|
|
Giriş
Günümüzde sosyal hizmet mesleği ve uygulayıcılarının üzerinde ağır bir tahribat
uğraşısı varken meslek elemanları olarak bizlerin sessizliği, üretimsizliği,
yalnızlığı, meslektaşlarımızın üzerindeki ölü toprağı dolayısıyla da yeterince
bir araya gelinememesi ve güçlü bir örgütlenme sağlanamaması düşündürücü olsa
gerek.
Bireysel çabalarda bulunan meslektaşlarımızın bir kısmı buna katılmayabilir ama
yukarıda belirttiğim hususlarda(mesleki örgütlülük) ölçü bireysel çabalar
olamaz, bu konudaki değerlendirme meslek elemanları ve onun örgütü olan
kuruluşun yani Derneğimizin durumudur.
Bu konuda nedeni anlaşılmaz görünen bir ilgisizlik(daha doğrusu yetersiz ilgi)
veya bir örgüt soğukluğu yaşanmaktadır. Az sayıda ki duyarlı meslektaşımızın
mevcut çabaları ancak bir yere kadar etkili olabilmektedir. Gerçek potansiyel
ise harekete geçirilememektedir. Bunun nedenleri de elbette önemlidir.
Kendisiyle yüzleşmeyen-hesaplaşmayan bir kişi veya kuruluş-örgüt-dernek yolunu
sağlam çizemez.
Bu nedenle mevcut iyi niyetli ve taktire şayan çabaların yanında genel bir
değerlendirme ile mesleki örgütlülüğün durumu, sorunları, nedenleri ve çözüm
önerilerinin ortaya konularak, bundan sonraki çalışmalara şekil verilmesi,
mevcut çabaların da etkinliğini artırarak, büyük anlam kazandıracaktır.
Bu doğrultuda mesleki örgütlülük konusunu, öncelikle konuyu genel olarak ele
alarak, ardından bu alanda sorunlar, nedenler ve çözüm önerilerini tartışmaya
açmak istiyorum.
Bu amaçla aşağıda sunduğum yazıya ilişkin paylaşım ve değerlendirme süreci
sonunda mesleki paylaşım, dayanışma ve birlikteliğimizin artmasına, bizlik
duygusunun oluşturulmasın yönelik girişimlerin başlatılması dileğiyle yazımı
sunuyorum.
Burada örgütlenmenin yararları, gerekliliği vb. konularla fazla vakit almadan,
öncelikle mesleki örgütlenmemizin kısa bir tarihçesi ve mesleki örgütlenmedeki
sorunları ortaya koymak istiyorum. Buradan da yola çıkarak, mesleki
örgütlenmenin daha da geliştirilmesi amacıyla meslektaşlarımızın da katkılarıyla
çözüm önerileri geliştirilmesini ve bu önerilerin uygulamaya geçirilerek,
mesleğimiz, meslektaşlarımız ve müracaatçı gruplarının yararına olacak daha
işlevsel bir yapının ortaya çıkarılmasını umarım.
A- Mesleki Gelişim ve Örgütlenmenin Kısa Tarihçesi**:
Tüm Dünya’da esen Sosyal Devlet, Sosyal Refah, Sosyal Adalet ve İnsan Hakları
rüzgarlarının etkisiyle Türkiye’de, 1957 yılında, Birleşmiş Milletler Sosyal
Refah Müşavirliği’nin önderliğinde, ilgili bakanlık, kamu ve özel kuruluş
temsilcilerinin katılımıyla, Türkiye’de mevcut sosyal hizmetlerin bilimsel ve
mesleki bir yaklaşımla yeniden örgütlenmesine yönelik toplantıda alınan kararlar
gereğince; 1959 yılında 7355 sayılı kanunla alanda araştırma yapmak üzere Sosyal
Hizmet Enstitüsü, Sosyal Hizmet eğitimi vermek üzere 1961 yılında Sosyal
Hizmetler Akademisi, , 1963 yılında ise S.S.Y.B. bünyesinde uygulama amaçlı
Sosyal Hizmetler Genel Müdürlüğü kurulmuştur.
** Bu bölüm genel olarak Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Eski Genel Başkanı
Hürriyet UĞUROĞLU’nun 2003 tarihli “Dünden Bugüne Türkiye’de Sosyal Hizmet
Mesleği” konulu makalesinin derlenmesiyle oluşturulmuştur.
Sosyal Hizmetler Akademisi 1965’de ilk mezunlarını vermiştir. İlk mezunlardan 13
kişi, öğrenci asistanlığı statüsüyle okulda kalmış, diğerleri ise S.S.Y.B.
bünyesinde tıbbı sosyal hizmet alanında atanmışlardır. Yine ilk mezunlarımızdan
Adalet Bakanlığı ve D.P.T. de yer alanlarolmuştur.
1963 yılında, Uluslar arası Sosyal Hizmet Okulları Birliğine üye olunmuştur.
1967 yılında 26 öğrenciyle H.Ü. Sosyal İdari Bilimler Fakültesi bünyesinde
Sosyal Çalışma bölümü açılmıştır.
60’lı yıllarda Kırsal Kalkınma projelerinde meslektaşlarımız ver almaya
başlamıştır. Yeni bir meslek olarak toplumda algılanması, kabul görmesi çok uzun
yılları almıştır. Yine 1963 yılında Birleşmiş Milletler önderliğinde, S.S.B.Y’
de Koruyucu Aile konusunda Sosyal Yardımcı yetiştirme programı uygulanmış,
uygulamanın toplumda çok kabul görmemesi nedeniyle bu program bitirilmiştir.
60’lı ve 70’li yıllarda, köy kalkınması, gecekondu çalışması gibi toplum
kalkınması yönteminin ağırlıkla yer aldığı uygulamaların yanı sıra Hastanelerde,
Cezaevlerinde, Çocuk Bakım Yurtlarında, Huzurevlerinde, Kız ve Gençlik bakım
evlerinde, Çocuk İslahevlerinde, Sendikalarda, Fabrikalarda Sosyal Hizmet
Uzmanları yer almaya başlamışlardır.
12 Eylül 1980 sonrası 20 Temmuz 1982 de YÖK yasasıyla Sosyal Hizmet Akademisi ve
H.Ü. Sosyal Çalışma Bölümleri birleştirilmiştir. Tek bir okulun, Türkiye’deki
S.H.U. açığını karşılaması mümkün değildi. 5, 6, 7, 8 ve 9. Beş Yıllık Kalkınma
Planlarında, Sosyal Hizmet Eğitiminin uygulaması ve yeni okullar açılması
tespiti maalesef 2000’li yıllara kadar sadece bir dilek olarak kalmıştır.
YÖK’le kurulan H.Ü.S.H.Y.Okulunun öğrenci kapasitesi arttırılarak 120 öğrenci
alınmaya başlanmış, 1982’ye kadar 650 civarı olan mezun sayısının arttırılması
hedeflenmiştir.
S.H.U. sayısal yetersizliklerini korumakla birlikte niteliksel olarak
gelişimlerini korumayı ve dünyayla bütünleşmeyi başarmışlardır. Gerek
Türkiye’deki S.H. Eğitiminin uluslar arası S.H. Eğitiminin bir parçası olması
gerekse ülkenin Sosyal Hizmet sistemi içinde mesleğin bilgi, beceri ve
değerlerinin uygulamaya aktarılmasındaki becerileriyle Sosyal Hizmet Uzmanları
Temmuz 2002 de Uluslar arası Sosyal Hizmet Uzmanları Birliğine üye olmuşlar ve
Avrupa bölgesinde temsil edilmeye başlanılmıştır.
2002-2003 yılında Başkent Üniversitesiyle başlayan süreçte sosyal hizmet bölümü
bulunan üniversite sayısı bugün 7’ye ulaşmış, toplam sosyal hizmet uzmanı/sosyal
çalışmacı sayısı ise 3880’i bulmuştur.
Sosyal Hizmet Mesleğinin yasal tanımlanmasının olmaması, mesleğin gelişimi ve
meslektaşlarımızın özlük hakları anlamında önemlidir. Bu bağlamda S.H mesleği
sağlık mesleği tanımı içinde olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı bünyesinde
tanımlanması gerekmektedir. Bu konuda çalışmalar sürdürülmektedir.Ayrıca
hazırlanan meslek yasa tasarısı T.B.M..Meclisi gündemine alınmak üzere
bekletilmektedir.
Bugün Türkiye de sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, adalet, konut sektörlerinde
çok çeşitli sosyal hizmet müdahale alanlarında sosyal hizmet uzmanları rol
almaktadır.
Türkiye de yaklaşık 3880 kişinin sosyal hizmet eğitimi aldığını söyleyebiliriz.
Sosyal hizmet mesleğini icra edenlerle ilgili çok kesin bilgilerimiz olmamakla
birlikte, Sosyal hizmet mesleği doğası gereği örgütlülükten yana olmuştur.
İlk olarak meslektaşlarımız 1965 yılında Sosyal Hizmet Mütehassısları
Sendikası’nı kurmuşlardır. 1970 yılında, sendikanın kapanması nedeniyle Sosyal
Hizmet Uzmanları Derneği kurulmuştur. O yıllarda mezunların ağırlıklı olarak
dernek üyesi olduklarını görmekteyiz. Yaklaşık 600 mezunun 500’ü dernek çatısı
altındadır.
1980 darbesiyle birlikte dernek kapatılmış, meslektaşlarımız 1988’de tekrar
Sosyal Hizmet Uzmanları derneğini kurmuşlardır. Derneğin Ankara, İstanbul,
İzmir, Antalya, Samsun, Konya, Şanlıurfa, Mersin, Kocaeli ve Trabzon merkezli 10
şubesi yaklaşık 1400 üyesi bulunmaktadır.
Bu verilerden hareketle 1990 ve sonrası mezunların örgütlenme düzeylerinin diğer
dönem mezunlarına göre düşük olduğu söylenebilir. Dernek ve Şubelerde aktif
olarak çaba gösteren meslektaş sayımızın çok az olması, konjonktürel vb.
nedenlerle Derneğimizin işlevselliğinin geçmişe göre daha ileride bulunmaması da
göz önünde bulundurulduğunda mesleki örgütlülük konusunda nicelik yanında bir
nitelik sorunumuzun olduğu da açıktır.
Dolayısıyla bu durumun nedenlerinin ortaya konarak, üzerinde değerlendirmeler
yapılması ve çözüm önerilerinin ortaya konarak, Dernek faaliyetleri ve
örgütlenme konusunda daha aktif ve işlevsel bir yapıya doğru dönüşümün
sağlanması gerekmektedir.
Bu nedenle öncelikle genelde Türkiye’deki örgütlenme sorunları, özelde de
mesleğimize dair örgütlenmenin yetersizliğinin nedenleri üzerinde durulmalıdır.
Bu konuda, sistem yaklaşımı içerisinde genel sistemden(Dünya ve Türkiye) ve
mesleki özelliklere bağlı aşağıdaki nedenlerin önemli bir yer tuttuğu
düşünülmektedir.
B- Mesleki Örgütlenme Sorunlarının Nedenleri:
I- MAKRO NEDENLER(DÜNYA’DAKİ GELİŞMELER):
1- Doğu Blokunun çöküşüyle, toplumcu birliktelik ve dayanışmayı öngören sistemin
ortadan kalkarak, alternatifsiz, tek kutuplu, bireyciliği savunan dünya
görüşünün egemen olması.
2- Bu bireyci dünya görüşünün kendi anlayışı çerçevesinde dünyayı tekrar dizayn
etme çalışmaları(ekonomik küreselleşme, bireysel yabancılaşma, yalnızlaştırma
vb.)
3- Bunun sonucunda kapitalist ülkelerde sosyal çözülmenin hızlanması, yeni
düzene uyumlandırılma sürecinde olan ülkelerde(bizim ülkemiz de dahil) de eski
sosyal destek sistemlerinin zayıflaması, dayanışma ve bir araya gelme
davranışının yerini bireysel çaba ve bakış açısına bırakması.
4- Tüketim toplumuna dönüşmenin sonucunda üretimin değerini yitirmesi, daha
kolay ve cazip görünen tüketime yönelinmesi. Bu durumun sosyal alanda, bir
birlikte üretim çalışması olan örgütlenme ve sivil toplum çabalarını
zayıflatması, bu iş için geçecek zamanı her çeşit tüketime ayırma seçimine yol
açması.
5- Sivil Toplum Kuruluşları ve çalışmalarının bile artık hemen hemen sadece
maddi unsurlara indirgenmesi(proje, kaynak vb yolla) anlayışı, parasız hiçbirşey
yapılamayacağı inancı. Hele hele para getirmeyen işlerin(sivil toplum
çalışmaları) gereksiz görülmesi.
II- MEZZO NEDENLER(ÜLKEMİZDEKİ GELİŞMELER):
1- Özellikle 1960-1970’li yıllarda toplumda yaygınlık kazanan toplumsal
dayanışma, örgütlenme vb. anlayışların giderek uçlara kayarak pozitif-uzlaşmacı
olması gereken yanından ziyade saldırgan ve karşısındakini düşman gören bir
yapıya kaymaya başlaması ve bu durumun örgütlülük açısından olumsuz bir imaja
döndürülmesi. Örgütlenmenin(karşıt gruplar açısından) çatışma, sorun kaynağı
gibi görülmesi.
2- Örgütlenmelerde, çatıda bir araya gelip çoğalma, bütünleşme çabalarının odak
olması gerekirken, bir süre sonra bölünme, hizipleşme ve ayrışmalara neden
olunmasının örgütlülüğe bakışı olumsuz etkilemesi.
3- Ülkemizde özellikle 1980 sonrası uygulanan toplumsal
politikaların(örgütlülüğün yasaklanması, cezalandırılması, engellenmesi,
bireylerin yalnızlaştırılması, toplumsal ve kurumsal baskılar, izleme ve
takibatlar vb) örgütlülüğü engellemeye yönelik olması.
4- Özellikle 1980’lerden sonra örgütlülüğün engellenmesi, aykırı bir durum
olarak görülmesi, dini oluşumların desteklenmesi sonucu, tarikat vb.
örgütlenmelerin bu amaçla sivil toplum oluşumu gibi görülmesi, diğer sivil
toplum oluşumlarının ise sanki dini oluşumlara alternatif veya rakip gibi
görülmesi nedeniyle özellikle dini eğilimli insanların sivil toplum
örgütlenmelerine şüphe ve tedirginlik duyarak sivil oluşumlardan uzak
durmalarına neden olmuştur.
5- Bu politikaların bir süre sonra toplumsal anlayışa egemen olması, insanların
korku, koruma vb. dürtülerle kendilerini ve yakınlarını örgütlülükten uzak
tutmak istemeleri.
6- Örgütlenme, sivil toplum oluşumları vb. yapıların genellikle bir konu
hakkında ortak çalışma amacı etrafında bir araya gelmesinin yanı sıra bir konuda
insanların özel ilgi alanlarını da kapsayan kabul görme ve kendini
gerçekleştirme çabalarını da kapsıyor olması göz önünde bulundurulduğunda;
psikolojiden de yararlanarak, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini göz önünde
bulundurduğumuzda(aşamalı ihtiyaçlar-Açlık, Korunma, Sevgi, Kabul Görme, Kendini
Gerçekleştirme); ülkemizde süregelen(sürdürülebilir) yoksulluk ve sürekli bir
çatışma-tedirginlik hali nedeniyle insanların genellikle yoksulluk, korunma ve
sevgi ihtiyaçlarını yeterince karşılayamayıp, kabul görme veya kendini
gerçekleştirme girişimlerine yönelememeleri.
7- Günümüz anlayışına uygun sivil toplum oluşumlarının gelişimi ve toplumlarda
önemsenmesi genellikle Batı toplumlarında demokratik geişimin sonucu ortaya
çıkmış ve kültürel olarak da bir süreç sonucu kabul görmüş, doğallaşıp yaygınlık
kazanmıştır. Ülkemizde demokratik gelişim ve kültürel anlamda sivil toplum
oluşumuna yönelik yeterince olgunlaşma söz konusu değildir. Örneğin Batı’da
kişisel gelişim ve değerlendirmede pozitif bir unsur olarak ele alınmak üzere
kişilerin ne kadar çok ve çeşitli sivil toplum kuruluşuna üye oldukları
sorgulanırken, ülkemizde bu yönde ki sorgulamalar daha çok kişi hakkında olumsuz
değerlendirmede bulunma aracı olarak yapılmaktadır.
8- Ülkemizde sivil toplum örgütlerinin belli bir amacı gerçekleştirmeye çalışan
eşit insanlardan oluştuğu inancından çok ya belli bir çıkar grubu ya da belli
kişilerle özdeş görülmesi, bu nedenle de sivil toplum çalışmalarına şüphe ile
bakılması ve uzak durulması.
III- MİKRO NEDENLER(MESLEĞİMİZE İLİŞKİN GELİŞMELER)
1- Tek meslek örgütümüz olan Derneğimizde eskiden bu yana sadece belli bir
görüşün yer aldığı ve temsil edildiği inanışı.
2- O görüşün içinde de sürekli olarak belli grupların çekiştiği(hizipleşme)
anlayışı.
3- Derneğin belli siyasi görüşlere ve partilere angaje olduğunun kabul edilmesi,
o siyasi görüş veya parti iktidar olduğunda güçlenme, etkinlik kazanma, başka
siyasi görüş ve partiler iktidar olduğunda güç ve motivasyon kaybetme.
4- Deneğin bakış açısında ve derneğe bakış açısında, Derneğin enerjisi ve
bakışının hemen hemen tümü sadece SHÇEK’le ilişkilendirilmektedir. Bu durum
kısırdöngüye yol açmakta, iş ve dernek çalışmalarının ve bakış açılarının iç içe
girerek insanların olumsuz deneyimlerinin buralara da taşınarak işteki
olumsuzlukların Derneği de olumsuz etkilemesi.
5- Diğer meslek gruplarında, Derneğin objektif olmayıp kurumlarda sadece sosyal
hizmet uzmanlarının haklı-haksız etkinliği için uğraş verdiği ve diğer kesimleri
düşman gördüğüne ilişkin ilişkin garip ama yaygın bir anlayışın bulunması.
6- Bu nedenle genelde ve özellikle de taşrada Dernek çalışmalarına katılım ve
üyeliğe diğer meslek gruplarınca ve kurumlarca düşmanca veya en hafif haliyle
tedirginlikle bakılması. Bu durumun bir kısım sosyal hizmet uzmanını Dernekten
uzak durmaya yöneltmesi.
7- Bazı sosyal hizmet uzmanlarının siyasi görüş(!), şahsi amaç, beklenti(iş’te
makam-mevki) veya korkularla(gözden düşme , sürgün vb) Dernekten uzak durmaya
çalışması.
8- Dernek çalışmalarına çoğu meslektaşımızın yeterince katkı vermemesi, Dernekle
ilgilenen meslektaşlarımızın yanında olmamaları, yapılan çalışmaları taktir
etmemesi vb. nedenlerle daha önce Dernek Çalışmalarıyla ilgilenmiş bir kısım
meslektaşımızın olumsuz deneyimleri vb. nedenlerle motivasyon ve inanç
kayıplarıyla veya önceki süreçte yeterince katkıda bulunduklarını düşünerek,
artık katkı vermekten uzak durmaları, buna karşın söz konusu katkıların değişik
boyutlarıyla süreklilik arz etmesi gereğini görmezden gelerek Dernekten uzak
durmaları.
9- Sivil toplum örgütlerine aidat ödememe alışkanlığı nedeniyle Derneğe aidat
ödememek için bile bazı sosyal hizmet uzmanlarının üye olmak istememesi(acı ama
gerçek).
10- Ekonomik yönden güçsüz olan Derneğin fazla etkin olamaması, üyelerine somut
getiriler sağlayamaması veya Oda oluşumu gibi üyeleri üzerinde yaptırımlarının
olmaması gibi nedenlerle Derneğin cazibe merkezi olamaması.
11- Sosyal Hizmet Uzmanlarının sayısal azlığının yanı sıra az sayıdaki
Meslektaşlarımızın bile kapasite ve potansiyelinin maalesef çok az bir kısmını
bile Dernek çalışmaları için harcamaması, etkin çalışmalar yapılamaması
nedeniyle cazip bir bütün haline gelinememesi ve diğer meslektaşlarımızın bu
bütünün parçası olmak için karşı konulamaz bir istek duymaması.
12- Okul olarak Hacettepe dışında yeni okulların açıldığı, kurum olarak da SHÇEK
dışında ki kurumlarda oldukça artan sayıda meslektaşımızın görev yapmaya
başladığı göz önünde bulundurularak.bu alanlara yeterince ulaşılamaması.
13- Sosyal Hizmet Uzmanı sayısının az, çalıştıkları işyerlerinde ki iş
yoğunluklarının fazla olması nedeniyle, meslektaşlarımızın dernek için boş(!)
vakitlerinin hiç olmaması!
14- Kişisel ilişkilerin olumsuz yanlarının(tartışma, küslük vb) Derneğe
yansıtılması.
15- Kavram kargaşasının olumsuz etkileri sonucu Meslektaşlarımızın ülkemizde
veya illerinde, kuruluşlarında meydana gelen mesleğe veya kendilerine ilişkin
olumsuz gelişmelerden dolayı Derneği suçlu görerek tavır geliştirmeleri, Dernek
işlevinden fazla bir beklentiye girmeleri.
16- Dernek çatısı altında tüm meslektaşlarımızı kapsayacak Bizlik duygusunun
oluşturulamamış olması.
17- Dernek çalışmalarının olası kazanımları göz ardı edilerek, Dernekle ilgili
işlerin ancak bir hobi çalışması gibi görülmesi.
18- Meslektaşlarımız içerisinde hayata bakış, anlayış itibarıyla ne yapılırsa
yapılsın örgütlenmeden uzak durmayı benimsemiş, zorunluluk olmadığı sürece
Derneğe üye olmamayı düşünenlerin bulunması.
19- Sertifika, yetki belgesi vb. evrak düzenlenmesi hususunda Derneğimizin yetki
ve tekelinin bulunmaması, üyeliğin zorunluluk olmasını sağlayacak yapımızın da
bulunmaması nedeniyle üye potansiyelinin sınırlı kalması.
20- Meslektaşlarımız arasındaki kişisel çatışma, çekişme ve sorunların Derneğe
mal edilerek Dernek üzerinden birbirlerine tavır almaları.
21- Kimi meslektaşlarımızın kişisel hırsla Derneği kendilerine mal etmeye
çalışmaları, kimilerinin de yine kişisel hırsları vb. ego zayıflıklarıyla
kişilerin öne çıkmalarını engellemek adına Derneğe katkı vermemeleri, aksine
sürekli eleştiri vb. yolla çalışmalara balta vurmak istemeleri.
22- Klasik alternatif üretmeyen, müzmin muhalif yaklaşımda olan insanların doğal
olarak meslektaşlarımız içerisinde de bulunması.
SONUÇ:Bir sivil toplum örgütü meslek derneği
dahi olsa öncelikle alanındaki mümkün olan en fazla kitleye ulaşmayı hedefler.
Bu hedef bizim meslek örgütümüz için de geçerlidir. Çeşitli zorluklar ve
aksaklıklar bizleri yılgınlığa veya boşvermişliğe yöneltmemelidir. Yukarıda
sayılan nedenlerin her birinin herkes için geçerli olması mümkün değildir
elbette ancak her bir nedenin en az 1 veya daha fazla meslektaşımızı mesleki
örgütlenmeden dernekten uzak tuttuğu ve sosyal hizmet uzmanı sayısının azlığı
göz önünde bulundurulursa, bu nedenlerin her biri nedeniyle oluşan olumsuzluğun
ortadan kaldırılması için tek tek nedenlerin ele alınarak her biri için çözüm
önerisi üretilerek, uygulanması gerektiğini düşünüyorum.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|