SOSYAL HİZMET MESLEĞİ

SOSYAL HİZMET ALANLARI

   KAYNAK
BİLGİLER

 

                                                                                                                               

 


İş İlanı Veriniz

 





 Sitemizde Yayınları Yayınlanan Sosyal Hizmet Uzmanları
 



Sitemizde Diğer Meslek Elamanlarının Yayınları
 

sosyalhizmetuzmani.org
 


 

LA VİE D’ADELE/MAVİ EN SICAK RENKTİR…

Aziz ŞEKER / Sosyal Hizmet Uzmanı
Sitemiz Editörü
shuaziz@gmail.com


 
 

 

Birey, geçmişinin üzerine bina olur; çocukluğunun gölgeleri onu var eder. Eğer o geçmişi trajedi yüklüyse, birey trajik yönüyle insan olur. Çocukluğu yalnızlıkla geçmişse ömrü boyunca güveneceği insanlar arar, başını omuzlarına dayayabileceği… ya da ömrü boyunca kendi arayışının öznesi olur, örneğin mutluluk ve umut arar, her an büyüyüp duran huzursuzluğunu yok etmek için bir anlam arar. İnsan anlam arayan kayı dolu bir varlıktır. İçinden çıkamaz ise bu karmaşa sürüp gider ya da kendi varoluşunu hayata aktarır. Yani kendisi olmayı başarır.

Bu metne konu olan Mavi En Sıcak Renktir ismiyle, Adele’in ilk gençlik yıllarındaki arayışlarını işleyen filmin yönetmenliğini Abdellatif Kechiche’in üstleniyor. Bu arada film yıllar önce Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü aldı...

Başlangıçtan söyleyelim ki, gerçekten bazı eleştirmenlerin takıldığı uzayan sahnelere aldırmamak gerekir, bu nedenle cinselliğin doğasını bir duygu süreciyle vermesi anlamında da abartısız ve etkileyici bir film. İzleyenini uzun süren film boyunca karakterler adeta kendi açmazlarına/arayışlarına kilitliyor. Lisede edebiyat alanında okuyan Adele’in orta sınıf ailesinin de etkisiyle önce gelir getirici bir işe; öğretmenliğe odaklanmasını görürüz. Adele filmde bir ilkokulda öğretmenliğe başlar, yazları öğrenme güçlüğü bulunan ama kendisini daha çok etkileyen verdiği hizmetin bir işe yaradığını düşündüğü öğrenciler için destek gruplarında da çalışır.

Üç saat süren film izleyenini o kadar içine çekiyor ki, her saat için üç kahve fincanı yetiyor… İlk birlikteliklerini isteyerek erkeklerle yaşasa da yalnızlığı ve yönelimi/duygusal arayışı bir kadına sürüklüyor onu. Hem de baskın bir kadına. Evinde kalacağı üniversitede görsel sanatlar okuyan ressam Emma, ev içinde baskın olan tiptir. Ev içi roller anlamında Emma ile birlikte yaşamaya başladığı günden itibaren Adele bulaşık yıkayan, yemek yapan yönüyle de ortaya çıkmaktadır. Hatta Emma’ın arkadaşlarına verdiği ev içi bir yemekte tam bir hizmetçi gibi çalışmıştır. Eşitlik ve özgürlük söylemi bir ara suya yazılır… İkili ilişkilerde eşyanın tabiatı gereği bir baskın tip olmak zorunda gibidir.


Elbette filmde LGBT bireylerin sosyal ortamları aynı zamanda sanat açısından yüksek kültürün buluştuğu kendine kabalı gruplar olarak gösterilir. Öte yandan Emma onun adeta felsefe hocası gibidir de. Zaten Adele, onu kendi ailesine de özellikle derslerinde yardımcı olan biri olarak tanıtır. Okulda arkadaşları arasında gördüğü dalga geçilmenin/cinsel yönelimi yüzünden dışlanmanın bir başka boyutunu yaşamak istememekte, yaşadıklarını ailesinden gizlemeyi tercih etmektedir.

Adele birçok ilişki yaşasa bile kendi ifadesiyle bir “bağlanma sorunu” yaşar. Emma ile tanıştıktan sonra bunu dile getirir. Duygusal kimlik edinme uğraşısında ve cinsel yönelimini öğrenmeye çalışan Adele yalnızdır. Ve bu duygu onu çaresiz kıldığında özellikle yaşamındaki Emma kendi işlerine yöneldiğinde tercihi bir erkek olabilmektedir.

Bu arada orta sınıf bir aileden gelen Adele öğretmenliğe başladığında da sorumluluk bilinci yüksektir. Emma’ya duyduğu sevgi, onun ve çevresinin kültürel birikimi karşısında bazen bir boşluğa düşmesine neden olmaktadır.

Adele sevgi açlığının, duygu yoksunluğunun, sürüklenişinin, insani duyarlılığının, kendini arayışın bir kişilikte yansımasıdır. Bunu duygularını yaşayarak kendisini öğrenerek yapıyor. Utangaçlığı üzerinden epey bir zaman geçince ayrıldığı Emma’yla görüştüklerinde bir cafede, onun dudaklarından özlemle öpmesi ve ellerini bacaklarının arasına çekerken sen de bunu istiyorsun diyerek karşısındakini davet etmesi, seni asla unutmayacağım ama bir daha olmayacakla özetlenir Emma tarafından…

Bana kalırsa cinsel yönelimiyle barışık bir Emma’ın geçmişinde deneyimlediği çok ilişki vardır, ve eski sevgilisinin hamile kaldıktan sonra yanında yaşamaya başlaması, genç ve güzel Adele’yi kabının önüne koymasında önemli bir nedendir.

Yoksa Adele’yi istençle yalnızlığa sürükledikten sonra onun ilişkilerini bir ayrılma gerekçesi göstererek ona fahişe demesi aslında kendisini dürüst olduğuna inandırma telaşıdır. Emma’nın güçlü kişiliğinin nedeni: Cinsel yönelimi açısından kendisini sorgulamayan bir sosyal çevre içinde olması, severek yaptığı işlerlerle ilgili onu onaylayan bir topluluğun olması, yine üvey babası ile annesinin, Emma’ın yaşam tarzına ve yaptığı işten duyduğu doyuma vermiş olduğu koşulsuz destektir.

İzleyicinin kendi içsel tartışmalarına gömülmesi için yürek acıtan sahneler bolca, önyargıyla büyüyenlerin, eğer küfretmeyi sürdürecekler ise izlememeleri gereken bir film! Özdeşleşmek için karakter aramaya da gerek yok…

Yaşamın gerçekliği öyle ürpertici oluyor ki, olası bir sahnede yüzleşmeyi kaldıramıyorsunuz bile! LGBT bireylerin yurttaşı oldukları ülkede yaşanan sosyal sorunlar karşısında yürütülen toplumsal muhalefet hareketlerinde yer alması ve bunu mutlulukla yapması ak perdeye yansıyan ve insanın içini ısıtan kareler…

Ben filmin gerçeği verdiğine inanıyorum… “Mavi En Sıcak Renktir” evet, filmin son anlarında Emma’ın sergisine davet üzerine gelen Adele’in giydiği renktir mavi… Yine en doğal haliyle çevreyi süzer, duvara asılı tablolardan birine çizilmiş çıplak resmine ürkekçe bakar ve gider, burada ne arıyorum dercesine…kendi yüreğine çekilir ve sessizce yürür…

Şimdi kısaca filmin sosyal psikolojik analizini yapalım:
Belki bu filmin oluşumuna neden olan belirli bir zaman ve mekân üzerine oturmuş ilişki dinamikleri üzerine çok şey yazabilirim ancak kısa tutmak istiyorum. Güvenli bağlanma günümüze çocuk bakımıyla ilgili teori oluşturanların kafa yordukları bir kavram.

“Bağlanma”nın artık her yaş dilimindeki bireyler arasında bir sorun haline geldiğini söyleyenlerin sayısı artıyor. Yani güvenli bağlanma sorununu uzun uzadıya nedenleriyle açıklamak ve sonuçlarını bireyler üzerinden kritik etmek için tartışmalar rahatlıkla yapılıyor... Güvenli bağlanma artık sosyolojik bir olgudur.

Neyse, filmden yola çıkarak çıplak bir gözle baktığımızda güvenli bağlanmayı başaramayan bireyin savruluşunu, kendini arayışını ve sadece bunun için bile bir bedel ödemesi gerektiğine tanık oluyoruz. Film sevginin cinsiyetinin olmadığının da altını çiziyor. Konu cinsellik olunca elbette yeryüzünde her şartta ve olanakta çaresini arayanların olduğunu da biliyorum...

Ancak gel gör ki insani ilişki kurmak ve yoksunluk duymadan asla yalnızlık duygusuna kapılmadan bağlanmak bir dalı yeşertmeye benzer; bu filmde Adele’in yaşadıklarını belki filmi hem psikodinamik yanıyla hem sosyal boyutuyla, hem akran ilişkileriyle hem de ikili ilişkilerdeki değerler açısından daha sağlıklı değerlendirebilmek için bir alan tanıyor.

Hakkım değil ama, filmin cinsellik kısmından dolayı bir sıkıntı yaşayanlar olabilir, bütünü görüp değerlendirme yapılmasını öneririm... Ben açıkçası bu filmde yalnızlığın çığlığını duydum ve yalnızlık duygusunun o dipsiz karanlığının bireyleri nerelere itebileceğini. Uçurum kenarından aşağılara dalıp gitmeye benzer; soğuk ve yok edici…

Psikososyal çözümleme yapan çok olur ama şunu unutmadan; bilgi köylü ve kentli değildir, evrenseldir... bilgi yüklü bir praksis bu evrenselliğe ışık tutar. En sonu ele aldığımız olgu da insanın içinde ve dışındaki dünyayla ilgili…   

 

 

 

 

Yasal Uyarı , Gizlilik Beyanı ve Künye

 

sosyalhizmetuzmani.org © Bütün hakları saklıdır. 
Sitemizde yayınlanan  yazarlarımızın yayınları ve sitemizin yayınları  kaynak gösterilerek ve içeriği değiştirilmemek şartıyla alıntı yapılabilir.