazmaktadır. Yer yer bir edebi metin okur gibi keyifli olan
anlatımını yazarın, kimi zaman fazla kavramsal bir dil kullanmayı tercih
ederek bir kenara ittiğini de görebilmekteyiz. Birbirinden çok farklı bu
iki anlatımın , - coşkulu edebi bir yazının hemen ardından gelen fazla
kavramsal anlatım- okuyucuyu yorduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Yazarın kaleme aldığı 27 tezin çoğunluğunda sosyal hizmetin hangi sosyo-politik
koşullarda şekillendiğine ve özellikle de sosyal hizmetin beslendiği
değerler sistemine sık sık atıfta bulunduğunu görmekteyiz. Sosyal hizmet
günümüzde sefalet iklimindeyse ve bunun temel sebeplerinden biri de
felsefeyi lugatımızdan kış kışlamamız ise bu konuyla ilgili eserde ki
kimi tekrarları da hoş görebiliriz .
TEZLER
Tez 1: Yazarın birinci tezinde ele almak istediğim üç temel söylem
bulunmaktadır.
1- ‘Sosyal çalışma, sosyal yardım uygulamalarına indirgenmektedir’.
2- ‘Sosyal çalışma uygulaması az gelişmiş ülkelerdeki yetersiz politik
şekillenmeler nedeniyle uygulandığı hiçbir sosyal hizmet alanını iyiye
doğru değiştirememiştir.
3- Küresel sermayenin ulus-devleti ortadan kaldırmaya çalışmasıyla bir
gerileme sürecine girmiştir( Sosyal hizmeti kastediyor).
Sosyal hizmetin sosyal yardım uygulamalarına indirgenmeye çalışılması,
üzerinde dikkatle durmamız gereken bir konudur. Sosyal yardımların ise
bireyi teşhir eden reklamlara veya bireyin acziyetini kamuoyuna deklare
etmesi üzerine bina edilmesi karşılaştığımız temel sorunlardandır.
Sosyal yardımların bu denli pervasızca yürütülmesi bir anlamda sosyal
hizmetin felsefesine de ciddi bir itirazdır.
Yazarın birinci tezinde ele aldığı bir diğer konu ise ‘az gelişmiş
ülkelerdeki yetersiz politik gelişme’ sözüdür. Bir siyasal ortamın
yetersizliği ve bunun az gelişmişlikle açıklanmasının nasıl olabileceği
muammadır. Yazarın bu söylemini açması okuyucu açısından yerinde
olabilirdi.
Birinci tezde değinmek istediğim bir diğer konu da ‘Küresel sermayenin
ulus-devleti hedeflemesi ve bunun sonucunda sosyal hizmetin gerilemesi’
söylemidir. Küresel saldırının hedeflerinden birinin de bazen ulus
devlet olduğu aşikardır. Bu süreçte Sosyal Refah Kurumları’nın zarar
gördüğü de bir gerçektir. Üzerinde durmak istediğim küreselleşme karşıtı
söylemin ulus-devlet savunusuna fazla angaje olmasıdır.
Ulus-devlet son dönemde hiç de haketmediği bir şekilde kutsanıyor. Adeta
yeniden yüceltiliyor. Oysa küreselleşmeyi ya da ulus-devleti kapitalizm
ya da emperyalizm kavramlarını gözardı etmeden tartışırsak
küreselleşmeye giden yolda ulus devletin bir ön basamak olduğunu da
söyleyebiliriz.
Yazarın 3. tezindeki ulus-devletle ilgili söylemleri birinci tezde
ulus-devlet savunusu yaptığı şeklindeki düşüncelerimizi
değiştirmektedir. Bu durum umalım okuyucunun da dikkatinden kaçmasın. En
nihayetinde yazarın 26. tezindeki ‘ekonomi-politikte ilkel birikim aşağı
yukarı teolojide ilk günahın oynadığı rolü oynar’ sözünü de bu konuyu
ele alırken hatırlamakta yarar olduğu kanısındayım. Ancak burada
belirtmek istediğim temel nokta en genel anlamıyla sosyal refah
kurumlarında meydana gelen gerilemenin sebebi küreselleşmenin
ulus-devleti hedef alması değildir. Çünkü küreselleşmenin ulus-devletten
daha öncelikli hedefi sosyal refah kurumlarıdır.