Futbol ve top ile oynan oyunlar erkekler için bir
tutkudur. Kızlara bebek, erkeklere top ya da tabanca hediye etmek gelenek
haline gelmiş. Çocukluğunda kucağında futbol topu ile gezmeyen erkek yoktur.
Topla oynanan oyunlara geçmeden bir anımı anlatmak istiyorum.
Yuvaya gelen gönüllü dostlarımızdan biri artık ne düşündüyse bütün çocuklara
futbol topu almıştı. Futbol topu dediğim şu plastik olanlardandı. Yuvanın
bütün çocuklarına sıra ile toplar dağıtıldı. Rengârenk yuvarlaklar havalara
uçup betonda zıplamaya başladı. Belki altmışın üzerinde çocuk vardı.
Hepsinin de elinde değişik renklerde toplar ve hangi top kimin belli değil.
Topa şut çeken bir daha topun peşinden gitmiyor, karşı taraftan gelen başka
renk bir topa sahipleniyordu. Nasıl olsa herkesin bir topu vardı. Bu top
cümbüşü birkaç gün sonra azaldı. Toplar patlamaya, patlatılmaya başladı. İlk
zamanlar pek kıymeti olmayan topların sayısı azaldıkça kalan toplar daha
değerlendi. Bir hafta sonra üç beş top ortada sekti, sonra onlar da
kayboldu. Yuvanın dış bahçesi patlak top mezarlığına dönmüştü.
Futbol, çocuklar arasında hastalık derecesinde sevilirdi. Hafta sonları ve
okuldan geldikten sonra karanlık çökene kadar futbol oynanırdı. Takımlar
kurulur, dağılır, yeniden kurulurdu. Çocukluğumda nedense futbola karşı hiç
merakım olmadı. Arkadaşlarımın oynadığı takımlarda adam eksikliği olduğunda
sadece takım sayısını denk tutmak için birkaç kere futbol maçlarına dâhil
olmuşumdur. On yaşlarımdan itibaren o kadar çocuğun neden bir topun peşinde
deli gibi koştuklarını ve bundan nasıl zevk aldıklarını düşünürdüm. Herkes
de olan takım tutma merakı nedense bende hiç uyanmamıştır.
Arkadaşların zoru ile takıma alınıp kalede durmam söylenirdi. Futbolun
kendisinden hiç anlamayan ben kaleyi nasıl koruyacak. Gelen üç beş golü
yedikten sonra bütün takım arkadaşlarım bana kızar ve takımdan çıkarırlardı.
Onları kırmamak için girdiğim bu oyundan çıkarken sevinirdim.
Kız arkadaşlarımız arasında da futbola meraklılar vardı. Erkek Fatma,
Sümüklü Fadime gibi kızlar grubunun elebaşları birçok dalda olduğu gibi
futbol konusunda da erkeklerden geri durmazlardı.
Arkadaşlarımız arasında gerçekten çok güzel futbol oynayanlar vardı.
Yetiştirme yurdunda iken kimi arkadaşlarımız futbol kulüplerine gittiler ve
oralarda oynadılar. Futbolun hastalık derecesinde tutkunluğunun olduğu
ülkemizde birçok arkadaşımızda büyük kulüplerde oynama hayali kurar ve
kendilerine seçtikleri futbol idollerine benzemeye çalışırlardı. Bu
özentinin hala devam ediyor olması gerekiyor.
O zamanlar çikletlerden futbolcu resimlerinin olduğu kartlar çıkardı.
Arkadaşlar bu kartlardaki futbolcuları kendi akrabaları gibi tanırlardı.
Oysa ben sadece ütmece oynamak için kullanırdım kartları, üzerindeki
kişilerin kim olduğuna bakmazdım bile.
Futbola karşılık topla oynan diğer oyunları oynardım. Mesela Alman kale
dediğimiz bir oyun oynardık. Dokuz aylık adlı oyunda ebe oyuncu kaleye geçer
ve diğerleri topa bir kere dokunarak ona gol atmaya çalışırdı. Sayısı
dokuzdan düşmeye başlar, sıfırlandığında çocuk doğdu diye dalga geçerdik.
Oyunun kuralı topa bir kere dokunmak ve yere sektirmeden gol atmak. Top,
kaledeki oyuncu tarafından yakalanırsa bu sefer topu yakalatan kaleye
geçerdi. Bunun bir başka versiyonunu basketbol potasında oynardık. Bu kez
gol atmak yerine basket atarak sayıyı düşürürdük.
İki kişi ile oynadığımız tek vuruş adlı oyunda da yine topa bir kere vurarak
rakibin kalesine gol atmaya çalışırdık. Tek vuruşu, genelde samimi
arkadaşlar karşılıklı oynardı. Biz de yuvada Sümbül Yılmaz, yurtta Altun ile
oynardık. Altun ile oynadığımız hemen her oyun sonrası tartışma çıkar, benim
tahriklerime dayanamayan Altun beni kovalardı. Hemşerim ve yakın köylüm olan
Altun en yakın dostumdu ancak bazı durumlarda atışırdık. Masa tenisi
oynarken de Altun kardeşim sayı kaybettiğinde sinirlenmeye başlar hele de
oyunu kaybederse o zaman kızardı. Dalgacı olan ben de arkadaşımı kızdırmak
için hiçbir zaman geri durmazdım.
Futbolda topla doğru dürüst şut çekemezdim ancak top sektirmece oyununda
bizim futbol delilerinden geri durmazdım. Ayaklarımda ve dizimde topu
düşürmeyen uzun süre saydırırdım.
Kızlarla oynadığımız ortak top oyunları vardı. Bunlardan yakan top için
duyuru yapmak yeterliydi. “Yakan top oynamak isteyenler yuvanın önüne
gelsin” diye bir anons duyulurdu. Yakan top oynamak için bir sürü çocuk
sıraya geçerdi. Kız erkek karma oluşturulan iki takımla oynanırdı.
Gruplardan kura sonucu, ortada duracaklar ve onları top ile vurmaya
çalışacaklar belirlenirdi. Yakan top ile kızları vurmak hoşumuza giderdi.
Kızlardan iri yapılı olanlar da erkekler kadar hızlı ve acıtıcı şekilde
oynardı. Bazı günler yakan top oynamak için personelden de katılanlar
olurdu. O zaman oyunlar daha çekişmeli olur ve kalabalık bir grup tarafından
izlenirdi.
Bir diğer karma oyunumuz istop. Renk bulmak ve top ile vurulmamak için çil
yavrusu gibi dağılırdık. Top havaya fırlatılır ve oyunculardan birinin adı
söylenirdi. O kişi topu yakaladıktan sonra istop diye bağırır ve zor
bulunacak bir renk söylerdi.
Oyun oynamak ne güzelmiş meğer insan büyüdükten sonra anlıyor. Her şey
zamanında yaşanmalı. İnsan çocukken çocuk olmalı, acele etmeden tadına
vararak ve oyun oynayarak büyümelidir.