İsmim Aşta,
devlet üniversitelerinden birinde arkeoloji profesörü olarak çalışıyorum.
İşimi severek ve isteyerek yapıyorum. Benim için yüzlerce yıl öncesinden
kalma bir heykele, antika bir küpe ya da bir belgeye bakmak, onlara ilk
dokunan olmak ve onları toprağın altından çıkararak güneş ile buluşturmak
hayatımın en büyük zevki. Cerrah, nasıl ki neşterini çıplak tende dikkatle
kaydırmakta ise ben de küçük fırçamla bir heykelciğin kıvrımlarındaki
tozları özenle alırım.
Yıllarca ayaklarımızın altında ezilip duran
ören yeri, kazı çalışmalarının yapıldığı alan tesadüf eseri yol açma işlemleri
sırasında fark edilmiş. Kral mezarları içerisinde hazine olduğunu sanan birkaç
uyanık vatandaş güzelim tarihi eserlere zarar vermişler. Biz kazı çalışmalarına
başladığımız sırada olay yerini koruma altına alarak araştırmalarımıza başladık.
Kalıntılarına ulaştığımız medeniyet yıllarca izini sürdüğümüz kayıp ülkeler
Atlantis ve Mu gibi bilim adamlarının aradığı medeniyetlerden biriydi. Lia
Medeniyeti günümüzden yüzlerce yıl öncesinde deniz kenarında kurulmuş ve son
dönemlerine değin diğer medeniyetlerden ileri gittiği ancak son dönemlerde
ülkeyi yönetenlerin yeteneksizliği ve basiretsizliği sonucu medeniyetin
ilerleyişi durmuş. Eğitimde, sağlıkta, bilimde, sosyal hizmetlerde elde edilen
başarılar ve oluşturulan sağlam yapılar gittikçe bozulmuş ve her alanda çöküş
yaşanmıştır.
Üniversitede kurduğum kazı ekibimle Lia Medeniyetine ait birçok kalıntıyı
arkeoloji müzesine kazandırdık. Bu kazı çalışmaları sırasında inanılmaz bir
belge ile karşılaştım. Tarihe tanıklık edecek olan bu belgeleri görmek ve
dokunmak yeniden doğmak gibiydi. Lia’da sosyal hizmet binası olarak
kullanıldığını tespit ettiğimiz bir yerde özel muhafaza içerisinde saklanan bu
belgeler dikkatimi çekti. Lia’da çalışan bu danışmanın tutmuş olduğu gizli
günlükleri müzeye götürmeden önce kendi evime götürdüm ve dilini çözümledim.
Medeniyetin ne şekilde çöküşe hazırlandığı ve çürümenin kurumlardan başlayarak
tüm kamusal vücuda nasıl yansıdığını anlatan bu trajik belgeler sadece sosyal
hizmetler gibi bir alanın değil ülkede eğitim, sağlık, bilim vs. alanda hala
geri oluşumuzu anlatması bakımından önemlidir. Aslında adam kayırmaca, yönetime
yakın -yalaka- kişileri iş başına getirme tarihin her döneminde her medeniyette
gözümüze çarpmaktadır.
Bu günlerde mesleksel önemi artan, kurdukları meslek odaları ile ülkede yaşanan
insana dair olaylara yön tayin eden sosyal hizmet mesleğinin tarihi
derinliklerini anlamak bakımından dilimize çevirdiğim günlüklerdeki olayları
aktarmak istiyorum. Danışman Ayli’nin günah çıkarmalarının, pişmanlıklarının ve
kendilerine teslim edilen bir kurumu nasıl içinden çıkılmaz bir hale
soktuklarının resmidir bu gizli günlükler.
Günlüklerde isminin Ayli olduğunu öğrendiğim kişi o dönemde kurumun genel
merkezinde danışman olarak görev yapmaktadır. Ancak, kendi danışmanlığı ile
ilgili de özeleştiri yapmaktan geri durmamış. “Bana göre medeniyetimizin
yöneticilerine danışmanlık yapanların içlerinde ben de dâhil yöneticilere hangi
konularda danışmanlık verdiğimiz asla anlaşılamamıştır, zira hiçbir yönetici
aldıkları kararlarda danışmanlarına danışma gereği duymamaktadır ki zaten bizim
sadece adımız danışmandır, işimiz danışmanlık değildir” diye sitemde
bulunmaktadır. Olayların bundan sonrasını Ayli’nin kendi ağzından dinleyelim:
…
Yönetici danışmanlığına o kadar talipli ve torpilli arasından nasıl seçildiğimi
açıklayamam. Bu durum bana avantaj sağlayan ve yönetimdeki önemli kişilerin ifşa
edilmesi anlamına gelir. Zaten, bu makama ben gelmesem benden sonraki torpili en
kuvvetli kişi getirilecekti.
Sayın Velinimetim, küçük bir memur iken beni bu makama getirdikten sonra şöyle
bir kapısından girdiğim binanın ön tarafından duran tabelaya göz atma fırsatım
oldu. Sosyal diye bir şeyler okudum ancak devamını göremedim. Ne yalan söylemeli
göbeğim ve belimdeki yağ tabakası ile koltuğa ancak sığdım.
Sayın Velinimetimin beni sosyal hizmetler denen bir kuruluşa atadığını, adını ve
ne iş yaptığını daha yeni duyduğum kurumun çocuklara, yaşlılara, özürlülere
benim hiç de anlamadığım bir takım hizmetler götürdüğünü öğrendim
Benden birkaç gün sonra atanan müdürüm de benim kadar yabancıydı bu kuruma.
Devlet başkanının karısının amcasına uzaktan akraba olan müdür Mai Bey de ahbap
çavuş, torpil ilişkileri sonucu koltuğu kapmıştı. Mai Bey, altmış yaşlarında,
beyaz saçlı, çakır gözlü, iri cüsseli, sert bakışlı, kalın kaşlı, ince dudaklı,
ikditar partisi bıyıklı -ben deniz gibi- bir beni âdemdi. Mai Beyin ne iş
yaptığını tam olarak anlamış değilim ama birçok iş yaptığını söylerdi. Yani
birçok iş yapmak demek aslında hiçbir işten anlamamak demektir. Bunu sadece
birçok iş yaptığını söyleyen kişinin kendisi bilmez.
Mai Bey işlere çok hızlı başladı. Kendi aramızda kahvelerimizi höpürdetirken
memleketin işleri çalışmakla bitmez, allasen kendini de beni de harap etme
diyordum ama o ihtiyar bir kere kafasına koymuş sosyal hizmet kurumunu yeni
baştan yaratacak. Tövbe tövbe, yaratmak Allaha mahsusken…
Mai Bey ile medeniyetin dört bir yanında bulunan çocuk yurtlarını, huzurevlerini
ve özürlüler için kurdukları merkezleri dolaşmaya başladık. Adam meraklı,
gözünden hiçbir şey kaçmıyor. Bir odaya dalıyor, masa başında yazı yazan birinin
yakasına yapışıyor. Başlıyor ahiret sorularına. Sen kimsin, ne iş yaparsın,
burada ne arıyorsun, saçını niye yana taradın, bıyığının ucunu neden kestin? Mai
Beyin gözlerinde damar damar kanlar birikiyor, aldığı cevaplardan tatmin
olamayınca olduğu yerde tepiniyordu. Böyle zamanlarda yanına yaklaşmanın ne
kadar tehlikeli olduğunu beni de beygir gibi birkaç kere teptikten sonra
anladım. Biraz sonra sakinleşip o yurdun idarecilerine, sosyal hizmet
uzmanlarına, psikologlarına veryansın ediyordu. Bu arada ikimiz de kurumlarda
çalışan meslek adlarını ilk defa duyuyorduk bu yüzden de ne yaptıklarını
anlamakta zorluk çekiyorduk.
Medeniyetin her tarafında bulunan kuruluşları gezdikten ve teftiş ettikten sonra
merkez müdürlüğe döndük. Mai Beyin deyimi ile kolları, paçaları sıvayarak
çalışmalara başladık. Önce personelden başlamak gerekiyordu. Bizim bilmediğimiz,
ne iş yaptığını anlamadığımız gereksiz personeli işten çıkarmak onların yerine
daha faydalı olacak personeli işe almak şart diyorduk.
Mai Bey, personel müdürünü çağırdı ve personel durumuyla ilgili bilgi aldı.
Personel müdürü, ben ve kendisi odasında hummalı bir çalışma içerisine girdik.
Mai Beyin odasına biz çalışırken sadece acılı kebap ve ayran getiren odacı
giriyordu.
Mai Bey, ellerini açarak -bu hareketi ile uzun bir vaaz vereceğini bilirdim-
olmayan bir varlığı tokatlıyormuş gibi, Lia Medeniyetinin sosyal hizmetleri bize
emanet edildi, emanet demek “kutsallık” demektir. Yeri gelecek bu emanetleri
korumak için canımızı bile vereceğiz. O kimsesiz ve yetim yavrucakları, gözü
yaşlı ihtiyarları, gariban özürlüleri ne iş yaptıklarını anlayamadığımız meslek
elemanlarına teslim edemeyiz. Bunun için bu günden sonra önemli atılımlara imza
atacağız. Tıknaz personel müdürü Ahi Bey, elinde kalem Mai Beyin ağzından havalı
tüfek saçması gibi çıkan ve dört bir yana tükürükler salarak dağılan kelimeleri
topluyordu.
Mai Beyin, gözleri önemli bir nokta yakaladığında tornet bilyesi gibi küçülürdü.
Arkadaşlar, atalarımız ne demiş ağaç yaşken eğilir. Atalarının söylediklerine
kulaklarını tıkayan bir medeniyet diğer medeniyetler nezdinde gerilemeye
mecburdur. Bu çocuklar da henüz körpe fidan olduklarından bizim işimiz daha
yolun başında önem kazanıyor. Derhal orman işlerinden sorumlu bakanlık ile
yazışmalar yapılacak ve oradan bize ağaç bakımından anlayan uzman bahçıvan
görevlendirilmesi istenecek. Çünkü bu yetim ve de öksüz körpe fidanları
yetiştirmek üzere bahçıvanlar çocuk yurtlarında çalışmaya başlayacaklar. Düzenli
ve bakımlı bir orman yetiştirmek için elimizi çabuk tutmamız gerekiyor.
Toplantı devam ederken Mai Beyin nefes almak üzere bir anlık boşluğunda ileri
doğru atıldım ve en azından bostan korkuluğu olmadığımı, makam koltuğunu
dolduran bir kıça sahip olduğumu göstermek maksadıyla Sayın Müdürüm, benim de
bir önerim olacak dedim. Mai Beyin, en çok kızdığı şeylerden birsi kendisinin
bulunduğu ortamlarda birilerinin öneri getirmesiydi, bunu göze alarak fikrimi
söyledim. Efendim, bahçıvanların yanında at yetiştiriciliği için seyis ile
büyükbaş hayvan çobanlarını da istihdam edelim. Siz demiyor musunuz atalarımızın
dediklerini yapmak ve onların yolundan gitmek bizi ileri medeniyetler seviyesine
götürecektir. Atalarımız ne demiş, sakla samanı gelir zamanı. Biz, seyis ve
çobanları da işe alalım da ileride bir işimize yarar elbet, dedim. Mai Beyin yüz
hatları gevşedi, bana aklın çalışıyormuş seninde köftehor diye iltifatta
bulununca, teveccühünüz efendim dedim.
Benim önerimle birlikte personel rejimi de şekillenmiş oldu. Bizden önce çocuk
yurtlarında çalışan ve adlarına meslek elemanı denilen kişiler şimdiye kadar bir
başarı elde edememiş olup, çocukları küçük yaşta bükemediklerinden yerlerine
bahçıvanların, ileride kullanılmak üzere seyis ve çoban kadrolarında fazlasıyla
personel alınmasına karar verildi. Tüm ülke genelinde personel değişikliğine
gidildi ve aldığımız kararlar –Mai Beyin kendi başına buyruk aldığı- uygulanmaya
başladı.
Mai Beyin, en büyük atılımı Lia’da yaşayan her çocuğu çocuk yurduna almak oldu.
Çünkü aileler çocuk yetiştirme konusunda hiçbir bilgiye sahip değildiler. Mai
Beyin kurduğu yurtlarda ve onun belirlemiş olduğu personel ile Lia’nın bütün
çocukları birer dahi olarak yetişecekti. Bunun için akrabası olan Başkan’a
ricada bulunarak ağzından çıkan her sözün ferman olması yönünde kanunda
çıkarttırdı.
Ben danışmanım ama bana Sayın Müdürüm Mai Bey, allah için bir kere danışmış
değil sadece kebapları acılı mı yoksa acısız mı yemesi konusunda danışır. Bir
insanoğlunun bilmesi gereken her konuda bilgisi vardı. Mai Bey, sosyal bilimler,
fen bilimleri, kamu yönetimi, iktisadi ilimler, dinsel konular, tavukların nasıl
yemleneceği, öküzlerin sırtlarının ne yönde tımarlanacağı, civcivin mi yoksa
yumurtanın mı önce olduğunu bilirdi.
Lia Medeniyeti kurulduğundan bu yana belki de Mai Bey denli hırslı bir müdür
görmedi. Nur içinde yatsın rahmetli sekiz yıl müdürlük koltuğunda oturdu.
Kendisinden önce görev yapan müdürlerin yapmış oldukları bütün uygulamaları
kaldırdı ve yerlerine kendisi tarafından üretilen yöntemler koydu. Lia’nın
sosyal hizmetler diye adlandırdığı yapı sonunda Mai Hezimetler olarak
değiştirildi.
…
Şimdi iyiden iyiye yaşlandım, elim ayağım tutmuyor. Ben de Lia Medeniyetinin bir
huzurevinde hayatımın geri kalanını tamamlamayı bekliyorum. Yıllar önce Mai Bey
ile geceli gündüzlü çalışarak kurduğumuz sistemi bizden sonra değiştirmişler. Ne
yalan söylemeli şimdi sunulan sosyal hizmetler daha çağdaş ve insana yaraşır
düzeye çıkarılmış. Biz aslında hizmeti hezimete çevirmişiz. Mai Bey öldü
kurtuldu ama ben bu vicdan azabıyla ölemiyorum da… Allah ikimizin de günahlarını
affetsin!
…
Danışmanın yazmış olduğu günlüklerin bazı bölümleri zamanla yıpranmış, toprak
altında kalarak silinmiş durumda. Günümüze kadar bozulmadan kalan günlüklerden
yaptığım çeviriyi paylaşmak istedim.
Ben de günlüğüme şöyle yazdım: Arkeoloji profesörü olmasaydım kesin sosyal
hizmet uzmanı olurdum.