|
|

KUŞ YUVASI
Çocuk Yuvası ve Yetiştirme Yurdu Günlerim...
Çocukluğunda, sosyal hizmet aldığı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna
Sosyal Hizmet Uzmanı olarak hizmet vermeye devam eden İlyas Ali DAŞTAN’ın Kuş
Yuvası adlı kitabında yuva ve yurt yaşamına ilişkin günce tadında/tarzında
yazılmış öyküleri bulacak ve artık etrafınızdaki kimseli/kimsesiz çocukların
gözüne daha farklı bakacaksınız.
Öyküler birer damla, romanlara sığmayacak yaşamları anlatan…
DÜNYANIN HER TARAFINA İMZALI KİTAP YOLLANIR.
Yazar : İlyas Ali DAŞTAN
Basım :2008 Ankara
Kitap isteme adresi:
dastanilyas@gmail.com 0 505 821 23 28
İLYAS ALİ DAŞTAN’IN “KUŞ YUVASI” KİTABI
ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME…
Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
“Yetiştirme yurtlarında kaldıktan sonra, hayata
atılan bireylerin deneyimlerini ve anılarını yazmasının faydalı” olacağına
dair bir inançla yapılandırılıyor kitap. Böylece daha başlangıçta,
aydınlanması gereken bir takım yaşam parçacıklarının yuva ve yurt
gerçekliğine ışık tutacağını da duyumsatıyor yazar. Yeni psikososyal bakım
modellerinin geliştirilmesi için şart da bu...
Çocukluğun düşle desenlenmiş masalımsı dünyasında kuş yuvalarına olan merak,
altı yaşlarında yazarı bir başka yuva olan; çocuk yuvasıyla tanıştırıyor.
Kanımca yazar evden ayrılış duygusunun; hani yuvaya ilk gelindiğinde bir
sonraki çocuk gelinceye kadar “yeni gelen” adlandırmasıyla çağırılan
çocukların hüzünlü doğasını ve ilk ayrılışın travmatik karmaşası üzerine
daha detaylı örnekler verebilir ve bu lirik anılar bir romana ağabilirdi.
Kuşkusuz bu benim düşüncem. Neden mi? Okurken yer yer gözlerinizin
buğulandığını ve boğazınıza ıslak bir yumruğun gelip dayandığını
hissediyorsunuz; o yoğunluktan bazen hızla uzaklaşabiliyorsunuz. Kalsanız
âşık yüzünüz buruşur ömre, gitseniz hayat darılır size!
*
Bu bir yol! Acıyla, kederle ve insan umuduyla döşeli.
Yoksulluğun bin bir tadını yüreğinde yeşerten çocukluk, anılarda, İlyas’ın
yüreğinin kapısında bir sızı, bir ayrılık havası oluyor…
Çocukları, büyükler çoğu zaman anlamazlar! Bir çocuğu anlamak için yetkin
bir benlik gerekli, onca diplomaya, fakülte tozu içmeye, meslek apoleti
takmaya hiç gerek yok. Bu cümlelerim sosyal hizmet kuruluşlarında hakkıyla
çalışmayanlara…
*
Buluntu çocukların uğrak yeri. Yalnızlığın bolca olduğu, değerin arandığı
loş bir mağarada gezinmeye benzer kışla tipi bir kurumun koridorlarında
gelecek adına gezinmek…
*
Kitap bizlere yurt günlük yaşamının kesitlerini de veriyor. Yurtlarda
çocuğun katılımı olmadan oluşturulan günlük yaşam planları ve yurtlarda
görevli, ‘yetersizlikleriyle’ yüzleşemeyen kimi çalışanları anlatıyor yazar.
Aslında olanla / olması gereken arasındaki hatırı sayılır anımsatmaları
çocuk gözüyle aktarıyor.
Örneğin Serkan’ın yuvadaki ilk gününü yazar şöyle verir: “Hayatında açılan
yeni sayfaya artık kendi kaleminden yazılar yazacak” ve yazar çocuk
yalnızlığıyla tüm çocuklarının ortak duygusunu taşıyarak.
Yuva ve yurtlardaki dönemsel iyileştirmelere baktığımızda hakkıyla teslim
etmemiz gereken bir yan da var. İnsan hakları yönünden bir duyarlılık var.
Birde, İlyas’ın yuva ve yurtlarda yaşadığı dönem ile günümüz koşulları
arasında bir iyileştirme var diyeceğim ama, ne yazık ki, geçen yıllardaki
Malatya çocuk yuvasındaki bazı acımasız ve gaddar çalışanların görüntüleri
geliyor aklıma. Sonra yanıtlarken bile insanlığımdan utandıracak başka başka
görüntüler.
*
İlyas, kitabında bırakılmış / terkedilmiş/ buluntu çocuk dünyasının
gözlerinden büyükleri de irdeleniyor; müdür babaların kişiliklerini
anlatıyor çeşitli örneklerle.
Yazar çocuk oyunlarını da ekler kitabına. Oyunlar ki; çocukluğun düş evleri.
Neyi anlatmışsa kitabında İlyas; şu sevginin bile türlü oyunlara / hilelere
kurban edildiği günümüz koşullarında, yüzleşmemizin sınırlarını da getiriyor
beraberinde.
*
“Kambur Ruhlar” kitabın nerede kaldı? Yuvadaki postacı sana mektup getirmez
ama, senin yakında çıkacak kitabını bana getirir…
Eline sağlık…
Kuş Yuvasında Kendine Potkallar Yazan Çocuk
Şadiye DÖNÜMCÜ / Sitemiz yazarı
Daştan kitabında yuvalardaki hüznü yansıtarak
çocuklara farklı bakmamızı hedefliyor: "Ben gemisi batan bir çocuğum.
Attığım potkallar sahilde birikiyor olmalı. Öbür tarafa gitmek ve biriken
potkalları görmek hayal kırıklığı olur değil mi?"
"Köyde benim ve kardeşimin renkli
televizyonu ve oyun parkı olan bir yuvaya gideceğimiz lafı dolaşıyor.
Kardeşimle 'Biz kuş değiliz ki; nasıl sığalım el kadar kuş yuvasına' diyerek
gülüşüyoruz. Annem ağlıyor yeşil gözleriyle; biz köyden ayrılıyoruz
ayağımızdaki kara lastiklerle. Kocaman, beton ve soğuk bir binaya giriyoruz.
Çocukların olduğu ama hiç kuşun olmadığı farklı bir yuva burası.
"'Herkes kalksın. Geç kalana kahvaltı yok' diyen sesle uyanır, gerinemeden
kalkardık. Yurtta yemek, uyku, etüt saatleri günlük yaşam planı çerçevesinde
yürür. Etütleri 'okuyup adam olmak' için değil, oyun oynayarak
değerlendirirdik. 'Hababam Sınıfı' filmindeki Mahmut Hoca, velilere
'Karnedeki notlar çocukların değil, sizin' der. Söylendiği gibi biz bir
aileysek karnelerimizde parlayan sıfırlar biraz da yurt çalışanlarının değil
mi?
"Çocukluğuma dair yedi yaşında olduğum sünneti hatırlıyorum sadece.
Hastalandığımda yumuşacık elleriyle alnımdaki terleri silerek ruhumu
güçlendiren Melek Uzman Ablamın okul korosu olarak verdiğimiz konsere gelip
beni ayakta alkışladığını unutmadım. 'Sidikli paspas'lıktan kurtulunca
yatağımda ve yüzümde açan güneşi, tatillerde boşalan yurtta artan
kimsesizliğimi de, her mayıs ayında anneme yazıp farklı şehir ve adreslere
gönderdiğim, geri gelmesin diye adresimi eklemediğim potkalları da
unutmadım.
"Biz yuva-yurt çocuklarına özgü 'yaratıcı oyun zekası'nın eseri –bedava-
bize has oyunlar vardı. Korkulukta yürüme, salıncaktan atlama, pencereden
dışarı sidik yarıştırma, gaz çıkarma, çıplak elektrik kablosuna dokunma,
sinek yakalama, duvarda kanatları kopartılmış sinekleri yarıştırma, zıldır
zımba 1-2-3, araba saymaca, yağlı kayış, cüz, misket ve gazoz kapağı
oyunlarını elbette unutmadım.
"Yurt müdürüne baba dediğimizden müdür değiştikçe babamız da değişirdi.
Benim bıyık ve boyları farklı, değişik cezalar veren babalarım oldu.
Çocukların müdür baba seçme hakkı olsaydı yardımcı hizmetli Süleyman Ağabeyi
baba olarak seçeceği kesindi. Yurtta nöbetçilere Komiser, Dandik, Radar
Kulak, Boksör, Baba, Cırlak, Tutanakçı gibi lakaplar takar, her birinin tarz
ve sınırlılıklarını bildiğimizden ona göre davranırdık.
"Yurtta akşamları yüzüme yalnızlık ve sessizlik çarptığından içimden dışarı
akan sesleri sadece ben duyardım. Geceleri de 'kara kedi kabusu' yüreğimi
esir alırdı. Yatağımdaki sıcak, tüylü, yumuşak, mırıltılı ve gözleri yıldız
gibi parlayan kediyi boynundan tutup, karşı ranzaya fırlatırken aklıma 'Gece
altını ıslatan çocukları cin çarpar' diyen Ayşe Anne gelirdi. Cin, kedi
kılığındaysa; Sidikli Hüseyin'in yatağında olması gerekmez mi? Bağırırdım
sesimin çıkmadığından habersiz. Kediden kurtulmak için gözlerimi açtığımda
vücudumu saran ıslaklık üşütürdü beni.
"İlk aşkım; Savcı baba, öğretmen annenin kızı, çakır gözlü dünya güzeli
Eylem. Varlığımdan habersiz, yüreğimdeki yangınla yücelttiğim 'O kirlenmez,
kötü söz söylemez, hatta bizim gibi çiş yapmaz' deyince arkadaşım Ferhat'ın
'Ağzına bile sıçar' dediği, çiçek ve oklu kalplerle süslü 'merhaba' diye
başlayan mektubumu olumlu yanıtlayınca bulutlara çıktığım aşkım benim.
"Onunla buluşacağımız gün Yılmaz'ın gömleğini, İbrahim'in pantolonunu,
Sinan'ın ayakkabılarını giymiştim. Biz acemi iki sevgili parkta otururken
Yılmaz, Sinan ve İbrahim gelip: 'İhtiyacımız var. Gömleği / ayakkabıyı /
pantolonu ne zaman iade edeceksin' diye sorunca kıza yurtta kaldığımı,
üzerimdekilerin onlara ait olduğunu söylemiştim; zorlukla. 'Senin hiçbir
şeyin yok mu' sorusunu 'Evet: bana ait hiçbir şey yok' şeklinde
yanıtlamamıştım annesi, babası ve kendine ait giysileri olan biri beni
anlayamayacağı için. İşte o gün öğrendim arkasına bakmadan gidenlerin
dönmediğini.
"Yurt odasında cam kenarındaki ranzanın üst katındaki yatağıma uzanıp başımı
ellerimin arasına alıp karşı binadaki kocaman camları olan evde pazar sabahı
olup bitenleri gözlerdim. Evin annesinin kahvaltı hazırlamasını, suladığı
sardunyaların arasında kahve içmesini, evin babasının eşini öperek
'günaydın' demesini ve akran yaşımdaki oğlunun saçlarını okşayarak
uyandırmasını, evin çocuğunun aşağıdaki bakkaldan alıp koltuğunun altında
taşıdığı ekmeği tırtıklamasını, küçük tavanın (sucuklu yumurta mı?) içine
ekmek banmasını, cam bardakta çay içmesini seyrederdim."
Kuş Yuvası: Çocuk Yuvası ve Yetiştirme Yurdu Günlerim
Yukarıda anlatılanlar İlyas Ali Daştan'ın (***) "Kuş Yuvası: Çocuk Yuvası ve
Yetiştirme Yurdu Günlerim" adlı kitabındaki (****) günce tarzındaki
öykülerden alınma. Sosyal hizmet aldığı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme
Kurumu'na bağlı bir yuvada Sosyal Hizmet Uzmanı olarak çalışan İlyas'ın
yazdığı öyküler –aslında bu yazıyı da - okuyan birçok insana yabancı
gelecek.
"Yurtta ve yuvada kalanlar yaşadıklarını ve deneyimlerini yazarak
paylaşmalı. Çünkü damdan düşenin halini damdan düşen anlar'" diyen yazar
yurt ve yuvalardaki o kocaman ve renkli dünyanın hüznünü yansıtarak
etrafımızdaki kimseli / kimsesiz çocukların gözüne daha farklı bakmamızı
hedeflemiş ve başarmış da.
Sevgili İlyas öykülerden birinde "Ben esasında fırtınalı deniz yolculuğunda
gemisi batan ve ıssız adaya düşen kimsesiz ve yalnız bir çocuğum. Denize
attığım potkal şişeleri, adanın diğer tarafından sahile çıkıp orada
birikiyor olmalı. Sahilin öbür tarafına gitmek ve arada biriken potkalları
görmek ne büyük hayal kırıklığı olur değil mi" diyorsun ya.
Yazıyı bitirirken bir sorum var sana.
"Sen annene –yoksa kendine mi?- yazdığın potkalların nerede biriktiğini
öğrenebildin mi Aliye'nin babası olunca?" (ŞD/GG)
* Şadiye Dönümcü, Sosyal Hizmet Uzmanı
** Potkal: Issız adaya düşenler yazdıkları yardım mesajını bir şişe
içerisine koyup, ağzına tıpa geçirip denize atarlar ya. O mesaj / olay.
*** İlyas Ali Daştan. Çekerek-1977 doğumlu. SHYO' 2000 mezunu
**** Görsel Tanıtım Ajans. Ankara, 2008.
Bu yazı
http://www.bianet.org yayındadır.
KUŞ YUVASI
KUDRET BULUT
Yetiştirme Yurtlarından Ayrılanlar Kültür ve Dayanışma Derneği
Genel Başkanı
(YURTAYDER)
Sevgili İlyas Ali DAŞTAN, benim arkadaşım, kadim dostum, oğlum… Elli beş
yaşında bir adam olarak, otuz bir yaşındaki kişiye kadim dostum demek benim
için gurur ve onur verici bir durumdur.
Kaç yıl oldu tanışalı hatırlamıyorum. Tanıştığımız günden bu yana sanırım
her gün görüştük ve görüşmeye devam ediyoruz. Bir insanla paylaşımlarınızın
çokluğu onunla geçirdiğiniz vaktin süresini belirliyor. Ortak geçmişe sahip
olduğunuz kişilerle olan paylaşımlarınız da sanırım kâğıtlara sığmaz.
Bir bardak çay, simit ile geçirdiğimiz günler de oldu, gidip güzel bir
lokantada yemek yediğimiz günlerde. Biz İlyas Ali ile azı paylaşma
derdindeyiz. Zira çok olanı paylaşmak kolaydır.
Sevgili Dostumun “Kuş Yuvası” adlı kitabının teşekkür bölümünde benim için
yazdıkları karşısında duygulandım. Yol ve yolculuklar insan tanımak için
birebirdir. Sizi yarı yolda bırakmayan kişi de gerçek dostunuzdur. Ben
dostluğu böyle tarif ediyorum. Yetiştirme Yurtlarından Ayrılanlar Kültür ve
Dayanışma Derneğinin (YURTAYDER) genel başkanı olarak içimizden İlyas Ali
gibi kardeşlerimin çıkması beni onurlandırmaktadır. Biliyorum ki bu olumlu
ve iyi bir örnek olarak Türkiye genelinde yaygınlaşacak ve daha ne cevherler
ortaya çıkacaktır. Bütün gayem ve gayretim bunun içindir. Bu nedenle, İlyas
Ali dostuma yapmış olduğum naçizane yol gösterme ve yardımlar aslında çok da
önemli değil. O, yolunu her zaman bulacak olan bir kâşiftir.
Elli yıl önce yetiştirme yurdunda kalmakta iken tek gayem başarılı
kardeşlerime yardımcı olmak ve onların önünü açmaktı. Hayatında olumlu
etkiler bıraktığım sayısız arkadaşım var. Zaman zaman onlarla
karşılaştığımda eski günleri yâd ederiz. Bana teşekkür ederler, minnet
duygularını ifade ederler. Yaptıklarım onlar nezdinde takdir ile
karşılanıyorsa ben daha mutlu oluyorum. Bu vesile ile “Kuş Yuvası” adlı
kitabında bana teşekkür etme nezaketinde bulunan İlyas Ali’ye huzurunuzda
kendim teşekkür ediyorum.
Kitabı anlatacak değilim. Kitaba ulaşanlar kitabı okur ve kendi
değerlendirmelerini elbet yaparlar. Kitapta, sevgili kardeşim benim elli yıl
önceki yuva ve yurt yaşantımı anlatmış. Elli yıllık süreçte sosyal hizmet
kurumlarında değişen şeylerin ne kadar az olduğu beni kaygılandırıyor.
Çocukların, kurumlara ilk gelişinden ayrılışına kadar yaşanan
duygusallıklar, oynanan oyunlar, çekilen özlemler hiç değişmemiş. Keşke
artık yurt çocukları yurt ve yuvalarda daha mutlu olsalar.
Son zamanlarda, basından izlediğim ve kurumlara yaptığım ziyaretlerde
yıllarca toplum içinde hizmet vermiş bazı yurt ve yuvaların kapatılacağını
ve kimsesiz çocukların toplumdan tecrit edilerek belli bölgelerde kurulan
adına sevgi evi denilen kurumlara yerleştirileceğini duyuyorum. Buradan,
sosyal hizmet yetkililerine seslenmek isterim. Çocukları bulundukları
yerlerden sürekli olarak oradan oraya taşımaktan vazgeçin. Her seferinde
toprağı değiştirilen çiçekler nasıl ki yeni saksılarında kuruyup dökülürse
çocuklarda bu taşımalarda örselenmekte ve zarar görmektedir.
Kendim, Yenikayı, Kızılcahamam, Ayaş, Zirkaya Yetiştirme Yurtlarında kaldım.
Bu kadar çok yurt değiştirmenin çocukların dünyasında açtığı zararlar tahmin
ediyorum ki meslek elemanları tarafından tahlil edilecektir.
Genel başkanlığını yaptığım dernekte ve www.yurtayder.org adlı sitede adına
kimsesiz denilen ama aslında en büyük kimseleri cumhuriyet olan çocukların,
kardeşlerimin sesi olmaya ve onların sesini duyurmaya çalışıyorum. Sesimin
yettiği yere kadar da bu görevime devam edeceğim.
Sevgili Dostum İlyas Ali DAŞTAN da yapmış olduğu çalışmalar ve kalıcı işler
ile bizim sesimizi daha geniş kitlelere ulaştırmaya çalışmaktadır. Bu
nedenle “Kuş Yuvası” sadece İlyas Ali DAŞTAN’ın sesi değil, aynı zamanda
benim ve bizim sesimizdir.
Benim arkadaşım, kadim dostum, oğlum İlyas Ali DAŞTAN, dile getirdiklerin
için asıl ben sana teşekkür ediyorum. Kalemine, kalemi tutan eline ve
çocukların sesi olamaya çalışan ince yüreğine sağlık diyorum. Yazdıkların ve
yazacakların ile oluşan bu damlalar bir gün muhakkak çağlayarak akan
nehirlere dönüşecektir.
Bu inancımdan dolayı yolda yürürken bile önümden geçen herkese Kuş Yuvasını
okumalarını tavsiye ediyorum.
|
|