|
|
|
 |
24 Ocak Kararları, Küreselleşme ve Sosyal Devlet
Aziz ŞEKER/ Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com
|
“Herkesin, gerek kendisi gerek ailesi için
yiyecek, giyim, konut tıbbi bakım ve gerekli sosyal hizmetler de dâhil olmak
üzere, sağlık ve refahını sağlayacak uygun bir yaşam düzeyine ve işsizlik,
hastalık, sakatlık, dulluk, yaşlılık veya geçim olanaklarından kendi iradesi
dışında yoksun bırakacak başka durumlarda güvenliğe hakkı vardır.”
(İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi. Md: 25)
Sosyal devlet, sosyal-ekonomik sorunların, yurttaşlarına ait sosyal
sorunların çözümünde etkin bir rol alan, sorunların çözümünde planlama
kurumunu çalıştıran, sosyal politika önlemlerini işlevsel kılan bir devlet
yapısıdır.
Sosyal hizmetlerin, sosyal yardımların, sosyal güvenlik sistemlerinin
varlığı ve gelişiminde sosyal devlet pratik anlamda insanlık politikasının
gelişimine hizmet eder.
Sosyal devlet, insanları yalnızca ekonomik yaşamda değil sosyal yaşamda da
insancıl koşullarda yaşamasının önünü açtığı gibi sosyal adalete göre
işleyen bir toplumsal yapıyı da öngörür.
Dünya hızla değişen bir yerküre! Birçok bölgelerinde barış yerine savaşlar
hüküm sürüyor. Toplumsal eşitsizlik ve adaletsizlik dünyanın birçok
bölgesinde yaşanan olumsuz süreçler. Sosyal devletin, küreselleşme ile
birlikte menteşelerinden ayrıştırılması bu sorunların yoğunlaşmasına neden
olmaktadır.
Dünya’daki egemen iktidar ve sermaye baronları, dünya halkları üzerindeki
tiranlıklarını uluslararası şirketlerin ve ideolojik aygıtların ağıyla
sürdürüyor. Sermayenin artık bir ulusu yok! Sermaye kâr amacıyla,
gerektiğinde orman yasalarını dayatabiliyor. Dayatıyor da! Finans kapitalin
yüzyılını yaşıyoruz.
Küreselleşme dünyayı tek tip kıtaya dönüştürüyor. Dünyayı iliklerine kadar
emiyor. Yaşamsız kılıyor. Küreselleşme ve aygıtları, toplumları,
düşünceleri, mücadeleleri paralize ediyor. Yerelden evrensele insan
gruplarını çıkamayacağı sosyal sorunların içinde nefessiz bırakıyor.
Gelişimlerinin önüne her türlü engeli koyuyor. Bundan hedonistçe bir haz
alıyor. Yaşamın her alanında sorun alanları artıyor. Bunlar yaşanırken bir
çözüm yolu olarak ileri sürülen günlük sosyal yardımlarla, sosyal
reçetelerle sosyal sorunların çözüleceği yaklaşımı ise insanlık onurunu
hiçliyor…
Bu bağlamda Türkiye’de kendi dinamiklerinde küreselleşme sürecinin
etkilerine maruz kalırken 20. yüzyılın son çeyreğinde; 24 Ocak 1980’de
uygulamaya sokulan monetarist ekonomik politikalarla da “sosyal” yönü
olmayan bir devlet konumuna gerilemiştir. Küreselleşmenin sosyal sonuçları
insanın yüzünü gülümsetmiyor. Süreç olarak, gelir dağılımı adaletsizliği
büyümüş, sosyal adalet rafa kaldırılmış, hak olan “sosyal hizmet”
savunulmamaya başlanmıştır. Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın birçok
bölgesinde yaşanan sosyal sorunlara çözüm bulmak için çeşitli uluslararası
kuruluşlar öneri kararları almış, uluslardan ve uluslararası toplumdan
destek istemişlerdir. Örneğin “Eylül 2000’deki Birleşmiş Milletler Binyıl
Zirvesi’nde 191 ülke, yoksulluğu yarı yarıya azaltmayı da içeren Binyıl
Kalkınma Hedefleri’ne 2015 yılına kadar ulaşma kararı aldı. Binyıl Kalkınma
Hedefleri ise şu şekilde kavramsallaştırılmıştır.
Aşırı yoksulluğu ve açlığı ortadan kaldırmak: Günde bir doların altında
geçinen insanların oranını yarıya indirmek. Açlık çeken insanların oranını
yarıya indirmek.
Herkes için evrensel ilköğretim sağlamak: Tüm erkek ve kız çocuklarının
ilköğretimi tamamlamalarını sağlamak.
Cinsiyet eşitliğini teşvik etmek ve kadının güçlendirilmesini sağlamak:
Tercihen 2005 yılına kadar ilk ve ortaöğretimdeki 2015 yılına kadar ise her
türlü cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldırmak.
Çocuk ölümlerini azaltmak: 1990 ve 2015 yılları arasında beş yaşın altındaki
çocuk ölümlerini üçte iki oranında azaltmak.
Anne sağlığını iyileştirmek: 1990 ve 2015 yılları arasındaki anne ölümlerini
dörtte üç oranında azaltmak.
HIV/AIDS, sıtma ve diğer hastalıklarla mücadele: 2015 yılına kadar HIV/AIDS
hastalığının yayılmasını durdurma ve tersine çevirme,
2015 yılına kadar sıtma ve diğer hastalık vakalarını durdurma ve tersine
çevirme.
Çevresel sürdürülebilirliği sağlama: Sürdürülebilir kalkınmanın ilkelerini
ülke politika ve programlarına dâhil etmek; çevresel kaynakların yokoluşunu
tersine çevirme. 2015 yılına kadar sağlıklı içme suyuna sürdürülebilir
erişimi olmayan insanların oranını yarıya indirmek. 2020 yılına kadar
gecekondu ve kenar mahallelerde yaşayan en az 100 milyon kişinin hayatını
önemli ölçüde geliştirmek.
Kalkınma için küresel bir ortaklık kurmak: Kurallara dayanan, önceden
kestirilebilir ve ayrımcı olmayan bir açık ticaret sistemini ve finansal
sistem geliştirmek. Bu ulusal ve uluslararası kapsamda iyi yönetişim,
kalkınma ve yoksulluğu azaltma taahhütlerini de içerir. En az gelişmiş
ülkelerin ihtiyaçlarına cevap vermek. Bu ihracatları için gümrük ve kota
sınırları olmaksızın erişimi, çok borcu olan yoksul ülkeler için
geliştirilmiş borç hafifletmeyi, ikili resmi borçların silinmesini ve
yoksulluğu azaltmayı taahhüt etmiş ülkelerin daha cömert kalkınma yardımı
yapmalarını içerir. Karayla çevrili ülkelerin ve gelişmekte olan küçük ada
ülkelerinin özel ihtiyaçlarına cevap vermek. Borçları uzun dönemde
sürdürülebilir kılmak için ulusal ve uluslararası önlemler yoluyla
gelişmekte olan ülkelerin borçlarıyla kapsamlı bir biçimde ilgilenmek.”
Türkiye İstatistik Kurumunun 06 Ocak 2011 tarihli Haber Bülteninde 2009
yoksulluk çalışması sonuçları açıklandı. 2009 istatistiklerine göre, 12
milyon 751 bin kişi yoksulluk sınırının altında (Türkiye’de yoksulluk oranı
%18,08) yaşarken, 339 bin (% 0, 48) kişi açlık sınırının altında
yaşamaktadır. Kırsal yerlerde yaşayanların yoksulluk riski kentsel yerlerde
yaşayanlara göre fazla olurken, kırsal yoksulluk oranı %38,69’a
yükselmiştir. Kentsel yerlerde çoklu çekirdek ailede yaşayan bireylerin
yoksulluk riski %8,47 iken kırsal yerlerde bu oran %39,71’dir. 2009 yılında
okur-yazar olmayan veya bir okul bitirmeyenlerde yoksulluk oranı % 29,84
olurken, bireylerin çalışma durumlarına göre yoksulluk riski ücretsiz aile
işçisi olanlarda %29,58 olmuştur. Yine tarım sektöründe çalışanlarda
yoksulluk oranı 2009 yılında % 33,01 olarak tahmin edilmiştir. Aslında bu
veriler gelir dağılımı bozukluğunun, sosyal adalet konusunda yaşanan sosyal
sorunların boyutları hakkında da bizleri bilgilendirmektedir. Sosyal
politika önlemlerinin var olup olmadığı, varsa işlevi ve boyutlarının
sorgulanması gerektiği gerçeği ile bizleri karşı karşıya bırakmaktadır.
Yoksullaştırılan ülkede sosyal devlet işlevsizleştirilmiştir. Hiç kuşkusuz
ülkenin sosyal yardım modeli de ortaçağa geriletilmiş, sosyal yardımlaşma ve
dayanışma vakıfları açılarak sosyal politikalar etkisizleştirilmiştir.
Sorunun çözümü Türkiye’yi refah içinde yaşayan bir özgür yurttaşlar
cumhuriyeti haline getirmektir. Yoksa bütün dünyada kol gezen neoliberal
ekonomi politikaları Türkiye’yi de derin trajedilerle yüzyüze bırakmayı
sürdürecektir…
http://www.toplumvesiyaset.com/yaziOku.php?id=2323 YAYINDADIR.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|