|
|
|
 |
Popüler Kültür ve Gerçekliğin Simülasyonu
Adnan ÇELİK
|
“Poliüretan kültürün popüler saltanatı
anlamadan yaşadığımız hayat
duyarlıklarımız:öğle tatilleri yenen sandviç
aralarında her şeyden biraz
Videoya alınmış şanlı hülyalarımız
akşam yemeklerinin melamin çağı
hiçbir neon ışıtamazken
tüketim ahlakının ince barbarlığını
ey sevda sahafları!
Heyelanlar içindeki kalplerinizi tarihe gömün
Çünkü zamanlardır belirleyen aşkları”
Murathan Mungan
Enformasyon çağında yaşanan gelişmeler
sayesinde adeta bir" küresel köy" haline dönüştürülen yeryüzünde artık her şey
mümkün/mubah görünüyor. Post-modern başkaldırının modernitenin tekil, evrensel
ve aynılaştırıcı dayatmalarına karşı geliştirdiği saldırı ve kültürel
farklılıklara yaptığı aşırı vurgunun yeryüzündeki farklılıkları keskinleştirdiği
yönündeki gerçekliğe rağmen; küreselleşme olgusunun arka planında yatan tekelci
kapitalizmin sınır tanımayan arsızlığı ve Batı merkezli Modern/Post-modern
kültürün "herkese aynı renk elbiseyi giydirerek renklerin, herkesin diline aynı
şeyleri takıştırarak seslerin ve herkese aynı şeyleri yaşatarak duyguların
ölümüne"(Dağlı,2004:41-46) neden olmasındaki gerçeklik bir tür toz pembe
küreselleşme söylemleriyle maniple ediliyor.
Sermayeye kan taşıyan yukarıdan bir küreselleşmenin yaşandığı günümüzde
çarpıtılmış bir söylem alanıyla karşı karşıyayız. Gittikçe aşınan ve dünya
iktidar mekanizmalarındaki etkinlik alanı azalan ulus-devletin yerini artık
“küresel köy” şiarını yücelterek kendi Pazar alanını genişleten tekelci küresel
şirketler alıyor. Küresel kurumlar devletleri temsil ettikleri ölçüde, aslında
devletleri kendi denetimleri altına almış olan bu küresel tekelci şirketleri
temsil ediyorlar. Aslında IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü(DTÖ) gibi
uluslar arası ekonomik kurumların kendi meşru dayanaklarını sadece ulus
devletlerden aldıklarını düşünmek tekelci küresel şirketlerin güçlerini hafife
almak olur. Çünkü gerçekte bu uluslararası kurumların iktidarını güçlendiren ve
meşruiyetlerini sağlayan bu tekelci şirketlerdir. Küreselleşmenin
savunucularından Thomas Freidman'a göre küreselleşme (ki bu kesinlikle yukarıdan
bir küreselleşme savunuculuğudur.) sadece bir eğilim, sadece bir olgu, sadece
gelip geçici bir ekonomik moda değildir. Soğuk savaş sisteminin yerine geçen
uluslararası bir sistemdir. Küreselleşmenin arkasındaki itici güç serbest piyasa
kapitalizminin sınır tanımayan büyüme arzusudur. Yani bir anlamda küreselleşme,
serbest piyasa kapitalizminin hemen her ülkeye yayılması anlamına gelir.
“Popüler kültür gündelik yaşamın kültürüdür. Dar anlamıyla, emeğin gündelik
olarak yeniden üretilmesinin bir girdisi olarak eğlenceyi içerir. Geniş
anlamıyla belirli bir yaşam tarzının İDEOLOJİ olarak yeniden üretilmesinin
önkoşullarını sağlar.” (V.Batmaz).
Eğer günümüz küresel iktidar hiyerarşisinin başında ABD, ulus-aşırı şirketler ve
diğer Batı ülkeleri bulunuyorsa, popüler mitolojiyi kendi isteği ve çıkarı
doğrultusunda belirleyecek olanlar da yine onlar olacaktır. Hollywood kültür
endüstrisi sayesinde sinemayı kendi tekelinde bulunduran ve sinema kültürünü
evrenselleştiren; televizyon kanalları sayesinde ''serbest zamanlarımızı"
eğlence programları ve pembe dizilerle dolduran; gazete, kitap, dergi vb. basılı
materyallerle yazılı söylem alanını kendi iktidarına içkin olan oryantalist-(bir
tür “tekno-oryantalizm”dir bu. Gerçeklik algısı karşımızdaki karenin fotografik
indirgemesinin sınırlarına hapsedilerek sunulur)- bakış açısıyla oluşturan bu
popüler kültür mitolojisinin son yıllarda Türkiye'yi de her geçen gün
dejenerasyona uğrattığını görebiliriz.90'lı yıllarla birlikte televizyonu en
geniş izleyici kitlesine ulaştırmak isteyen sistem iktidarının kendi
“biyo-politik üretimi” mekanizmasıyla televizyon izleyicilerine talk Show, yaşam
kesitlerinin, yaşantıların hiç saklısız teşhiri olan, çoğunlukla aşırılıklar
içeren ve bir çeşit röntgenciliği ve teşhirciliği tatmine yarayan anlık
tüketilebilir ürünler sunarak, kitlelerin beğenilerini sömürmeye ve şımartmaya
yöneldiğini görüyoruz (Bourdieu,1997:54).Bunun en somut örneğini son kaç yıldır
bütün özel televizyon kanallarını dolduran;ABD ve diğer Batı ülkeleri patentli
eğlence programlarındaki artışta görebiliriz. Bir "kitle toplumu" olan bu
ülkelerde daha önceki yıllarda yayımlanmış ve
Baudrıllard'ın deyişiyle: "bütün gönderen sistemlerin, bütün ayakta duramayan
anlamların, olmayan tarihin ve artık varolmayan temsil etme sistemlerinin kara
kutusu kitlelerin oldukça ilgisini çekmiş bu tür programların en çarpıcı
özelliği; yaratılan sanal ortamlarda oluş(turul)an olayların kitlenin gözünde
"gerçek"miş gibi algılanmasını sağlayacak söylem alanını oluşturan ikna
araçlarını ellerinde bulundurmalarıdır. İzlediği her kareyi, her etkinliği
"gerçek" sanan izleyicinin durumunu açıklayacak en iyi kavramsallaştırma belki
de Baudrıllard'ın "gerçekliğin simülasyonu" dediği şeydir. Kapitalist toplum
kendi gündelik uğraşları içerisinde, mit ve fantezi, kurgusal zenginlik,
egzotizm ve abartma, retorik, sanal gerçeklik ve salt görüntüye giderek daha
fazla bağımlı hale geldikçe, gerçekliğin kendisi bu kez gerçekçi olmayanı
kucaklamaya başlamış (Eagleton,2004:68) ve her gösteren bizi sanal bir gönderene
götürerek gerçekliğin simülasyonu alanında birbiri üzerinden kayan, birbirini
sonsuzca erteleyen bir anlam arayışının muğlak alanında bizi bir tür
ulaşılamazlık trajedisiyle baş başa bırakmıştır. Çünkü artık ”biz, bedenlerin ve
zihinlerin sinyaller ve görüntüler aracılığıyla ışıdığı bir ışıma kültürü içinde
yaşıyoruz” (Baudrıllard,2001:21).Bir göstergeler dünyasının kaotik yanılsamasını
yaşıyoruz gibi. Gerçekliğin sanal alanında üzerimize yağan "Tanrılar,
iyiliksever melekler, kurtarıcılar" gündelik hayatımızın tüketilebilir nesnesi
haline geliyorlar. .'
Bir tür “reyting anonim şirketleri”ne dönüşen bu tür programlardaki ciddi
artışın en temel nedenlerinden birisi de pazarın yarattığı reyting pastasından
pay kapabilmektir. izlenme-oranı pazarın, verili nesnel ekonomik koşulların,
yani tümüyle tecimsel ve dışarıdaki bir yasallığın(iktidarın) koyduğu
yaptırımdır, ve bu pazarlama aracının taleplerine boyun eğiş de, siyasal alanda
kamuoyu yoklamalarıyla yönlendirilen kitlesel demagoji neyse onun kültür
alanındaki birebir eşdeğeridir. (Bourdieu,1997:72).
Popüler kültür mitolojisinin belirli söylem kodlarıyla koşullanmış; post-modern
kültürün yarattığı yabancılaşma duygusunun en üst noktası olan parçalanmış bir
kimlik durumunda hayata oynayan; sadece kendi öz benliğini unutarak kendisi
olacağını zanneden bireylerin oynadığı bu tür eğlence programlarının karşısına
kurulan izleyici, bütün gün dışarıdaki hayatta yaşadığı "gerçek" dünyayı bir
yana bırakıp kendi bilinçaltında bulunan bütün saplantı, arzu ve
yaşanmamışlıkların rahatça ortaya çıkarıldığı bu "özgür!" ve "gerçek!" ortamın
tadını çıkarmaktadır. Yani post-modern küresel toplumda gerçeğe ulaşma imkânları
cılızlaşan ve denetim altında sıkışan beden diğer yandan bir tüketim mitolojisi
içinde yüceltilir. Ruhun yerini bedenin aldığı ve metalaştığı erdemin dışlandığı
yeni toplumda reklamlar, eğlence programları, vb. alanlar bireyleri bir yatırım
nesnesine, bir arzu nesnesine, bir tüketim nesnesine dönüştürmektedirler
(Çabuklu,2004:41).
Karşısında "nesne"leştirilmiş bir konumda olduğunun farkında olmadan
"gerçek"liği oynadığını zanneden oyuncular ve kendisini "özne" olarak kurgulayan
ama karşısına kurulduğu kara kutunun o parlak yüzeyinden yansıyan ve her anı
heyecan, gerilim, çatışma, şiddet ve bilinçaltı dışavurum ritüelleriyle geçen
görüntülerin ''tamamen gerçek" ve "kendiliğinden" meydana geldiğini düşündüğü
için "nesne''leştiğini göremeyen izleyici. Her ikisi de kendini "özne" olarak
kurgulamış ama iktidarın görünmeyen eliyle "koşulların nesnesi" haline
dönüştürülerek eritilmiştir. Adorno'nun deyişiyle: "bir makinenin parçalarından
başka bir şey olmayan bu insanlar, hala özne olarak davranma kapasitesine sahip
kişilermiş gibi sunulmaktadır bize. Sanki hala onların eylemine bağlı olan bir
şey varmış gibi” (Adorno,2002:13).
Sonuç
Popüler kültürün "Tanrı"sı ya da “Şeytan”ı olmanın fark etmediği çünkü her
ikisinin de şöhret anlamına geldiğinin bilincinde olma halinin verdiği
rahatlıkla istendiği an iyi, istendiği an ise kötüyü oynayabilmenin "dayanılmaz
hafifliği". Çünkü Erich Fromm'un dediği gibi: eğer yaşamın anlamı kuşkulu hale
gelmişse, insanın başkalarıyla ve kendisiyle olan ilişkisi güvenlik
yaratmıyorsa, kişinin kuşkularını susturmanın araçlarından biri de şöhrete
kavuşmaktır .
Günümüzün bu post-modern küresel imparatorluk çağında insanca yaşayabilmek ve
kendi “özne” tavrıyla hayata tutunabilmenin olmazsa olmazı: medyanın
klişeleştirilmiş şartlandırmalarına, kalıplaşmış iktidar mekanizmalarına karşı
sivil itaatsizlik kuralları içerisinde başkaldırmaktır. Bilgi iktidarın meşru
aracı olduğu sürece iktidar kendi meşruluğunu sağlamak için her zaman
entelektüellere muhtaçtır, onların doğrulamasına muhtaçtır. İdeolojik Devlet
Aygıtlarının en başında gelen medyanın da meşruluğunu sağlamak için doğrulanmaya
yani entelektüellere ihtiyacı olduğunun bilincine varırsak bir şeyleri
düzeltmenin fırsatlarını yakalayabiliriz belki.
Bütün bu olanlar karşısında kendi sessizliğine gömülmüş ve bir "çokluk"
etrafında birleşebileceğimiz gerçeğini göremeyen duyarlı (!) entelektüellerimiz
bütün bu olanları reddederek, gömemezlikten gelerek ve aşağılayarak" kitle"
deyip geçmekteler.
Sonuç olarak, eğer bir "çokluk" etrafında yeni bir alternatif hareket oluşturmak
istiyorsak; "kültür kuramı"nın göz ardı ettiği ve sistemin günümüzde kendi
iktidarı lehine dönüştürdüğü bu popüler kültür alanını düzenleyecek girişimlerde
bulunmanın vakti gelmedi mi?
KAYNAKÇA
- Adorno,Theodor W. (2002),Minima Moralia,(çev:Orhan Koçak-Ahmet
Doğukan),İstanbul:Metis Yayınları.
- Baudrıllard, Jean (2003),Sessiz Yığınların Gölgesinde Toplumsalın Sonu,(çev:
Oğuz Adanır),Ankara: Doğu-Batı Yayınları.
- Bourdieu, Pierre (1997),Televizyon Üzerine,(çev: Turhan Ilgaz),İstanbul: YKY.
- Çabuklu, Yaşar (2004),Postmodern Toplumda Kriz ve Siyaset, İstanbul: Kanat
Yayınları.
- Dağlı, Nihat (2004),”Uzaklardan Kopup Gelen Çılgın Dalga, Obur
küreselleşme”,Karizma, s:20.
- Eagleton, Terry (2004),Kuramdan Sonra,(çev: Uygar Abacı),İstanbul: Literatür
Yayınları.
|
|