Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

    

KÜRESEL MODERNİTEYE YERGİ

Rıza ELİTOK(Sosyal Hizmet Uzmanı)

Sevginin ve aşkın, evren-insan bütününe yansımasındaki özü kavradıkça, bir avuç gök kubbenin altında kopan fırtınayı, yaşanan trajediyi anlamak hiç de kolay olmasa gerek.

Yeryüzünde sevgiye, barışa ve eşitliğe dayanan bir düzeni istemek kadar daha güzel ve masumane bir şey olabilir mi?İnsanlar hür doğar ve eşit haklara sahiptir desek de, bunun şu ana kadar yeterince gerçekleşmediği, milyonların açlık, sefalet ve mutsuzluğunu engelleyemediğini gayet iyi biliyoruz.Yaşadığımız mekânı ve zamanı her geçen gün çekilmez hale getiren şey nedir?

İnsanlık belleği, zamanın üç boyutunu aynı anda düşünerek yaşayabilseydi, her şey biraz daha iyi olurdu belki. Bir zamanlar, farklı coğrafyalarda, yıllarca birbirlerinden habersiz ayrı hayatlar süren insanlık, şimdilerde ne yiyip ne giydiğine kadar birbirlerini tanıyıp haberliyken, yinede neyin nesidir bu kopan yaygara diye kendi kendimize soramadan edemeyiz.

İnsanlık şimdi, küresel tabiriyle söylemek gerekirse, birbirleriyle daha da kaynaşıp güç, iktidar, bilgi ve teknoloji sahibi oldular. Kuşkusuz böyle bir çağda, ulus-halkların barışçı hümanist bir anlayışa dayanan arzu ve değerlerini evrensel düzeyde paylaşıp bu uğurda ortaklaşa hareket etmelerini görmekten daha doğal bir şey beklenemezdi. Yoksa bize kim olduğumuzu ve ne yöne gitmemiz gerektiği hususunda bilimsel araştırmalar ve keşifler yapan modern akıl bir yerlerde hata mı yapmıştı? Veya yanlış bir mantık mı yürütmüştü?

İnsanlığın geleceğine dair iyimserlik ve iyi niyetler bir yana, şunu kesinlikle söyleyebiliriz herhalde; küresel denilen çağın insanı, kendisini ve hayatını tanımlayan modern aklın ve iktidarlarının niyet ve meşruiyetlerini yeniden ve yeniden sorgulamalı.

Modernite küreselleştikçe yıkıcı bir hal aldı.Rasyonel saf aklın katı ve ilkel yöntemlerinin kalıpları içinde; kibirli, hegemonyacı, sömürgeci temelleri üzerinde, tüketim ve kazanç uğruna akıttığı kanların ve savaşların içinden, daha da akıllaşıp güçlenerek geldi.Fakat modernite şimdi kâr ve hırsın elinde, insanlığın bilinçli veya bilinçsiz kendi mezarını kazıdığı bir küreğe dönüşmüş durumda.

Zaferden zafere koşan modern akıl, güç ve ihtişam sarhoşluğu ile kendi kendine zarar veren bir sisteme dönüştü.Kendisine ve doğasına yabancılaşan bu akıl, dizginlerinden kopan bir ölüm makinesine ya da küresel bir yok oluşun imkanlarına ve gücüne sahip oldu.Bir zamanlar bütün bir insanlığa kendisini ve doğasını keşfin hazzını ve coşkusunu yaşayan-yaşatan modern akıl, şimdilerde güç sahibi iktidarların hizmetinde insanlığın kaderi üzerinde tehlikeli oyunlar oynamaktadır.Eski alışkanlık ve kibrinden olsa gerek, doğanın dengesi ile büyük oynamaktan çekinmeyecek gibi.

Bir zamanlar yeni kıtanın fatihi beyaz adam; barutlu delikliyi doğrulturken kıtanın yerlilerine, o kibirli ve kendine güvenen mantığıyla, ayağını yeni bastığı toprakların, bundan sonra yasalı modern devletlerinin tapulu malı olduğunu söylüyordu onlara.Yerlilerin doğayla kendilerini bir gören rasyonel gerçeği ilk başlarda kavrayamadı beyaz adamın mantığını, sonsuz doğa insanla bir bütün değimliydi zaten.Beyaz adamın hegemonyacı mantığını, uçsuz bucaksız bu toprakları parselleme anlayışını anlamakta güçlük çekiyorlardı. Taa ki bu aklın, gözlerinin önünde ırkları dahil olmak üzere hayvanları, çayırları, ormanları ve ırmakları yavaş yavaş yok edip, kazançları uğruna işlettiklerine şahit olana kadar.Şimdi o topraklarda, başta yerlilerin kanı olmak üzere, o uçsuz bucaksız ormanların, çayırların üstünde, tüm haşmetiyle modernitenin devasa yapıları, kentleri yükselmektedir.Şimdi vahşetlere şahit olmuş o topraklar üzerinde, yeryüzüne küresel eşitlik ve barışı getireceğini iddia eden modernitenin pişkin bir uygarlık ve demokrasi yalanı var.

Beyaz adam; zamanla dünyanın hemen her yerinde uygarlık ve modernleşme adı altında insanlığa köleliği, sömürgeciliği ve yok oluşu dayattı.Önüne gelen her türlü özgünlüğü, değeri, kültürü, inancı hiçe saydı, önemli olan sadece güç, hakimiyet, kâr ve iktidardı. Bunun için çalışıyordu, bunun için teknolojiye milyarlar yatırıyordu, bunun için araştırmalar yapıp kafa yoruyordu. Yeryüzüne eşitlik ve barışı getirmek için değil.

Beyaz adam artık, kavramların ve yeni değerlerin de yaratıcısıydı. Küreselleşmenin, demokrasinin, insan haklarının, neyin giyinip neyin yenileceğine kadar yaşamla ilgili her şeyin ne olduğu ve nasıl algılanması gerektiğini o belirliyordu.Uygarlığın nerede durduğunu, nereye gitmesi gerektiğini, terörizmin ne olduğunu, kimin düşman, kimin dost olduğunu o belirliyordu.Anlamak istemeyene, kabul etmek istemeyene gerekirse zorla benimsetirdi.

Teknolojinin avantajları ve kolaylıkları, bilgiye ulaşabilmenin cazibesi, konforlu mekan ve tüketimin rahatlığı gibi modernleşme ve küreselleşmenin lanse edilen unsurları, gözlerimizin önünde can çekişen doğanın, açlık ve sefalet içindeki milyonların karşında hiçbir şey ifade etmiyor, etmemeliydi.Çünkü gerçekte insanlığın yüreği, kendisine ve doğasına karşı çok hassastır, duyarlıdır.İnsanlığın doğayla ve kendisiyle barışık içinde varolabileceğine yönelik yapısı ve hisleri yine kendisinde yani özünde saklıdır.
İnsanlığın modern yapılara, hızlı ulaşım araçlarına, devasa komplekslere, hormonlu iri yiyeceklere, konforlu mekânlara hiç de ihtiyacı yok aslında.İnsanlık şimdi her zamankinden daha çok sevgiye, özgürlüğe,barışa, eşitliğe ve hoş görüye muhtaç.

Modern çağın insanı ışıltılı yıldızlar altında, kendisini denizin dalgalarına bırakmış bir halde yoluna amaçsız, inançsız, uyuşmuş ve sarhoşçasına devam eden mutsuz bir gemi gibidir.Bazen deniz sarsıp kendine getirse de onu, hemencecik yine eskisi gibi yoluna bilinçsizce devam eder. Bu denizde sık sık; gerçek aşkı,paylaşmayı,dostluğu, sevgiyi ve mutluluğu gördüğünü sanarak hızlı manevralarda bulunur, oysa gördüğü çöldeki gibi bir seraptır.
Modern zamanlarda modern insan, aslında çok yalnız ve mutsuz.Dünya büyüyüp küreselleştikçe o daha da küçülüp yalnızlaştı.

Şimdi bir kahin olmaya gerek yok. Ruhu ve yüreğine sahip olan insanlık, kaderinin hangi sona doğru gittiğini daha da iyi idrak edebiliyor.Çünkü artık sadece kendi toprağı ve halkına değil bütün bir yeryüzüne ve insanlığa bakıcılık etmek durumunda.Çünkü tehlike ve yok oluş küresel olacaktır.Yeryüzünün en ücra köşelerinde yaşananlar ve yaşatılanları birkaç metre ötesindeki bir kutuda canlı canlı görebiliyor.Ne kıyamet teorileri,ne komplo teorileri,ne de sosyolojik teorilere ihtiyacı var artık.İhtiyacı olan tek şey özünde sakladığı insanlık bilincidir.Savaşı, açlığı,vahşeti, yok oluşu, çürümeyi,yozlaşmayı ve yalnızlığı şah damarı kadar yakından hissedebiliyor.Tek yapması gereken modernitenin uyuşturucusundan ruhunu ve bilincini arındırması, bir daha bu uyuşturucuyu almaması, kullanmaması gerektiğidir.Kuşkusuz bu zor ve kararlılık gerektiren bir süreç olacaktır.Bu mesela kanser gibi bir hastalığı önce bilincinde yenip sonra bedeninde yok edebilme süreç ve iradesine benzer.

21.yüzyıl insanlığı çok önemli bir sınavla karşı karşıya.Günümüzde güç ve iktidar sahibi odakların elinde yer yüzünü defalarca yakıp kül edebilecek kimyasal silahlar mevcut.İktidar ve güç sarhoşluğuyla şahlanan bu güçlerin, kendileri de dahil küresel bir yok oluşun önünü alabileceklerini düşünmek saflık olur.Çünkü onlar güç,kâr ve zafer sarhoşluğuyla çoktan kılıçlarını çekmiş, kendilerinden geçmiş bir halde sağa sola saldırmaktadırlar.İnsanlık bu sınavdan ya arkasında devasa çöller bırakarak büyük oranda yeryüzünden silinerek çıkacak ya da tarihini ve medeniyetini yeniden gözden geçirme, sorgulama ve adilce yargılama iradesini gösterip sevgi,eşitlik,özgürlük,barış ve hoşgörü temelinde yeniden kendini var edecektir.

Yeni dünya anlayışı,modern barbarlık ve kölelikle birlikte, medeniyetler çatışması,tarihin sonu,üstün medeniyet ve uygarlık teorilerine dayanan,bütün bir yeryüzü ve insanlığı tek bir güç ve merkezden kontrol etme ve işletebilme projelerinden öte bir şey değildir.Yeni dünyanın ideologları konforlu mekanlarında en son teknolojiyle bu projelerin kültürel,sosyo,psikolojik ve sosyo-ekonomik temelleri için milyarlarca dolar harcamaktadırlar hiç kuşkusuz.

Yeni dünya anlayışı ile birlikte insanlık bir bütün olarak terörize edilerek,planlı saldırı ve planların meşru zemini hazırlandı.Küresel terörizm ve tehdit yaygarası altında bütün bir insanlığa savaş ve hegemonya dayatıldı.Tarihte halkların ve ulusların birbirleriyle alıp veremediği bir şey yoktur.Bütün insanlık tarih boyunca egemen iktidarların kâr, hırs ve komploları uğruna açlık, ölüm ve sefaleti çekti.Bu acılar insanlığın yüreğinde ve bilincinde unutulmaz yaralar açtı.İnsanlık artık sevgiyi,barışı ve huzuru arıyor.Ancak görünen o ki,yaşanan ve yazılan tarihi egemenler belirlemeye devam ediyor. İnsanlık er geç kendi gerçeğiyle yüzleşebilme iradesini gösterecektir.Çünkü kaybedebilecek pek bir şeyi kalmadı.Ya sevgi,barış,eşitlik,hoşgörü ve özgürlük galip çıkacak ya da küresel yıkım ve yok oluş.