|
|
|
 |
MESLEKİ TARTIŞMA SÜRECİ VE YÜZLEŞMESosyal Hizmet Uzmanı
Ramazan ALTUNÖZ
Çukurova Üniversitesi Mediko-Sosyal Merkezi
didadi@mynet.com |
Bir
süreden beri meslek üzerine oluşturulan tartışma sürecinde farklı yaklaşımlar
beklenirken maalesef aynı kulvarda dolanan ve kendini aşamayan yeni bir tespit
yeni bir çözüm sunamayan bir kısır döngüye doğru gidilmiştir. Sosyal hizmet
tarihinin başlangıcından bu yana süre gelen muhafazakar söylemler ve yine aynı
kişiler tarafından farklılık şiarıyla ortaya atılan azıcık rol karmaşıklıklarına
ve çoğunlukla öznelciliğe bulaşmış, bilimsellikten uzak olup olgusal bakışı da
dışlayan yinelemeler söz konusu olmuştur.
Sosyal çalışmacı olan herkesin bildiği bilgileri değişik ve konuyla alakasız
kelimelerle süsleyip sanki yeni bir üretimmiş gibi, cenneti yeniden
keşfediyormuş gibi ortaya koyup sonra da madalya bekleyen, fakat beklediğini
alamayınca hayal kırıklığıyla her şeye çatan bazıları belirmeye başlamıştır.
Öncelikle bir meslekle ilgili tartışma başlatılacaksa tartışmaya katılacak
insanların ki kendini tartışmanın mihenk taşı sayanların; nesnel bir bakış
açışına sahip olması gerekmektedir. Reel biçimde mesleğin ortaya çıkışını,
gelişimini ve son olarak geldiği noktayı cesaretle ortaya koyabilmelidir. Yani
meslek doğru okunmalı ki tıkanıklarını ve çözüm önerileri ortaya konulabilsin.
Klasik anlayışın dışına çıkmadan iddia edildiği üzere bir yenilik veya meslek
adına bir katkı ortaya konulamaz. Söylemde ve üslupta fark yaratabilmek gerek.
Nihilizme çalan gelgitlerle bir yandan gelenekçi çizgiyi savunmak öte yandan
karşı çıkış ve yenilik adına söylemler kullanmak bilimsel bir duruş değildir. Bu
daha çok ham bir politik duruşu işaret eder. Zaten ülkemizde mesleğin en büyük
handikaplarından biri kurum ve kuruluşlar bazında siyasetten arınamaması
durumudur.
Sosyal hizmet mesleğinin ana uygulama kurumlarından biri olan SHÇEK sosyal
hizmet mesleğinin en büyük çelişkisidir. Mesleğin icra edildiği kuruluşlar
mesleğin temel ilkeleriyle uyuşmayan politika ve uygulamalar ortaya koymaktadır.
Bünyesinde barındırdığı veya değişik şekillerde hizmet verdiği ihtiyaç sahipleri
hazırcılığa ve tüketiciliğe alıştırılmaktadır.
Gerek meslek gerekse SHÇEK ülkemizde hala kurumlaşamamıştır. Kişilere veya
hükümetlere bağlı ve sürekli değişme potansiyeline sahip garip
sistemle(sistemsizlikle) yönetilmektedir. SHÇEK bir an önce özerk veya bağımsız
bir yapıya kavuşturulmalıdır. Yani diğer bir değişle siyasetçilerin arka bahçesi
olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun yanında genel müdür, daire başkanları ve ilgili
kuruluş yöneticilerinin sosyal hizmet uzmanı olma zorunluluğu getirilmelidir.
Bunun sağlanması gerçekten sosyal hizmet vermek ve almak isteyenler açısından
bir önceliktir. Daha ileri bir adım olarak ta sosyal hizmet örgütlerinin
politikalarını bu temelde oluşturmaları bir gereklilik arz etmektedir. Çünkü
sosyal hizmet mesleği Türkiye de işgal altındadır. Sosyal hizmet mesleğini hakir
gören, benimsemeyen, küçümseyen, içeriğini bilmeyen ve kavrayamayan kişiler
tarafından uygulamaları planlanmakta ve yönetilmektedir. Balık baştan kokar
atasözü anlamını burada bulmaktadır. SHÇEK’te bir türlü bitmeyen skandalların
nedeni budur. Yanlış yönetim, yanlış planlama ve doğal olarak bunların devamı
olan zoraki uygulamalardır. Bu durum kurum bünyesinde çalışan sosyal
çalışmacıların, çocuk gelişimcilerin, psikologların, fizyoterapistlerin vb.
meslek mensuplarının mesleki bilgi ve becerilerini verimli bir biçimde ortaya
koymaları açışından ciddi bir engeldir. Hatta angarya ve yıldırma
politikalarıyla bu insanlar mesleklerinden soğutulmaktadır
Sosyal hizmet mesleğinin ülkemizde bir çıkış süreci yaşama potansiyeli her zaman
mevcuttur. Çok uzun seneler falanda gerekmiyor. Yeter ki siyasi iktidar bu alana
yönelik politikalarını şekillendirirken samimi olsun. Yeter ki günü kurtarma,
göz boyama, duygulara hitap etme gibi geçiştirmeci tavırlardan sıyrılıp bağımsız
bir duruşla mesleğin asıl sahipleriyle işbirliği yaparak adımlar atsın. Bu işin
taşeron mantıkla yürümediği daha önceki hükümetlerde olduğu gibi bu hükümet
döneminde de aşikar olmuştur. Maalesef bu günkü hükümette dahil hiçbir iktidar
hizmet önceliğini siyasi ranta tercih etmemiştir. Ki sosyal hizmet mesleğinin
kapsamı siyasi arena için iyi bir vitrin oluşturduğundan bu kurumların bağımlı
kalması ve randımanlı çalışmaması işlerine gelmektedir. Tıkırında profesyonelce
çalışan bir sosyal hizmet sistemi siyasi iktidarın elinden birçok propaganda
silahının gitmesi anlamına geldiğinden hiçbir hükümet bu işe canı gönülden
destek vermemektedir.
Konusu ve uğraş alanı insan olan hiçbir meslek ülkemizde sosyal hizmet mesleği
kadar horlanmamıştır. Söze gelince bütün yetkililer hümanist, adil, yardımsever
ve sorumluluk sahibi. Ama iş uygulamalar gelince her şey lafta kalıyor. Görüntü
başka içerik bambaşka bir hal almaktadır. Kadını, yaşlısı, özürlüsü, yoksunu
marjinaliyle herkesin insan temelinde yaşama hakkı vardır. Sosyal hukuk
devletinin yapısı gereği vatandaşlarının ihtiyaç ve koşullarının sağlanması
zorunluluk arz etmektedir.
Anayasa dahil her yasayı kendi çıkarı doğrultusunda değiştirmek iktidarların
geleneksel çocuk oyunu haline gelmiştir. İşin yapboza dönüşmesiyle gerekse
uygulayıcı konumdaki meslek elemanları gerekçe hizmetlerden faydalanan ihtiyaç
sahiplerinin kafaları da yapboza dönüşmüştür. Özellikle AKP hükümeti döneminde
ciddi bir kaos ve belirsizlik ortamı yaratılmıştır. Buna bağlı olarak neyin ne
zaman nasıl olacağı belli olmayan bir tedirginlik süreci başlatılmıştır. Bu
ortamın ve sürecin orta yerinde de sosyal hizmet alanı yer almaktadır. Sosyal
hukuk devleti olarak siyasi iktidarların sorumluluğu altında olan ihtiyaç sahibi
vatandaşların sorunlarının çözümlenmesi bir yana ne yazık ki güdülen
politikalarla sorunlar daha çok büyümekte ve yaralar daha çok kanamaktadır.
Ve artık tutarlı, tarafsız ve sorun odaklı hizmet vermek için hükümetin sosyal
hizmetlere bağımsız veya özerk bir statü kazandırması gerektiğini bir daha ifade
ediyorum. Bunun yanı sıra ev sahipleri olan meslek elemanlarını bir yabancı gibi
görmekten vazgeçmelidir. İşin sadece hamaliyesi değil yasaların oluşumunda da
onları muhatap almalıdır. Çalışma ve sosyal hakları düzeltilmelidir. Şu anki
yasa, sistem ve uygulamalarla sosyal hizmet mesleğinin yolu tıkanmıştır. Ve daha
çok tıkanması için garip ve anlaşılmaz çabalar devam etmektedir.
Nihai hedefi toplumun refahı olan ve bütün çalışmalarını bu yönde geliştirip
odaklaştıran mesleğe bir an önce hareket alanı verilerek güçlendirilmesi
gerekmektedir. Sosyal hizmet mesleğinin önü açılarak işlevselleştirilmelidir.
Fakat ne yazık ki bizzat siyasi iktidarlar tarafından sosyal hizmet mesleğinin
önü tıkanmakta eli kolu bağlanmaktadır. Çok maharetli bir ustadan çok sınırlı
olanaklarla olağanüstü işler yapması beklenmektedir. Diğer bir deyimle sihirbaz
olması beklenmektedir. Gerekli koşul ve olanaklar sağlandığında sosyal hizmet
mesleğinin toplumda neleri değiştirebileceği bütün dünyada aşikardır. Ama siyasi
arenanın şov malzemelerinden biri olarak kaldığı sürece geçici ve günü kurtaran
faaliyetlerden öteye gidemezken bir sürü iş kazası yaşama olasılığı da vardır.
Ki hepimizin gözü önünde yaşanıyor da. Son söz olarak mesleğimiz adına
isteğimiz: kuru bir nicel gelişme değil; mesleğin hem nicel hem de nitel
gelişiminin bir an önce başlatılmasıdır.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|