Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


Modernizm ve Mahremiyet Bağlamında Kadın

Fatma DEMİR


 Mahremiyet

Mahremiyet, öteki tarafından özümsenmek değil, onun özelliklerini bilmek ve kendi özelliklerini açıkça ortaya koymak, şeklinde tanımlandığında,’ötekine açılma ‘nın, kişisel sınırların korunmasıyla mümkün olacağı var sayılır(Giddens;1994:89)

Mahrem sözcüğü gizliğe, aile hayatına, kadının sahasına, yabancının bakışlarıyla yasaklanan şeye ilişkindir. Aynı zamanda bir erkeğin ailesi anlamına gelir. Mahrem kavramı batılı kaynaklara dayandırıldığında özel alan anlamında kullanılmaktadır. Müslüman bir ortamdaki ailesel alanın farklılığını görmezden gelmekle sonuçlanacaktı. Bu yüzden bu tür özgül durumları içeriden anlamak sosyolojik bilincimizi ve kavramsallaştırma yetimizi genişletmemizi ve tetikte tutmamızı gerektirmektedir(Göle; 1998:20).

Mahremiyet sözcüğü, etimolojik kökeninde 'en iç', 'en derin iç' anlamına gelmekte ve günlük dilde de 'iç bilinç ya da bir kişinin en gizli gerçekliğinin bilgisi' gibi anlamlar taşımaktadır. Genel olarak mahremiyet, bir kişinin en derinliğinde var olan şeylere göndermektedir.

Çeşitli yazarlar mahremiyet tanımlarında 'geri çekilme' (Bates), 'diğerlerinin bireyüstündeki gücünün sının' (Kelvin), 'kişisel kontrol' (Johnson), 'kişiler arası etkileşimleri düzenleme süreci' (Altman) gibi farklı kavramlara dayanmaktadırlar. Yapılan anketlere göre Batı toplumlarında mahremiyetin içeriği, cinsellik, diğerine duyulan sevgi ve bağlantı, rüyalar veya hayaller gibi konuları kapsamaktadır. Bir başkasıyla bu tür konuları paylaşma, onunla mahrem, özel ilişki kurma anlamına gelmektedir.

Mahrem ilişkilerin belirli karakteristik öğelere ya da özelliklere göre tanımlanmasıdır. Mahrem ilişkiler, diğer ilişkilerden bazı bakımlardan farklılık göstermektedir: Bunlar arasında duyguların yoğunluğu, kendisi hakkında karşıdakine verilen enformasyonların nicelik ve niteliği; diğerine ve ilişkiye bağlantı, ilişkinin uzun süreli olacağına inanç, karşılıklı bağımlılık gibi hususlar sayılmaktadır.

Modernlik

Modernlik denince genel olarak kabul gören biçimiyle, 17. yy Avrupa ‘da başlayan ve daha sonrasında hemen hemen bütün dünyayı etkisi altına toplumsal hayat ve örgütlenme biçimlerine gönderme yapılmaktadır. Bir başka ifadeyle toplumsal hayatın bütün alanlarındaki ölçütlerin rasyonelleşmesi olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlamalar biçimiyle modern bitmemiş bir deneyimler bütünü olarak görmek onu ülküleştirmekle eş anlamlı olsa gerek. Bu bakış açısıyla yaklaşınca modernliğin egemen olduğu çağdaş dünyada kimsenin dışarıda kalmayacağını ya da artık modern öncesi bir yerin olmadığını söylemiş oluyoruz. Yani bir kuşatılmışlıktır(Sevil;1999:11).

Modernlik günümüzde şöhretinden başka, çağdaşlık etiketi olarak müspet bir cazibeye sahiptir. Onun geniş ölçekli genelliği bir çok önemli ekonomik ve politik olguyu bir araya getirmeye yakındır; halbuki bu olgular diğer bir çok etiketten ayrı olarak düşünülmektedir. Bu olgular arasında; kapitalizmin ve sosyalizmin, endüstri Ve tarım dışı toplumlar diktatörlük ve demokrasiler, bürokratik hareketler ve bürokratik olmayan örgütlenmeleri sayabiliriz. Modernlik etiketinin kültürel çağrışımları kalkınmadan çok yaşantı üzerinde yoğunlaşma eğilimindedir; bu küresel çeşitliliğe daha kolay yöneltici bir şeydir. Tam tersine modernleşme bünyesinde tek bir süreç, tek bir istikamet ve zorunlu bir son bileşimini içermektedir. Son olarak modernlik hep kültürle ilgilenen sosyologlar için zengin bir bilgi kaynağı sağlayacak hem de sosyolojiye konuyla ilgili katkıları için nitelikli dinleyici kesimi kazandıracak olan beşeri bilimlerdeki kültürel çalışmalara doğal bir bağıntı kurmuştur(Therborn;1996:62).


MAHREMİYET VE MODERNLİK BAĞLAMINDA KADIN


Modernizm ve mahremiyetin iki zıt noktanın birlikte ele alınması; mahremiyet özel, cinsiyetlendirilmiş ve gizli olanı temsil eder, modern ise kamusal, evrenselci ve açık olmak üzere farklılığı ele almaktadır. Ancak birbirine nüfuz eden iki medeniyet konusu oluşturmuştur.
Hemen hemen bütün toplumlarda kadın sorunu ortaya çıkmıştır. Kadın üzerine birçok araştırma yapılmıştır. Kadın üzerine yapılan araştırmalar toplumsallık konusunda kutuplaşmalara yol açmıştır. Gelişmiş, gerilik nitelemeleri ile ele alınmaktadır.

Modernizm ve mahremiyet kurgulamaya dayanarak kadına bir yer belirlemeye çalışmıştır. Bir kurgu olarak Batı modernliği Türk entelektüel ve siyasi yaşamının zaman içinde ve ideolojik iklime bağlı olarak değişen esas unsurlarındandır(Göle;1998)Kadına bu unsurlara dayanarak şekil vermeye çalışılmıştır. Kadın siyahla beyaz arasında kalmış gri rengiyle araftadır. Bir taraftan modern çizgiye ulaşmak diğer taraftan mahremiyetini koruma çabasındadır.

DOĞU VE BATI BAKIŞ AÇISIYLA

Mahremiyet biz, bireyin kendini tanıması ve varlığını sürdürmesi, sahibi bulunduğu yetenekleri ve değerlerini yerli yerince kullanabilmesi ve bunları geliştirebilmesi için fiziki ve manevi planda gerekli asgari sınırların korunması olarak tanımlayabiliriz. Asgari sınır kültürden kültüre farklılık göstermektedir. Aynı milliyet, din ve cinsiyetin mensupları arasındaki Batıcı ve İslamcı karşıtlığın hangi ölçülerde olduğuna işaret etmiştir(Göle;1998:13). Toplumların bu konuya bakış açısı farklıdır. Her toplum bulunduğu yere göre değerlendirmektedir.

Mahremiyetin önemi toplumsal teorilere ve pratiklere bağlı olarak değişen bir yapı arzetmektedir. Göle’nin ifadesiyle Gelenek ile modernin, mahrem ile namahremin arasına asılmış olan, asla yere düşmeden yürümek zorunda olan biz örtülüler kadınlar. Tüm on asırlık işlemi kültürel tecrübeyi imbikten geçirip bugünde ve eksiksiz olarak kuşanacak her türlü tarihi ve an’lık erkek savrulmalarını hiç de aldırmadan, hatta tolere ederek mümkünse onayarak ama hiç değilse ört bas ederek nefes almasının takdir-i ilahi ilan edildiği biz doğu kadınları (modern mahremin çıkarılan ikinci bölümü)(Erarslan;2007:13).

Mahremiyete karşı Türk toplumunun modernleşmesi kadının geleneksel İslami yaşam biçiminden bağımsızlaştırılmasının Batıcılaşma’ya ve laikliğe giden yolu açaçagına inan reformcu seçkinlerin modernist yönelimlerinin bir sonucuydu. Batıcılaşma ve sekülerleşme sonucu yeni kimlikler oluşmaktadır. Batılı kaynaklara dayanarak doğu toplumları öznel kültüründen uzaklaşmış İslami kimliğin zayıflamasına neden olmaktadır. Batı üstünlüğünü kabul eder ilkel toplumlardan kendini ayırt eder. Bu da toplumun ahlaki dokusunda çözülmelere yol açacağı öngörüsünde bulunuyorlar.

Kadın konusunda, genellikle tüm Müslüman ülkelerde üzerine araştırma konusu temellendirmeyi batıdan almıştır. Modernlik Batı’yı temsil eder, mahremiyeti doğu temsil eder Batı’nın Doğu üzerindeki oryantalist bakış açısı modernin mahremiyet üzerindeki bakışı gibidir. Batı ileri, Doğu geridir. Batı mini etek giyer, doğu kapandıkça kapanır. Batı’nın özel alanı, Doğu mahrem alanı vurgular. Özel alanı moderne bakarak, mahrem alanı mahremiyete dayanarak açıklama çabası vardır.

KÜLTÜREL ETKİLER

Kültürel değerler toplumu oluşturan temel dayanak noktasıdır. Mahremiyete modernde kültürele göre şekil alır. Toplum tepeden tırnağa kültüre göre şekillenmiştir. Modern ve mahremiyet yelpazenin iki ucudur. Bu yelpazeyi kültürel değerler oluşturur.

İnsan yapı olarak giyinmeye zorunlu bir varlık. Yeryüzüne inmesi insanın, kültür üretmeye de yazgılı olmasını getirmiştir. O anlamda insan diğer gelişmiş canlı türlerine göre hem ayrıcalıklı konumda hem de kültürünü zenginleştirmeye sevkeden bir örtüsüzlükle malul. İnsan, beşeri olandan koparken başka hiç bir canlı türünde olmadığı şekilde giyinmeye zorlanmış, giyinmeyi istemiştir. Kültürel olan aynı zamanda kendini savunacak kadar ontolojiktir. Bir olgu tarih boyunca bütün toplumlarda bir şekilde var olmuşsa, bunu yapıntı bir durum, bir kaza, kültürün bir cilvesi veya kalıntısı saymakla kalamayız. Giyinmeyi geliştiren kültürün oluşumunun gerekçelerinden ya da icaplarından en azından biri, hala bilinemezliğini koruyor da olabilir. Bedeninizin yaratıldığı inancı, sizi bu yaratılmanın hikmetlerini anlamaya sevkediyor.

Mahremiyetin anlaşılmasında kültürel boyutlar önem taşımaktadır. Zira tüm kültürlerde mahremiyeti düzenleyici kurallar bulunmakla birlikte, mahremiyetin düzenlenme şekli ve mekanizmaları kültüre özgüdür, Hall'in deyişiyle 'her kültürde farklı duyumsal dünyalar (görme, koklama, duyma, dokunma, vb.) yüceltilir ve farklı mekanizmalar kullanılır'. Hatta aynı kültür içinde de rol ve statüye bağlı olarak farklı kural ve mekanizmaların işlediği görülür.

Kültür insanın sınırlarını belirler her toplumun mahreme verdiği değer farklıdır. Her toplum kendi normalini kendisi belirler. Bir kabilede yaşayan kadının mahremi ile bir köylü kadının mahremiyeti farklıdır. Kadının giyimi, örtünmesi ona göre şekillenir.

Modern daha gelişmişi ilerlemiş olanı yani üst kültürü temsil eder. Mahrem daha basit bir kültürü temsil ederken, daha ileri olanı moderne temsil etme yetkisi verir. Modern batı kültürüne vurgu yapar. Batılılaşmayla birlikte batı kültürünün etkileri görülmeye başlanmıştır. Kültürel olarak ya batılı ya da Müslüman (doğulu) olabilecektir(Göle;1998). İslam terbiyesinden çıkmak Batı’ya yönelmek tenselliğin, cinselliğin uyarılmasıyla eşanlamlıdır. Kadının mahremiyetini korumak esastır. Bu bağlamda Namık Kemal ,’Dans etmekle, şeytanla flört etmek arasında hiçbir fark yoktur’ve Eğer sizin medeniyet zannettiğiniz şeyler karıların açık saçık sokağa çıkması ve meclislerde dans etmesi ise onlar ahlakımıza mugayirdir. Biz istemeyiz, istemeyiz bin kere istemeyiz,’diye yazarak Batı’ya yönelişin sınırlarını cinsiyetler arası ilişkiyle belirlemiştir(Parla;1990:69)Mahremin ve modernin doğu batı ayrımından çok yaşanıla aşkından içkine doğru bir anlam ortaya koymalıdır. Batı kültürünün doğuyu nasıl ve ne derece etkilemesi gerektiğine iyi bir örnektir.

MAHREMİYETİN GÖRÜNÜRLÜĞÜ ÖRTÜ

Modern bir eğitim almış genç kızların başlarını örtme nedenlerinden birisi, modernleşme adına şekilci dayatmalardır. Bu ayrımı gerektiği gibi anlamak, modern kültüre hakim olan bakış açısının sorunlarını kavramayı da gerektiriyor. Modernleşmeyle birlikte kadının daha bir bedeninin görünürlüğüne odaklandığı, bedenine bir bakıma yabancı bir gözle bakmaya başladığı söylenebilir. Bu yabancı göz, aklını gözlerinde toplayan Apolloncu gözdür. Bir açıdan kadını sorumlu, akleden bir birey olarak kabul eden, diğer açıdan ise ona yeni bir cinsel kimlik/kişilik vermekte zorluk çeken bir bakışı vardır kadına, modernite’nin. Geçmişte yeryüzünün Batı’sında olduğu gibi Doğu’sunda da kadının bir ruhu olup olmadığı tartışılıyordu. Modernite ile birlikte kadın, erkek kadar akıllı bir insan olara kabul gördü ama giderek makbul kadınlık, Batılı beyaz özne erkeğin insanlık ve başarı kriterlerine bağlı olarak kabul gören bir kadın tipinin ölçüleriyle tanımlanmaya başladı. Farklı kadınlık durumlarına seslenememenin, açık olamamanın bir sonucu, kültürel ve ırki hiyerarşilerin desteklenmesi oldu. (Young; 2000: 252)

Moderne mahrem bakışlarla mı yoksa mahreme moderne baktığımız gibi mi bakıcağız. Mahremiyet örtüye indirgenebilir mi? Yoksa toplum üstü bir kavram mıdır? Mahremiyeti örtü dışında bir alanda bulunabilir mi? Bu sorulara karşı neyi ortaya koyabiliriz. Mahrem gizlenen bir sır, insanın saklı kalan yanı aynı ötekine ve diğerine konulan soyut sınırlardır. Bunların dışında öyle bir alan var ki somutluğu, aşikarlıği ve görünürlüğü olan; örtü.

Örtü kutsallıktan uzaklaştırılan büyüsü çözülen bir dünyada günlük hayatımızın en özel ve kişisel özellikleri değiştirilmesi ve inkâr edilme tehlikesine açılmıştır. Bireyin bütün mahremiyetin, mensubu bulunduğu topluma bütün açıklığı ile gösterilmesi, toplum mahremiyet yitimi, dinin ve ahlakın hakikatin bölgesinden sürgün edilmiştir. Mahremiyet kadın erkek ilişkilerinin alenileşmesi, aile mahreminin kalması perdelerin kapanmaması, giysi üzerinden değerlendirilebilmektedir. Örtünme, örtme ve gizleme olarak ele alabiliriz.

Kadınların örtünmesi geleneklerle başlayıp gittikçe büyüyen, sarsıntısız, tedrici ve aralıksız bir süreç değildir. Tersine, geleneksel popüler inanç ve adetlerden ayrılarak dini modernliğe karşı kolektif kimlik vurgusu olarak siyasallaştırılan kentlileşerek eğitim görmüş olan toplumsal grupların yenilerde islama getirdikleri yeni bir yorumun sonucudur. Kadınların örtünmesi İslamcılık, geleneksellik ve modernizm arasındaki bu odaksal gerilimin, temeli üzerine kuruluş çağdaş İslamcı hareketinin ayırt edici niteliğidir(Göle;1998:17).
Örtü geleneklerin sınırları içinde kalmış, kuşaktan kuşağa aktarılmış ve kadınlar tarafından edilgence benimsenmiş türban, yaşamın geleneksel alanlarına geçişi ve siyasi bir duruşu içeren, kadınlarca gerçekleştirilmiş etkin bir sahiplenmedir. Kadınların örtünmelerinin sembolizm sayesinde bir kimlik ortaklığı kazanılmakta ve ümmet kavramı ulus ötesi bir düzeyde yeniden kurgulanmaktadır(Göle;1998:16–17).

Mahremiyet batının tam tersine olarak edep ve aşkınlığı ifade etmektedir. Durkheim’e göre, toplumsal bağ, dünyevi alana ilişkin ‘iş bölümü’nün eseri olduğu kadar kutsal alana ilişkin ‘inanç ‘ birlikteliklerinin de eseridir. Bu da görünürlüğü kutsal olan ve kutsala dayanan bir kimlik görünmesidir. Sosyal kimlik örtü şekil almıştır.

İslamla/dinle/dindarlıkla/maneviyatla kendine ait bir ilişki geliştiren, kendini konuşan, sesini çıkarmaya/duyurmaya çalışan kadına çıkıyoruz. Bu kadın; hem laik kesimi, hem dindar kesimi karşısına alıp, söylemiyle farklı erklerin modellediği bir kadın olmanın içini doldurmaya değil, boşaltmaya, yeni anlamlar kurmaya çalışıyor. Böylelikle, hem modernist, seçkinci, Kemalist projenin çatlaklarını derinleştiriyor, hem de İslamiyetin içinde kadın olmak üzerinden geliştirilen eleştiri alanları kuruyor. Tekil varoluşlar görünür oldukça; bütünsel bir “örtülü kadın” illüzyonu da çözülüyor.(Aktaş,2007,32 )

Mahremiyet örtü ile sınırlandırılır. Mahremiyetin inşası, toplumsal alanı bir gösteri alanı olmaktan uzak tutmaya matuftur. Örtü ile cinsellik mahrem alana taşınırken, toplumsal alanda bütün davranış ve ilişkileri şartlayan bir parametre olmaktan çıkmıştır.

TÜRK MODERNLEŞMESİ’NİN GETİRİLERİ

Modernleşme her toplumu etklemiştir. Bu kavram insanların hayatına belli ya da belirsiz bir şekil vermektedir. Modernleşmeden her toplum olduğu gibi Türk toplumuna etki alanındadır. Modernleşme, yerel sınıf dinamikleri ve hatta geleneğin yeniden icadı üzerinde yükselmektedir. Batı yaşamsal törelerini sahiplenme arzusunu ifade eden bir medeniyet projesi olarak tanımlamaktadır. Batı dünyasının tersine Türk modernizminin tanımı yerel değerlere dayanarak oluşturulmaktadır. Büyük geleneğin küçüğe, kentin köye dönüşümü olmuştur(Göle;1998:170–177). Modernleşme muasır medeniyetleri hedef alarak toplum bir çok alanda çağdaşa ulaşma çabasındadır. A’ dan z’ye değişime inanmış ona kendi dönüşümüyle cevap vermiştir.

Bir vurgu olarak batı modernliği ideolojik iklime bağlı olarak oluşmuştur. Modernlik kavramına olan bu bağımlılığı dikkate almaksızın ne tarih, ne toplumsal aktör, ne de toplumsal çatışma konularında sağlıklı bir okuma yapmak mümkündür. İslamiyetin modernlikle sorunu olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. İslamiyetin durağan bir yapıya sahip kabul edilmiştir. Buna rağmen toplumlarda yeni kimlik ve aktörler ortaya çıkmış. İslamcı kadın kimliği sabit, özsel değerleri aynı iktidar ilişkilerinde ve kamusal alanda özsel değerinden çok hayati bir nesne halini almıştır.

Türk tarihi boyunca İslam ve modernlik arzulanmayan karşılaşmayı ve karşılıklı etkileşimi hatırlatır ve özellikle İslamcı kadının modernliği eleştirel bir gözle değerlendirilmesini, ancak kamusal alana mahrem sürdürerek katılmasını ima etmektedir(Göle;1998:21). Modernlik dini manada mahremiyeti dışlarken diğer duygusal değerleri de dışlıyor.
Türk modernleşme süreci merkez toplumsal değerleri ve hatta ‘insan’ı batı medeniyetinin izdüşümünde yeniden tanımlamıştır. Liberal değerleri oluşturmak, dinsel ve geleneksel inançların yoğurduğu cemaat ilişkilerini dönüştürmüş, daha heterojen, farklılaşmış, çoğulcu bir toplumsal yapıya ulaşmıştır. Türk modernleşmesi, farklılaşma ve çoğulculuk üzerinde yükselmemiştir.


Türk tarihi boyunca İslam ve modernliğe eleştirel bir gözle değerlendirilmesini, ancak kamusal alana mahremi sürdürerek katılmasını ima etmektedir. Geleneksel nitelikleri yeni koşullara uyarlanması milliyetçi bir politikaya neden olmuş. Medenileşme süreci Türkiye’ye ve diğer Batılı olmayan bağlamlara kendini tanımlama, bedensel temsil, cinsiyet ilişkisi ve mekansal ayrımsal gibi konularda yeni etik ve estetik değerler dayattı; kadınların öğrenimlerini, bedensel ve kamusal görünürlüklerini sağlamak yolunda değişime neden oldu(Göle;1998:31–32).

Türk kadın modernleşmesini anlamamızı zorlaştıran bakış açıları, Müslümanların toptancı bakış açısıyla Osmanlı medeniyetini dokunulmaz bir uhrevilik içinde ikonlaştırması. Bu anlayışa göre Osmanlı mükemmeldi 16yy sonrası değişiklikleri kabul etmezler ve Mustafa Kemal’i erişilmez kılmak ve bu erişilmezliği İslam aleyhine kullanmak için, kadın modernleşleşmesinin bütün renklerini bizzat Mustafa kemal’in belirlediğini iddia eder. Bu toplumsal manada mümkün olmayacak bir şeydir. Mustafa Kemal’in yaptığı 19.yy Osmanlı toplumsal hayatında, üst tabaka kadınlar arasında başlayan modern hayat anlayışını, alt ve orta tabakalar için mecburi hale gelmiştir(Barbarosoğlu;2006:135).

Türk modernliğin temel ilkeleri en iyi şekilde ulusal kalkınmayla kadınların özgürleşmesi arasında kurulan zımmi eşitliğin görülmesiyle anlaşılabilir. Türk modernleşmesi vatandaşlık ve insan haklarının getirilmesi ve Kemalist reformların belkemiğini oluşturan kadın haklarının temin edilmesidir. Bu yüzden toplumsal görünürlüğüne ve karşı cinslerin toplumsal kaynaşması kadının kamusal alanda varlığını belirler. Kemalist reformlar kadının ‘iffetin’ ve ’ görünmezliğini’ üzerine kurduğu, özel kamusal alanlar konusundaki tanımlar için radikal bir değişiklik anlamına gelir. Kemalist projeye göre kadınların görünürlüklerini ve erkeklerle kadınların toplumsal kaynaşması kadının kamusal alandaki varlığını belirler(Göle;1998:30).Türk modernleşmesi kadının mahremiyetin kapalı yerlerden açığa doğru kamusala sürdürmesine neden olmuştur.

YİTİK MAHREMİYET

Mahremiyetin yitimiyle yaşanılan anlam kaybının yol açtığı huzursuzlukların farkında olan modern sosyologlar, yitip gitmekte olan mahremiyetin kamusal alandaki demokrasiyle tümüyle uyumlu bir şekilde, kişiler arası toptan demokratikleşmeyi içermek üzere dönüştürülmesinin önemine işaret ediyorlar. Dini bilgi ve sezgiden yararlanma imkanını dışlayan, keşfederek tüketme ve kendini gerçekleştirme gibi mitlere yaslanan bir yapılanmada böyle bir dönüşüm inancı, ikna edici olmamaktadır( Aktaş;1995:114–115).İnsana karar alanını sınırlandırarak onun nasıl olması gerektiği iç dünyasının yansımasını karar vermesini etkileyen faktörler pek mümkün kılmamaktadır.

Postmodern toplumda yaşanan anlam yitimini, mahremiyetin yitimi ile irtibatlandırır. Postmodern toplumda her şey görülebilir, belirgin, şeffaf, çırılçıplaktır. Postmodern sahne gösterilerinde biçimlerin çoğalmalarınını hızlandırır, ataleti ve içe dönük infilakı yoğunlaştırır. Mahremiyeti tüketilişi, modernizme karşı gençlik hareketlerinde modernliğin çok ilişkili düzenine karşı bir eğilim halinde kendisini hissettirmektedir. Sosyal yaşamın her kesiminde bireyin kendisini evinde gibi hissetmesine duyulan özlem duyulan özlem, pratikte kendisini mahremiyete düşman olarak ortaya koymaktadır. Meziyet açıklıktadır, pervasızca sorunları olanca çıplaklığıyla sergilemektedir. Bireyin bütün mahremiyeti, mensubu bulunduğu topluma bütün açıklığı ile gösterilmektedir. Müstehcen konuşmalara duyulan ilginin giderek artmasını, toplum-mahremiyet ikileminin reddine bağlamaktadır(Berger;1993:232).

Modernleşme ile kadın bedeninin kamusal bir mala dönüştürülmesiyle de kadın bedeni, herkese saçık cinsel bir meta oluşmuştur. Cinselliğin fazlasıyla vurgulanması, serbest ilişkilerde öne sürüldüğü gibi mahremiyeti yok etmiştir(Aktaş;1995:108)

Giddens’ın ‘mahremiyetin dönüşümü ‘diye adlandırdığı doğum teknolojisindeki gelişmeler sayesinde zorunluluğundan kopmuş plastik cinselliğin ortaya çıkması ve kadınların cinsiyet özgürlüğü artması gibi iki ana dinamiği olan süreç, gerçekte mahremiyetin tükenişi ve tüketimi ile belirginlik kazanıyor. Olumlu değişmelerin bu süreci karakterize ettiğini söyleyebilmek için pek de uygun veriler yok elimizde. Buna karşılık üreme zorunluluğunun bağımsız bir cinsellik ve kadınların cinsel özerkliğinin artması gibi iki değişimin, çoğu zaman fuhşun tırmanışında görüldüğü gibi cinsel istismar için uygun iki vasıta sayılıyor. Mahremiyete ilişkin geleneksel değerler tükeniş durumundayken yeni değerler tükeniş durumundayken yeni değerlerin üretilemiyor olmamasıyla, bu dönüşümün diye adlandırılan hadise, insanlığı bir cinsel anarşi ve gevşeme girdabına sürüklüyor. Giddens ‘in ifade ettiği gibi, çiftler arasında her türlü bağımlılığa dışlayan eşitlikçi ilişki modeli, kendini ötekine tamamen açmayla gelen ilişki modelini sürekli kılacak bir hayat tarzı kuramıyor.

Mahremiyetin tezlikle yitimini, buna karşılık mahremiyet özleminin hala varlığını korumasını, evliliklerdeki kısa süre sonra başlayan geçimsizliklerin nedenlerinden biri olarak göstermek yanlış olmaz. Akılıcılık kararlarında duygusala yer tanımaz. Ama insan da duygularından vazgeçemez.(Giddens;1994:43)Mahremiyetin yitirilmesinin kaybolup giderken, insanların mahremiyete olan ihtiyacı sürekli artmaktadır. Mahremiyetin anlamının içi boşaltılmasına rağmen insanın içinde ona ulaşma, bu korunma ihtiyacı hep varolmuştur. Mahremiyet alanı çözülürken yeni mahrem alanlar kurmak, dünyevi bir hal almıştır.


Sonuç

Modern ve mahremiyet arasındaki kadın bir sarkaç gibi ikisinin arasında gidip geliyor. Bir yandan kendine özgü olanı, bir yandan da kendine ait olmayana uymak, ona bakarak değişmeye ve kendinden beklenileni yerine getirmeye çalışmaktadır. Kadın içkin olarak moderne eğilimlidir. Daha iyisi, güzeli şahşalısı onu cezp eder. Seçim hakında çok da nötr değildir. Modernin mahremiyetin sınırları net değildir.kadının moderne karşı mahrem bakışlar atmaya zorlar.Kadın bu konumda bazen yönlendirilir bazen de kendi yön belirler.

Muhhakak ki kendinden beklenileni yapması da yaşam tarzına işaret eder. Maneviyatın, yaşam politikasının gerekliliğine işaret etmesi gösteriyor ki, modernliğin tecrübesi kişisel sınırların korunması konusunda umut vermemektedir. Kaldı ki mahremiyet sadece kişiler arası ilişkiler olarak ele alınmamalı. Hassas bir özel alan hiç kimsenin her hangi bir nedenle müdahale etme hakkının bulunmadığı bir konumdadır.

Kadın isteyerek ya da istemeyerek bir tercih hakkına maruz kalır. İyi ya da kötü noktayı koyacak odur. Başkalarının onun ağzından konuşması bir yere kadardır. Şüphesiz son söz hakkı onundur. Sözün bitiği yer de onun moderne mi, mahreme mi uyduğu lisan – ı haliyle belirlenir.


KAYNAKÇA

AKTAŞ, Cihan, Mahremiyetin Tükenişi, Nehir Yayınları, İstanbul,1995

BERGER, PeterL.-KELLERN, Hansfried, Modernleşme ve Bilinç, Pınar Yayınları, İstanbul, 1984
ERASLAN, Sibel, Acının Tecrübesi Modern Mahrem, Gerçek Hayat Dergisi,44. Sayı, İstanbul,2–8 Kasım 2007

GİDDENS, Anthony, Mahremiyetin Dönüşümü, Ayrıntı Yayınları, Ağustos,1994

GÖLE, Nilüfer, Modern Mahrem (Medeniyet Örtünme),Metis Yayınları, İstanbul,1998

KARABIYIK BARBAROSOĞLU, Fatma, İmaj ve Takva, Timaş Yayınları, İstanbul,2002

KARABIYIK BARBAROSOĞLU, Fatma, Şov ve Mahrem, Timaş Yayınları, İstanbul,2006

PARLA, Jale, Babalar ve Oğullar(Tanzimat Romanının Epistemolojik Temelleri),İletişim
Yayınları, İstanbul,1990

SEVİL, Muharrem, Türkiye’de Modernleşme ve Modernleştiriciler, Vadi Yayınları, Ankara, 1999

THERBORN, Göran, Modernlik Yoluyla Modernliğe Giden Yollar, Post Modernizm Ve İslam, Küreselleşme ve Oryantalizm içinde der: Abdullah Topçuoğlu, Yasin Aktay, Ankara,1996

YOUNG Robert, Beyaz Mitolojiler, Bağlam, Ekim 2000
 

(Not: Bu yazı http://www.toplumvesiyaset.com  da yayındadır.)
 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.