Çocuk çocuktur; kendi kimliğini
bulana kadar…
Masumane duygular ile oynadığımız oyunlarımızın arasına büyüklerin girmesi
ile kızlar bizim için öcü olmaya başladılar…
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna
bağlı çocuk yuvalarında kızlar ve erkekler birlikte kalırlar. Çocukların
yaşları on iki olduktan sonra yetiştirme yurduna gönderildiklerinde
birbirlerinden ayrılırlar. Bu ayrımın neden yapıldığını anlamış değilim.
Kurumlar için aile sözcüğünü sıkça telafi ederiz ancak aile bireylerinin bir
arada kalmalarını istemeyiz. Aynı kentlerde bulunan kız ve erkek yetiştirme
yurtları arasındaki mesafeler bile çok uzaktır. Şayet bu ayrım yapılacak ise
kız ve erkek yetiştirme yurtları aynı kampüs içinde olabilir. O zaman,
kızlar ve erkekler hayata hazırlandıklarını iddia ettiğimiz yurtlarda
birbirinden uzak ve ayrı yetişmezler. Neyse bu derin konuya bir başka zaman
eğilmek üzere ben oyunlarıma döneyim.
Yaşça daha küçük
olduğumuz ve çocuk yuvasında kaldığımız zamanlarda kızlarla birlikte oyunlar
oynardık. Yaşımızın müsait olmasından kaynaklı oyunları cinsiyetleştirmez ve
rakiplerimizi her zaman hemcinslerimizden seçmezdik. Ne zaman ki kızlar ile
farklı kurumlarda kalmaya başladık o vakit oyunlarımızı kız ve erkek
oyunları diye kategorize ettik.
Kızlarla ip atlardık. Onlar kendi aralarında bireysel olarak ip atlarken
erkeklerin katılımı ile daha büyük bir ip bulunur ve iki kişi tarafından
sallanan ip arasında çocuklar keklik gibi sekerdi.
Kimin eli kimin üstünde oyununda bir oyuncu
yere yüz üstü uzanır ve diğerlerimiz ellerimizi onun sırtına koyarak ebenin
en üstteki eli tahmin etmesini isterdik. Ebe tahminde yanılırsa diğer
oyuncular ebeyi cimcikleyerek ya da gıdıklayarak cezalandırırdı.
El kızartmaca oyununda ellerimiz
pancara döner, gözlerimizden yaşlar gelir ama ağzımız kahkahalarla dolardı.
Bu oyun için ezeli rakibim Fadik ile sürekli rövanşlar yapardık.
Aile kurma ya da aile yanında olma
özlemimizi evcilik oyunu oynayarak giderirdik. Kız ve erkek çocuklarının bir
arada kaldığı çocuk yuvalarında oynan bir oyundu. Evcilik oyununda, Selma
anne, ben baba olurdum. Yuvanın parkındaki dönme dolap evimiz olurdu. Sağdan
soldan topladığımız çanak çömlek ile mobilyalarımızı kurar, hayalimizdeki
evi gönlümüzce dekore ederdik. Büyük bir ciddiyetle ebeveyn rollerimizi
yerine getirirken göz göze gelişlerimizde kıkırdaşırdık.
“Kutu kutu pense/Elmamı yense/Arkadaşım
Demet /Arkasını dönse” adı söylenen oyuncu arkasını döner. Sırayla herkes
arkasını döndükten sonra aynı tekerlemeyle önlerine dönerlerdi.
Aç kapıyı bezirgân başı/Kapı hakkı ne
verirsin, ne verirsin/Arkamdaki yadigâr olsun, yadigâr olsun Oyun sonunda
bezirgânlar : "Bir sıçan, iki sıçan, üç sıçan" sonuncuya kapan diye
bağrışılırdı.
Ayam ayam kumpanya/bir şişe
şampanya/şampanyamı içtim/davul gibi şiştim. Bu oyun için uydurulan
tekerlemedir. Duvara doğru yüzü dönük olan ebe tekerlemeyi söyledikçe
arkasında duran oyuncular ebeye doğru fark edilmen yaklaşırdı. Oyuncular
ebeye hareket halinde yakalanmadan onun arkasına kadar gelirler ve son
harekette de fark edilmedilerse ebenin sırtı yumruklanırdı. Yumruk
darbelerine dayanamayan ebe yere yığılırdı.
Değişmez beş taş oyuncuları: Arzu, Seher,
Veysel ve ben. Yuvanın bahçesinden oyun için uygun yuvarlak taşları seçme
işi Seher’e aittir. Özellikle yağmurlu ve kış günlerinde kurumun bahçesine
çıkışımız hava muhalefeti nedeniyle engellendiğinden beş taş oyuncuları
salonun bir köşesine bağdaş kurup otururduk. Yemek saatleri dışında durmadan
beş taş oynardık.
Kip, çizgi, sek sek oyunları için düzgün beton zemin kömür parçası ile
çizgilere ayrılırdı. Küçük, düz bir taş parçası ile tek ayak üzerinde
sekerek bu çizgilere dokunmadan bölmeler arasında dolaşılırdı.
Altışarlı ya da sekizerli gruplar oluşturup
tombik adlı oyunu oynardık. On kadar düzgün kiremit parçası ve küçük bir top
bize yeterdi. Lastik topumuz yok ise hemen çoraptan top yapardık. İsabet
ettirilen top ile kiremit parçaları yıkılır ve rakip oyunculara yakalanmadan
yıkılan kiremitler tekrar eski şekline getirilmeye çalışılırdı. Tombik
oyununda kızların erkeklerden daha iddialı ve başarılı olduklarını ifade
etmeliyim.
Belde çember çevirme ekseriya kızlar
tarafından oynansa da ergenlik dönemimizde kızlara yakın olmak ve onlara
şirin gözükmek için biz erkeklerde her ne kadar kızlar kadar kıvrak olmasak
da belimizde çember çevirirdik.
Kendi kurallarımızı kendimizin koyduğu çocukluk dünyamızda kızlarla
oynadığımız oyunlar bize daha sakin, kibar, paylaşımcı, karşı cinsi
benimseyici değerler katmıştır. Ne zaman ki kızlar ve erkekler farklı
yerlerde farklı oyunlar oynamaya başladık o zaman birbirimizden uzaklaştık
ve yabancılaştık.