|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

ORYANTALIZM,MODERNLEŞME VE KADIN
Sosyal Hizmet Uzmanı Emel GÖKÇEN
Toplumlar arası ilişkiler tarihe yön verir. Tüm toplumların kimliklerini
kazanma sürecinde, karşılıklı ilişkilerin, mücadelelerin ve ideolojilerin
etkisi vardır. Modernleşme önceden sanayileşmiş toplumların etkisiyle ortaya
çıkan bir durumdur. Sanayileşme ile nüfusun kırsal (toprağa bağlı),
cemaatlere dayalı yapısı, tamamen olmamakla birlikte kentsel (endüstriyel
)yapılara dönüşmüştür.
Batı Modernleşmesi, dünyanın her yerinde aynı şekilde gelişmemiştir.
Kapitalizmin sömürgeci ve yayılmacı bir yanı vardır. Bu süreçte geç
sanayileşen bölgelerde, özellikle Doğu’ da, toprağa dayalı üretim yapısı tam
olarak tasfiye olmamış, kandaşlığa dayalı toplumsal biçimler yaşamını
sürdürmüştür. Toprağa dayalı aile yapıları da devam etmiştir. Ancak bir
yandan kentsel modern yapılar da oluşmaya başlamıştır. Oryantalizm iklimi
çerçevesinde gelişen modernleşme sürecinde kadın konusu ise toplumsal
dönüşümün en ayrıcalıklı konularından biridir.
Sömürgeci Avrupa kendini şekillendirirken Doğu kavramı ile nitelendirdiği
uygarlıklar ile mücadele edegelmiştir. Doğu’ luluk Batının bir inşasıdır.
Doğu’ nun ötekileştirilmesi İse Batı’ ya birtakım kolonyal çıkarlar
sağlamıştır.
Batının kendi dışında toplumlarla kurmuş olduğu ilişki öncelikle egemenlik
ilişkisidir. Batı egemenliğini Doğu’ ya da yayma girişimindedir. (Sezer,
1998: 36)
Batı, kendi yayılmasını desteklemek, sistemleştirmek ve bu arada belli
sorunlarına çözüm bulabilmek amacıyla dünya üzerinde belli köprü başları
tutmaya yönelmiştir. Bu yerleşmeler yerli halklara karşı ve onların aleyhine
gerçekleşmiştir. (Sezer, 1998: 31)
Doğu olarak nitelendirilen coğrafya Ortadoğu ile Asya ülkelerinin belli
kısımlarıdır. Doğuyu ötekileştirme sürecinde ırk faktörünün yanı sıra
coğrafi unsur da önemli bir rol oynamıştır. ”Doğu-Batı”gibi mekansal
ayrımlar öncelikle farklılık üzerine kurulmuştur. Ayrılık ve ötekiliği
üreten tanımlayıcı ve sınıflandırıcı metaforlar mekansal ilişkilere de
hükmederler. (Yumul, 2003: 20)
Bizzat Oryantalist söylem tarafından üretilen bilgi, “Doğu’ yu yaratır”. Bu
söylemler sadece bilgi değil, bizzat betimler göründüğü gerçekliği de
yaratırlar. (Said,1978: 40; Yeğenoğlu, 1996: 108)
İlk olarak Edward Said’ in adını koyduğu, Batının Doğuya bu bakış tarzı
oryantalizmin ta kendisidir. Oryantalizm, bir bilim dalı, bir söylem tarzı,
bir siyasi ideoloji ya da bir dünya görüşü olarak değerlendirilebilir. Ama
en geniş tanımıyla, oryantalizmin temeli “biz - onlar” düalizmine dayanır.
Oryantalizm kendini Batı denilen bir siyasi-kültürel oluşuma ait hisseden
birinin, Doğu olarak betimlediği bir oluşumun öğeleri hakkında konuşmasıdır.
Bu bağlamda 18. yy’ dan itibaren geliştirilen söylemden üretilen bir yapı
olduğu vurgulanmaktadır. (Kontny, 2002: 117)
Oryantalizm, Oryantalist metinlerin Doğu’ yu, ırksal, kültürel ve coğrafi
bir birlik olarak kurma biçimlerine ilişkin zengin bir görünüm sunarak,
kültürel ve cinsel farkın temsili sorununa ve ötekiliğin söylemsel kuruluş
yapısına ilişkin daha genel sorular sorabileceğimiz verimli bir alanın
kurulmasına da öncülük eden bir çalışma niteliğindedir. (Yegenoğlu, 1996:
109)
Şarkiyat “şark” ile “garp” arasındaki ontolojik ve epistemolojik ayrıma
dayanan bir düşünme biçemidir. Aralarında ozanların, romancıların,
felsefecilerin, siyaset kuramcılarının, iktisatçıların, imparatorluk
yöneticilerinin de olduğu kalabalık bir yazar topluluğu, Şark’a, Şark’ın
insanına, törelerine, aklına yazgısına vb. ilişkin kuramları, destanları,
romanları, toplum betimlemelerini, siyasal kayıtları işleyip inceltirken,
Doğu ile baatı arasındaki temel ayrımı başlangıç noktası saymıştır. (Said,:1978:
12)
19. yy Avrupa’ sında gizemli Doğu’ yu ihtişam ve sefahat diyarı, nice
hayallerin rüya ülkesi olarak gören bir anlayış gelişmiştir. (Kontny, 2002:
129). Doğu, oryantalistlerin anlatımlarında kendinden geçmenin, esrimenin,
sefahatin, başıbozukluğun hayal dünyası olarak ortaya çıkmıştır. En önemlisi
de erkek gücünün kadın gövdesi karşısındaki sınırsız hegemonyası, fantastik
olarak Doğu' yla birleştirilmiştir. 18. yüzyıldaki "kadın yabancıların ve
egzotiklerin mekânındadır" söylemi, 19. yüzyılda kadının, hayali Doğu' nun
gizeminin bir anahtarı olduğu söylemiyle iç içe geçmiştir. Doğu' yu
cinselleştirme ya da şehvetli bir Doğu imgesi sunmada yaratıcı güçlerini
sonuna kadar kullanan yazarlar, bu düşlerini gerçekleştirecekleri Doğu
yolculukları hayal etmiş, bazıları ise bunu gerçekleştirmişti.
Ötekileştirilen Doğu’ da oryantalistler kendilerine yasaklanmış olan ya da
kendileriyle özdeşleştiremedikleri birçok özelliği Doğuya atfetmişlerdir.
Örneğin pek çok Avrupa’lı yazar ve ressam için Doğulu kadın gizemli,
şehvetli ulaşılmaz bir arzu nesnesi, Doğu’lu erkek ise, onu baskı ve denetim
altında tutan sahibidir.
Modern dünya tarihi, Said’ in sürekli olarak vurguladığı gibi, bir tarafta
geleneksel, modern olma arzusunu öğrenmesi gerekli toplumlardan oluşan
Batı-dışı alanın ”karşıtlığının” öykülendirme girişimi, söyleme
dönüştürülmesidir. Farklılıkların tarih içinde dondurulmasını, Batı dışı
kültürler olarak kodlanan ilişkilerin “geleneksel toplum” kategorisi içinde
hapsedilmesini ve “öteki” olanın denetlenmesi ve modern olana dönüştürülmesi
gereken bir “kültürel nesne”olarak kurulmasını temsil eden, ve bu nedenle
batı Modernitesinin dünya üzerindeki kültürel liderliğini ve hegemonyasını
meşrulaştırmayı amaçlayan bu tarih okuma anlayışı Oryantalizmdir. (Sezer,
1998: 36)
Modernleşme kavramı, tarihsel olarak geleneğe dayalı toplumsal ve siyasal
değer ve ilkelerin yerine modern ölçütlerin geçiş evrimini ifade eder.
Modernleşme süreci tarihsel olarak Rönesans’ tan sonra başlamıştır.
Aydınlanma çağı boyunca kilisenin insana ve topluma yaptığı baskıya karşı,
felsefi ve zihni tepkiler, akıl ve toplumun özgürleşmesine giden yolu
açmıştır. 19.yy ‘da Pozitivist bilim anlayışının başarılarının da desteğiyle
sanayi devriminin ortaya çıkması ve Batının ekonomik gücünün artması, yeni
bir dünya modelinin oluşumunu hızlandırmıştır. Batının kendi geçmişine karşı
bu eleştirel yaklaşımı, fikri ve siyasi geleneğe karşı oluşu da diğer
toplumlara nitelik farkı gözetmeksizin örnek olarak sunulmuştur. Dolayısıyla
Modernizm kavramı yeni bir bilim anlayışı, yeni bir siyasal düzen, yeni bir
iktisadi düşünce yapısı ve yeni bir ahlak anlayışını ortaya koymakta ve batı
toplumlarının yaşadığı doğal bir süreci tanımlamaktadır. (Çetin, 2003-04:
12)
Modernlik kavramı, teknolojik, siyasal, ekonomik ve toplumsal gelişmede
ileri ülkelerin ortak özelliklerini belirtmek üzere kullanılırken
“Modernleşme” öteki ülkelerin o özellikleri elde etme sürecini belirler.
Batı dışı toplumlar Modernleşmeyi talep etmiştir. (Çetin, 2003-04: 12)
Modernleşme süreci gelenekselden yeni olana doğrudur. Yeni toplumsal değişim
kendini kentlere yönelen olağanüstü bir göç, meslek değişimi, aile
yapısındaki değişim gelir düzeyindeki artış, statü geliştirme imkanı, eğitim
alanında fırsat eşitliği, erkek ve kadın arasındaki ilişkilerde belirgin
değişiklikler şeklinde gösterir. Kapitalistleşme ve onun zihinsel uzantısı
olan Modernleşme süreçlerinin düzenleme stratejilerine olan gereksinmesi
açıktır. düzenleme pratiklerinin kurucu özneleri piyasa/sermaye, devlet/
siyasi iktidar olduğu kadar cinsiyet kimliklerinin, çocuk yetiştirme
politikalarının, nihayet cinselliği denetleme pratiklerinin kurucu öznesi
olarak aile de önemli işlev görür. (Sancar, 2004: 200) Buna bağlı olarak da
kadın konusu, tarihsellikten gündelik yaşama uzanan toplumsal dönüşümün en
ayrıcalıklı konusudur. (Göle, 1991: 170)
Modernizm sürecinde Doğu toplumları, Doğu-Batı ekseninde birtakım kutuplara
bölünmüştür. (Modern, yeni, eski, geleneksel, öteki vb.) Bazılarına göre bu
kutuplaşma “toplumsal sembol repertuarımızın tam ortasından dramatik bir
biçimde çatlatılmış bir bilinç durumuna, yeni bir toplumsal şizofreniye
tekabül etmektedir. (Avcı, 1995: 301; Berktay, 2003: 150)
Bu durum, cinsiyet temelli kimlik politikalarının Batı karşıtlığını temel
almasına neden olmuştur. Kendilerini Batı karşısında ya da yanında
konumlandırmak zorunda kalan siyasal özneler ya ‘mesafe koymak’ ya da
‘modern kadın ’ı simgelemek üzere aile ve kadın kimlikleri üzerine sürekli
bir politik çatışma ve gerilimli toplumsallık tarzı kurmuşlardır. (Sancar,
2005: 21) Bu tarz Doğu’da gelişen kadın hareketleri ve örgütlenmelerinin
yapılarına etki etmiştir.
Medeniyetlerin birbiriyle çatıştığı başlıca alanlardan birisi, kadın
kimliğidir. Modernizm, insanoğlunun yaşam tarzını etkilemiş ve kadın
özgürlüğünü ciddi bir tartışma sahasına çevirmiştir. Kırılma ve münakaşanın
çok fazla yaşandığı bu alan, kadının hayat tarzı üzerinde belirleyici
olmuştur. Kadının, eşitlik, özgürlük vb insan hakları elde etme çabaları,
ataerkil yapıların baskısından kurtulmak ile ilgili talepleri birleşmiş,
modernleşmeci kadın hareketlerini ortaya çıkarmıştır.
Modernleşmeci ve ulusal kimliklere dayalı kadın örgütlenmelerinde
Modernleşme süreci eşitlik, adalet, katılım, demokrasi, kurumlaşma, refah,
özgürlük gibi kavramları da beraberinde getirir. Dünyayı biz ve öteki olarak
ikiye ayıran Oryantalizm düşüncesinin ortaya çıkardığı söylemler Doğu
modernleşmesinin niteliğine, bir anlamda etki etmiştir.
Bununla birlikte Modernleşme sürecinin bireyi ve toplumu ilgilendiren göç,
sanayileşme, cemaat anlayışının değişmesi ve yabancılaşma gibi toplumsal
etkileri geleneksel olana dönme ihtiyacını beraberinde getirmiştir.
Bu yeni koşullarla ilgili kaygılar cinsel kimliğin kurulması ile ilgili
alana da yansımıştır. Geleneği temsil eden yapılar, yıkılma tehlikesiyle
karşı karşıyadır. Bu durumda yapılması gereken şey ataerkil ideolojiyi günün
koşullarına uydurmak, yeni söylemler üretebilmektir. Bu bağlamda bazı kadın
hareketleri dinsel, etnik ve cemaat edayalı kadın kimlikleri etrafında
örgütlenmiştir.
Bu tip hareketler milli, yerel, dinsel, etnik ya da bölgesel özgünlüğünü
koruma adı altında şekillenen bütün siyasal ve toplumsal yapılarda güçlenme
ve toplumun geri kalanındaki kaynakların denetiminden pay alma adına,
kadınlara da toplumsal yaşamda bir yer açmıştır. Bu tür toplumlarda aile,
etnik cemaat, din gibi yapılar çok güçlü erkek egemenliği yaratmakla
birlikte, bu yapıların içinde ve yanı sıra kadınların düzenlemesine
bırakılmış geniş toplumsal faaliyet alanlarını içinde barındırmaktadır.
Kadınlar için bırakılan bu dünyanın merkezinde aile, akrabalık ve cemaat
ilişkileri vardır. (Sancar, 2005: 22)
Doğu’ da kadınlar bir yandan yerel ve geleneksel yaşamın onlara sunduğu
olanaklarından yararlanarak güçlenmekte, güçlendikçe daha özgür ve eşit
yaşam koşulları talep etmektedirler. Özgürleşme ile geleneksel kadınlık
içinden güçlenme bu kadınların çoğuna göre çelişkili değildir. Batı
feminizminin kendi tarihsel sürecinde özgürleşmenin ancak erkek egemenliğini
yaratan kurumlara karşı mücadele içinde gerçekleşebileceği tezine karşılık;
burada, geleneksel kadınlık içinden güçlenme ile bireysel haklar kazanarak
özgürleşme ikilemini tartışmalı hale getiren bir pratik söz konusudur. (Sancar,
2005: 23)
Sanayi toplumlarının doğuşundan beri eşitlik ilkesi demokratik toplumların
işleyişinin dinamosu olmuştur. Eşitlik ilkesi toplumsal muhayyilede kabul
gördükçe, toplumsal pratiğe de yeni bir ivme kazandırmıştır. Irklar arası
sınıflar arası,ülkeler arası ve en son da cinsler arası eşitsizlikleri
aşmaya yönelik toplumsal hareketler ve bunların ürettiği politikalar,
demokratik toplumların bir nevi tarihsel evrimlerinin güzergahını
çizmişlerdir. (Göle, 1991: 178)
Doğuda kadın hareketinin Modernizm ve Modernizm’ in ortaya çıkardığı
kavramlar etkili olmuştur. Modernleşme kavramıyla karşı karşıya kalan Doğu
toplumlarının bu kavram ile arasına koyduğu mesafe ya da bu kavrama bakış
açısı bu kavramı ele alış tarzı hareketlerin dinamiklerini belirlemiştir.
Feminist özgürlüğü esas alan bakış açısının kuramını güçlendirmek amacıyla,
cinsiyet ilişkilerinin toplumsal tarihini ve toplumların tarihinin
incelemesi gerekir. Özellikle Modernizm ve Doğu uygarlıklarının tarihini ve
hatta Oryantalizmi incelemek, kadının ve kadın hareketinin tarihini vererek
bugün bulunduğu noktayı anlamamızı sağlayabilecektir.
KAYNAKÇA
Berktay, Fatmagül, Tarihin Cinsiyeti, İstanbul, Metis Yayınları, 2003
Said, Edward, Şarkiyatçılık, (Çev.) Berna Ülner, İstanbul, Metis Yayınları,
2001
Göle, Nilüfer, Modern Mahrem Medeniyet ve Örtünme, İstanbul, Metis
Yayınları, 2004
Sezer, Baykan, “Doğu-Batı Ayrımı”, Doğu-Batı, 36, Şubat, Mart, Nisan 1998,
ss. 31,37
Yumul, Arus, “Araf’ta Kalanlar” Doğu Batı, 20, Mayıs, Haziran ,Temmuz 2003,
ss. 11,21
Kontny, Oliver, “Üçgenin tabanını yok sayan Pythagoras: Oryantalizm ve
Ataerkillik Üzerine”, Doğu Batı, 117, Ağustos, Eylül, Ekim 2002, ss. 117,131
Yeğenoğlu, Meyda, “Peçeli Fantaziler: Oryantalist Söylemde Kültürel ve
Cinsel Fark”, Oryantalizm, Hegemonya ve Kültürel Fark, Der. Keyman, Mutman,
Yeğenoğlu, İstanbul, İletişim yayınları, 1999, ss. 107,160
Çetin, Halis, “Gelenek ve Değişim Arasındaki Kriz: Türk Modernleşmesi”, Doğu
Batı, 12, Kasım, Aralık, Ocak 2003-04, ss. 11,40
Sancar, Serpil, “Dünyada Kadın hareketlerini belirleyen dinamikler”, 22,
Ocak 2005
Sancar, Serpil, “Otoriter Türk Modernleşmesinin Cinsiyet Rejimi” Doğu Batı,
200, Ağustos, Eylül, Ekim 2004, ss. 197,215
|
|