Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 



                 SEÇİMLER VE SOL SİYASET
                         
 Can Küçükali/ Sitemiz Yazarı
                                    cankucukali@gmail.com


 Bir olay hakkında görüş belirtirken, onu sadece görebildiğiniz yönleriyle değerlendirip tartışabiliyorsunuz. Çünkü çoğu zaman işlerin kitabında yazdığı gibi yürüdüğünü, olayın aktörlerinin rollerini normal şartlar altında oynadıklarını varsayıyorsunuz. Maalesef ilişkiler ve bu ilişkilerle sarıp sarmalanmış olaylar sandığımızdan daha karışık olabiliyor ve bu durumda kimi analizlerimiz, bilebildiklerimizin sınırlılığı yüzünden naif kalabiliyor.




 
 Siyasette bu karmaşıklık ve kirlenmişliğin en çok yaşandığı alanlardan biri. Bugün seçim sonrası analizler yaparken ana muhalefet partisinin gerçekten iktidar olmak istediğini, muhalefet partisi başkanı istifa ederse demokratik bir şekilde yerine halkın iradesini yansıtacak başka bir liderin/kadronun geçeceğini önkoşul olarak kabul ediyoruz. Yani biz tüm aktörlerin çıkarları doğrultusunda rasyonel davranacağını kabul ediyoruz ama aktörlerin çıkarlarının tam olarak ne olduğunu belirleyemiyoruz. Değerlendirmelerimizi yaparken bu noktayı göz önünde bulundurmanın yararlı olacağına inanıyorum.

Bu ışıkta değişik siyasi çevreler ve konular açısından sonuçlara bakmak gerekirse şöyle bir tablodan söz etmek mümkündür:

Sosyalist sol açısından sorun temsil sorunu ise sevinilecek fazla bir şey yoktur çünkü sosyalistler bir kez daha siyaset arenasının ne kadar dışına itildiklerini, kazanımlarını ise Kürt siyasetinin belirleyiciliği içinde elde edebildiklerini (sınırlı bir biçimde) gördüler. Bu eğer Kürt hareketi emek eksenli (ya da en azından emek günlüğünü de ağırlıklı olarak gündemine koyarak) bir harekete evrilmeyi yeniden seçer ve ilk defa sesini yükseltmesi için elde ettiği fırsatı, kendini bütünsel bir haklar ve özgürlükler mücadelesinin parçası olarak tanımlayarak değerlendirebilirse sorun değildir. Aksine Kürtler ilerici potansiyellerini ülke sorunlarının gerçekçi çözümleri için ileri dereceden kullanabilirler ve bu etnisite dışında ezilmiş geniş kitlelerin siyasetinin yapılması açısından olumlu bir gelişme bile olabilir. Zaten aksine bir durumda Kürt oylarının önemli bir kısmını almayı başarmış AKP için bu tip bir klasik siyaset anlayışını eritmek çok zor olmayacaktır. Böyle bir sürece girmiş bulunuyoruz.

Öte yandan CHP’nin siyasetini mitinglerle bağlantılı olarak iki boyutta değerlendirmek mümkündür ve hatta böyle bir ikili değerlendirme zorunlu görünmektedir. Birincisi, CHP’nin terör ve şiddet üzerine oturttuğu siyaset anlayışıdır. Halbuki, ancak icraatlara yönelik somut bir siyaset anlayışının benimsenmesi durumunda mitinglerden sonuç alınabileceğini defalarca belirtmiştik. Ne yazık ki, bu alan terk edilerek, tehlike ve kısmen militarizm üzerine vurgu yapan siyasi eğilim ağırlık kazandı ve geri tepti. Bu CHP’nin tamamen yanlış yaptığını gösterir mi? Bu soruya şu an popüler olan kanının aksine hayır cevabını vermek zorundayız. Çünkü CHP, AKP icraatlarının vardığı ve varacağı sonuçlar hakkında çok hayati çalışmalar da yürütmüş fakat bunları kitlelere anlatamamıştır. Tüm kitle iletişim araçlarını ve kaynakları elinde bulunduran iktidar partisinin bu avantajı, muhalefetin yanlış seçim stratejisiyle birleşince ortaya şu anki tablo çıkmıştır. CHP’nin tarihsel kökleri itibariyle böyle bir halkçı söylemi geliştirebileceğini söylemek tartışmalı olabilir ama gerçek olan, bunun dışında bir söylemin kazanım getirmeyeceğidir. Üstelik bu, sadece sol siyaset açısından değil, halk açısından da ileriye yönelik tehlike çanlarının çalması anlamına gelmektedir.

Bu noktada sol siyaset de tarihsel bir dönüm noktasından geçiyor. Sol, kendisine ait olan kavramları revize etmeye girdiği süreçte sağ ile aynılaşarak erimeye başladı. İktisadi analizi tamamen sol literatürden çıkarmakla ezilen geniş kitlelerin siyasetini yapmak dün olduğu gibi bugün ve yarın da mümkün olmayacaktır. Bu ancak orta sınıfın siyaseti olabilir ve sol demek orta sınıftan daha fazlası demektir. Ayrıca solun liberalleşerek sağa kaptırdığı alanlar, bir noktada liberal solun da hareket alanını daraltabilecektir. Bu yüzden sol ne militarizm ve şiddetle, ne de sağın ekonomik/sosyal icraatlarını sorgusuz onaylamayla anılabilir. Bununla ilgili somut bir örnek olarak, CHP içi muhalefet ve olası bir kadro değişikliği durumunda yerine gelecek yeni kadro yapısına odaklanmak gerektiğini hatırlatalım. Sevgili Baskın Oran’ın deyimiyle ezber bozalım ama bunu her alanda yapalım. Çünkü bu süreç, bizim ileriki on yıllık siyasetimizin paradigmasının oluştuğu bir süreçtir.

Temmuz 2007 kaynak: http://www.toplumvesiyaset.com
 



Bize Ulaşın