Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Sitemizin Yazarları

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

RİSK GRUPLARINA YAKLAŞIMDA
SOSYAL HİZMETLERİN ROLÜ
-1

Doç.Dr. İbrahim CILGA
Hacettepe Üniversitesi
Sosyal Hizmetler Yüksekokulu
Öğretim Üyesi

BÖLÜMLER :  12  -  3  -  4

RİSK OLGUSU VE BOYUTLARI

Sosyal bilimler açısından risk;insan-doğa ilişkileri ile insan-insan ilişkilerine dayalı çelişkilerden kaynaklanır.Belirli bir üretim tarzına gore; toplumsal ve ekonomik oluşum içindeki toplumun yapısına ve değişme sürecine bağlı olarak ortaya çıkan çelişkiler,o toplumdaki risklerin kaynağıdır.Toplumsal değişme sürecinde;sosyo-ekonomik,sosyo-kültürel ve sosyo-politik düzeylerde gündeme gelen riskler,toplum ve insan gerçekliğini yansıtan,toplumsal hareketliliklere ve demografik değişkenlere bağlı olarak nicelik ve nitelik kazanan sorunlardırKüreselleşme sürecinde,capitalist üretim tarzına gore günümüzde temellenen çeliuşkiler,risk gruplarının kompozisyonunu belirleyici olmaktadır..
Belirli bir toplumda;ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine,yerleşim yerlerine,üretim ve bölüşüm ilişkilerine,toplumdaki sınıfsal farklılaşmalara,yaşanılan göç sürecine ve toplumla bütünleşme sorunlarına,temel hizmetlerden yararlanma olanaklarına ve bunlara bağlı olarak sahip olunan yaşam kalitesi düzeyine göre riskler değişir.Toplumsal sorunların kaynağı olan ve toplumda belirli sosyal kesimlerin yaşam koşulları ile içiçeleşen riskler;eşitsizlik ,adaletsizlik,haksızlık ve toplumdan dışlanrmışlık üretir.Günümüzde,eşitsiz gelişme sürecinde riskler ve bu riskleri yaşayanlar;sömürülen,yoksul,dışlanmış toplumsal kesimler olarak karşımıza çıkmaktadır.
Riskler,eşitsiz gelişme sürecinde;kişisel,sosyal,ekonomik,siyasal ve katılım haklarından yararlanamayan toplumsal kesimlerin ve nüfus gruplarının gerçekliğini tanımlar.Eşitliğin ve sosyal adaletin sağlanması insanın ve toplumun mutluluğu için temel çözümdür.
Risk grupları;toplumda yetersiz yaşam koşulları içinde yaşayan,demografik degişkenlere bağlı olarak farklı nicelik ve nitelik gösteren,fizyolojik,psikolojik,sosyal,sağlık,ekonomik,siyasal,kültürel açılardan çağdaş yaşam koşullarına ulaşmak için sosyal devletin sorumluluğunda ve kamusal organizasyonunda; toplumsal güvenlik sistemi içinde, toplumsal koruma ve toplumsal hizmete gerdeksinme duyan sosyal kesimlerdir.
Özürlülük açısından,risk grupları;doğuştan ve sonradan olma nedenlere bağlı olarak ortaya çıkar,kişisel ve toplumsal işlev kayıplarına yol açar,özel ilgi,koruma ve yardım gerektirir.Toplumla bütünleşme,toplumsal ortam içinde olanaklardan adil ve eşit olarak yararlanma,her türlü güvensizliğe karşı güvenlik içinde olma ve insanca yaşayacak bir yaşam kalitesine sahip olma hakları ortaya çıkar.


TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL DEĞİŞME SÜRECİNDE RİSK GRUPLARININ YAPISAL GÖRÜNÜMÜ

Yapısal Dönüşüm Sürecinde Krizler, Riskler, Sosyal Dışlanma ve Sonuçları

Türkiye’de yaşanılan ekenomik ve sosyal değişmeler sosyal dışlanma riskini arttırmışıtır.Dönemsel olarak,1999 yılından bu yana,yaşanılan yapısal krizler sürecinde,ekonomik ilişkiler üretimi geriletmiş,iş gücünün istihdama katılımını sınırlamış,işsizliik oranlarını arttırmış ve gelir dağılımındaki adaletsizlikleri yaygınlaştırmıştır.Farklı yerleşim yerlerinde yaşayan kesimler risk grubuna dönüşmüştür.
Sosyal ve ekonomik risklerin,adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin neden olduğu güvensizlikler yaygınlaşmıştır. Kentte ve kırda yaşayan kesimlerin ve ailelerin yaşam kalitelerinin gerilemesi; yoksullaşma,işsizlik, bir gelire sahip olamama,sosyal güvenlik haklarından yararlanamama yapısal sorunlara dönüşmüştür.Kırsal kesimde ve gelişmişlik düzeyi düşük kentlerde krize bağlı yaşanılan yapısal çelişkiler göç sürecini yoğunlaştırmış,ailelerin metropollere ve gelişmiş kentlere göçetmesine neden olmuştur.
Göç eden nüfusun kentle bütünleşme,kentsel yaşama katılma,kentleşme ve kentlileşme beklentileri örgütlü hizmetlerle,planlı ve programlı olarak karşılanamadığı için sosyal dışlanma temel bir soruna dönüşmüştür.Sosyal dışlanma çelişkilerini yaşayan ailelerde çocuk yetiştirme stratejileri değişmiş,kırsal kesimde üretici güç olarak görülen çocuklar kentte tüketici olarak değer kazanmış,çocuk yetiştirmenin gerekli olanaklarına sahip olamayan kalabalık aileler çocuklar üzerindeki sosyal kontrolü kaybetmiştir.Aile dışı dinamiklere açı düşen,sokağın ve arkadaş çevresinin ortamına yönelen çocuklar,okuldan uzak kalarak bir risk grubuna dönüşmüştür.
Türkiye’de yaşanılan ekenomik ve sosyal değişmeler sosyal dışlanma riskini arttırmışıtır.Dönemsel olarak,1999 yılından bu yana,yaşanılan yapısal krizler sürecinde,ekonomik ilişkiler üretimi geriletmiş,iş gücünün istihdama katılımını sınırlamış,işsizliik oranlarını arttırmış ve gelir dağılımındaki adaletsizlikleri yaygınlaştırmıştır.Farklı yerleşim yerlerinde yaşayan kesimler risk grubuna dönüşmüştür.
Sosyal ve ekonomik risklerin,adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin neden olduğu güvensizlikler yaygınlaşmıştır. Kentte ve kırda yaşayan kesimlerin ve ailelerin yaşam kalitelerinin gerilemesi; yoksullaşma,işsizlik, bir gelire sahip olamama,sosyal güvenlik haklarından yararlanamama yapısal sorunlara dönüşmüştür.Kırsal kesimde ve gelişmişlik düzeyi düşük kentlerde krize bağlı yaşanılan yapısal çelişkiler göç sürecini yoğunlaştırmış,ailelerin metropollere ve gelişmiş kentlere göçetmesine neden olmuştur.
Göç eden nüfusun kentle bütünleşme,kentsel yaşama katılma,kentleşme ve kentlileşme beklentileri örgütlü hizmetlerle,planlı ve programlı olarak karşılanamadığı için sosyal dışlanma temel bir soruna dönüşmüştür.Sosyal dışlanma çelişkilerini yaşayan ailelerde çocuk yetiştirme stratejileri değişmiş,kırsal kesimde üretici güç olarak görülen çocuklar kentte tüketici olarak değer kazanmış,çocuk yetiştirmenin gerekli olanaklarına sahip olamayan kalabalık aileler çocuklar üzerindeki sosyal kontrolü kaybetmiştir.Aile dışı dinamiklere açı düşen,sokağın ve arkadaş çevresinin ortamına yönelen çocuklar,okuldan uzak kalarak bir risk grubuna dönüşmüştür.
Kriz sürecinde yaşanılan sosyal dışlanma;göç edilen kentlerin çevresindeki yeni yerleşim alanlarında kentsel alandan dışlanmış yerleşim çevrelerinin oluşmasına neden olmuş,ailelerin geçimlik bir işinin olmaması,gelir getirecek gündelik işlere yönelmeyi hızlandırırken kente tutunamayan ailelerin ve nüfus gruplarının yetersiz yaşam koşullarında ve düşük standartlarda yaşamaları sonucunu doğurmuştur.Göç eden ailelerin ve insanların yaşam stratejileri çelişki ve çatışmalar içeren düzeylere gerilemiştir.
Ailede geçinme stratejileri;marjinal işlerde çalışma,çocukları çalıştırma,eğitim ortamından ayırma,suça yönelen işlere yöneltme,kanunla çatışma içine düşen yetişkin,genç ve çocuk gruplarının oluşması sonuçlarını doğurmuştur.Risk grubu içinde bulunan nüfus gruplarının yaşam koşulları içinde bağımlılık yaratan maddelerin yasadışı ticaretini yapma,esrar,uçucu madde,alkol,sigara gibi madde kullanma, suça yönelme ve madde kullanma davranışlarını bir arada sergileme eğilimleri artmıştır.
Göç edilen büyük kentlerin çevre yerleşim yerleri, toplumla bütünleşemeyen yoksul kesimlerin yaşadığı yeni yerleşim alanlarını doğurmuştur.Merkezi yönetim ve yerel yönetim birimleri toplumdan dışlanan kesimlerin yaşadığı yeni bölgelere gerekli hizmetleri sağlamada yetersiz kalmışlardır.Sosyal hareketliliğin toplumsal maliyetini azaltacak hizmetler geliştirilerek gerekli destek,yardım ve geliştirme proğramları üretilememiştir.
Kentlerde evsizlerin görünümü ve oranları artarken uygun sosyal barınaklar sağlanamamıştır.İşsizlere yönelik istihdam yaratma çalışmaları geliştirilememiş,üretime katılamayan,geçimlik gelirden yoksun aileler ve insanlar dönerek toplum üzerinde büyük bir toplumsal baskı oluşturmuştur.Toplumdan dışlanan sosyal kesimlerin yaşadıkları yerleşim bölgeleri suça yönelen ,madde ticaretine karışan,madde kullanan kesimlerin yaşadığı riskli alanlara dönüşmüştür.
Toplumsal dönüşüm sürecinde;sosyal dışlanma sorununu yaratan süreçlerin bilimsel çevrelerce ele alınması ,araştırılması ve önleme ,koruma ve geliştirme programlarının hazırlanması gerekmektedir.Göçü azaltıcı önlemelerin ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayıcı ulusal programlarla ele alınması gerekmetedir.
Sosyal değişmenin olumsuz yönde seyretmesi ve krize yol açması nedeniyle, toplumsal gelişmeyi ve toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak ulusal politikaların ve stratejilerin geliştirilmesi yapısal bir gereksinimdir.
Türkiye’de üretimi arttıracak,ekonomik kalkınmayı sağlayacak potansiyel vardır.Bu konudaki ulusal güç unsurlarının toplumsal kalkınma hedefi doğrultusunda harekete geçirilmesi önemli bir ulusal önceliktir.Yeini yönelişlerle geliştirilecek bakış açılarıyla Ulusal düzeyde araştırma öncelikleri saptanmalı,kalıcı ve uygulanabilir ulusal kalkınma programları geliştirilmelidir.Toplumun ekonomik kaynaklarının ve insan varlıklarının kalkınma hedefi doğrultusunda etin kullanımı önceliklidir.Sosyal dışlanma yerine toplumsal katılımı sağlayacak yapısal dinamiklerin yaratılması,ülke düzeyinde üretim ve bölüşüm ilişkilerinin daha adil ve eşetlikçi bir düzeye çıkarılması gereklidir.

EKONOMİK VE TOPLUMSAL KALKINMA DOĞRULTUSUNDA RİSK GRUPLARININ TOPLUMLA BÜTÜNLEŞMESİ VE YAŞAM KALİTELERİNİN YÜKSELTİLMESİ

Öncelikler ve Gereksinimler

Toplumsal değişme sürecinde bozulan ve tüm yaşamı çelişkilere yönelten olumsuz gelişmelere karşı ulusal düzeyde yapıcı ve geliştirici müdahalelerin yapılması gereklidir.
Kriz sürecinde bozulan toplumsal ilişkilerin kalkınma hedefleri doğrultusunda ulusal öncelikler doğrultusunda ele alınması söz konusudur.
Kriz sürecinden kurtulmayı sağlayacak, üretimi yeniden sağlayacak, üretime katılımı sağlayacak yeni istihdam alanlarını yaratacak, tüm toplumun yaşam standartlarını ve yaşam kalitesini yükseltecek programlar toplumsal dışlanmayı giderecek ve yeniden sosyal entegresyonu sağlayacaktır.
Sosyal dışlanmanın yol açtığı çelişkiler,olumsuz yönelişler,ara mekanizmalar ve suça yönelme,madde üretimi ,madde ticareti,madde kullanımı ve madde bağımlılığı gibi sosyal problemler kalkınmaya ve gelişmeye dönük ulusal müdahalelerle önlenebilir.
Ekonomik ve sosyal kalkınma programları; demokrasi ve insan haklarına dayalı,eşitlikçi ve adil bir yaşamın tüm ülke vatandaşlarına sağlanması yoluyla,toplumdan dışlanmış ve risk gruplarına dönüşmüş kesimler yeniden toplumla bütünleştirilebilir.Ulusal coğrafyada;tüm yerleşim birimlerinde yaşam kalitesininin yükseltilmesi için,çağdaş yönetim ilk ve işlevlerini temel alarak, merkezden ve yerinden yönetim ilkelerine göre geliştirilecek bütüncül kalkınma politikalarıyla yapısal riskler önlenebilir.
Ulusal kalkınmayı temel almayan,merkezi yapıları güçsüzleştirerek tüm sorumlulukları ve işlevleri yerele bırakan yerel kalkınma stratejileri riskler doğurur.Türkiye’nin toplumsal özellikleri,sadece yerele odaklanan stratejilerle kalkınmanın olanaklı olmadığına ışık tutmaktadır.Günümüzde,yerel kalkıma odaklı çabalar,gerçekci ve geçerli modeller olarak etkili sonuçlar üretecek nitelikleri taşımamaktadırlar.Bu çabalar;kısa vadeli,siyasal yatırımlara olanak sağlayan,yapısal riskleri attıran niyetler olarak değerlendirilebilir.
Tüm toplumun,risk gruplarını oluşturan toplumsal kesimlerin ve bu kesimler içinde yaşayan ailelerin objektif yaşam göstergelerinin yükseltilmesi;konut,iş,gelir,sosyal güvenlik,sağlık,eğitim hizmetlerinden yararlandırılmasını kapsar.Tüm vatandaşların sosyal ve ekonomik haklarının geliştirilmesi,bu haklardan yararlandırılması ve bu haklarının korunarak geliştirilmesi temel ilke ve strateji olmalıdır.Bu amaç ve hedeflere yönelik çalışmalar, ulusal düzeyde kalkınma seferberliğini gerektirir.
.Öncelikli kesimler ve özürlü olup özel durumu nedeniyle özel olarak korunması gereken kesimler;göç eden aileler ve farklı nüfus kategorilerini oluşturan insanlardır.Toplumla ve kentle bütünleşemeyen hedef kitlelerin arasında çocuklar,gençler ve kadınlar yer almaktadır.Toplumdan dışlanmış konumda olan bu kesimlerin işgücü olarak yetiştirilmeleri,istihdama katılmaları,gelir sahibi olmaları,gerekli sosyal sigorta,sosyal yardım ve sosyal hizmet olanaklarına kavuşturulmaları öncelik kazanmaktadır.
Farklı sosyal ve ekonomik konumlardaki toplumsal kesimlerin, tabakaların,ara kesimlerin ve risk gruplarının belirlenmesi için yapısal araştırmaların desteklenmesi,üniversite ve hizmet çevreleri arasında etkin bir işbirliğinin sağlanması zorunludur.
Toplumsal kalkınma çalışmalarının bütünlüğünde;risk gruplarının yeniden toplumla bütünleşmesini sağlayacak ulusal politika ve stratejilerin saptanması ve uygun hizmet modellerinin geliştirilmesi,sosyal dışlanma içindeki kesimlere yönelik sosyal bütünleştirme programlarının uygulanması,merkezden yönetim ve yerinden yönetim ilkeleri temelinde, öncelikle ele alınmalıdır.
Oluşturulacak “Sosyo-Kent”ortamları içinde; bilimsel temelde üniversite-kamu işbirliği kurularak, yeni hizmet modelleri denenebilir.
Risk gruplarına yönelik,;önleyici,koruyucu,geliştirici,eğitici ve bilinçlendirici çalışmalar yanında,risk gruplarını iyileştirecek, toplumsal yaşama katacak programalar bu ortamlarda sistemci,bütüncü,disiplinler arası yaklaşımla,çok sektörlü çoklu etkileşimlere açık düzenlemelerle sağlanabilir.
Yaklaşımlar ve Yapılanlar

Göç eden nüfusun sayısı, mekansal dağılımı kentsel alanlardaki yığılımları üzerine nicel ve nitel veriler üretilmesinde gerekli istatistik ve araştırma çalışmaları yapılamamıştır.
Yasal,politik ve ekonomik alanlarda etkin ve yaygın çalışmaların yapılamaması,planlananların uygulamaya konulamaması sorunların artmasına neden olmuştur.
Ulusal düzeyde ekonomik ve sosyal krizle mücadele programları 2002-2006 yıllarını kapsayacak nitelikte uygulamaya konulmuştur.Türkiye Hükümeti ile İMF arasında Ekonomiyi Güçlendirme Porgramı uygulamaya konulmuştur.
Dünya Bankası ile Sosyal Riski Azaltma Programı hazırlanmıştır.SPRAP projesi, kalıcı bir system üretmek yerine,geçici çözüm üretmeye yönelik bir anlayışla ele alındığı için,sorunu temelden çözecek arayışları engelleyici olmuş, riskleri doğuran yapılardan çok,risklerin sonuçları ile uğraşmış ve dar kapsamlı uygulamalar olarak öne çıkmıştır.
TBMM tarafından Sokak Çocukları Araştırma Komisyonu kurularak sorunun yapısal dinamikleri incelenmiş ve alınması gereken önlemler belirlenmiştir.
Sosyal Güvenlik Reformu kapsamında sosyal güvenlik,sosyal hizmet ve sosyal yardım ile sağlık sigortası alanlarında; yasal, idari ve yapısal koşullarını yeniden düzenlenme çalışmaları başlatılmıştır.Sosyal devlet anlayışını ortadan kaldıran,sosyal ve ekonomik hakları sağlamayı dışlayan,toplumsal koruma yaklaşımı geregince koruyucu uygulamaları üstlenmeyen,sosyal alanı piyasa koşullarına devreden yaklaşımlar ön çıkarılmıştır.
Konut yapma politikalarında geliştirilen düzenlemelerle ve uzun vadeli kredi sistemi üzerinden geliştirilen model ile yoksul kesimlere ev sahibi olma olanakları geliştirilmeye çalışılmaktadır.
Zorunlu temel eğitim kapsamında çocukların ağitim ortamından ayrılmalarını engelyeyecek yaptırımlar yasal olarak belirlenmiştir. Kız ve erkek çocukların eğitime başlamaları için projeler geliştirilmiştir. Yetişkinler eğitimi kapsamında yetiştin erkek ve kadınların okuma yazma oranlarını arttırıcı ulusal eğitim programları uygulamaya konulmuştur.
Sosyal Hizmetler alanında;yaşanılan güncel soarunlar karşısında,yeni yasa hazırlıkları;var olan yapıyı küçülten,güçsüzleştiren,hizmetleri belediyelere ve il özel idarelerine devreden,toplumda yaşanılan soruanlara etkil çözümler üretecek örgütlenmelere gitmeyen ve hizmet odaklı yaklaşım terkeden bir anlayış öne çıkarlmıştır.Aile,kadın,genç,risk grupları odaklı hizmetler unutulmuştur.Sokak çocuklarının yeniden topluma kazandırılması için gerekli sosyal hizmet programları başlatılamamıştır.Suça yönelen çocuklar için gözetim hizmetlerinin geliştirilmesinde sosyal hizmet kurumu kendini yapılandıramamıştır.
Kanunla çatışma içinde olan çoçukların topluma kazandırılması için adalet sistemi içinde Çocukları Koruma Kanunu düzenlenmiş ve Tam Denetimli Gözetim Sistemi getirilerek suçlu çocukların toplum içinde gözetim programlarından yararlandırılması kararlaştırılmıştır.Yasanın uygulanması için etkili bir uygulamaya geçilememiştir.
Uçucu madde bağımlısı çocukların tedavi edilmeleri,korunmaları ve yeniden topluma kazandırılmaları için AMATEM gibi bazı tedavi merkezleri açılmış fakat,etkilik ve işlevsellik kazanamamış, sosyal hizmet programları güçlendirilememiştir.

Ulusal düzeyde madde kullanımı ile mücadele edecek örgütlenmenin oluşturlmasına karşılık,ulusal politika ve stratejilerin geliştirilmesinde ve ulusal eylem planlarının hazırlanıp uygulanmasında dinamik ve eyleme dönük çalışmalar sergilenememektedir.   > > > > > > >DEVAM EDİNİZ