|
|
|
|
|
Giderek artan mülkiyete yönelik suçlara bakış açımızı klasik anlamda suç ve ceza kavramları içinde tutarsak yüzeysellikten kurtulamayız ve bu sorunun açıklanışını daraltmış oluruz. Sürekli olarak ülke gündeminde yer alan gasp, hırsızlık v.b mülkiyete yönelik suçların artışı bizi farklı düşünmeye sevk etmelidir. Mülkiyete yönelen suçlar mülksüzlerin işlediği suçlardır. Mülksüzler artık bu suçları o kadar açık, fütursuzca ve rahatlıkla işlemeye başladılar ki sanki bunu bir hak olarak görmekteler.
Bu fütursuzluk kendi meşruiyetini de içinde üretmektedir. Bu
meşru durumu mülkiyetin meşruiyetini yitirmeye başladığı savı ile
değerlendirebilir miyiz? Bu meşruiyet , giderek artan gelir dağılımındaki
dengesizliğin artışı , sayıları 100 geçen dolar milyarderlerin varlığı ile
giderek yitirmektedir. Düşük gelirli bu grubun hatta hiç gelirli bu grubun
kendini kısıtlamaları sonsuza dek sürmeyecekti elbette ve bir yerden patlak
verecekti ve verdi de suçların dağılımında mala dönük suçların sayısındaki
artış bunu net olarak göstermektedir. Bilinen haliyle yoksulluk suça
yönelmenin temel nedenlerinden biridir. Yoksullukla birlikte gelen tüm
olumsuzluklar daha önceden geleneksel aile dayanışması, cemaat dayanışması
ile çözülmeye çalışılmaktaydı ancak bu yapılanmanın hızla tasfiyesi ile bu
da bir çözüm olmaktan uzak bir hal aldı. Yoksullaşma karşısındaki diğer bir
tutumda bireyin kişisel harcamalarını kısıtlaması idi bu da artık bir çözüm
olmamaktadır. Tüm bu gelişmelerin gösterdiği gibi gittikçe yoksullaşan bu
bireylerin yoksulaştıkça dışlanmaya ve ötekileşmeye maruz kaldıkları
ortadadır. Ve bu dışlananlara ister underclass , ister öteki diyelim
sayıları hızla artmaktadır. Sayılarının hızla artmasıyla doğru orantılı
olarak siyasal bir güç halini aldığını daha önceki bir yazımızda ele
almıştık. Bu genişleyen kitlenin mülke karşı olan bu saldırıların artışının
bu yoksulluk kültüründe çok fazla yadırganmaması gerektiğini düşünüyorum.
Mülkiyete yönelik suçlar o kadar ayyuka çıkmıştır ki birkaç ay önce sipariş
üzerine hırsızlık yapan bir çetenin üyesi Ankara adliyesi çıkışında polis
memurlarına bağırarak “Hayvan çalıp adliye önünde keseceğiz” demiştir. Bu
aslında oldukça manidardır. Mülkiyete ve zenginliğe olan tepkinin, mülk
sahiplerinin her şeyine yöneldiğini bize göstermektedir. Tabi bu suça
yönelişin çok olumlu tarafları yoktur. Fakat bu yönelimi engellemek için
daha ağır cezalar talep etmek bir çözüm olarak gösterilmektedir. Ancak bunun
bir çözümden ziyade daha büyük toplumsal infiallere sebep olacağı
unutulmamalıdır. Toplumsal olarak dışlanan, ötekileştirilen bu kitleleri,
ihtiyaç duydukları kaynaklardan yoksun bırakır, diğer taraftan toplumun dar
bir grubunun da zenginliğini artırırsan burada mülkiyetin meşruiyeti ortadan
kalkar. Buda yaşamak için her şey mubahtır sürecine sokar bu kitleleri. Ve
bu kısa yazımızı alıntıyla bitirecek olursak “Özgür bir toplum yoksul olan
çok sayıda insana yardım edemezse, zengin olan bir avuç insanı koruyamaz(Atlle’den
aktaran Sibel Özbudun )” |