|
|
Narsissizim,
Narsizim ve liderlik birbirleri ile çelişkili ama bir o kadar birbirlerinin
üst giysisi durumundadır.
Narsizim kendi içinde direnci geliştirir. Direnç, gelen tepkilere göre bir
takım savunma ve saldırıları örgütler ve bu bir güç göstergesi haline gelir.
Narsizim (ego) benliği bir kale gibi koruma eksenine alır. Egonun yıkılması
demek direncin yıkılması anlamına gelirki bu komple bir yıkım olur. Narsist
kişiliklerde direncin önünde inat ve savunma vardır. Ne pahasına olursa
olsun inkâr ne pahasına olursa olsun tepki vardır. Bu bazen haklı nedenlere
bazen haksız nedenlere dayanır.
Narsist kişiliklerde çoğunlukla görülen şey karşısındaki kişi veya
düşüncelerin dayandığı haklı sebeplerin varlığı ve hassasiyet veya
tutarlılığı değil, geri çekilip yok olmasıdır. Çünkü karşısındaki her
düşünce veya kişinin ezilmesi veya yıkılması bir zaferdir ve o zafer daha
çok direniş ve inat olarak bünye ile bütünleşerek kuvvetlenecektir.
Narsist kişi savunduğu fikrin kabul görmeyeceğini bilir ve dolayısı ile çok
fazla bunu için mücadele etmez kendisi inanmıştır. Bundan sonraki izlenecek
yol, artık kendisini tatmin etmek için uğraşmak olduğunu bilir. Narsist
kişiliklerde eğer liderlik vasfı da var ise o zaman daha potansiyel güç
olarak karşımıza çıkmaktadır. Her narsist lider değildir ama her lider
narsistir. Diye bir genel bağlam yaparsak bunun yanlışlık payı herhalde
doğruluk payından daha azdır.
Liderler, kendi düşüncelerinin doğuşu ve gelişim şekli olarak aykırı bir
tarz ve sistem geliştirirler. İlk önce kendileri inanırlar yanlış veya doğru
olarak birileri tarafından değerlendirilmeleri kendilerini ilgilendirmez.
Çoğu zaman marjinal ve dikta bir tarz içindedirler.
Liderler bilirler ki girdikleri yol uzun ve karmaşalı bir yoldur.
Karşılarında potansiyel olarak, hallerinden mutlu veya mutlu rolleri yapan
çaresiz topluluk vardır. Kendilerini destekleyen birkaç kişi vardır yâda tek
başlarınadır. Karşı cephe açtıkları bu düşünce ve kişiler ile topyekûn
mücadele etmek için güçlü inatçı bir karaktere ihtiyaç vardır. Bu inanç ve
karakter kemikleşmediği sürece esneyeceğinden korkarlar. Bundan dolayı ilk
güçlendireceği yer kendi egoları olacaktır. Buda zamanla Narsizmin
tohumlarının filizlenerek daha güçlü bir çınar olmasını kazandıracaktır. Bu
çınarın beslenmesi için gereken olan güneş, toprak, su üçlemesi liderlerde
inisiyatif, marjinallik ve direnç eşittir güçlü ego ve güçlü karakter. Tabii
ki her şey zamanla değişeceğinden bu çınarda değişime uğrayacaktır. Buda
güçlü Narsizim ve dikta ve tek güç kendi gücüne dönüşecektir. Zafer hiçbir
zaman durmak bilmeyen bir döngüdür. Ve tatminlik duygusu hiç orgazma
ulaşmaz. İlk önce hedef gördüğü yer daha sonra basamak halini alır ve bu
basamaklar gittikçe çoğalır taaki fiziksel güç bitene kadar. Ve kendinden
gelen hiç kimseye güvenmemeyi bilir ve herkese kendisinden gelen kişilerin
kendisi gibi olmayacağı mesajı çok net verir. Liderler yanlarında yeni bir
lider yetiştirmezler ezerler buda onların tekrar Narsist ve dikta yönlerini
çıkartır. Lider kendine yardımcı seçer.
Lider yardımcılarına bakın; kişiliği tam oturmayan veya Narsist kişilkleri
hiç olmayan ve paylaşımı ve inancı körükleyen dinamik güçlerdir. Ve bu tür
kişileri ön safta kullanırlar ki zafere giden yolda hem davası şekillenmesi
ve saha çalışmasında sorunlar ile mücadele etmekten stratejik konularda
fikir beyan edecek bir zaman ve düşünce yapısının gelişmemesini sağlamaktır.
Pratik alanda çalışan kişilerin kime hizmet ettikleri bellidir. İnancına ve
davasına ötesi yoktur ve olmayacaktır.
Yani kayıtsız şartsız itaat buna ihtiyaç vardır. Kitlelere şu andaki durumu
trajikliğini düşündürüp onun karşılığında vereceği bedeli yerine bedelin
sonunda karşılaşacağı dünyayı sunar. Çünkü insanoğlunun tüm inanışlarında
son çok önemlidir. Cennet ve cehennem ve kurtuluş veya yok oluş vardır. Buda
lider kişi, kendini fiziksel boyutundan çıkartarak ruhani bir liderliğe
doğru ilerleyişini topluluklara gösterir.
Liderlerin olmazsa olmazlarından biride hatip ve ikna gücüdür. Çünkü
liderler bir kişinin bir düşünceyi kabul etmesi için o düşünceyi doğru
bulması gerekmediğini iyi bilirler. Tek yapılması gereken toplulukların bu
düşünceye inandırmak ve ikna etmektir. Kendisini inandırarak yani
içselleştirerek sorgulamadan kabul etmek. Sanal bir dünya kurup o dünyada
kişinin önüne hedef göstermek.
“Hiç kimse gerçeği sevmez yalnızca gerçeğin peşinden koşar.”
Bu süreçte ilk başta inanan insana ihtiyaç vardır. Yani önce dallara ihtiyaç
vardır ki daha sonra o dallardan açılan yaprakların üzerinden gelen
tomurcukların meyvelerini toplamaya.
Liderler aslında bu güçlü karakteri, Narsist kişiliklerine borçludurlar.
Lider tolerans sahibidir ancak, hoşgörülü değildir. Tolerans eşitlik ve
adalet dağıtımı diğerlerinden fazla esnektir bu nedenle su istimale açıktır.
Saygı ile oluşturulur ve daima herkes için eşit olan “sınırları” vardır.
Oysa hoşgörü ise; sınırları belli olmayan kişiye bağlı olarak gelişen ve
sevgi temelli bir ilişki yapısındadır. “Eşitlik” yoktur ve daha çok sevilen
kişiler için kurallar, konusunda, sapmaz bir doğruluk üretir.
Liderlerin en büyük özelliklerinden bir tanesi de cesaret ve atılımcı
karakterlerinin olmasıdır. Bu yetenek, her toplumda alkışlanıp kişinin
yapmak istediği ama yapamadığı bir özellik olmasından dolayı toplumun iç
dünyalarına giden en büyük kavşak rolünü oynamaktadır. Cesaret tehlikeli bir
yoldur. Çünkü fiziksel olarak rahatsızlık ve sonlanma ile sonuçlanma olgusu
yüksektir. Birilerinin o ana kadar büyüttüğü ve geliştirdiği sistemi hedef
almaktadır. Eğer sistem büyükse ilk önce bu düşünce cesareti ciddiye almaz
ve hatta destekler kendi iç dinamiklerini ateşleyip aktif kalabilmesi için.
Bu anda lider, bu stratejik oyunun ilk taşı olmaktadır. Bu süreç zorlu
başlar çünkü iç dinamikler uzun yıllardan beri kalıplaştığından ilk
kırılmalar her zaman sesli ve şiddetli olur daha sonra süreç durağanlaşır
çünkü ilk kırılan katmanın altında daha farklı etki ve faktörlerin olduğunu
gördüğünde yeni bir strateji geliştirmek zorunda. Organizma bünye içinde
gelişmek istiyorsa kendi içinde dev devinimler ama bünye içinde heycan
verici ama bir o kadarda hızlı tehlike olmaması gerekir. Yani aslında sigara
gibi olmalıdır. Bunu da lider bilir hem kendi içinde çok iyi bir örgütlenme
ve bünye içine girdiğinde ise dışarı ilk başat atılamayacak kadar bünye ile
barışık ama bir o kadar da bünyeyi rahatsız edecek ve bünyenin birçok
organizma ve organını yaşam alanı haline getirmesi gerekir. Bu süreç içinde
Narsist kişilik büyür kendisi ile beraber ve bir şeylerin yıkılması için
baskı ve şiddet çıkart burada da hümanizm ve demokrasi yok olur. Ve
Egosantrizm doğar yani kendine bağlamak, kendine indirgemek, her şeyde kendi
görüş açısından hükümde bulunmak gibi.
Narsist kişilikler ile liderler arasında en büyük ayrımda; liderler, bir
yol, bir düşünce bir fikir üzerinden hareket ederler. Narsist ise, tek
başına kendilerine endekslenirler.
Narsizm insan için yaşamını sürdürebilmesi açısından bir ölçüde gereklidir.
Bazı durumlarda; kişinin Narsizmi toplum için hatta kendi akıl sağlığı için
makul oranlarda değilse; kişi akıl hastalıklarıyla karşılaşabilir.
Narsizmin çok özel bir türü de; Roma sezarları, Mısır firavunları,
diktatörler gibi çok güçlü kişilerde bulunan türüdür. Bu insanlar adeta
nefes alıp yürüyen yeryüzü tanrıları gibidirler kendi gözlerinde. Yaşam ya
da ölüm gibi önemli doğa olaylarına bile bir tek cümleyle karar
verebilmekteydiler. En büyük korkuları güçlerini kaybetmeleri, ölüm,
etraflarındaki herkesin kendilerine düşman olmasıydı. Güçlerinin ve
şehvetlerinin bir sınırı yokmuş gibi davranmaya çalışırlar, sayısız insan
öldürüp, sayısız şatolar kurarlardı. Varlıklarının kendilerinin de
çözemediği sorununu insan değilmiş gibi çözmeye çalışsalar da aslında
durumları düpedüz
deliliktir. Dış dünya 'ben' olmadığı için, Narsist kişi dış dünyayı
anlayamaz/algılayamaz ve bu durum kişide korku yaratır. Diktatör gitgide
daha yıkıcı, daha yalnız ve korkak olur.
Sigmund Freud Narsizimi ‘Dış dünyadan soyutlanan libidonun (cinsel enerji)
egoya(ben) yönlendirilmesi’ şeklinde açıklamıştır. Yani libidonun büyük bir
depoda toplanır gibi egoda toplanması ve daha sonra nesnelere
yönlendirilmesi; fakat kolaylıkla tekrar soyutlanarak egoya yönlenmesi
durumudur.
Sigmund Freud narkissos adli mitolojik kişilikten etkilenerek
(Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel
bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki
bu avcı çok yakışıklıdır. Ekho bu genç avcıya ilk görüşte âşık olur. Ancak
Narkissos bu sevgiye karşılık vermeyerek, peri kızının yanından uzaklaşır.
Ekho bu durum karşısında günden güne eriyerek, kara sevda ile içine
kapanarak ölür. Bütün vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu
kayalarda 'eko' dediğimiz yankılara dönüşür.
Olimpos dağında oturan tanrılar bu duruma çok kızarlar ve Narkissosu
cezalandırmaya karar verirler. Gene günlerden bir gün av izindeki Narkissos
susamış ve bitkin bir şekilde bir nehir kenarına gelir. Buradan su içmek
için eğildiğinde, sudan yansıyan kendi yüzü ve vücudunun güzelliğini görür.
O da daha önce fark edemediği bu güzellik karşısında adeta büyülenir.
Yerinden kalkamaz, kendine aşık olmuştur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar,
sevmiştir kendi görüntüsünü . O şekilde orada ne su içebilir, ne de yemek
yiyebilir, ayni Ekho gibi Narkissos ta günden güne erimeye başlar ve orada
sadece kendini seyrederek ömrünü tüketir. Öldükten sonra da vücudu nergis
çiçeklerine dönüşür)
Narsissizm terimini kullanan ilk kişidir. Narsistler başkalarının halk ve
gereksinimlerini göz önüne almadan kendilerini öne çıkarmaya ve her şeyi
istedikleri gibi yönlendirmek için başkalarından yararlanmaya çalışırlar.
Gerçek dişi güç, para, basarî, güzellik ya da ideal ask fantezileri
geliştirirler. hiç bir zaman doymazlar. Bunun sonucunda kendine önem verme
duygusunun yerini depresyon ve değersizlik duyguları alır. Çünkü
sergiledikleri bu üstünlük tavırları derin bir güvensizliği gizler. Duygusal
ve cinsel ilişkileri çok yoğun ve doyurucu görünmesine rağmen, kendi
mutluluğundan çok karşı tarafın ona hayranlık duyması ve memnun kalmasını
önemsedikleri için, hiç bir zaman tatmin olamazlar. Başka insanların
düşüncelerini önemsemiyor gibi görünseler de, aslında bu onlar için en
önemli şeydir. İstedikleri en önemli şey kendilerine hayranlık duyan,
ilgilenen insanlardır ve bunun için hep kişiliklerinden ödün verirler ve
gerçek olmayan, balon ustun imgelerinin arkasına gizlenirler.
Narsisizm, hastalar için ağır bir dramatik rahatsızlıktır. Çevresindekileri
içinde dayanılmaz bir hastalıktır.
Kaynakça
Erich Fromm: Sevginin ve Şiddetin Kaynağı. Payel yayınları, 5. basım,
Sayfa:63/67
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|