|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|

KÜRESEL
MODERNİTEYE YERGİ
Rıza ELİTOK(Sosyal Hizmet Uzmanı)
Sevginin ve aşkın, evren-insan bütününe yansımasındaki özü kavradıkça, bir
avuç gök kubbenin altında kopan fırtınayı, yaşanan trajediyi anlamak hiç de
kolay olmasa gerek.
Yeryüzünde sevgiye, barışa ve eşitliğe dayanan bir düzeni istemek kadar daha
güzel ve masumane bir şey olabilir mi?İnsanlar hür doğar ve eşit haklara
sahiptir desek de, bunun şu ana kadar yeterince gerçekleşmediği, milyonların
açlık, sefalet ve mutsuzluğunu engelleyemediğini gayet iyi
biliyoruz.Yaşadığımız mekânı ve zamanı her geçen gün çekilmez hale getiren
şey nedir?
İnsanlık belleği, zamanın üç boyutunu aynı anda düşünerek yaşayabilseydi,
her şey biraz daha iyi olurdu belki. Bir zamanlar, farklı coğrafyalarda,
yıllarca birbirlerinden habersiz ayrı hayatlar süren insanlık, şimdilerde ne
yiyip ne giydiğine kadar birbirlerini tanıyıp haberliyken, yinede neyin
nesidir bu kopan yaygara diye kendi kendimize soramadan edemeyiz.
İnsanlık şimdi, küresel tabiriyle söylemek gerekirse, birbirleriyle daha da
kaynaşıp güç, iktidar, bilgi ve teknoloji sahibi oldular. Kuşkusuz böyle bir
çağda, ulus-halkların barışçı hümanist bir anlayışa dayanan arzu ve
değerlerini evrensel düzeyde paylaşıp bu uğurda ortaklaşa hareket etmelerini
görmekten daha doğal bir şey beklenemezdi. Yoksa bize kim olduğumuzu ve ne
yöne gitmemiz gerektiği hususunda bilimsel araştırmalar ve keşifler yapan
modern akıl bir yerlerde hata mı yapmıştı? Veya yanlış bir mantık mı
yürütmüştü?
İnsanlığın geleceğine dair iyimserlik ve iyi niyetler bir yana, şunu
kesinlikle söyleyebiliriz herhalde; küresel denilen çağın insanı, kendisini
ve hayatını tanımlayan modern aklın ve iktidarlarının niyet ve
meşruiyetlerini yeniden ve yeniden sorgulamalı.
Modernite küreselleştikçe yıkıcı bir hal aldı.Rasyonel saf aklın katı ve
ilkel yöntemlerinin kalıpları içinde; kibirli, hegemonyacı, sömürgeci
temelleri üzerinde, tüketim ve kazanç uğruna akıttığı kanların ve savaşların
içinden, daha da akıllaşıp güçlenerek geldi.Fakat modernite şimdi kâr ve
hırsın elinde, insanlığın bilinçli veya bilinçsiz kendi mezarını kazıdığı
bir küreğe dönüşmüş durumda.
Zaferden zafere koşan modern akıl, güç ve ihtişam sarhoşluğu ile kendi
kendine zarar veren bir sisteme dönüştü.Kendisine ve doğasına yabancılaşan
bu akıl, dizginlerinden kopan bir ölüm makinesine ya da küresel bir yok
oluşun imkanlarına ve gücüne sahip oldu.Bir zamanlar bütün bir insanlığa
kendisini ve doğasını keşfin hazzını ve coşkusunu yaşayan-yaşatan modern
akıl, şimdilerde güç sahibi iktidarların hizmetinde insanlığın kaderi
üzerinde tehlikeli oyunlar oynamaktadır.Eski alışkanlık ve kibrinden olsa
gerek, doğanın dengesi ile büyük oynamaktan çekinmeyecek gibi.
Bir zamanlar yeni kıtanın fatihi beyaz adam; barutlu delikliyi doğrulturken
kıtanın yerlilerine, o kibirli ve kendine güvenen mantığıyla, ayağını yeni
bastığı toprakların, bundan sonra yasalı modern devletlerinin tapulu malı
olduğunu söylüyordu onlara.Yerlilerin doğayla kendilerini bir gören rasyonel
gerçeği ilk başlarda kavrayamadı beyaz adamın mantığını, sonsuz doğa insanla
bir bütün değimliydi zaten.Beyaz adamın hegemonyacı mantığını, uçsuz
bucaksız bu toprakları parselleme anlayışını anlamakta güçlük çekiyorlardı.
Taa ki bu aklın, gözlerinin önünde ırkları dahil olmak üzere hayvanları,
çayırları, ormanları ve ırmakları yavaş yavaş yok edip, kazançları uğruna
işlettiklerine şahit olana kadar.Şimdi o topraklarda, başta yerlilerin kanı
olmak üzere, o uçsuz bucaksız ormanların, çayırların üstünde, tüm haşmetiyle
modernitenin devasa yapıları, kentleri yükselmektedir.Şimdi vahşetlere şahit
olmuş o topraklar üzerinde, yeryüzüne küresel eşitlik ve barışı getireceğini
iddia eden modernitenin pişkin bir uygarlık ve demokrasi yalanı var.
Beyaz adam; zamanla dünyanın hemen her yerinde uygarlık ve modernleşme adı
altında insanlığa köleliği, sömürgeciliği ve yok oluşu dayattı.Önüne gelen
her türlü özgünlüğü, değeri, kültürü, inancı hiçe saydı, önemli olan sadece
güç, hakimiyet, kâr ve iktidardı. Bunun için çalışıyordu, bunun için
teknolojiye milyarlar yatırıyordu, bunun için araştırmalar yapıp kafa
yoruyordu. Yeryüzüne eşitlik ve barışı getirmek için değil.
Beyaz adam artık, kavramların ve yeni değerlerin de yaratıcısıydı.
Küreselleşmenin, demokrasinin, insan haklarının, neyin giyinip neyin
yenileceğine kadar yaşamla ilgili her şeyin ne olduğu ve nasıl algılanması
gerektiğini o belirliyordu.Uygarlığın nerede durduğunu, nereye gitmesi
gerektiğini, terörizmin ne olduğunu, kimin düşman, kimin dost olduğunu o
belirliyordu.Anlamak istemeyene, kabul etmek istemeyene gerekirse zorla
benimsetirdi.
Teknolojinin avantajları ve kolaylıkları, bilgiye ulaşabilmenin cazibesi,
konforlu mekan ve tüketimin rahatlığı gibi modernleşme ve küreselleşmenin
lanse edilen unsurları, gözlerimizin önünde can çekişen doğanın, açlık ve
sefalet içindeki milyonların karşında hiçbir şey ifade etmiyor,
etmemeliydi.Çünkü gerçekte insanlığın yüreği, kendisine ve doğasına karşı
çok hassastır, duyarlıdır.İnsanlığın doğayla ve kendisiyle barışık içinde
varolabileceğine yönelik yapısı ve hisleri yine kendisinde yani özünde
saklıdır.
İnsanlığın modern yapılara, hızlı ulaşım araçlarına, devasa komplekslere,
hormonlu iri yiyeceklere, konforlu mekânlara hiç de ihtiyacı yok
aslında.İnsanlık şimdi her zamankinden daha çok sevgiye, özgürlüğe,barışa,
eşitliğe ve hoş görüye muhtaç.
Modern çağın insanı ışıltılı yıldızlar altında, kendisini denizin
dalgalarına bırakmış bir halde yoluna amaçsız, inançsız, uyuşmuş ve
sarhoşçasına devam eden mutsuz bir gemi gibidir.Bazen deniz sarsıp kendine
getirse de onu, hemencecik yine eskisi gibi yoluna bilinçsizce devam eder.
Bu denizde sık sık; gerçek aşkı,paylaşmayı,dostluğu, sevgiyi ve mutluluğu
gördüğünü sanarak hızlı manevralarda bulunur, oysa gördüğü çöldeki gibi bir
seraptır.
Modern zamanlarda modern insan, aslında çok yalnız ve mutsuz.Dünya büyüyüp
küreselleştikçe o daha da küçülüp yalnızlaştı.
Şimdi bir kahin olmaya gerek yok. Ruhu ve yüreğine sahip olan insanlık,
kaderinin hangi sona doğru gittiğini daha da iyi idrak edebiliyor.Çünkü
artık sadece kendi toprağı ve halkına değil bütün bir yeryüzüne ve insanlığa
bakıcılık etmek durumunda.Çünkü tehlike ve yok oluş küresel
olacaktır.Yeryüzünün en ücra köşelerinde yaşananlar ve yaşatılanları birkaç
metre ötesindeki bir kutuda canlı canlı görebiliyor.Ne kıyamet teorileri,ne
komplo teorileri,ne de sosyolojik teorilere ihtiyacı var artık.İhtiyacı olan
tek şey özünde sakladığı insanlık bilincidir.Savaşı, açlığı,vahşeti, yok
oluşu, çürümeyi,yozlaşmayı ve yalnızlığı şah damarı kadar yakından
hissedebiliyor.Tek yapması gereken modernitenin uyuşturucusundan ruhunu ve
bilincini arındırması, bir daha bu uyuşturucuyu almaması, kullanmaması
gerektiğidir.Kuşkusuz bu zor ve kararlılık gerektiren bir süreç olacaktır.Bu
mesela kanser gibi bir hastalığı önce bilincinde yenip sonra bedeninde yok
edebilme süreç ve iradesine benzer.
21.yüzyıl insanlığı çok önemli bir sınavla karşı karşıya.Günümüzde güç ve
iktidar sahibi odakların elinde yer yüzünü defalarca yakıp kül edebilecek
kimyasal silahlar mevcut.İktidar ve güç sarhoşluğuyla şahlanan bu güçlerin,
kendileri de dahil küresel bir yok oluşun önünü alabileceklerini düşünmek
saflık olur.Çünkü onlar güç,kâr ve zafer sarhoşluğuyla çoktan kılıçlarını
çekmiş, kendilerinden geçmiş bir halde sağa sola saldırmaktadırlar.İnsanlık
bu sınavdan ya arkasında devasa çöller bırakarak büyük oranda yeryüzünden
silinerek çıkacak ya da tarihini ve medeniyetini yeniden gözden geçirme,
sorgulama ve adilce yargılama iradesini gösterip
sevgi,eşitlik,özgürlük,barış ve hoşgörü temelinde yeniden kendini var
edecektir.
Yeni dünya anlayışı,modern barbarlık ve kölelikle birlikte, medeniyetler
çatışması,tarihin sonu,üstün medeniyet ve uygarlık teorilerine dayanan,bütün
bir yeryüzü ve insanlığı tek bir güç ve merkezden kontrol etme ve
işletebilme projelerinden öte bir şey değildir.Yeni dünyanın ideologları
konforlu mekanlarında en son teknolojiyle bu projelerin kültürel,sosyo,psikolojik
ve sosyo-ekonomik temelleri için milyarlarca dolar harcamaktadırlar hiç
kuşkusuz.
Yeni dünya anlayışı ile birlikte insanlık bir bütün olarak terörize
edilerek,planlı saldırı ve planların meşru zemini hazırlandı.Küresel
terörizm ve tehdit yaygarası altında bütün bir insanlığa savaş ve hegemonya
dayatıldı.Tarihte halkların ve ulusların birbirleriyle alıp veremediği bir
şey yoktur.Bütün insanlık tarih boyunca egemen iktidarların kâr, hırs ve
komploları uğruna açlık, ölüm ve sefaleti çekti.Bu acılar insanlığın
yüreğinde ve bilincinde unutulmaz yaralar açtı.İnsanlık artık sevgiyi,barışı
ve huzuru arıyor.Ancak görünen o ki,yaşanan ve yazılan tarihi egemenler
belirlemeye devam ediyor. İnsanlık er geç kendi gerçeğiyle yüzleşebilme
iradesini gösterecektir.Çünkü kaybedebilecek pek bir şeyi kalmadı.Ya
sevgi,barış,eşitlik,hoşgörü ve özgürlük galip çıkacak ya da küresel yıkım ve
yok oluş.
|
|