RİSK OLGUSU VE BOYUTLARI
Sosyal bilimler açısından risk;insan-doğa ilişkileri ile insan-insan
ilişkilerine dayalı çelişkilerden kaynaklanır.Belirli bir üretim tarzına gore;
toplumsal ve ekonomik oluşum içindeki toplumun yapısına ve değişme sürecine
bağlı olarak ortaya çıkan çelişkiler,o toplumdaki risklerin kaynağıdır.Toplumsal
değişme sürecinde;sosyo-ekonomik,sosyo-kültürel ve sosyo-politik düzeylerde
gündeme gelen riskler,toplum ve insan gerçekliğini yansıtan,toplumsal
hareketliliklere ve demografik değişkenlere bağlı olarak nicelik ve nitelik
kazanan sorunlardırKüreselleşme sürecinde,capitalist üretim tarzına gore
günümüzde temellenen çeliuşkiler,risk gruplarının kompozisyonunu belirleyici
olmaktadır..
Belirli bir toplumda;ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyine,yerleşim
yerlerine,üretim ve bölüşüm ilişkilerine,toplumdaki sınıfsal
farklılaşmalara,yaşanılan göç sürecine ve toplumla bütünleşme sorunlarına,temel
hizmetlerden yararlanma olanaklarına ve bunlara bağlı olarak sahip olunan yaşam
kalitesi düzeyine göre riskler değişir.Toplumsal sorunların kaynağı olan ve
toplumda belirli sosyal kesimlerin yaşam koşulları ile içiçeleşen
riskler;eşitsizlik ,adaletsizlik,haksızlık ve toplumdan dışlanrmışlık
üretir.Günümüzde,eşitsiz gelişme sürecinde riskler ve bu riskleri
yaşayanlar;sömürülen,yoksul,dışlanmış toplumsal kesimler olarak karşımıza
çıkmaktadır.
Riskler,eşitsiz gelişme sürecinde;kişisel,sosyal,ekonomik,siyasal ve katılım
haklarından yararlanamayan toplumsal kesimlerin ve nüfus gruplarının
gerçekliğini tanımlar.Eşitliğin ve sosyal adaletin sağlanması insanın ve
toplumun mutluluğu için temel çözümdür.
Risk grupları;toplumda yetersiz yaşam koşulları içinde yaşayan,demografik
degişkenlere bağlı olarak farklı nicelik ve nitelik
gösteren,fizyolojik,psikolojik,sosyal,sağlık,ekonomik,siyasal,kültürel açılardan
çağdaş yaşam koşullarına ulaşmak için sosyal devletin sorumluluğunda ve kamusal
organizasyonunda; toplumsal güvenlik sistemi içinde, toplumsal koruma ve
toplumsal hizmete gerdeksinme duyan sosyal kesimlerdir.
Özürlülük açısından,risk grupları;doğuştan ve sonradan olma nedenlere bağlı
olarak ortaya çıkar,kişisel ve toplumsal işlev kayıplarına yol açar,özel
ilgi,koruma ve yardım gerektirir.Toplumla bütünleşme,toplumsal ortam içinde
olanaklardan adil ve eşit olarak yararlanma,her türlü güvensizliğe karşı
güvenlik içinde olma ve insanca yaşayacak bir yaşam kalitesine sahip olma
hakları ortaya çıkar.
TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL DEĞİŞME SÜRECİNDE RİSK GRUPLARININ YAPISAL GÖRÜNÜMÜ
Yapısal Dönüşüm Sürecinde Krizler, Riskler, Sosyal Dışlanma ve Sonuçları
Türkiye’de yaşanılan ekenomik ve sosyal değişmeler sosyal dışlanma riskini
arttırmışıtır.Dönemsel olarak,1999 yılından bu yana,yaşanılan yapısal krizler
sürecinde,ekonomik ilişkiler üretimi geriletmiş,iş gücünün istihdama katılımını
sınırlamış,işsizliik oranlarını arttırmış ve gelir dağılımındaki
adaletsizlikleri yaygınlaştırmıştır.Farklı yerleşim yerlerinde yaşayan kesimler
risk grubuna dönüşmüştür.
Sosyal ve ekonomik risklerin,adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin neden olduğu
güvensizlikler yaygınlaşmıştır. Kentte ve kırda yaşayan kesimlerin ve ailelerin
yaşam kalitelerinin gerilemesi; yoksullaşma,işsizlik, bir gelire sahip
olamama,sosyal güvenlik haklarından yararlanamama yapısal sorunlara
dönüşmüştür.Kırsal kesimde ve gelişmişlik düzeyi düşük kentlerde krize bağlı
yaşanılan yapısal çelişkiler göç sürecini yoğunlaştırmış,ailelerin metropollere
ve gelişmiş kentlere göçetmesine neden olmuştur.
Göç eden nüfusun kentle bütünleşme,kentsel yaşama katılma,kentleşme ve
kentlileşme beklentileri örgütlü hizmetlerle,planlı ve programlı olarak
karşılanamadığı için sosyal dışlanma temel bir soruna dönüşmüştür.Sosyal
dışlanma çelişkilerini yaşayan ailelerde çocuk yetiştirme stratejileri
değişmiş,kırsal kesimde üretici güç olarak görülen çocuklar kentte tüketici
olarak değer kazanmış,çocuk yetiştirmenin gerekli olanaklarına sahip olamayan
kalabalık aileler çocuklar üzerindeki sosyal kontrolü kaybetmiştir.Aile dışı
dinamiklere açı düşen,sokağın ve arkadaş çevresinin ortamına yönelen
çocuklar,okuldan uzak kalarak bir risk grubuna dönüşmüştür.
Türkiye’de yaşanılan ekenomik ve sosyal değişmeler sosyal dışlanma riskini
arttırmışıtır.Dönemsel olarak,1999 yılından bu yana,yaşanılan yapısal krizler
sürecinde,ekonomik ilişkiler üretimi geriletmiş,iş gücünün istihdama katılımını
sınırlamış,işsizliik oranlarını arttırmış ve gelir dağılımındaki
adaletsizlikleri yaygınlaştırmıştır.Farklı yerleşim yerlerinde yaşayan kesimler
risk grubuna dönüşmüştür.
Sosyal ve ekonomik risklerin,adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin neden olduğu
güvensizlikler yaygınlaşmıştır. Kentte ve kırda yaşayan kesimlerin ve ailelerin
yaşam kalitelerinin gerilemesi; yoksullaşma,işsizlik, bir gelire sahip
olamama,sosyal güvenlik haklarından yararlanamama yapısal sorunlara
dönüşmüştür.Kırsal kesimde ve gelişmişlik düzeyi düşük kentlerde krize bağlı
yaşanılan yapısal çelişkiler göç sürecini yoğunlaştırmış,ailelerin metropollere
ve gelişmiş kentlere göçetmesine neden olmuştur.
Göç eden nüfusun kentle bütünleşme,kentsel yaşama katılma,kentleşme ve
kentlileşme beklentileri örgütlü hizmetlerle,planlı ve programlı olarak
karşılanamadığı için sosyal dışlanma temel bir soruna dönüşmüştür.Sosyal
dışlanma çelişkilerini yaşayan ailelerde çocuk yetiştirme stratejileri
değişmiş,kırsal kesimde üretici güç olarak görülen çocuklar kentte tüketici
olarak değer kazanmış,çocuk yetiştirmenin gerekli olanaklarına sahip olamayan
kalabalık aileler çocuklar üzerindeki sosyal kontrolü kaybetmiştir.Aile dışı
dinamiklere açı düşen,sokağın ve arkadaş çevresinin ortamına yönelen
çocuklar,okuldan uzak kalarak bir risk grubuna dönüşmüştür.
Kriz sürecinde yaşanılan sosyal dışlanma;göç edilen kentlerin çevresindeki yeni
yerleşim alanlarında kentsel alandan dışlanmış yerleşim çevrelerinin oluşmasına
neden olmuş,ailelerin geçimlik bir işinin olmaması,gelir getirecek gündelik
işlere yönelmeyi hızlandırırken kente tutunamayan ailelerin ve nüfus gruplarının
yetersiz yaşam koşullarında ve düşük standartlarda yaşamaları sonucunu
doğurmuştur.Göç eden ailelerin ve insanların yaşam stratejileri çelişki ve
çatışmalar içeren düzeylere gerilemiştir.
Ailede geçinme stratejileri;marjinal işlerde çalışma,çocukları çalıştırma,eğitim
ortamından ayırma,suça yönelen işlere yöneltme,kanunla çatışma içine düşen
yetişkin,genç ve çocuk gruplarının oluşması sonuçlarını doğurmuştur.Risk grubu
içinde bulunan nüfus gruplarının yaşam koşulları içinde bağımlılık yaratan
maddelerin yasadışı ticaretini yapma,esrar,uçucu madde,alkol,sigara gibi madde
kullanma, suça yönelme ve madde kullanma davranışlarını bir arada sergileme
eğilimleri artmıştır.
Göç edilen büyük kentlerin çevre yerleşim yerleri, toplumla bütünleşemeyen
yoksul kesimlerin yaşadığı yeni yerleşim alanlarını doğurmuştur.Merkezi yönetim
ve yerel yönetim birimleri toplumdan dışlanan kesimlerin yaşadığı yeni bölgelere
gerekli hizmetleri sağlamada yetersiz kalmışlardır.Sosyal hareketliliğin
toplumsal maliyetini azaltacak hizmetler geliştirilerek gerekli destek,yardım ve
geliştirme proğramları üretilememiştir.
Kentlerde evsizlerin görünümü ve oranları artarken uygun sosyal barınaklar
sağlanamamıştır.İşsizlere yönelik istihdam yaratma çalışmaları
geliştirilememiş,üretime katılamayan,geçimlik gelirden yoksun aileler ve
insanlar dönerek toplum üzerinde büyük bir toplumsal baskı
oluşturmuştur.Toplumdan dışlanan sosyal kesimlerin yaşadıkları yerleşim
bölgeleri suça yönelen ,madde ticaretine karışan,madde kullanan kesimlerin
yaşadığı riskli alanlara dönüşmüştür.
Toplumsal dönüşüm sürecinde;sosyal dışlanma sorununu yaratan süreçlerin bilimsel
çevrelerce ele alınması ,araştırılması ve önleme ,koruma ve geliştirme
programlarının hazırlanması gerekmektedir.Göçü azaltıcı önlemelerin ekonomik ve
sosyal kalkınmayı sağlayıcı ulusal programlarla ele alınması gerekmetedir.
Sosyal değişmenin olumsuz yönde seyretmesi ve krize yol açması nedeniyle,
toplumsal gelişmeyi ve toplumsal bütünleşmeyi sağlayacak ulusal politikaların ve
stratejilerin geliştirilmesi yapısal bir gereksinimdir.
Türkiye’de üretimi arttıracak,ekonomik kalkınmayı sağlayacak potansiyel
vardır.Bu konudaki ulusal güç unsurlarının toplumsal kalkınma hedefi
doğrultusunda harekete geçirilmesi önemli bir ulusal önceliktir.Yeini
yönelişlerle geliştirilecek bakış açılarıyla Ulusal düzeyde araştırma
öncelikleri saptanmalı,kalıcı ve uygulanabilir ulusal kalkınma programları
geliştirilmelidir.Toplumun ekonomik kaynaklarının ve insan varlıklarının
kalkınma hedefi doğrultusunda etin kullanımı önceliklidir.Sosyal dışlanma yerine
toplumsal katılımı sağlayacak yapısal dinamiklerin yaratılması,ülke düzeyinde
üretim ve bölüşüm ilişkilerinin daha adil ve eşetlikçi bir düzeye çıkarılması
gereklidir.
EKONOMİK VE TOPLUMSAL KALKINMA DOĞRULTUSUNDA RİSK GRUPLARININ TOPLUMLA
BÜTÜNLEŞMESİ VE YAŞAM KALİTELERİNİN YÜKSELTİLMESİ
Öncelikler ve Gereksinimler
Toplumsal değişme sürecinde bozulan ve tüm yaşamı çelişkilere yönelten olumsuz
gelişmelere karşı ulusal düzeyde yapıcı ve geliştirici müdahalelerin yapılması
gereklidir.
Kriz sürecinde bozulan toplumsal ilişkilerin kalkınma hedefleri doğrultusunda
ulusal öncelikler doğrultusunda ele alınması söz konusudur.
Kriz sürecinden kurtulmayı sağlayacak, üretimi yeniden sağlayacak, üretime
katılımı sağlayacak yeni istihdam alanlarını yaratacak, tüm toplumun yaşam
standartlarını ve yaşam kalitesini yükseltecek programlar toplumsal dışlanmayı
giderecek ve yeniden sosyal entegresyonu sağlayacaktır.
Sosyal dışlanmanın yol açtığı çelişkiler,olumsuz yönelişler,ara mekanizmalar ve
suça yönelme,madde üretimi ,madde ticareti,madde kullanımı ve madde bağımlılığı
gibi sosyal problemler kalkınmaya ve gelişmeye dönük ulusal müdahalelerle
önlenebilir.
Ekonomik ve sosyal kalkınma programları; demokrasi ve insan haklarına
dayalı,eşitlikçi ve adil bir yaşamın tüm ülke vatandaşlarına sağlanması
yoluyla,toplumdan dışlanmış ve risk gruplarına dönüşmüş kesimler yeniden
toplumla bütünleştirilebilir.Ulusal coğrafyada;tüm yerleşim birimlerinde yaşam
kalitesininin yükseltilmesi için,çağdaş yönetim ilk ve işlevlerini temel alarak,
merkezden ve yerinden yönetim ilkelerine göre geliştirilecek bütüncül kalkınma
politikalarıyla yapısal riskler önlenebilir.
Ulusal kalkınmayı temel almayan,merkezi yapıları güçsüzleştirerek tüm
sorumlulukları ve işlevleri yerele bırakan yerel kalkınma stratejileri riskler
doğurur.Türkiye’nin toplumsal özellikleri,sadece yerele odaklanan stratejilerle
kalkınmanın olanaklı olmadığına ışık tutmaktadır.Günümüzde,yerel kalkıma odaklı
çabalar,gerçekci ve geçerli modeller olarak etkili sonuçlar üretecek nitelikleri
taşımamaktadırlar.Bu çabalar;kısa vadeli,siyasal yatırımlara olanak
sağlayan,yapısal riskleri attıran niyetler olarak değerlendirilebilir.
Tüm toplumun,risk gruplarını oluşturan toplumsal kesimlerin ve bu kesimler
içinde yaşayan ailelerin objektif yaşam göstergelerinin
yükseltilmesi;konut,iş,gelir,sosyal güvenlik,sağlık,eğitim hizmetlerinden
yararlandırılmasını kapsar.Tüm vatandaşların sosyal ve ekonomik haklarının
geliştirilmesi,bu haklardan yararlandırılması ve bu haklarının korunarak
geliştirilmesi temel ilke ve strateji olmalıdır.Bu amaç ve hedeflere yönelik
çalışmalar, ulusal düzeyde kalkınma seferberliğini gerektirir.
.Öncelikli kesimler ve özürlü olup özel durumu nedeniyle özel olarak korunması
gereken kesimler;göç eden aileler ve farklı nüfus kategorilerini oluşturan
insanlardır.Toplumla ve kentle bütünleşemeyen hedef kitlelerin arasında
çocuklar,gençler ve kadınlar yer almaktadır.Toplumdan dışlanmış konumda olan bu
kesimlerin işgücü olarak yetiştirilmeleri,istihdama katılmaları,gelir sahibi
olmaları,gerekli sosyal sigorta,sosyal yardım ve sosyal hizmet olanaklarına
kavuşturulmaları öncelik kazanmaktadır.
Farklı sosyal ve ekonomik konumlardaki toplumsal kesimlerin, tabakaların,ara
kesimlerin ve risk gruplarının belirlenmesi için yapısal araştırmaların
desteklenmesi,üniversite ve hizmet çevreleri arasında etkin bir işbirliğinin
sağlanması zorunludur.
Toplumsal kalkınma çalışmalarının bütünlüğünde;risk gruplarının yeniden toplumla
bütünleşmesini sağlayacak ulusal politika ve stratejilerin saptanması ve uygun
hizmet modellerinin geliştirilmesi,sosyal dışlanma içindeki kesimlere yönelik
sosyal bütünleştirme programlarının uygulanması,merkezden yönetim ve yerinden
yönetim ilkeleri temelinde, öncelikle ele alınmalıdır.
Oluşturulacak “Sosyo-Kent”ortamları içinde; bilimsel temelde üniversite-kamu
işbirliği kurularak, yeni hizmet modelleri denenebilir.
Risk gruplarına yönelik,;önleyici,koruyucu,geliştirici,eğitici ve
bilinçlendirici çalışmalar yanında,risk gruplarını iyileştirecek, toplumsal
yaşama katacak programalar bu ortamlarda sistemci,bütüncü,disiplinler arası
yaklaşımla,çok sektörlü çoklu etkileşimlere açık düzenlemelerle sağlanabilir.
Yaklaşımlar ve Yapılanlar
Göç eden nüfusun sayısı, mekansal dağılımı kentsel alanlardaki yığılımları
üzerine nicel ve nitel veriler üretilmesinde gerekli istatistik ve araştırma
çalışmaları yapılamamıştır.
Yasal,politik ve ekonomik alanlarda etkin ve yaygın çalışmaların
yapılamaması,planlananların uygulamaya konulamaması sorunların artmasına neden
olmuştur.
Ulusal düzeyde ekonomik ve sosyal krizle mücadele programları 2002-2006
yıllarını kapsayacak nitelikte uygulamaya konulmuştur.Türkiye Hükümeti ile İMF
arasında Ekonomiyi Güçlendirme Porgramı uygulamaya konulmuştur.
Dünya Bankası ile Sosyal Riski Azaltma Programı hazırlanmıştır.SPRAP projesi,
kalıcı bir system üretmek yerine,geçici çözüm üretmeye yönelik bir anlayışla ele
alındığı için,sorunu temelden çözecek arayışları engelleyici olmuş, riskleri
doğuran yapılardan çok,risklerin sonuçları ile uğraşmış ve dar kapsamlı
uygulamalar olarak öne çıkmıştır.
TBMM tarafından Sokak Çocukları Araştırma Komisyonu kurularak sorunun yapısal
dinamikleri incelenmiş ve alınması gereken önlemler belirlenmiştir.
Sosyal Güvenlik Reformu kapsamında sosyal güvenlik,sosyal hizmet ve sosyal
yardım ile sağlık sigortası alanlarında; yasal, idari ve yapısal koşullarını
yeniden düzenlenme çalışmaları başlatılmıştır.Sosyal devlet anlayışını ortadan
kaldıran,sosyal ve ekonomik hakları sağlamayı dışlayan,toplumsal koruma
yaklaşımı geregince koruyucu uygulamaları üstlenmeyen,sosyal alanı piyasa
koşullarına devreden yaklaşımlar ön çıkarılmıştır.
Konut yapma politikalarında geliştirilen düzenlemelerle ve uzun vadeli kredi
sistemi üzerinden geliştirilen model ile yoksul kesimlere ev sahibi olma
olanakları geliştirilmeye çalışılmaktadır.
Zorunlu temel eğitim kapsamında çocukların ağitim ortamından ayrılmalarını
engelyeyecek yaptırımlar yasal olarak belirlenmiştir. Kız ve erkek çocukların
eğitime başlamaları için projeler geliştirilmiştir. Yetişkinler eğitimi
kapsamında yetiştin erkek ve kadınların okuma yazma oranlarını arttırıcı ulusal
eğitim programları uygulamaya konulmuştur.
Sosyal Hizmetler alanında;yaşanılan güncel soarunlar karşısında,yeni yasa
hazırlıkları;var olan yapıyı küçülten,güçsüzleştiren,hizmetleri belediyelere ve
il özel idarelerine devreden,toplumda yaşanılan soruanlara etkil çözümler
üretecek örgütlenmelere gitmeyen ve hizmet odaklı yaklaşım terkeden bir anlayış
öne çıkarlmıştır.Aile,kadın,genç,risk grupları odaklı hizmetler
unutulmuştur.Sokak çocuklarının yeniden topluma kazandırılması için gerekli
sosyal hizmet programları başlatılamamıştır.Suça yönelen çocuklar için gözetim
hizmetlerinin geliştirilmesinde sosyal hizmet kurumu kendini
yapılandıramamıştır.
Kanunla çatışma içinde olan çoçukların topluma kazandırılması için adalet
sistemi içinde Çocukları Koruma Kanunu düzenlenmiş ve Tam Denetimli Gözetim
Sistemi getirilerek suçlu çocukların toplum içinde gözetim programlarından
yararlandırılması kararlaştırılmıştır.Yasanın uygulanması için etkili bir
uygulamaya geçilememiştir.
Uçucu madde bağımlısı çocukların tedavi edilmeleri,korunmaları ve yeniden
topluma kazandırılmaları için AMATEM gibi bazı tedavi merkezleri açılmış
fakat,etkilik ve işlevsellik kazanamamış, sosyal hizmet programları
güçlendirilememiştir.
Ulusal düzeyde madde kullanımı ile mücadele edecek örgütlenmenin oluşturlmasına
karşılık,ulusal politika ve stratejilerin geliştirilmesinde ve ulusal eylem
planlarının hazırlanıp uygulanmasında dinamik ve eyleme dönük çalışmalar
sergilenememektedir. >
> >
> > >
>DEVAM EDİNİZ
