Evet bir süreden
beri özgürlük savaşçıları değişmiş! Bugüne kadar tarih boyunca özgürlükleri
en fazla çiğneyen ve yasaklayan zihniyetlerden birinin temsilcileri tuhaf
bir biçimde birdenbire özürlük savaşçısı kesildiler. Türbana özgürlük,
eğitim hakkı ayrımcılık yapılarak engellenemez gibi lafları söyleyenler;’
biz her şeyin önce üniversitelerde sonra diğer kamu kurumlarında serbest
olmasını istiyoruz, özgürlük istiyoruz ‘ laflarını söylerken ya ne
söylediklerini bilmiyorlar ya da söylediklerinde tamamen samimiyetsiz ve
riyakardırlar.
Sayın Başbakan ve partisine mensup birçok insan en sonunda türbanın bir
siyasi simge olduğunu itiraf ederken aynı zamanda demokrasiye ve laikliğe
açıkça meydan okumuşlardır. Siyasi bir simge olarak türban acaba neyin kimin
simgesidir kapıyı aralayalım ki gerçekler biraz daha açıkça ortaya çıksın.
Bilindiği üzere türban takanlar Müslüman dininin gereği olarak örtündüklerini
dile getirmektedirler. Son zamanlara kadar masumane bir inançlılık gereği gibi
görünen bu talep sayın Başbakan ve AK partinin diğer kurmaylarının söz konusu
çıkışıyla tarihsel bir rotaya girmiştir. İnanç, evet sonuna kadar toplumsal bir
öğedir. Peki ya siyaset! Siyasette kesinlikle sonuna kadar bir yönetim
dolayısıyla da bir rejim öğesidir. Türban takmak Müslüman dininin bir
gerekliliği ise ve aynı zamanda bu siyasi bir simgeyse türban aracılığıyla dini
kuralların üniversitelere ve açıkça ifade edilmeye başlandığı üzere devletin
diğer kurumlarına girmesi demektir. Dini kural ve gerekliliklerin resmi
kurumlarda uygulanması ancak din devletlerinde olur. Gerek toplumsal yaşamda
gerekse devletin idari yapısında dini kurallar, gereklilikler ve simgelerin
kullanılması sizce ne anlama gelir. Evet! Türbana özgürlük diyen herkese
soruyorum bu ne anlama geliyor? Din devletine gidiş değil midir? Önce
üniversiteler sonra diğer kurumlar! Önce türban sonra diğer dini kural ve
gereklilikler! Niyetten öte açıkça çizilen rota adım: adım dini devlete doğru
gidiştir.
Türkiye Cumhuriyeti eğer bir din devleti değilse, diğer bir değişle dini gerek
ve kurallarla yönetilmiyorsa; gerek üniversitelerde gerekse devletin diğer bütün
kurumlarında türbana kesinlikle yer olmamalıdır. Türban takanların ‘türban
taktığımız için eğitim hakkımız, çalışma hakkımız engelleniyor, özgürlüklerimiz
kısıtlanıyor, bize karşı ayrım yapılıyor’ demeleri tamamen bir aldatmacadır.
Öncelikle Türkiye cumhuriyeti devletinin kuralları herkes için eşittir. Hiçbir
dine, ırka, veya renge göre şekillenmemiştir. Evet! Bu ülkede yaşayan herkes
yasa ve kurallara eşit mesafede iken birileri kalkıp yok efendim biz farklıyız;
biz bu kuralları bu yasaları kabul etmiyoruz. Bizim kurallarımız bizim
inançlarımız farklı diyorsa! Acaba ayrımcılığı yapan kim? Oyunbozan kim?
Ben herkesin kabul ettiği devletin kural ve yasalarını tanımıyorum dinimin veya
inancımın emrettiği gibi davranmak istiyorum, bana ayrıcalık tanıyın, demek
devleti tanımıyorum, herkesi tanımıyorum anlamına gelmez mi! Öyle değil
diyorsanız! Acaba yarın devlet kurumunda çalışan bir memur veya üniversitede
okuyan birileri benim inancım çıplaklık! Deyip çıplak gelmek isterse, bir diğeri
benim felsefem içmek! Deyip devlet dairesine ve sınıflara rakı şişesiyle gelmek
isterse, başka biri ben uzaylılara inanıyorum deyip bilim-kurgu filmlerinden
fırlamış şekilde giyinip gelirse, bir diğeri ben satanistim deyip devlet
kurumlarında ve üniversitelerde inancı ereği şeytanının gerektirdiği gibi
giyinmek ve davranmak isterlerse ne olacak! O zaman siz türbanı savunanlar: hala
biz bütün serbestlikleri destekliyoruz, sizlere saygı duyuyoruz, her şeye ve
herkese özgürlük istiyoruz gibi ham liberal söylemleri diyebilecek misiniz?
Hoşgörünüz yerinde kalacak mı? Yoksa takkeniz düşüp riyanın öteki yüzü Sivasta,
Maraşta, Afganistanda, İranda ve Suudi Arabistanda olduğu gibi bir yobaz, bir
cani ve barbar olarak mı hortlayıp herkesi sizin gibi olmaya mı zorlayacaksınız?
Sizin gibi olmazsa da kafir deyip asacak, kesecek, yakacak veya taşlayacak
mısınız?
Özgürlük herkesin istediği gibi giyinme ve davranması anlamına gelmiyor. Öyle
olduğu anda hiçbir hak ve yasa sağlam kalmaz. Hepsi tecavüze uğrar, anarşi ve
kaos yaşanır. Dini kurar ve gerekliliklerle yönetilen İran ve Suudi Arabistanda
var olan baskı, yasak ve dayatmaları saymakla bitiremeyiz. Temel insan
haklarının yanı sıra kadın hakları çocuk hakları her gün çiğnenmektedir. Türbana
özgürlük adına üniversitelerde ve kamu kurumlarında her şeye özgürlük diyenlerin
ne kadar samimi olduğunu sizlerin takdirine bırakıyorum. Şimdi buradan demokrasi
ve özgürlük adına üniversitelerde türbana serbestlik kampanyasına imza atarken
aydın diye geçinenleri kınarken demokrasiyi kullanarak demokrasiyi yok edip
cumhuriyet yerine teokrasiyi kurmak isteyenlere alet olmamaları yönünde çağrı
yapıyorum. Sözde özgürlükçü ham liberal argüman ve inançlara sayın Ali Nesin,
Mete Tunçay ve Halil Berktay gibi akademisyenlerin de imza atmış olması sanırım
en fazla Ali Nesinin babası Aziz Nesinin kemiklerini sızlatmış olmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti laik bir sosyal hukuk devletidir. Ve bu çerçevede devlete
ait kurum ve kuruluşlarda türban takmanın yanı sıra dini kural ve gereklilikleri
uygulamaya çalışmak hem bir ayrımcılık hem de bir suçtur. Her canlı organizmada
olduğu gibi her rejimde de kendini koruma ve devamlılığını sürdürme refleksi
vardır. Türkiye Cumhuriyeti de kendi rejimini korumaya yönelik yasa ve kuralları
oluşturmuştur. Nasıl ki devleti bölmeye çalışan, banka soymaya çalışan, diğer
insanların canına kastetmeye çalışan birileri yasa önünde suçlu oluyorsa; kamu
kurum ve kuruluşlarında türban takmaya çalışanlar da açıkça ayrımcılık istemekle
kalmayıp suç işlemektedirler. Yasanın önemlisi önemsizi olmaz. Devletin bir
yanında başlayacak bir çürüme veya yozlaşma bütün devlet yapısına sirayet
edebilir.
Son olarak suçlunun, ayrımcının, oyunbozancının mağduru oynayarak ne yapmak
istediğini görmek için aklınızın üstündeki örtüyü kaldırın. Türbanın ya da
örtünün örttüğü emelleri cumhuriyet yıkıldıktan, demokrasi gittikten sonra
kimsenin görmeye fırsatı kalmaz. O yüzden siyasi bir simge olarak
üniversitelerde ve devlet kurumlarında türbana hep beraber HAYIR deme zamanıdır.
Bu modası geçmiş mağdur edebiyatına artık geçit vermeyelim.