Bir sosyal güvenlik reformuna
ihtiyaç değişen toplumsal koşullar, yapısal değişimler,yoksulluğun ve sosyal
dışlanmanın artığı dönemde zorunlu görülmektedir. Ancak son 2 yıldır ülke
gündeminde olup 1 ocak 2007 yürürlüğe girmesi beklenen ama daha sonradan
Anayasa Mahkemesin bazı maddelerini iptal etmesi üzerine 1 Temmuz 2007 de
yürürlüğe girmesine karar verilen
“Sosyal Güvenlik Reformu” düzenlemeleri ile gelen gidenin aradır
durumu yaşanacaktır sanırım. Yasa ile sosyal güvenceye en çok ihtiyaç duyan
, düşük gelirli grupların sosyal güvenliklerini iyileştirecek gelir
dağılımını dengeleyecek bir sosyal güvenlik reformu yapılmamaktadır (Erdoğdu).
Toplumsal dışlanamaya uğramış hiçbir yaşamsal güvencesi olmayan kesimi daha
da çok dışarı itmektedir. Devlet destekli sosyal koruma ve sosyal güvenlik
en hafif deyimi ile tasfiye edilmekte ve sosyal güvenlik
piyasalaştırılmaktadır. Bu bağlamda sağlığı özelleştirmekte, emekliliği
bireysel sigortalamaya kaydırmaktadır.
1950’lerden itibaren kurumsal bir hal kazanan Sosyal güvenlik
sistemleri dünya ölçeğinde 1970’lerden beri bir gerileme maruz kalmaktadır
buna örgütlü modernliğin çözülmesi süreci denilen modernide kazanımlarının
çözülmesi olarak bakabiliriz;yalnız bu konudaki geniş açılımlar yazının konu
bütünlüğünü dağıtacağından bu konu ile ilgili değerlendirmeyi başka bir
yazıda yapmak istemekteyim Bu modernite krizi, küreselleşme sürenci ile at
başı gitmektedir. Bunun Türkiye’deki gelişimi 80 lerden itibaren
hızlanmıştır sosyal güvenlik özelinde ise 1998 den beri IMF ile yürütülen
yakından izleme anlaşması çerçevesinde getirilen tahütler doğrultusunda,
artık yapısal bir reform yapılması zorunlu kılınmıştır. “1998 IMF Yakın
İzleme Anlaşması ile öngörülen ve 1999, 2002 ve 2005 IMF anlaşmaları ile de
sürdürülen, parametrik değişikliklerle sisteme yapılan katkıların artırılıp,
yararların azaltılması, bireysel emeklilik alternatifinin yerleştirilmesi,
sağlık hizmetlerinde katkı payları, ticarileşme ve özelleştirme şeklindeki
yaklaşım, dönem hükümetlerinin tümü tarafından uygulanmıştır”.(Erdogdu)
“AKP Hükümetinin 2006 yılında gerçekleştirdiği sosyal
güvenlik reformu da, 2005 yılında IMF ile yapılan 19. Stand by Anlaşması
çerçevesinde, IMF yapısal uyum programının önemli bileşenlerinden biri
olarak gündeme gelmiştir. IMF ile uygulanan program çerçevesinde “kamu
maliyesinde kalıcı iyileşme sağlamayı hedefleyen reform çabalarının temel
unsurunun, bütçe dengelerini korumaya yönelik kısa vadeli tedbirler ile
desteklenen geniş kapsamlı bir sosyal güvenlik reformu” olduğu belirtilmiş
ve sosyal güvenlik reformu kredi anlaşmasının koşulları arasına dahil
edilmiştir”(Erdogdu).
Erdogdu’nun da belirttiği gibi yapısal
reform toplumsal kesimlerin ihtiyacı yönünden ziyade IMF’in ve büyük sermaye
grupların beklentileri ve ihtiyaçları doğrultusunda hazırlanmaktadır.
Çalışma ve sosyal güvenlik bakanlığı yapısal reformun zorunluluğunu şu
gerekçelerle açıklamaktadır.
• Nüfusun yaşlanması: Türkiye nüfusunun geç bir nüfus olduğu ve bunun
gelecekte yaşlanması ile sosyal güvenlik sisteminde tıkanmalara neden
olacağı ön görülmekte ama Türkiye nüfusunun yaşlanma sorunu şimdi için dorun
değildir sorun bu nüfusun rasyonel ve gerçekçi bir istihdam alanında
yoksunluğudur. “2040 yılında sorun haline gelmesi beklenen nüfusun
yaşlanması olgusunun, bugünden sosyal güvenlik sisteminin temel bir sorunu
gibi sunulması ise pek çok sözde reform uygulamasında olduğu gibi Dünya
Bankası ve IMF şablonlarının Türkiye’ye ithalinden ibarettir(Erdogdu)”.
• Mevcut sistemle sosyal güvenlikten dışlananların durumu: Sosyal güvenlik
çatısı altında olmayan nüfusta sistemin reform ihtiyacının bir nedenidir
aslen ama getirilen yeni düzenleme bu dışlananları kapsamaktan ziyade bu
alanı daha da genişletmektedir.
Örneğin “Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasasına göre (madde
6),
-Ev hizmetlerinde süreksiz olarak çalışanlar; ev hizmetlerinde hizmet akdi
ile sürekli çalışmasına rağmen haftalık çalışma sürelerinin İş Yasasında
belirtilen sürelerden az olması nedeniyle aylık kazançları prime esas günlük
kazanç alt sınırının otuz katından az olanlar;
-Niteliği itibarıyla bir kişinin bir gün içinde yapabileceği işlerde
yevmiyeli olarak çalışanlar,
-Kamu idareleri hariç olmak üzere, tarım işlerinde veya orman işlerinde
hizmet akdiyle süreksiz işlerde çalışanlar;
-Kendi nam ve hesabına çalışanlardan gelir vergisinden muaf olup aylık
faaliyet gelirlerinden bu faaliyetine ilişkin masraflar düşüldükten sonra
kalan tutarı, prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az
olduğunu belgeleyenler,
-Tarımda kendi adına ve hesabına bağımsız çalışanlardan; tarımsal faaliyette
bulunan ve yıllık tarımsal faaliyet gelirlerinden bu faaliyete ilişkin
masraflar düşüldükten sonra kalan tutarın aylık ortalamasının, bu Yasada
tanımlanan prime esas günlük kazanç alt sınırının otuz katından az olduğunu
belgeleyenler, kısacası ev hizmetlerinde çalışan yoksul kadınlar, tarım ve
orman işlerinde süreksiz olarak çalışan topraksız ve az topraklı yoksul
köylüler, gündelikçi yoksul kentliler, yoksul küçük esnaf, tarımda geçimlik
faaliyette bulunan yoksul köylüler yani tam da sosyal güvenliğe ihtiyacı
olanlar zorunlu sosyal güvenlik kapsamı dışında bırakılmışlardır”(Aktaran,Erdogdu).
Görüldüğü üzere sosyal güvenlik şemsiyesinin genişletilmesine ihtiyaç varken
bu alan olabildiğince daraltılmıştır.
• Mevcut Sosyal Güvenliğin Halkı Yoksulluğa Karşı Koruyamaması: Bu madde de
yukarıda açıklanmaya çalışıldığı gibi korumak bir yana halkı-bireyi- daha da
yalnızlaştırıp, temel bir devlet hizmeti olan sosyal güvensizlik
bırakacaktır.
Sosyal güvenli siteminin finansman sorunu da reformun nedenlerinde biri
olarak gösterilmektedir. Ancak yazının çapı bu değerlendirmeyi aşar .Bu
sorunların gerçeği ne derece yansıttığını Serhan Erdogdu’nun çalışmasından
ayrıntılı olarak bakılabilir.
Sonuç olarak değişen ve farklılaşan toplumsal koşullar altında bir sosyal
güvenlik reformu şartı vardı ancak bunun gibi kolektif sistemlerin ortadan
kaldırmayı amaçlayan kanunlarla halk kitlelerin başta emekçiler ve alt
sosyal grupta bulunanların sosyal güvensizliğe gömüleceği anlaşılır bir
durumdur. Bu durum sosyal refah ve sosyal hizmet kavramların yeniden
sorgulanmasını da beraberinde getirecektir.
Bu güvensizlik durumu da bireyi toplumsallıktan çıkararak bir dışlanma
durumu yaratır. Bu dışlanma durumu da risk toplumu denen kavramsalı da
beraberinde getirir. Bu kavramları , süreci ve sosyal güvenliğin tasfiyesini
başka yazılarda tartışmak üzere…
Sosyal politikada değişim ve sosyal güvenlik reformu- Dr. Seyhan Erdoğdu
www.sendika .org