Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 



24 Ocak Kararları, Küreselleşme ve Sosyal Devlet

Aziz ŞEKER/ Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com


  “Herkesin, gerek kendisi gerek ailesi için yiyecek, giyim, konut tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler de dâhil olmak üzere, sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyine ve işsizlik, hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık veya geçim olanaklarından kendi iradesi dışında yoksun bırakacak başka durumlarda güvenliğe hakkı vardır.”
                                                   (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi. Md: 25)

Sosyal devlet, sosyal-ekonomik sorunların, yurttaşlarına ait sosyal sorunların çözümünde etkin bir rol alan, sorunların çözümünde planlama kurumunu çalıştıran, sosyal politika önlemlerini işlevsel kılan bir devlet yapısıdır.
Sosyal hizmetlerin, sosyal yardımların, sosyal güvenlik sistemlerinin varlığı ve gelişiminde sosyal devlet pratik anlamda insanlık politikasının gelişimine hizmet eder.
Sosyal devlet, insanları yalnızca ekonomik yaşamda değil sosyal yaşamda da insancıl koşullarda yaşamasının önünü açtığı gibi sosyal adalete göre işleyen bir toplumsal yapıyı da öngörür.
Dünya hızla değişen bir yerküre! Birçok bölgelerinde barış yerine savaşlar hüküm sürüyor. Toplumsal eşitsizlik ve adaletsizlik dünyanın birçok bölgesinde yaşanan olumsuz süreçler. Sosyal devletin, küreselleşme ile birlikte menteşelerinden ayrıştırılması bu sorunların yoğunlaşmasına neden olmaktadır.
Dünya’daki egemen iktidar ve sermaye baronları, dünya halkları üzerindeki tiranlıklarını uluslararası şirketlerin ve ideolojik aygıtların ağıyla sürdürüyor. Sermayenin artık bir ulusu yok! Sermaye kâr amacıyla, gerektiğinde orman yasalarını dayatabiliyor. Dayatıyor da! Finans kapitalin yüzyılını yaşıyoruz.
Küreselleşme dünyayı tek tip kıtaya dönüştürüyor. Dünyayı iliklerine kadar emiyor. Yaşamsız kılıyor. Küreselleşme ve aygıtları, toplumları, düşünceleri, mücadeleleri paralize ediyor. Yerelden evrensele insan gruplarını çıkamayacağı sosyal sorunların içinde nefessiz bırakıyor. Gelişimlerinin önüne her türlü engeli koyuyor. Bundan hedonistçe bir haz alıyor. Yaşamın her alanında sorun alanları artıyor. Bunlar yaşanırken bir çözüm yolu olarak ileri sürülen günlük sosyal yardımlarla, sosyal reçetelerle sosyal sorunların çözüleceği yaklaşımı ise insanlık onurunu hiçliyor…
Bu bağlamda Türkiye’de kendi dinamiklerinde küreselleşme sürecinin etkilerine maruz kalırken 20. yüzyılın son çeyreğinde; 24 Ocak 1980’de uygulamaya sokulan monetarist ekonomik politikalarla da “sosyal” yönü olmayan bir devlet konumuna gerilemiştir. Küreselleşmenin sosyal sonuçları insanın yüzünü gülümsetmiyor. Süreç olarak, gelir dağılımı adaletsizliği büyümüş, sosyal adalet rafa kaldırılmış, hak olan “sosyal hizmet” savunulmamaya başlanmıştır. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok bölgesinde yaşanan sosyal sorunlara çözüm bulmak için çeşitli uluslararası kuruluşlar öneri kararları almış, uluslardan ve uluslararası toplumdan destek istemişlerdir. Örneğin “Eylül 2000’deki Birleşmiş Milletler Binyıl Zirvesi’nde 191 ülke, yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı da içeren Binyıl Kalkınma Hedefleri’ne 2015 yılına kadar ulaşma kararı aldı. Binyıl Kalkınma Hedefleri ise şu şekilde kavramsallaştırılmıştır.
Aşırı yoksulluğu ve açlığı ortadan kaldırmak: Günde bir doların altında geçinen insanların oranını yarıya indirmek. Açlık çeken insanların oranını yarıya indirmek.
Herkes için evrensel ilköğretim sağlamak: Tüm erkek ve kız çocuklarının ilköğretimi tamamlamalarını sağlamak.
Cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve kadının güçlendirilmesini sağlamak: Tercihen 2005 yılına kadar ilk ve ortaöğretimdeki 2015 yılına kadar ise her türlü cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak.
Çocuk ölümlerini azaltmak: 1990 ve 2015 yılları arasında beş yaşın altındaki çocuk ölümlerini üçte iki oranında azaltmak.
Anne sağlığını iyileştirmek: 1990 ve 2015 yılları arasındaki anne ölümlerini dörtte üç oranında azaltmak.
HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele: 2015 yılına kadar HIV/AIDS hastalığının yayılmasını durdurma ve tersine çevirme,
2015 yılına kadar sıtma ve diğer hastalık vakalarını durdurma ve tersine çevirme.
Çevresel sürdürülebilirliği sağlama: Sürdürülebilir kalkınmanın ilkelerini ülke politika ve programlarına dâhil etmek; çevresel kaynakların yokoluşunu tersine çevirme. 2015 yılına kadar sağlıklı içme suyuna sürdürülebilir erişimi olmayan insanların oranını yarıya indirmek. 2020 yılına kadar gecekondu ve kenar mahallelerde yaşayan en az 100 milyon kişinin hayatını önemli ölçüde geliştirmek.
Kalkınma için küresel bir ortaklık kurmak: Kurallara dayanan, önceden kestirilebilir ve ayrımcı olmayan bir açık ticaret sistemini ve finansal sistem geliştirmek. Bu ulusal ve uluslararası kapsamda iyi yönetişim, kalkınma ve yoksulluğu azaltma taahhütlerini de içerir. En az gelişmiş ülkelerin ihtiyaçlarına cevap vermek. Bu ihracatları için gümrük ve kota sınırları olmaksızın erişimi, çok borcu olan yoksul ülkeler için geliştirilmiş borç hafifletmeyi, ikili resmi borçların silinmesini ve yoksulluğu azaltmayı taahhüt etmiş ülkelerin daha cömert kalkınma yardımı yapmalarını içerir. Karayla çevrili ülkelerin ve gelişmekte olan küçük ada ülkelerinin özel ihtiyaçlarına cevap vermek. Borçları uzun dönemde sürdürülebilir kılmak için ulusal ve uluslararası önlemler yoluyla gelişmekte olan ülkelerin borçlarıyla kapsamlı bir biçimde ilgilenmek.”
Türkiye İstatistik Kurumunun 06 Ocak 2011 tarihli Haber Bülteninde 2009 yoksulluk çalışması sonuçları açıklandı. 2009 istatistiklerine göre, 12 milyon 751 bin kişi yoksulluk sınırının altında (Türkiye’de yoksulluk oranı %18,08) yaşarken, 339 bin (% 0, 48) kişi açlık sınırının altında yaşamaktadır. Kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riski kentsel yerlerde yaşayanlara göre fazla olurken, kırsal yoksulluk oranı %38,69’a yükselmiştir. Kentsel yerlerde çoklu çekirdek ailede yaşayan bireylerin yoksulluk riski %8,47 iken kırsal yerlerde bu oran %39,71’dir. 2009 yılında okur-yazar olmayan veya bir okul bitirmeyenlerde yoksulluk oranı % 29,84 olurken, bireylerin çalışma durumlarına göre yoksulluk riski ücretsiz aile işçisi olanlarda %29,58 olmuştur. Yine tarım sektöründe çalışanlarda yoksulluk oranı 2009 yılında % 33,01 olarak tahmin edilmiştir. Aslında bu veriler gelir dağılımı bozukluğunun, sosyal adalet konusunda yaşanan sosyal sorunların boyutları hakkında da bizleri bilgilendirmektedir. Sosyal politika önlemlerinin var olup olmadığı, varsa işlevi ve boyutlarının sorgulanması gerektiği gerçeği ile bizleri karşı karşıya bırakmaktadır.
Yoksullaştırılan ülkede sosyal devlet işlevsizleştirilmiştir. Hiç kuşkusuz ülkenin sosyal yardım modeli de ortaçağa geriletilmiş, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıfları açılarak sosyal politikalar etkisizleştirilmiştir.
Sorunun çözümü Türkiye’yi refah içinde yaşayan bir özgür yurttaşlar cumhuriyeti haline getirmektir. Yoksa bütün dünyada kol gezen neoliberal ekonomi politikaları Türkiye’yi de derin trajedilerle yüzyüze bırakmayı sürdürecektir…

http://www.toplumvesiyaset.com/yaziOku.php?id=2323 YAYINDADIR.

 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.