Sosyal Hizmet Uzmanları Web Sitesi
  

SOSYAL SORUNLAR

ÖLÜM(SÜZ)LÜ KADIN

İlyas Ali DAŞTAN/Sitemiz Yazarı
dastanilyas@gmail.com 

Ana Sayfa
 
Aile Sorunları
Çocuk Refahı
Engelli
Gençlik
Sosyal Sorunlar
Tıbbi Sosyal Hizmet
Yaşlılık

Mesleki Bilgiler

SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
SHU Yayınları
İnsan Hakları
Kültür/Sanat
Sosyal Siyaset
Sosyoloji
Söyleşiler
Psikoloji

Meslek Elamanı Arayan Kurumlar ve İş Arayan Meslek Elamanları


Sitemiz Yazarları

 
   
Bir arkadaş ortamında tanıştık, tanıştırıldık. Ortak arkadaşlarımız Berna ile Yılmaz’ın bize sormadan kendi aralarında aldıkları karar ile –sözde- tesadüfü bir buluşmayla aynı mekâna getirildik. İyi niyet abidesi candan arkadaşlarımız –aslında- daha bizi birbirimize göstermeden; seni bana, beni sana yakıştırmış ve uygun görmüşlerdi.
Bu ülkede evlenen birçok çiftin ilk nikâh memurluğunu en yakın arkadaşları yapmaktadır. Berna ve Yılmaz; hem nikah memurluğu hem de nikah şahitliğimizi yaptılar.
O günü hatırlıyor musun? Bu soruyu sana zaman zaman sorardım. İlk başlarda çok şey hatırlarken; yıllar geçtikçe hatırlanan detaylar azalmaya başladı. Hele bir süre sonra uzunca düşündükten sonra kırık dökük bir şeyler mırıldanırdın. Hatırladıklarının bir kısmı doğru ancak çoğu uydurmaydı. Bana cevap vermiş olmak, mahcubiyet duymamak adına o günleri aklından geçirirdin. Geçmişte yaşananları tüm çıplaklığı ile hatırlamıyorsun diye sana gücenmezdim. Ama en azından önemli günleri hatırlamanı beklerdim. En azından bunu…
Oysa ben o günü –ve başka günleri- hiç unutmadım. Keskin zekâmla detayları hatırlamamla dalga geçerdin. Sürekli aynı şeyleri kurguladığımı bu nedenle olayların, yaşananların, kimi konuşmaların aklımda sabit kaldığını söylerdin. Sana göre hafızam bilgisayarlarda kullanılan hard diskler gibiydi. Hiçbir bilgi silinmez, çöpe atılmaz; bilgisayar çökse bile hard diskteki bilgiler her zaman oradadır.
O gün buluşacağımız kafeye ilk olarak ben ve Berna geldik. Başkentin göbeğindeki kafenin ikinci katında, cam kenarında bir yere oturduk. Ben şekersiz kahvemi, Berna çayını söyledi. Havadan sudan, kız kıza konuşuyorduk. Sonra, Yılmaz ve sen masamıza doğru yöneldiniz. Yılmaz, çocukluk arkadaşım Berna’nın kocasıydı. Ama seni ilk defa görüyordum. Selam verip masamıza oturdunuz.
Kareli füme gömlek, gri keten pantolon vardı üzerinde. Saçlarına sürdüğün bolca jölenin parlaklığı alnının açık kalan yerine vuruyordu. Kalın çerçeveli gözlük ile kendine kattığın ukalaca bilmişliğe içimden gülmüştüm. Bu gözlükler sana hiç yakışmamıştı. Yıllar sonra ısrarımla ince çerçeveli bir gözlük aldığında herkes seni daha havalı bulmuştu da bu değişikliği benim ısrarımla yaptığını açıklamak zoruna gitmişti.
Bu sözde, sıradan tesadüfü buluşmada Berna ve Yılmaz’ın bize çaktırmadan yaptıkları kaş göz hareketlerinden bir kurmacanın içinde olduğumuzu anladım. Bozuntuya vermedim, her şeyi kendi akışına bıraktım.
Çocuklar; bizi birbirimizle tanıştırdılar. Sen, Yılmaz’ın aynı iş yerinden arkadaşı Hakkı; ben, Berna’nın çocukluk arkadaşı Serpil. Tokalaşmak için elini tuttuğumda yüreğinin elinde attığını hissettim. Avuçlarının içi terden ıslak ve sıcaktı. Gözlerinin karasının ayazda kalmış çocuk eli misali titrediğini de unutmadım.
Gördüğün gibi detaylara takılı kalan –senin deyiminle- hard disk gibi olan hafızam neleri hatırlıyor?
Seni, yaşarken ilk gördüğüm günü nasıl ayrıntıları ile hatırlıyorsam, ölmeden önce son görüşümü de öylece hatırlıyorum. Elinde kalın kabzalı bir ekmek bıçağı ile karşıma dikildin. Saçlarının dökülmeyen yerleri kirpi gibi olmuş. Dudaklarının kenarları, ölesiye korkan insanlar gibi seyirmiş. Hele gözlerin; elimi ilk kez tuttuğunda karası titreyen gözlerin birer kurşun gibi namlusundan fırlamaya hazırdı. Birazdan tetik düştü, gözlerin namludan fırladı ve elindeki bıçak göğsüme saplandı. Gözünün beyazında damar damar kızıllıklar, gözlerinin o çek sevdiğim karasında şimşekler vardı.
Ben senin yüzünü ölmeden önce hafızama işlerken, sen elindeki bıçakla göğsümü deşiyordun. Ne kadar sürdü bu sahne, ne kadar ayakta kaldım, bilmiyorum. Gözlerim karanlığa doğru kaydıkça, bedenim yere kapaklandı. Etraftan koşuşturmalar, siren sesleri, telaş, çığlıklar…
Karanlıklar, akışkan bir çamur gibi üzerimden kayıp gitti. Nerede olduğumu, nereden bilebildiğimi bilmiyorum. Ama olduğum yeri biliyorum. Burası eşleri tarafından öldürülen kadınlar için bir bekleme salonu diye tabir edilen dünya ile araf arasındaki yer. Yani dünyada ölmüş sayılanların öteki tarafta kabir azabı çektikleri bölüm.
Hiçbir fikrim yok; ölümlü mü yoksa ölümsüz müyüm?
Bir mezarım var ama ruhum huzura ermiş değil. Gerçekten ölememek ne acıtıcı; bunu ne yaşayanlar ne de gerçekten ölenler bilebilir.
Senin, sevgili kocamın, iki çocuğumun babasının nasıl oldu da yıllar sonra bir caniye dönüşerek, katilim olduğunu bulmak gibi bir işim var. Bunu kendime ve tanrıma izah edebildiğimde işte o zaman gerçekten ölmüş olacağım.
Ve ruhum gerçek huzura kavuşacak.
İşte o zaman öleceğim.
İLYAS ALİ DAŞTAN

 

 

 BİZE YAZIN
     Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi
     E-Posta : sosyalhizmetuzmanlari@gmail.com

   

© Copyright 2011
www.sosyalhizmetuzmani.org