|
|
Bir psikoterapistin,
zorlandığını hissettiği durumlar arasında, ”sizce bu nasıl olur?” ya da “ne
yapmalıyım?” tarzında sorular önemli yer tutar. Burada danışan, sorumluluğu
karşı tarafa havale etmekte, yükünü hafifletmekte ve kendi içindeki çatışmadan
kurtulmayı talep etmektedir. Genelde de beklenilen/umulan cevap “zaten duymak
istenilen” cevaptır. Burada danışan aslında terapistine şöyle der: bana öyle bir
şey söyle ki bu zaten benim duymak istediğim şey olsun. Bununla birlikte
terapisti iki arada bir derede bırakan sorular da vardır. Benim için buna dönük
en ilginç sorulardan biri “Namaz kılmak panik atağı azaltır mı?” oldu.
Bir psikoterapist, insan olduğu için belli dini algıya, inanç sistemine, felsefi
düşünceye vb. sahip olabilir. Ancak yapmaması gereken en önemli şeylerden biri,
danışanına kendi inanç sistemini bir çözüm önerisi olarak sunmak, ya da
danışanın kararlarını kişisel değer yargısıyla değerlendirmektir. Dolayısıyla
bana yönlendirilen soruyu terapi seansımda, ifade ettiğim temel yaklaşım
doğrultusunda ele aldım. Ancak sorunun, kendisini mühim kılan çok daha önemli
bir boyutu vardı: Bu sorunun sorulabilir olması! Danışanlar/hastalar toplumun
psikolojik gidişatına dair çok önemli verileri içlerinde barındırırlar. Bir
toplumun içinde bulunduğu ya da yöneldiği bakış açısına dair en önemli veriler
belki de psikolojik destek alan, almak zorunda kalan insanlardan elde edilir.
Çünkü onlar, ortalama insanın ortalama durumda gizlediği, üstünü örttüğü pek çok
işareti size sunarlar. Bu açıdan danışanımın sorusu son derece önemliydi.
Her insan karşılaştığı problemlerin çözümü için çeşitli arayışlara(hiçbir
şey yapmamak da olabilir bu) girişir. Bu arayışlar olumlu ya da olumsuz sonuçlar
doğurur. Burada problemi yaşayan kişi, problemin kendisi ve probleme dönük
üretilen çözüm yöntemi, üzerinde dikkatle durulması gereken boyutlardır. Panik
atak problemini yaşayan kişi zamane insanıdır; yani içinde bulunduğumuz dünyanın
verileriyle/iklimiyle, algısıyla, bakış açısıyla kısaca zeitgeistiyle bakan,
değerlendiren, yorum yapan ve eyleme geçen insandır. Bu açıdan o insan aslında
biziz ya da bizim bir parçamız, yönümüzdür. Bu insanın yaşadığı problemin de
zamaneliği son derece önemlidir. Çünkü çağımız “kaygı çağı”dır ve panik atak da
temeldeki kaygının dile gelme şekillerinden biridir. Zamanımızın kaygılı
insanının çözüm yöntemini anlamaya çalışmak, yani bize dair olanı anlamaya
çalışmak kendini tanımayı dert edinenlerin en önemli uğraşlarından biridir.
Psikoterapi, zamanımızda psikolojik problemlere dönük üretilen en etkin çözüm
yöntemlerinden biri olduğu için danışanım panik atağının çaresi olarak
psikoterapiyi görmüştü. Ama din de danışanımın hayatında belirli bir şekilde var
olan, belirli bir yerde duran(danışanım Cuma namazlarına giden, oruç tutan; onun
dışında çok dindar olmayan biridir) olgudur. Ve danışanım doğal olarak
psikoterapi seansına “din”i getirmiş oldu; çünkü psikoterapiye, insana dair her
şeyin gelmesi mümkün ve beklenilendir.
Namaz, panik atak ya da başka bir hastalığa çare olur mu? Bu soru bir alime
sorulmuş olsaydı muhtemelen şu meyanda cevap alınırdı: “Allah hastalığı ve
şifayı yaratan sonsuz güç ve kudret sahibidir. O’nun için bir şeyin olması “ol”
demesinden ibarettir. O’nun izni olmadan yaprak bile kımıldamaz. O merhametli ve
çok yüzedir. Bu yüzden namaz ve dua ile Allah’tan şifa istenirse, ve Allah da
bunu dilerse insan tüm hastalıklardan kurtulabilir.” Bu cevap tabii ki
müslümanca bakış açısından doğrudur ve yerindedir. Ancak benim açımdan mesele,
Allah’ın insana yardım etmesi ve duanın önemi(muhakkak ki bunlar da çok çok
önemli meselelerdir) değildir. Mesele, zamane insanının dine yaklaşım biçimidir.
Bir insanın “müslümanca yaşamanın psikolojik problemlerle ilişkisi
nedir/nasıldır?” sorusu ile “namaz panik atağa iyi gelir mi?” sorusu arasında,
kendini konumlandırma, anlamlandırma açısından çok ciddi mesafe vardır. İkinci
soru tam da zamane insanının sorusudur. Çünkü zamane insanı
pragmatik/çıkarcıdır; yani ona göre bir şey hedefe götürüyorsa işe yarar
götürmüyorsa işe yaramazdır. Buna din de dahildir. Oysa din hiç bir şekilde
kendini böyle tanımlamaz. Din bir orjin, merkezdir; yani insan kendini dine göre
tanımlar; yaptıklarının iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olduğunu dine göre
belirler. Modern insana göre ise hayatın merkezinde kendisi vardır. Kendi
dışındaki her şey işine yaradığı oranda değerlidir. Bu açıdan, panik atağa
etkisi açısından “nefes egzersizi” ile “namaz kılma” arasındaki önem farkını işe
yararlılığı belirleyecektir. Modern insanın dine karşı takındığı tavır her şey
için geçerlidir: Ne işe yarayacak? Misafir ağırlamanın bir “karı” yoksa
uğraşmaya ne gerek var. Kendisine dokunmuyorsa, yılanın yapıp ettikleri modern
insanın umrunda değildir.
Modern insan otantik/sahici, derinlikli ve kalıcı olandan uzaktır. Gelip geçici
olan onun daha çok tercih ettiği olmaktadır. En derinde yatan ihtiyaç ve
duygularından ziyade yüzeyde hissettikleri önemlidir.
Modern insan en nihayetinde hızlıdır; üç beş rekatla panik atağından kurtulma
düşüncesi ona çekici gelmektedir.
Peki namaz panik atağa iyi gelir mi? Hayır! Çünkü namaz, bir bütünün parçasıdır
ve parça bütünden ayrı düşünülemez. Namaz, kendini “araç” olarak gören zihinlere
“kar” getirmez!!!
*Psikoterapist Mavi Nokta Psikolojik Danışma Merkezi
www.yusufbayalan.com
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|