|
|
|
OYUNSA…
(BİZE HAS OYUNLAR 1)
SHU. İlyas Ali DAŞTAN
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
dastanilyas@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
Yuva ve yurt yaşamında tadına doyum olmayan oyunlar
mevcuttu. Kimi oyunları yoktan kendimiz ürettik, kimilerinin de yapılarıyla
oynayarak yeni şekiller verdik. Oyuncak ve uyaran eksikliği yaşadığımız o
dönemlerde oynanan bu oyunların verdiği keyfi hiçbir elektronik ya da
uzaktan kumandalı oyuncak vermemiştir.
Hareketli, neşeli, yorucu olan bu oyunlar sayesinde vücudumuzdaki
durağan enerji kinetik enerjiye dönüşürdü. Çoğu oyunlarımız acımasızca ve
kıran kırana oynanır, bu tarz oyunlarımızdan sadistçe zevk duyardık.
Oyunlarımızda canımızın yandığı kadar can acıtırdık.
Yaz tatillerinde öğle uykusu tutmadığında yataklarımızdan kalkar hemen iki
gruba ayrılarak uzuneşek oynardık. En meşhur oyunlarımız arasında ilk sırada
gelen uzuneşek oyununu hemen hemen bütün çocuklar –kızlar da kendi
aralarında- oynamıştır.
Ebe olan grup birbirlerinin bacaklarının arasına kafasını sokarak baş aşağı
şekilde bir insan zinciri oluşturarak dizilir. Sıra sıra dizilen sırtlara
atlamak için diğer grup sabırsızlık içinde beklemektedir. Çökertilmek için
iştahımızı kabartan bu sırtlara uzunca bir mesafeden koşarak gelir ve
zıplayarak lop diye bütün gücümüzle otururduk. Amaç eşeğin çökertilmesi
olduğundan hep aynı kişinin üzerine atlanarak o kişinin direnci kırılmaya
çalışılırdı. Çökmemek için gurur yapan Hakan’ın direnmeleri boşuna olur,
yükü ağır gelen eşek kendiliğinden çökerdi. Eşek çökmezde dayanırsa “bizim
köyün imamı, alttan verir samanı, üstten çıkar dumanı, çattı, pattı, kaç
attı” tekerlemesi sonucunda sorulan sayının tek mi çift mi olduğunu tahmin
etmeye çalışırdı. Tahmin doğru ise biraz önceki yüklenmenin intikamı
alınırdı. Altta canı çıkan Hakan boğuk sesi ile şöyle bağırırdı:
—Oğlum, ben de senin belini kıracağım!
Uzuneşekten sırtımızın tozu alınmadıysa deve güreşi oynardık. Bu oyun
ikişerli gruplar halinde oynanırdı. İki kişiden biri diğerinin omuzlarına
çıkarak eline ağır bir kırlent ya da yastık alırdı. Hazırlıklarını
tamamlayan diğer takımlarda savaşmak üzere er meydanına çıkar ve omuzlarda
duran kişi elinde tuttuğu yastıklar ile diğer takımın oyuncularını düşürmeye
çalışırdı. Burada işin püf noktası takımlar arasında kurulan
koordinasyondaydı. Omza alınan her zaman kilo bakımından zayıf olmalı ki
devenin ayaklarını oluşturan diğer takım oyuncusu rahat hareket edebilsin ve
ani gelen hamlelerden kendisini koruyabilsin. Sümbül Yılmaz yuvada en yakın
arkadaşımdı. Tombul, apalak bir çocuktu. Deve güreşi oyununda Sümbül
Yılmaz’ın omuzları üzerinde birçok deveyi tepetaklak etmişimdir. Sümbül
Yılmaz’ın beni omzundan indirip de omzuma çıkmak istemesine bozulurdum,
kilosundan dolayı uzun süreli omzumda taşıyamadığımdan bu sefer rakip
oyuncuları bırakıp kendi aramızda kavgaya tutuşurduk. Yılmaz’ın kulakları
çınlasın sırtında çok taşımıştır beni.
Yastık savaşlarında patlayıp dağılan yastıkların içinden fırlayan
kırpıntılar için ayrıca azar ve sopa yerdik. Ama ne kadarda sopa yesek
-huylu huyundan vazgeçmez- biz bildiğimizi okumaya devam ederdik.
Oyunlar içinde kendine özgü yeri ve duruşu olduğunu düşündüğüm birdirbir
oyunu ile arkadaşlarımıza ne kadar atletik ve elastik olduğumuzu göstermeye
çalışırdık.
Oyunları oynarken herhangi bir düzen ya da sıra olmazdı. Ekseriya oyunlar
konusunda bir moda akımı vardı. Kimi oyunlara rağbet artarken kimi oyunlar o
dönem için unutulurdu. Bazen bir oyun günlerce bıkmadan usanmadan istisnasız
bütün çocuklar tarafından oynanırdı. Oyunlara karşı olan bu dalgalanmalı
istek ve ilgiyi yaratan faktörün ne olduğunu bilemezdik.
Zıldır zımba 1,2,3 adlı oyunun telif haklarının bizim çocuklara ait olması
gerekir. Yuva arkadaşlarımız arasında zıldır zımba adlı oyun ile tekme atma
ve yeme gereksinimini gidermeyen kalmamıştır. Biraz şiddet varı bir tarzda
oynanan zıldır zımba için kare şeklinde, ebe olarak belirlenen kişinin
kaldığı bir alan tespit edilir. Bu alan işini yuvada tozdan ağırlaşmış ve
yeşil rengini bataklık rengine bırakmış halılar görürdü. Halı dışına sadece
tek ayak üzerinde sekerek çıkabilen ebe yüksek sesle zıldır zımba 1,2,3 diye
bağırarak kendisini taciz eden oyunculara dokunmaya çalışırdı. Şayet ebe,
havada olan ayağını yere basarsa güvenli bölge olan yeşil halıdan içeri
girene kadar diğer oyuncular tarafından tekmelenirdi. Diğer durumda ebe,
oyuncuları şaşırtarak bir tanesine dokunursa bu sefer kendisi dâhil herkes
yeni ebeyi tekmelerdi. Bu oyunu daha çok kendi grubumuzda ve samimi
olduğumuz arkadaşlarımızla oynardık. Yakın arkadaşlarımızın tekmeleri demek
ki fazla acıtıcı gelmiyordu.
Bu tekmelerden belimizde ya da popomuzda çürükler oluşurdu. Görünmeyen
yerlerdeki bu çürüklere aldırış eden kimdi ki, görünen yerlerdeki yara ve
berelerimiz de az buz değildi.
Bazı oyunlar içinde akşam olup karanlık çökmesini beklerdik. Çünkü bu
oyunların karanlıklarda keyfi daha çok çıkardı. Saklambaç, onun bir benzeri
olan ve grupça oynanan türü burcu var, yağlı kayış bu oyunlar arasında
sayılabilir. Burcu var oyununda iki grup kurulur, gruplardan biri ebe
olurken diğer grup saklanır. Karanlıkta ve mümkün olduğunca uzaklarda
saklanmak işin raconudur. Ebe olan grup saklananları bulmak üzere yuvanın
etrafında dolap beygiri gibi döner dururdu. Karşı gruptan bir kişi tespit
edilmişse yüksek sesle “burcu var” diye bağırılır ve diğer oyuncular
uyarılarak kale denilen bölgeye gelmeleri sağlanırdı.
Biz bu Sümbül Yılmaz ile kaçar uzaklara saklanırdık, bizi aramaktan yorulan
ve bulmaktan ümidi kesen arkadaşlar bize söverek oyunu sona erdirirdi.
Uzunca bir aradan sonra yatakhanede buluştuğumuzda hummalı bir tartışmaya
girer, işgüzarlığımızı bir tarafa bırakarak asıl haksız olanın onlar
olduğunu kavga dövüş anlatmaya çalışırdık.
Yağlı kayış için kullanılan kemerlerin en çok yakan ve vücudun herhangi bir
yerine vurulduğunda şaklayanı makbuldü. Kayış izlerinin vücuttan gitmesi de
epey zaman alırdı. Artık çocuklar oyunu ne kadar abartıyorlarsa allah ne
verdiyse deyip kolundaki olanca gücüyle kayışı sallardı. Havada sesler
çıkararak dönen o kayışın altında kalanın vay haline…
Biz erkeklerin şiddet ve aksiyon içeren oyunlarına karşın kızların da kibar
ve yumuşak huylu oyunları vardı…
|