Bize Has Oyunlardan bazılarını kaparak,
bazılarını da kaçarak oynardık… Vücudumuzdaki durağan enerji kap/kaç
oyunları ile kinetik enerjiye dönüşür ve efor sarf eden beden yorulurdu. Bu
yüzden günün geri kalanında deliksiz bir uyku çekmenin bir bedeliydi bu
oyunlar.
Dilimizde “köşeyi dönmek” diye bir
deyimimiz vardır. O yaşımıza kadar köşeyi döndüğümüz olmadı zira kurumda
olmak köşeyi dönememiş olmanın adıydı biraz. Köşeyi dönmeyi düşünmeden köşe
kapmak için bir hayli ter dökerdik. Grup odasının salonunda köşeler tutulur
ve seri şekilde yer değiştirmeler ile tutulan köşeler kaptırılmamaya
çalışılırdı. Köşe kapmaca oyununda ebe olanın vay haline! Ortada fare gibi
oynatılıp dururdu. Ortalık toz bulutu kesilene ya da kan ter içinde kalınana
kadar köşe kapmaca devam ederdi.
Akşam olmak üzere iken şayet bahçedeysek günün son ışıkları ile uzayıp
boyumuzu geçen gölgeleri kovalardık. Gölge kovalamaca da gölgelerimiz kaçar
biz kovalardık. Kim kimi kovalardı belli değil. Bir grup çocuk kendi
gölgesinin peşinde.
Kurumda kalan bütün çocukların katılımı ile oynanan mendil kapmaca
duyarlı ve ilgili bir personel tarafından oynatılırdı. Bütün yuva ve
yurtların ön ya da arka bahçeleri bu oyun için uygun alana sahiptir.
Çocuklar iki eşit gruba ayrılarak karşılıklı belli mesafede sıralanır ve
herkes karşısındaki rakiple mendil kapmaca yarışına girerdi. Aramızda tazı
gibi koşan arkadaşlarımız vardı, mendil kapmaca oyununda takım arkadaşlığı
yapmak istediğimiz bu arkadaşların rakibimiz olmasını istemezdik.
Mendili tutan elin işgüzarlığı olmazsa olmazdı. İki kişi uçarak mendili
kapmak üzere orta alana gelir, tam mendil alınacakken bir an da el havada
asılı kalırdı. Ya da rakip oyuncu ile kafa kafaya çarpışmalar olurdu.
Mendil kapmaca oyununa kimi zaman kurum çalışanlarından da katılan olur ve
oyunun heyecanı arttırılırdı. Böyle zamanlarda çalışanlar ve çocuklar
arasındaki yakınlaşmaların arttığını düşünüyorum. Oyun ve takım arkadaşlığı
güvenli bir ilişki kurulmasında etkili olan yollardan biridir.
Sandalye kapmaca oyununda dört ya da altı oyuncu olur. Müzik eşliğinde
sandalyeler etrafından dans edilirdi. Müzik sustuğunda oyuncu sayısından bir
eksik olan sandalyeyi kapmak gerekiyordu. En sona iki oyuncu bir sandalye
kaldığında uyanık olan oyuncu sandalyeye oturmak yerine sandalyeyi çeker ve
rakip oyuncu fal taşına dönen gözlerle kıç üstü yere düşerdi. Kahkahanın
dozu dağları aşardı.
Yağ satarım bal satarım/Ustam öldü, ben satarım/Ustamın kürkü
sarıdır/Satsam onbeş liradır/ Zambak zumbak dön arkada iyi bak… Seher’in de
oynadığı bu oyunda mendili hep onun arkasına bırakır, ondan hızlı koşmama
rağmen bilerek ona yakalanırdım. Beni yakaladığında mutlu olsun diye.
Kurum yaşamı içerisinde gruplar vardır. Her arkadaş grubu kendi arasında iyi
anlaşır. Bu gruplaşmalarda aynı yaş ve okullarda olmanın etkisi vardır.
Bizim arkadaş grubumuzda hemen hemen aynı yaşta çocuklardan oluşurdu. Böyle
olunca bazı oyunları kendi arkadaş grubunda oynamak hem zevkli hem de
güvenliydi. Körebe oyununda ebe olan kişiye olmadık munzurlukları
yaptığımızdan bu kişinin bize yakın ve nazımızın geçtiği biri olması da
doğal olarak kaçınılmazdır. Oyunda ebenin gözlerini mendil ile bağlayıp
etrafında çil yavrusu gibi dağılarak garip sesler çıkarırdık.
Oyun oynayan çocuk sağlıklı olur, bağımsız olur, başarılı olur, paylaşımcı
olur, girişken olur, sosyal olur… Bu nedenle çocukluk çağı geçmeden
çocukların oyun gereksinimleri karşılanmalıdır.
Özellikle kurum bakımında bulunan çocuklara yeterince oyun oynatılmalı
zira çocuklar, büyüdükten sonra arabesk şarkı nakaratlarında denildiği gibi
“ah bir çocuk olsaydım” gibi pişmanlıklar yaşamamalıdır.