Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


MESLEKİ TARTIŞMA SÜRECİ VE YÜZLEŞME

Sosyal Hizmet Uzmanı Ramazan ALTUNÖZ
Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi
didadi@mynet.com 


  Bir süreden beri meslek üzerine oluşturulan tartışma sürecinde farklı yaklaşımlar beklenirken maalesef aynı kulvarda dolanan ve kendini aşamayan yeni bir tespit yeni bir çözüm sunamayan bir kısır döngüye doğru gidilmiştir. Sosyal hizmet tarihinin başlangıcından bu yana süre gelen muhafazakar söylemler ve yine aynı kişiler tarafından farklılık şiarıyla ortaya atılan azıcık rol karmaşıklıklarına ve çoğunlukla öznelciliğe bulaşmış, bilimsellikten uzak olup olgusal bakışı da dışlayan yinelemeler söz konusu olmuştur.
 
Sosyal çalışmacı olan herkesin bildiği bilgileri değişik ve konuyla alakasız kelimelerle süsleyip sanki yeni bir üretimmiş gibi, cenneti yeniden keşfediyormuş gibi ortaya koyup sonra da madalya bekleyen, fakat beklediğini alamayınca hayal kırıklığıyla her şeye çatan bazıları belirmeye başlamıştır. Öncelikle bir meslekle ilgili tartışma başlatılacaksa tartışmaya katılacak insanların ki kendini tartışmanın mihenk taşı sayanların; nesnel bir bakış açışına sahip olması gerekmektedir. Reel biçimde mesleğin ortaya çıkışını, gelişimini ve son olarak geldiği noktayı cesaretle ortaya koyabilmelidir. Yani meslek doğru okunmalı ki tıkanıklarını ve çözüm önerileri ortaya konulabilsin. Klasik anlayışın dışına çıkmadan iddia edildiği üzere bir yenilik veya meslek adına bir katkı ortaya konulamaz. Söylemde ve üslupta fark yaratabilmek gerek. Nihilizme çalan gelgitlerle bir yandan gelenekçi çizgiyi savunmak öte yandan karşı çıkış ve yenilik adına söylemler kullanmak bilimsel bir duruş değildir. Bu daha çok ham bir politik duruşu işaret eder. Zaten ülkemizde mesleğin en büyük handikaplarından biri kurum ve kuruluşlar bazında siyasetten arınamaması durumudur.
Sosyal hizmet mesleğinin ana uygulama kurumlarından biri olan SHÇEK sosyal hizmet mesleğinin en büyük çelişkisidir. Mesleğin icra edildiği kuruluşlar mesleğin temel ilkeleriyle uyuşmayan politika ve uygulamalar ortaya koymaktadır. Bünyesinde barındırdığı veya değişik şekillerde hizmet verdiği ihtiyaç sahipleri hazırcılığa ve tüketiciliğe alıştırılmaktadır.
Gerek meslek gerekse SHÇEK ülkemizde hala kurumlaşamamıştır. Kişilere veya hükümetlere bağlı ve sürekli değişme potansiyeline sahip garip sistemle(sistemsizlikle) yönetilmektedir. SHÇEK bir an önce özerk veya bağımsız bir yapıya kavuşturulmalıdır. Yani diğer bir değişle siyasetçilerin arka bahçesi olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun yanında genel müdür, daire başkanları ve ilgili kuruluş yöneticilerinin sosyal hizmet uzmanı olma zorunluluğu getirilmelidir. Bunun sağlanması gerçekten sosyal hizmet vermek ve almak isteyenler açısından bir önceliktir. Daha ileri bir adım olarak ta sosyal hizmet örgütlerinin politikalarını bu temelde oluşturmaları bir gereklilik arz etmektedir. Çünkü sosyal hizmet mesleği Türkiye de işgal altındadır. Sosyal hizmet mesleğini hakir gören, benimsemeyen, küçümseyen, içeriğini bilmeyen ve kavrayamayan kişiler tarafından uygulamaları planlanmakta ve yönetilmektedir. Balık baştan kokar atasözü anlamını burada bulmaktadır. SHÇEK’te bir türlü bitmeyen skandalların nedeni budur. Yanlış yönetim, yanlış planlama ve doğal olarak bunların devamı olan zoraki uygulamalardır. Bu durum kurum bünyesinde çalışan sosyal çalışmacıların, çocuk gelişimcilerin, psikologların, fizyoterapistlerin vb. meslek mensuplarının mesleki bilgi ve becerilerini verimli bir biçimde ortaya koymaları açışından ciddi bir engeldir. Hatta angarya ve yıldırma politikalarıyla bu insanlar mesleklerinden soğutulmaktadır
Sosyal hizmet mesleğinin ülkemizde bir çıkış süreci yaşama potansiyeli her zaman mevcuttur. Çok uzun seneler falanda gerekmiyor. Yeter ki siyasi iktidar bu alana yönelik politikalarını şekillendirirken samimi olsun. Yeter ki günü kurtarma, göz boyama, duygulara hitap etme gibi geçiştirmeci tavırlardan sıyrılıp bağımsız bir duruşla mesleğin asıl sahipleriyle işbirliği yaparak adımlar atsın. Bu işin taşeron mantıkla yürümediği daha önceki hükümetlerde olduğu gibi bu hükümet döneminde de aşikar olmuştur. Maalesef bu günkü hükümette dahil hiçbir iktidar hizmet önceliğini siyasi ranta tercih etmemiştir. Ki sosyal hizmet mesleğinin kapsamı siyasi arena için iyi bir vitrin oluşturduğundan bu kurumların bağımlı kalması ve randımanlı çalışmaması işlerine gelmektedir. Tıkırında profesyonelce çalışan bir sosyal hizmet sistemi siyasi iktidarın elinden birçok propaganda silahının gitmesi anlamına geldiğinden hiçbir hükümet bu işe canı gönülden destek vermemektedir.
Konusu ve uğraş alanı insan olan hiçbir meslek ülkemizde sosyal hizmet mesleği kadar horlanmamıştır. Söze gelince bütün yetkililer hümanist, adil, yardımsever ve sorumluluk sahibi. Ama iş uygulamalar gelince her şey lafta kalıyor. Görüntü başka içerik bambaşka bir hal almaktadır. Kadını, yaşlısı, özürlüsü, yoksunu marjinaliyle herkesin insan temelinde yaşama hakkı vardır. Sosyal hukuk devletinin yapısı gereği vatandaşlarının ihtiyaç ve koşullarının sağlanması zorunluluk arz etmektedir.
Anayasa dahil her yasayı kendi çıkarı doğrultusunda değiştirmek iktidarların geleneksel çocuk oyunu haline gelmiştir. İşin yapboza dönüşmesiyle gerekse uygulayıcı konumdaki meslek elemanları gerekçe hizmetlerden faydalanan ihtiyaç sahiplerinin kafaları da yapboza dönüşmüştür. Özellikle AKP hükümeti döneminde ciddi bir kaos ve belirsizlik ortamı yaratılmıştır. Buna bağlı olarak neyin ne zaman nasıl olacağı belli olmayan bir tedirginlik süreci başlatılmıştır. Bu ortamın ve sürecin orta yerinde de sosyal hizmet alanı yer almaktadır. Sosyal hukuk devleti olarak siyasi iktidarların sorumluluğu altında olan ihtiyaç sahibi vatandaşların sorunlarının çözümlenmesi bir yana ne yazık ki güdülen politikalarla sorunlar daha çok büyümekte ve yaralar daha çok kanamaktadır.
Ve artık tutarlı, tarafsız ve sorun odaklı hizmet vermek için hükümetin sosyal hizmetlere bağımsız veya özerk bir statü kazandırması gerektiğini bir daha ifade ediyorum. Bunun yanı sıra ev sahipleri olan meslek elemanlarını bir yabancı gibi görmekten vazgeçmelidir. İşin sadece hamaliyesi değil yasaların oluşumunda da onları muhatap almalıdır. Çalışma ve sosyal hakları düzeltilmelidir. Şu anki yasa, sistem ve uygulamalarla sosyal hizmet mesleğinin yolu tıkanmıştır. Ve daha çok tıkanması için garip ve anlaşılmaz çabalar devam etmektedir.
Nihai hedefi toplumun refahı olan ve bütün çalışmalarını bu yönde geliştirip odaklaştıran mesleğe bir an önce hareket alanı verilerek güçlendirilmesi gerekmektedir. Sosyal hizmet mesleğinin önü açılarak işlevselleştirilmelidir. Fakat ne yazık ki bizzat siyasi iktidarlar tarafından sosyal hizmet mesleğinin önü tıkanmakta eli kolu bağlanmaktadır. Çok maharetli bir ustadan çok sınırlı olanaklarla olağanüstü işler yapması beklenmektedir. Diğer bir deyimle sihirbaz olması beklenmektedir. Gerekli koşul ve olanaklar sağlandığında sosyal hizmet mesleğinin toplumda neleri değiştirebileceği bütün dünyada aşikardır. Ama siyasi arenanın şov malzemelerinden biri olarak kaldığı sürece geçici ve günü kurtaran faaliyetlerden öteye gidemezken bir sürü iş kazası yaşama olasılığı da vardır. Ki hepimizin gözü önünde yaşanıyor da. Son söz olarak mesleğimiz adına isteğimiz: kuru bir nicel gelişme değil; mesleğin hem nicel hem de nitel gelişiminin bir an önce başlatılmasıdır.

 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.