|
“
Irmakların kapıları açıldı
Ve yerle bir oldu saray.”
NAHUM, Ninova’nın Düşüşü, Bölüm 2
Ah
Ninova! Daha kaç zaman yağmalanıp talan edilecek o bereketli gövden? Bu
kaçıncı Moğol baskını! Bu kaçıncı kan ağlamaların! Kadim zamanlarda
Sümer, Babil ve Asur’un topraklarında şimdi ateş tohumları ekilmektedir.
Ninova’nın çocukları kan deryasında ki vahşetin izlerini belleklerine
kazımaktadır.
Ah Ninova! Şimdi anlıyorum ezgilerindeki o kadim ağıtları, şimdi
anlıyorum mısralarında ki o derin buğuyu…Sen ki bin bir gece
masallarındaki büyülü gecelerinle ışıl ışıldın! Sen ki Kaf dağının
ardındaki umut, sen ki Dicle ve Fırat’ın bereketli rahminde yaşamın
pınarını ve hayatın sırlarını barındıran uygarlığın beşiği, bilgeliğin
yurduydun.
Ah Ninova! Celladın bu kaçıncı ilmiğidir boynunda. Kâh dışardan aldın
şerrin lanetini üzerine, kâh bağrından bir çıban gibi bitiverdi şerrin o
lanetli tohumları. Önce sen elinle kurban ettin kendini, sonra “el”
geldi ve sen kurban ettin ona kendini.
Nah.2: 1 Saldırı altındasın, ey Ninova!, surlarını koru, yolu gözle,
belini doğrult, topla bütün gücünü.
Saldırı altındasın Ninova! Düşmanların kılıçlarını bilemiş.
Nah.2: 3 Askerlerinin kalkanları kıpkızıl, yiğitler allar kuşanmış.
Savaş arabalarının demirleri hazırlık günü nasıl da parıldıyor. Çam
mızraklar sallanıyor havada.
Nah.2: 4 Sokaklardan fırtına gibi geçiyor savaş arabaları, meydanlardan
koşuşuyorlar her yöne, şimşek gibi seğirtiyorlar. Görünüşleri
meşalelerden farksız.
Nah.2: 7 Tanrı'nın dediği oldu, soyup götürdüler kenti. Güvercinler gibi
inliyor kadın köleler,
göğüslerini döverek.
Nah.2: 8 Kaçıp gidiyor Ninova halkı, boşalan bir havuzun suyu
gibi,"Durun, durun!" diye bağırıyorlar, ama geri dönüp bakan yok.
Nah.2: 9 Yağmalayın altınını, gümüşünü, yok servetinin sonu. Her tür
değerli eşyayla dolup taşıyor.
Nah.2: 10 Yıkıldı, yerle bir oldu, viraneye döndü Ninova. Eriyor
yürekler, bükülüyor dizler, titriyor bedenler, herkesin beti benzi
soluyor.
Nah.2: 11 Aslanların inine, yavru aslanların beslendiği yere ne oldu?
Aslanla dişisinin ve yavrularının korkusuzca gezindiği yere ne oldu?
Nah.2: 12 Aslan, yavrularına yetecek kadarını avladı, dişileri için
avını boğazladı. Mağarasını avladıklarıyla, İnini kurbanlarıyla
doldurdu.
Nah.3: 3 Saldıran atlılar, çakan kılıçlar, parıldayan mızraklar, yığın
yığın ölüler... Sayısız ceset. Yürürken ayaklar takılıyor ölülere.
Nah.3: 7 Seni kim görse kaçacak. 'Harabeye döndü Ninova' diyecekler,
'Kim dövünecek onun için? Nereden bulalım onu avutacak birilerini?'"
Nah.3: 11 Acıyla kendinden geçeceksin, ey Ninova! Düşmanlarından
korunacak yer arayacaksın.
Nah.3: 12 Senin kalelerin incir ağacının ilk olgunlaşan meyvesi gibidir.
Bir silkeleyişte yiyenin ağzına düşecekler.
Nah.3: 15 Orada ateş seni yiyip bitirecek, Kılıç seni kesip biçecek.
Genç çekirgelerin yiyip bitirdiği ekin gibi yok olacaksın. Çekirgeler
gibi, genç çekirgeler gibi çoğalmalısın.
Nah.3: 16 Tüccarlarının sayısı gökteki yıldızlardan çok. Ama düşmanların
genç çekirgeler gibi ülkeyi talan edip gidecekler.
Nah.3: 17 Koruyucularınla görevlilerin serin günlerde duvarlara konan
çekirgeler gibidir,
güneş doğunca uçup kayıplara karışan çekirge sürüsü gibi.
Nah.3: 18 Ey Asur Kralı! Yöneticilerin öldü, uyudu sonsuza dek
soyluların. Halkın dağlara dağıldı. Onları toplayacak kimse yok.
Nah.3: 19 Uğradığın felaketten kurtuluş yok, yaraların ölümcül. Başına
gelenleri duyanlar sevinçle el ovuşturuyorlar. Çünkü dinmeyen
vahşetinden kim kaçabildi ki?
Nah.3: 4 Her şey o alımlı, büyücü fahişenin sınırsız ahlaksızlığından
oldu. Fahişeliğiyle ulusları, büyüleriyle halkları kendine tutsak etti.
(4)
Hayat cömerttir, bencil olansa insanın çiğliği ve zayıflığıdır. İnsan
değer bilmez, sonradan değerini anlar yitip gidenin. Kendi elleri ile
kurban eder farkında olmadan. “Sevgimi elimle kurban ettim. Çünkü o,
bedenimin tahammül edebileceğinin ve ruhumun arzulayabileceğinin çok
ötesindeydi.”(1) Hak ettiğinden fazlasına tahammül edemez insan. Bu
nedenle “hakkın terazisi” ölçülü olmalıdır. Hayatın ölçülü olduğu kesin,
ancak insanın ölçülü olduğu kuşkuludur. Einstein “sadece iki şey
sonsuzdur, evren ve insanın ahmaklığı, ilkinden o kadar da emin değilim”
der. İnsanın ahmaklığı kuşkusuz; o uslanmadı, haddini bilmedi, kendisini
bilmedi, acı ve zulümle ördü ağlarını… Bu nedenle o kadim zamanlarda
nice tufan ve felaketle kaç kez cezalandırıldı bilinmez, …Sanma ki bir
efsanedir, bu bir gerçek.
Bir zamanlar birer efsane olan Troya (Truva), Pompei, Herkülüm, Knossus,
Sodom, Gomorah şehirleri şimdi gerçek değiller mi ki?
Böyle bir felaket gerçekten oldu mu? Yoksa anlatılanlar hayal ürünü mü?
Her şeyden önce unutmamak gerekir ki, yakın zamana kadar sadece
efsanelerde yer aldıkları inanılırdı.1738 de Vesuvius Volkanın lavları
kazılarak altında Herkülüm şehri bulundu. 1748 de Herkülüm'ün yanı sıra
Pompei şehri on metrelerce lav altında keşfedilmişti. 1868'de Heinrich
Schliemann Troya'ı Batı Anadolu sahilinde Hisarlık tepesinde yaptığı
kazıda bulduğunda bütün dünya şaşırmıştı ve en az 2800 yıllık Homeros
destanlarının masal olmadığı anlaşılmıştır. Masal sanılıp jeolojik
araştırmalar sonucu ortaya çıkan bir de Sodom (Sedum) ve Gomorra
şehirlerini yok eden felaketin buluşu da vardı. Lut kavimin ani bir
felaketle üzerlerine taş yağarak yok oluşu, Kuran'da ve Tevrat'ta hemen
hemen farksız bir şekilde yazılır. Hatta, Kuran'da bu şehrin harabeleri
ibret olarak yol üstünde görüldüğünü de belirtir (Hıcr: 15/76-77).
Haran'ın oğlu ve Hz İbrahim'in yeğeni Hz. Lut yerleştiği Sodom şehrinde
her türlü ters ilişki yaygınmış. Öyle ki, iki melek gelen felaketi haber
vermek üzere, Haz. Lut'un evinde misafirliğe geldiğinde, halk Hz. Lut'un
kapısına dayanarak onların kendilerine, çarpık ilişki de bulunmak için,
teslim edilmelerini istemişlerdi ve Hz. Lut onlara karşı direnmiş,
onların yerine kızlarını vermeye önermişti. Melekler Hz. Lut'a Sodom ve
komşu şehri Gomorra'nın günahlarından dolayı Tanrı tarafından tamamen
yok edileceğini bildirdikten sonra, Hz. Lut karısı ve iki kızını alıp
hızla Sodom'dan kaçmıştı, ancak verilen ikazlara uymayan karısı şehrin
akıbetini görmek için arkasına döndüğünde, aniden heykelleşerek bir tuz
sütununa dönüşmüştü. Bunların haricinde unutmamak gerekir ki, bir
zamanlar Halikarnaslı (Bodrumlu) Herodotos (M.Ö. 484-420) için
"yalanların babası" denilirdi, şimdi ise, kendisi için "tarihin babası"
denilir. Venedikli Marko Polo (1254-1324) yaptığı 25 senelik Doğu
seferinden döndüğünde, yazdığı seyahatnameyi kimse inanmamıştı. Ölüm
yatağında arkadaşları onun yalanlarını itiraf etmesini istemeleri
üzerine, "gördüklerimin yarısını yazmadım" demişti. Buna benzer bir çok
örnek göstermek mümkündür. (2)
Grek filozofu, Heraklitus (M.Ö. 535-475), her 10,800 yılda dünyanın bir
tufan geçirdiğini iddia etmiştir.(3) Hayat cömerttir, ancak değerini
bilene!
Günahların ağırlığı altında bir çökme çağı. Düşünürün dediği gibi; İnsan
insanın kurdu mu gerçekten. İnsan geliştikçe, teknoloji ve bilimsel
alanda ilerledikçe ekolojinin de kurdu olmaya başladı. Alarm zillerinin
çaldığı ve ekolojik bir felaketin kapıda olduğu varsayımları yakın
zamanda iyice alevlenmeye başladı. Soluduğu oksijenin(O2) ve içtiği
suyun(H2O) bir gün ansızın yitmesinin o dehşetli korkusu şimdiden
insanın içini bir kurt gibi kemirmektedir. Ama Einstein’in dediği gibi
“insanın ahmaklığının sonsuzluğu” bitecek gibi gözükmemektedir. Hayat
daha ne kadar bir ırmak gibi akıtılan kana ve katledilmiş milyonlarca
“ölü can” a tahammül edecek bilinmez. Ve bilinsin ki; kan deryası
Ninova’dan ve daha nice Ninova’lardan kopup gelen, ille de ve özellikle
de yavrularını yitirmiş anaların “kutsal çığlıkları” sonsuz boşlukta
yitip gitmeyecektir. Kendisini evrenin efendisi sanan nice Firavunların
helak oluşunu ibretle gördük!
Kaynakça
(1) Arkaşın Günlüğü, Kaktüs Yayınları.
(2) http://www.hermetics.org/atlan-1.html, Atlantis ve Tufan, Kemal
Menemencioğlu
(3) http://www.hermetics.org/devinim.html, Kozmik ve Beşeri Devinimler
Kemal Menemencioğlu
(4) http://www.incil.info/incil-eskiceviri/Nah.htm
|