|
|
|
 |
ÖTANAZİ VE YAŞAM HAKKI-2
Av. Arzu Besiri / Sitemiz Yazarı
İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Hukuku Yüksek Lisans Öğrencisi
arzubesiri@yahoo.com.tr |
|
“ Yaşamak, özgürlük ve
kişi güvenliği herkesin hakkıdır. “
İHEB Madde 3 |
II.
Ötanazi Türleri
A. Dar Anlamda Ötanazi – Geniş Anlamda Ötanazi – En Geniş Anlamda
Ötanazi
Dar anlamda ötanazi ölümün eşiğinde, ölmek üzere olduğu kabul edilen
kişi üzerinde ötanazi uygulamasını yansıtırken, geniş anlamda ötanazi
ölümünün hemen gerçekleşmeyeceği, haftalar ve belki yıllar sürebileceği
hasta üzerindeki ötanazi uygulamasıdır. Geniş anlamda ötanazi, kurtuluşu
imkansız ve şifasız bir hastalığa yakalanana ızdırabını dindirmek
amacıyla ölüme yol açacak bir biçimde icrai hareketle yapılan yardımdır.
Dar anlamda ötanaziyle geniş anlamdaki ötanazi arasındaki belirgin fark
zamana ilişkindir. Birinde ölmek üzere olan hasta söz konusuyken,
diğerinde ölüm zamanı belli olmayan hasta söz konusudur.
Her iki ötanazinin pratik sonuçlarına gelince ötanazinin dar anlamda
anlaşılması halinde ancak “ Ölmek üzere olan “ ve ızdırap çeken bir
hastaya ötanazi kabul edilirken, diğer bir deyişle her geçen gün ölüme
sürüklenen bir hasta öldürülemezken, geniş anlamda ötanazide, öldürme
fiili ölmek üzere olan veya ölüme sürüklenmekte olan kişinin ızdırabını
dindirmek için uygulanabilir.
En geniş anlamda ötanazi ise yaşama değeri olmadığı kabul edilen
hastaların öldürülmesi anlamına gelmektedir. Bu nev’ i ötanaziye örnek
olarak tedavisi imkansız akıl hastalığına yakalanan şahıslar ve bitkisel
hayata girenler gösterilebilir.
B. İradeye Bağlı ( Volonter ) – İrade Dışı ( Non Volonter ) Ötanazi
İradeye bağlı ötanazi, bilinci yerinde olan bir hastanın isteği
doğrultusunda yapılan ötanazidir. Hukuki sonuç doğabilmesi için
iradenin, temyiz kudretine sahip kişi tarafından, hata, hile ve tehdite
maruz kalarak iptal edilebilir vasıfta olmadan, özgürce açıkladığı
arzusu doğrultusunda olması gerekir. İradeye bağlı ötanazide doktor
etken konumdadır ve ölümle sonuçlanan eylemi kendi uygular. Ya da
doktorun yapması gereken müdahaleyi yapmayarak hastanın iradesi
doğrultusunda hastanın ölmesine yardım etmesidir. Ötanazinin
yasallaştırılmasını savunan grupların sundukları bildiriler çoğunlukla,
ölmek üzere olan, acı çeken ve bilinci açık hastaların ölüm
taleplerini içermektedir. Ayrıca iradeye bağlı veya irade dışı
ötanazinin olmazsa olmaz bir diğer şartı da aydınlatılmış onamdır.
Aydınlatılmış onam, tedaviye devam etmek veya tedaviyi kesmek için
hastayla ilgili tüm gerçek bilgilerin hastaya veya akrabalarına
sunulmasıdır.
İradeye bağlı ötanazi, kişinin kendi bedeni, yaşamı ve ölümü üzerinde
karar verme hakkının bir parçasıdır.
İradeye bağlı ötanazi en rahat kabul edilen ötanazi türlerindendir. Tıp
mensupları arasında yapılan ve geniş çaplı araştırmalardan biri olan
Shapiro araştırmasından çıkarılan sonuca göre doktorlar ağır hastalık ve
yaralanma hallerinde bilinci açık hasta tarafından yapılan ötanazi
taleplerinde kendilerini, bilincin kapalı olduğu nörolojik hastalara
oranla daha rahat hissetmektedirler.
İrade dışı ötanazi ise bilinç kaybı olan bir hastada yakınlarının
iradesi ile gerçekleşir. Bilinç kaybı kavramından hastanın iradesinin
alınması olanağı bulunmayan ve psikolojik veya nörolojik nedenlerle
meydana gelen zihinsel kapalılık anlaşılır. Non – volonter ötanazi
hastanın yakınlarının veya onu kanunen temsile yetkili kimsenin
bulunmadığı hallerde ise hastanın varsayılan iradesine uygun olarak
gerçekleştirilebilen ötanazi türüdür.
C. Aktif Ötanazi – Pasif Ötanazi
Ölümü sağlayan tıbbi yöntemlerin doğrudan doğruya kullanılması aktif
ötanazidir. Örneğin, ölüm sonucunu doğuracak ilacın hastaya zerk
edilmesi, hastanın acı ve ızdıraplarını yok etmek için bilerek
kullanılmasıdır. Yani hastanın hayatı doktor tarafından icrai bir
hareketle sona erdirilmektedir.
Başka bir deyişle, doktorun derin bir sedasyonu (sakinleştirmeyi)
takiben ani ölüm yapacak nitelikteki ölümcül dozdaki ilacı uygulayarak
hastasının hayatını sonlandırmasıdır.
Pasif ötanazi ise, hareketsiz kalarak ölüm sonucunu meydana getirmektir.
Olumsuz bir fiille yapılan ötanazidir. Pasif ötanazi genel anlamda,
hastanın bir müddet daha yaşamasını sağlayan yaşam destekleyici tedaviyi
sunmayarak veya yaşam destekleyici tedaviyi sona erdirerek ölümü
hızlandırmak olarak kabul edilmektedir. Kişi aktif olarak öldürülmüyor
fakat adeta ölüme terk ediliyor. Ayrıca beslenme ihtiyacı olan bir
kişiye bilinçli olarak besin verilmezse bu durum da pasif ötanazi olarak
kabul edilir. Nitekim Cruzan olayı olarak bilinen somut örnekte Amerikan
Yüksek Mahkemesi, 25 yaşında geçirdiği kaza sonucunda bitkisel hayata
giren ve 8 yıl bitkisel hayata girerek yapay olarak beslenen Nancy
Cruzan’ ın beslenme tüplerinin çekilmesi suretiyle yaşamına son
verilmesi yolundaki ailesinden gelen talebi kabul eden Missouri
mahkemesi kararını onamıştır.
Doktorun her iki ötanazi türünde de kastı acıyı dindirmektir. Ve bu kast
gerçekleşince doğal olarak, öngörülen ölümde gerçekleşmektedir.
Türkiye’ de genel olarak doktorlar pasif ötanaziye evet demekte ve zaten
mevcut sistem de dolaylı olarak pasif ötanazinin uygulandığını
söylemektedirler. Ve pasif ötanazi olarak görülmeyen doktorun hareketi
doğal yollardan ölüm olarak kayıtlara geçmektedir.
D. Kazai Ötanazi – Medikal Ötanazi
Ötanazi uygulanan ülkelerin bir kısmında ötanazi bir mahkeme kararına
gerek gösterir. Buna kazai ötanazi denir. Buna karşılık, ötanaziye izin
verilen bazı ülkelerde sadece hekim kararıyla ötanazinin
gerçekleştirilmesi mümkündür. Bu durumda medikal ötanazi söz konusudur.
Ötanazide tecrübeli olan Hollanda’ da mahkeme kararı olmaksızın doktorun
bir başka meslektaşı ile yaptığı konsültasyon sonucunda alacağı karar
ile ötanaziye izin verilmektedir ki bu da medikal ötanaziye örnektir.
2. YAŞAMA HAKKI
I. Yaşamın Niteliği Kavramı
A. Yaşamın Kutsallığı
Yaşamın niteliği denince ilk akla gelen ne olursa olsun yaşamın çok
değerli olduğudur. Ve bu değere binaen yaşam aynı zamanda kutsaldır.
Yaşamın kutsallığı kabul ediliyorsa ölümcül bir hastalığı veya ölmek
üzere olan bir hastanın kendi iradesiyle veya bilinci kapalı olan bir
hastanın yakınlarının iradesiyle öldürme işleminin yapılmasının
istenmesi ve bu isteğin hastanın acılarını dindirmek için
gerçekleştirilmesi olanaksızdır. Yaşam dini açıdan veya değil kutsaldır.
Yaşamın kutsallığına farklı açıdan yaklaşanlara göre ise, yaşam hakkı
içinde ölme hakkını da barındırmaktadır, dolayısıyla ötanazi
olanaklıdır. Bir diğer bakış açısına göre, insanın yaşamını nasıl
sürdürdüğüne bakılarak ona göre yaşamın kutsal olup olmadığına karar
verilmelidir. Ondan sonra ötanazi gerçekleştirilmeli veya
gerçekleştirilmemelidir. Bir diğer bakış açısına göre ise yaşamın
kutsallığı bireysel özgürlükler ve özerklik içinde değerlendirilmelidir.
Bence yaşamın kutsallığı ve dokunulmazlığı yaşama hakkının niteliğinin
iki farklı boyutudur. İdam cezasının uygulandığı İran’ a baktığımızda şu
sonuca varırız: “ Yaşam kutsaldır fakat dokunulmaz değildir. Yani her
kutsal dokunulmaz değildir. “ İdam cezasının uygulandığı Çin ve A.B.D.’
nin bazı eyaletlerini değil de İran’ ı örnek vermemin sebebi; İran’ ın
bir İslam Cumhuriyeti oluşundan dolayı yaşamın kutsallığına atfedilen
değerdir. Bu yüzden yaşamın kutsallığı ve dokunulmazlığını iki ayrı
başlık olarak inceleyecek ve aşağıda yaşamın dokunulmazlığını
anlatacağım.
B. Yaşamın Dokunulmazlığı
Yaşamın çok değerli olduğundan ve yaşama hakkının bütün hakların
oluşması için gerekli olduğundan yola çıkarak varacağımız noktada
yaşamın diğer bir niteliği; yaşamın dokunulmazlığıdır. Zaten yaşamın
dokunulmazlığı kavramı yaşama hakkının bir parçasıdır.
Hukuk karşısında insan, kendi kişiliğine bağlı bir somut temel hakkın
sahibidir; bu somut temel hak da, “Bireysel Kişilik Hakkı” dır. Bu
hakkın tezahür ettiği ilk alan “ Beden Bütünlüğü “ dür. Ve beden
bütünlüğü de içinde temel olarak yaşam ve sağlığın sürdürülmesi hakkını
içine alır. Kişiliği kurmak, geliştirmek ve korumak için, insanın hak ve
özgürlükleri vardır. Bunlar doğal olarak var olur, yasal olarak
düzenlenir ve işleme bırakılırlar. Bireyin yaşamı sona ermedikçe hak ve
özgürlükler ortadan kalkmaz. Bu hak ve özgürlüklerden insanın yaşamı
sona ermedikçe vazgeçilemez. Bireyin hak ve özgürlüklerinin sınırını bir
başka bireyin hak ve özgürlükleri oluşturur. O yüzden yaşama hakkı
mutlak değildir ve istisnası vardır. İstisnası da meşru müdafaadır. İdam
cezasının uygulandığı ülkelerde ayrıca hakkın icrası da yaşama hakkının
istisnasını oluşturur.
Hukuk bir “ Beden Bütünlüğüne Dokunulmazlık “ kuramı yaratmıştır. Beden
Bütünlüğüne Dokunulmazlık kuramı; öldürülemezliği, görülen, görülmeyen
herhangi bir uzva bir noksan getirilmezliği, bir uzuvdan yoksun
kılınamazlığı ( ilgilinin kendi istese bile ), maddi veya manevi
açılardan bir işkenceye, ezaya, cefaya uğratılamazlığını deyimler, ilan
eder, buyurur.
Yaşam hakkının kendisi bir “ Öz “ den ibarettir. Yaşam hakkı söz konusu
olunca, onun “ öz “ ü, “ içerik “ i, “ kapsam “ ı, “ şumul “ ü hep bir
ve aynı şeyi deyimler. Bu içeriğe, kapsama, şumule bir yerinden, en
küçük bir sınır getirilirse “ Öz “ bozulmuş, yok edilmiş olur. Hukuk ve
devlet düzeni; kişiyi, kendisine karşı koruma gereklerini yerine
getirmekle de görevlidir. Yaşam hakkına yapılan her türlü müdahale
kişinin rızasıyla bile olsa hukuka aykırıdır.
Fakat birinin beden bütünlüğüne karışma; söz konusu bireysel kişilik
hakkının yıkılmasına yönelik değil de, tersine, yaşam hakkının
sürdürülmesine, geliştirilmesine yönelik ise; burada doktorun bedene
karışması geçerlidir.
II. Yaşama Hakkını Güvence Altına Alma ve Yaşatmacılık Esası
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 3 Eylül 1952’ de yürürlüğe giren
metninin 2. md.’ sinin 1. fıkrasına göre; “Herkesin yaşam hakkı yasanın
koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan
dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi
dışında hiç kimse kasten öldürülemez. “ ifadesi yer almaktaydı. Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi’ nin 1 Mart 1985’ de yürürlüğe giren 6 no’ lu
protokolüne göre ölüm cezası kaldırılmıştır. Sözleşmenin 2. md. sinin 1.
fıkrası “ Herkesin yaşama hakkı hukuken korunmalıdır. Hiç kimse,
kanunda cezası belirlenmemiş bir suçu işlemesi nedeniyle mahkeme
kararının infazı amacıyla dahi olsa yaşama hakkından mahrum bırakılamaz.
“ olmuştur.
Sözleşmenin bu maddesi Devlete, yaşama hakkını koruma mükellefiyeti
yüklemiş ve hiç kimsenin yaşamaktan bilinçli olarak mahrum
bırakılamayacağını öngörmüştür.
Buna göre devlet bireyi sadece doğrudan tecavüz teşkil eden eylemlere
karşı korumak borcu ile yükümlü olmayıp, hayatı rizikoya sokacak
tehlikeli durumlara karşı da korumak zorundadır. Yaşama hakkı sırf
saygıyı değil, hakkın korunup, gözetilmesini de gerektirir.
DEVAM EDİNİZ |
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|