|
|
MUTLULUĞUN ALTIN SIRLARI
Can KÜÇÜKALİ
/ Sitemiz Yazarı
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
kucukali@su.sabanciuniv.edu
ulaştırabilirsiniz.
Uzun zamandan beri kafamızdaki
soru, tam olarak ne olduğunu da bilmemekle beraber nasıl mutlu olabiliriz
sorusuydu. Bu soruyu kişisel bir sorun olarak algılamaktaki inadımız her ne
kadar bizi mutlu olmak konusunda fazla ileri bir noktaya taşımasa da, yine
de bir formüle olan inancımız hiç eksilmiyor. Neyse ki artık Dr. David Niven
sayesinde bu sorunu basitçe aşacak gibi görünüyoruz. Çünkü doktor mutlu
insanların yüz basit sırrını bizle paylaşma inceleğini gösteriyor ve bu
sırları formülize ederek bize yol gösteriyor. Bu mutlu insanlar kimdirler,
hangi sosyoekonomik koşullarda yaşarlar, yani sınıfsal konumları nedir,
siyasi angajmanları var mıdır bunların hiçbirini bilmiyoruz. Zaten bilmemize
de gerek yok çünkü doktor yaşadığımız habitatla mutluluğumuz arasında hiçbir
bağlantı olmadığını söyleyerek ve mutluluğun aslında yüzde ellisinin genlere
bağlı olduğunu açıklayarak bu konudaki pürüzleri aşmış durumda. Aslında
hepimiz doktora inanmak isteriz fakat günlük hayatta öyle şeyler yaşıyoruz
ki Niven’ın başka bir gezegendeki deneyimlerine dayanarak bu kitabı
yazdığını düşünebiliriz. Ama yine de doktorun zaman ve mekandan bağımsız bir
mutluluk kavramı tanımladığını aklımıza getiriyor ve bir nebze olsun
rahatlıyoruz!
Aslında kitaptaki sırlar hiç de sır değil gibi görünüyor.
Hepimizin bildiği şeyler. Yıllar yılı yapmak için uğraştığımız, yapamayınca
kendimizi suçlamamıza sebep olan şeyler. Nasıl olur da bu kadar aptal ve
iradesiz olabilirim diye kendimizle kavga etmemize ve mutlu olacak yerde
daha da mutsuz olmamıza sebebiyet veren şeyler. Yine de umutsuzluğa kapılmak
istemiyoruz. Mutlaka uygulamada bir hata olmalı diye düşünüyor ve ne ilk ne
son olan Niven sırlarını biraz daha yakından incelemeye alıyoruz. Ama bu
sefer dünyada tarih, sosyoloji, sosyal psikoloji, sosyal siyaset gibi
inceleme alanlarının olduğunu da göz önünde bulundurarak yapıyoruz bu
incelemeyi.
Yaşadığınız anın kıymetini bilin.
Sanırız burada söylemek istediği eleştirel olmak yerine duacı olmak. Belki
de Niven gerçek bir devrimcidir ve küresel kapitalizmin artan anti hümanist
uygulamalarının insana yakın gelecekte neler yaşatacağını biz okurlara haber
vermek istiyor. Demek istediği, siz şimdi kendinizi mutsuz sanıyorsanız,
birkaç sene içinde neler olacağını izleyin ve görün. Üzerinde yaşadığınız
bir dünya bile olmayabilir. Bardakta su kalmamış diye hayıflanacağınıza,
bardağı ağzınıza götürüp son birkaç damlayı içmeye çalışın.
Aktif Olun.
İşte bu gerçekten bizim bugüne kadar düşünemediğimiz bir şey. Toplumda
sosyal darwinizmin bir doğa yasası gibi sunulması, Hitler’den hatırladığımız
bir olgu. Yine de kişisel gelişim kitaplarına bile girdiğine göre doğruluğu
kesin olarak kanıtlanmış olmalı. Doktor Niven kısaca bizim mutsuzluğumuzun
ancak başkalarıyla yarışarak ve onları egale ederek yerini mutluluğa
bırakacağını son derece bilimsel ve yalın bir cümleyle açıklıyor. Zaten
bugün mutsuzsak, bunun tek sorumlusu biziz ve diğer hiperaktifleri de bu
yüzden suçlamaya hakkımız yok. Bizi sömürseler, ezseler ve yok etme
noktasına getirseler bile.
Seçeneklerinizi Gözden Geçirin.
Aslında şu koca dünyada ne kadar fazla seçeneğimiz olduğunu çok defalar
unutuyoruz. Zaten bütün insanlar her zaman için birçok seçeneğe sahiptirler
ve hiç seçeneği kalmayanlar da ya kör ya da yeteri kadar aktif değildirler.
Bu konuya da doktor yukarıda çözüm üretmişti. Acaba mevcut koşullarda
sandığımız kadar seçeneğimiz var mı yoksa bu seçenek olarak görünen
dayatmaların hepsi aynı noktaya mı çıkıyor? Acaba biz kendi seçeneğimizi
işaretlemek istesek buna fırsat bulabilir miyiz? Bu soruların hiçbir önemi
yok. Kötünün iyisini seç, seçeneğin yoksa aktif ol, aktif olmak için ne
gerekiyorsa yap. Her şeyden ödün ver. Hala mutlu değilsen kendini suçla.
Çünkü içinde yaşadığın çevrenin senin hayatına aslında hiçbir etkisi yoktur.
İlişkilerinizde Karşılık Beklentisinde Olmayın.
Yine mutlu olmakla duacı olmak arasındaki yakın ilişkiye dikkat çekilmiş.
İnsanlardan ne kadar az şey beklerseniz o kadar mutlu olursunuz. Yani
mutluluk bizim içimizde yaşadığımız bir şey olduğundan diğer insanların
bizim üzerimizdeki etkileri, onlardan aldığımız sinyaller, karşılıklılık çok
da önemli değildir. Ama insanlarla olan ilişkilerimizde kapitalizmin insan
anlayışı ve onun bir sonucu olarak yeniden şekillenen ilişki, tutum ve
tavırlar bizi gerçekten kırıyorsa ne olacak? Cevap çok basit. Sen de onlar
gibi atomize ol. Senin hatan entegrasyon sürecinin uzamış olmasıyla
açıklanabilir ancak. İşlerin nasıl yürüdüğünü anla ve ona göre tavır takın.
Bu seni mutlu etmeye yetmiyorsa, entegrasyon için biraz daha çalışman
gerekiyor demektir.
Bu altın sırlar, insanların kişisel gelişimlerine ne kadar katkıda bulunur
bilinmez ama insanları yanlış ve çarpık bir toplum-birey anlayışına
sürüklemekte son derece başarılı olacakları kesindir. Eğer insanlar bu kadar
köksüz reçetelere inanacak duruma gelmişlerse, sorun zaten sandığımızdan
daha büyük demektir. İdeal bir mutluluk algısı, insanın ancak bir süre daha
kendini kandırmasına yardım eder ve uzay-zamandan bağımsız bir mutluluk
tanımı yoktur. Yine de bu tip hazır reçeteler, bizleri aslında okudukça bir
nebze olsun neşelendirdiğinden bütünüyle yanlış sayılmazlar.
Can Küçükali / 22 Aralık
|