Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 Özgür ve Güçsüz Bireyin Sınavı
Can Küçükali /Sitemiz yazarı
cankucukali@gmail.com

   Özgür olmalısın. Bağımsız ve tekil. Bu şu anki savaşım paradigmamız oldu. Toplumun temelini sarsan, hiçbir zaman birey olarak kabul görmemiş insanın haykırışı. Biraz da geçmişe dönük bir kin ve hırsın sonucu. Ama temelde sistematize edilmiş bir biçimde 18. yüzyıldan beri toplumsal yaşamda var. Felsefi bir tartışma olarak geçmişi çok daha geriye gidiyor toplum ve birey ilişkisinin dinamikleri tartışması




Kapitalist sistem içerisinde birey olarak küçülme ve yalnızlaşma süreci, kendisini apolitizasyon ile birlikte gösterdi. Büyük anlatılara olan inancımız yerle bir olduktan sonra çözümleri kendi iç dünyamızda aramaya başladık. Entegre olmak yerine ayrık olmak, kolektivizm yerine bireycilik şu an hakim bakış açısı gibi görünüyor. Bu büyük anlatılar ne zaman ve ne ölçüde yok olmuş, bu yok oluşu değiştiren temel bir iktisadi devrim mi yaşamışız ki çelişkilerimiz ortadan kalkmış. Bunları bilmiyoruz. Bildiklerimiz bize anlatılanlarla sınırlı. Şu an tek bildiğimiz yola tek ve güçlü bireyler olarak devam etmemiz gerektiğidir. Büyük anlatıları hatta genel olarak anlatıları reddetmemiz gerektiğini anlatılarla öğreniyoruz.

Yine de bu durum bizi mutlu etmiyor. Huzurlu da değiliz. Sokaklarda yürürken güvende olmamak, doğal olmayan bir yoldan hem de senin türünden olan bir canlının direkt kendisi ya da kötü eseri sonucu hayata bir anda veda etme ihtimalinin kaygısı içimizde yerleşiktir. Daha da içine kapanma, siyaseti reddetme, kolektif eylemi reddetme ise çözüm önerileri olarak karşımıza çıkıyor.Yanılgı ise tek yaşadığını sanmak, özgür karar verdiğini sanmak, sınırlı özgürlüğünün devam edeceğini sanmak. En kötüsü de kimsenin siyasi olmadığını ve herkesin tekil olarak hareket ettiğini sanmak.

Böyle büyük bir yanılgı, büyük bir trajediye yol açabilir elbette. Durum, hiç de sandığımız gibi değildir. Herkes tek değildir. Tekillik sadece kitlenin kitle bilincine varmasının, grup gücünün, örgütlü hareketin, hepsinin ötesinde grup içinde bireyin kendi potansiyeli anlamasının önündeki ideolojik kalkandır çoğu zaman. Siz tekil ve soyutlanmış yaşantınızı yaşarken, birileri sizin çekildiğiniz alanları doldurur. Hayatın bu alanları, artık belki de hiç olmadığı kadar siyasidir ve siyaseti bürokrasi ve takım elbiseli bürokratlar olarak algılamak büyük bir hatadır. Bu hatanın bedeli, birbirinin farkında olmayan bireyler açısından, en basit bireysel haklarının elinden alınmasıyla sonuçlanır. Oldukça asimetrik bu haklar ve ödevler dengesinde, tartının bir tarafı yönetenler lehine ağır basmaktadır.

Halbuki söylentiye göre özgür birey katılımcı, etken bir birey olacak, kendi gündemini kendi yaratacaktı. Ama birey özgürleştikçe edilgenleşti, yalnızlaştırıldı ve daha kolay yönetilir oldu. Özgürlüğün bağımsızlık getirmesi gerekirken esaret getirmesi ne kadar da hazindir. Acaba denklemde yanlış olan nedir. Modern zamanlardaki özgürlük tanımının ve pratiğinin insanın toplumsal yönünü kasıtlı bir şekilde hiçe sayan bayağılaştırılmış içeriği olabilir mi. Bu tür bir özgürlük ve bireycilik, sadece biz zavallı vergisini ödeyen, önüne bakarak işine gidip gelen ve en büyük eğlencesi arkadaşlarıyla bir gün beraber olmak olan sıradan vatandaşlar için geliştirilmiş oldukça kullanışlı bir politik ideolojik paket olabilir mi. Her seferinde türlü süslerle donatılarak karşımıza çıkarılan ve açıldığında içi boş çıkan bir paket.

Kişinin hatırlaması gereken, tekil yaşantısını yaşarken birilerinin onun adına ve onun yaşam alanını/haklarını daraltacak şekilde örgütleniyor olduğudur. Bunu basitçe şöyle örneklendirebiliriz: evimizin duvarları içinde çok güvende hissederiz kendimizi. Bizim kişisel algımıza göre duvar çok güçlü bir bariyerdir. Yıkılmaz. Ama bir iş makinesi için evimizi yıkmak saniyelik iştir. Biz evimizin yıkılmamasını istiyorsak, mücadelemizi, meşru taleplerimizi dışarı taşımalıyız. Makineyi dışarıda durdurmalıyız. Makinenin hangi amaçlar için kullanılacağı konusunda söylecek sözlerimiz olmalı. Bireyi, bireyciliği ve özgürlüğü kapitalist sistemin araçlarıyla değil, kendi ihtiyaçlarımız doğrultusunda toplumsal olarak yeniden tanımlamalı, çıkarlarımızın ortaklaştığı diğerlerini bulup, kolektif hareket geliştirmeliyiz. Sanırım bundan sonraki dönemde bireyin yaşam kalitesini yükseltmesi de, kolektiviteyi yeniden tanımlama ve kullanma başarısına bağlı olacaktır.

Haziran 2007
http://www.toplumvesiyaset.com

   ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.



Bize Ulaşın