Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 



      Aziz ŞEKER: Küreselleşme ve Sosyal Devlet (Yeni Bir Sosyal Politika Arayışı)

 SABEV Yay. Ankara. 2010. ss. 304.
Dağıtım:
www. sabev@sabev.org.tr  / www.imge.com.tr  / www.palmekitabevi.com / www.sabev.org.tr 

Murat ALTUĞGİL'in Önsözüyle:
Son yıllarda uygulanan neo-liberal politikalar; halkımıza refah getireceği yerde işsizlik, yoksulluk, açlık ve onların yarattığı sosyal sorunlar olarak meyvesini vermektedir. Giderek ağırlaşan ve derinleşen yoksulluk ve yoksunluk; yurttaşlarımızın umutsuzluğu ve çaresizliği yaşamalarını içeren bir süreci kapsamaktadır. Açlık, yoksulluk ve yoksunluk ülkemizin temel sosyal sorunlarının başında gelmektedir. Yapılan bütün araştırmalar toplumdaki yoksulluğun süreğen bir hale geldiğini, yaşanan ağır ve derin yoksulluğun çocuk yoksulluğunu da beraberin de getirdiğini göstermektedir.
Ekonomik iyileşmeyle ilgili pembe tablolara rağmen işsizlik azalmamış, yoksulluk ve yoksunluk giderek daha da artmıştır. Bugün geldiğimiz noktada 1,5 Milyon yurttaşımız AÇLIK, 22 milyon yurttaşımız YOKSULLUK sınırı altındadır. Bir o kadarı da yoksulluk ve yoksunluk riski ile karşı karşıyadır. Bu durum nüfusumuzun neredeyse üçte birinin gece yatağa yarı aç, yarı tok yatması demektir. Herhangi bir işi, geliri olmayanlar yanında çalışan insanlarımızın büyük bir kısmı ve emeklilerimiz de yoksulluk kapsamındadır. Ne kadar acıdır ki yapılan hesaplamalara göre 4 kişilik bir ailenin asgari yaşam koşulunda yaşayabilmesi için aile üyelerinin 4’ü birden asgari ücretle çalışsa dahi yetmemekte, adeta sosyal bir çürüme yaşanmaktadır…
Yoksulluk sonucu onbinlerce çocuğumuzu sokaklarda çocukluğunu yaşayamadan kayıp ediyoruz. Yoksulluk ve yarattığı sosyal sorunların topluma maliyetini azaltmak için sosyal yardım ve hizmetleri yurttaşlar için birer hak, devlet için görev kabul eden çağdaş sosyal devlet anlayışıyla önlemler alınamadığı gibi uygun sosyal politikalar da geliştirilememektedir.
Sosyal yardım ve hizmetlere birer iane, lütuf ve sadaka anlayışı ile yaklaşılmaktadır. Sosyal konulardaki sorumluluklarını iftar çadırlarında ya da güya habersiz gidilen ev ziyaretlerinde fakir fukara ile resim vererek yerine getirdiklerini zannedenler büyük bir yanılgı içindedir.
Çağdaş Sosyal Devlet anlayışı; sosyo-ekonomik yönden yetersiz olan toplum kesimlerini destekleyen, güç koşullarda yaşayan ihmal ve istismara uğrayan, özel ilgi ve desteğe gereksinim duyan yurttaşlarına sahip çıkmayı, el uzatmayı, kendisi için görev, yurttaşları adına hak bilen devlet anlayışıdır.
SOSYAL HİZMET UYGULAMALARINDAN YARARLANMA HAKKI HER YURTTAŞIN ANAYASAL HAKKIDIR: Sosyal Hizmetler ve Yardımlar yürütülmesi zor ve pahalı hizmetlerdir. Ama zamanında yapılmadığı zaman topluma maliyeti çok daha yüksek olmaktadır. Telafisi mümkün olamamaktadır. Örneğin evinde yardım bekleyen bir yaşlı, bir özürlü, sokaktaki bir çocuk ya da bir kadın için çoğu zaman bir saat, bir gün bile çok geç olabilecektir.
Küreselleşen Dünyamızda ekonomik kriz gittikçe ağırlaşarak, yıkarak ve yok ederek sürüyor. İşsizlik, yoksulluk ve yoksunluk her geçen gün daha da artıyor. Böyle dönemlerde yaşanan sorunların toplum üzerindeki olumsuz etkilerini yok etmek ya da azaltmak üzere sosyal politikalar geliştirmek sosyal devletin en başta gelen görevidir. Bu bağlamda sevgili dostum, değerli meslektaşım Aziz ŞEKER’e bu çok değerli çalışmasından dolayı emeği ve yüreğinden dolayı teşekkür ediyorum.
                                                     Murat ALTUĞGİL
                                                SHUDER Genel Başkanı
Haziran, 2010, Ankara

Aziz ŞEKER
Giriş
21. yüzyılda yaşıyoruz. 21. yüzyıl, insan onurunu hiçe sayan sosyal sorunlarla geldi. Bir yandan baş döndüren toplumsal gelişmeyi yaşayan zenginlerin dünyası, diğer yandan toplumsal eşitsizlikleri birçok yönüyle yaşayan yoksulların dünyası. Alabildiğine derin bir eşitsizlik! Yüzyıllar geçti yeryüzünün üstünden, savaşlar dinmedi. Yoksulluk sürüyor…
Günümüzde, özellikle şu yıllarda neoliberal bir toplum olmanın ahlâk yasaları dayatılıyor. Küreselleşmenin doğası bunu istiyor. İnsanda umut bitti gibi. Biz insanda çok şey olduğunu bilsek de! İnsan, doğasında bulunan toplumcu duyguları reddetmek üzere eğitiliyor artık. İnsan yalnızlaşıyor. Yüreğini tüketiyor. İnsandan beklenen yaşamaya karşı “sahip olmak” temelinde bir dünyada yaşamın anlamını araması ve tüketerek varolması. İnsan umutsuz bir çığlık olarak yansıyor yaşama. İnsan aklı hadım ediliyor. Özgürlük, elde edilen maddeyle bir kimlik kazanıyor. Yüzyıl insanının kolları yanılsama zincirleriyle bağlanmış.
Dünya halkları “kader” diye dayatılan toplumsal koşullarda yaşamaya mahkûm ediliyor. Cumhuriyet Türkiye’si de bu tarihsel süreçten payına düşeni alıyor. Sosyal refah konusunda önemli sosyal sorunlar yaşanıyor. Sosyal korunmaya gereksinim duyan insanlar, sözü edilen bu dünyada; konumları, toplumsaldaki rolleri gereği insan hakları ihlallerine maruz kalan toplumsal kesimlerin başında geliyor. Sosyal sorunlar içinde özellikle yoksulluk görünür yüzüyle en çok kadınların, yaşlıların, engellilerin, çocukların yaşamlarını etkiliyor. Yaşayan da insan yaşatan da insan olunca yoksulluğu önleyici önlemler alınması gündeme geliyor. Önlemler de alınıyor. Ama sonuç insanların refahına etki edemeyecek kadar etkisiz… Yeryüzü kendi cehennemini inşa ediyor.
Yoksulluk, işsizlik, emekçiler, çevreciler, dışlanmışlar, kadının insan hakları sorunu, yaşlı refahı, engelliler, çocuk ve gençler ve diğer birçok toplumsal kesimlerin çözüm bekleyen sorunları bir çözümsüzlüğün avlusunda yoğunlaşıyor. Sosyal sorunların bu değin çoğalmasının gerekçesi yalnızca küreselleşmeyle sınırlandırılmamalı. Küreselleşme aynı zamanda yeni yeni mücadele alanlarını beraberinde getirmekte. Küreselleşmenin olumsuz etkileri karşısında durup bir köşeye çekilmenin insanlık tarihine eksi olarak yazılacağını biliyoruz. O zaman tek yol kalıyor. Toplumsal mücadele! Sosyal adalet, eşitlik ve demokrasi için tarihe yön vermek. Eşitsiz ve dengesiz değişen dünyada insanların, ekonomik-sosyal hayatta bir özne olarak yer alabilmesinin koşullarının oluşturulması aslında sorunun kaynağıyla bizleri yüz yüze getiriyor. Dünya eşitliğin ve özgürlüğün dünyası olmadığı sürece insanlık onuru da aşağılanmayı sürdürecek. Çözüm; paylaşımın adil olmasında yatıyor. Gelir dağılımının düzenlenmesi, sosyal adalet, refah, özgürlük, insan haklarına saygı gibi alanlardan insan onurunu gözetecek düzenlemelerin yaşama aktarılması gerekiyor. Belki de yeni bir sosyal politika arayışına gereksinim var. Yoksa dünyanın sonu barbarlık olacak!
Türkiye’de sosyal devletin yüzü olan kamusal kurumların işlevleri tartışılıyor. Sosyal devlet aşındı, aşındırıldı. Yoksulluğu çözen mi, yoksulluğu sürdüren bir sosyal yardım sistemi mi daha insancıldır, tartışmaları yapılıyor. Mevcut uygulamalar ise henüz daha yoksulluk sorununu çözecek bir mekanizmayla işletilmiyor. Çünkü görebildiğimiz kadar “hak” kavramının yerini “yardım” anlayışı şimdilik almayı başarmış görünüyor. Bu nedenle yurttaş odaklı hak bilincinin oturmasında ve hakkın pratiğe aktarılmasında sosyal politikaya önemli işlevler düşmektedir.
Sosyal mevzuatımızda “insan haklarının gelişimi” amaçlı birçok sözleşmeye rastlıyoruz. Bu sözleşmeleri arka plana alarak Türkiye’nin yönünü, altını çizdiğimiz noktayla ilgili olarak değerlendirdiğimizde eleştirel bir tutum takınmamız tarihsel bir sorumluluk olarak önümüzde duruyor. Sözleşmelerin uygulamaya ne ölçüde yansıdığını kritik ettiğimizde çıkan sonuç açıkçası bizi mutsuz ediyor.
Sağlıklı toplumlar sağlıklı bireyler olma ve 21. yüzyılı onuruyla yaşamak yolunda hak temelli hakkı kullanabilme becerisinde olan toplumsal süreçlerin yaşanması için üzerimize düşen görevleri yerine getirmemiz konusunda bizi bekleyen bir sosyal politika mücadele alanı var… Dünyayı biz insanlar güzelleştirebilir.
Peki, Dünya ve Türkiye siyaset arenasında neler oluyor? Kısaca ona göz atalım. Siyasette etik bir kayma var. Değerler erozyona uğradı. Yoksulluk, gelir eşitsizliği ve diğer toplumsal sorunlar içimizdeki adalet çığlığına kulaklarımızı kapatmamamız gerektiğini söylüyor. İnsana gerçek diye sunulanları insan bir gün değiştirebilirse; siyaset de güçlü olanın elinden çıkar. Sorun toplumsal gerçeği dönüştürmek ise siyaset ikliminde tartışılanlardan insan yararına iyi ve doğru şeyler çıkarmak gerekir. İnsancıl ve güler yüzlü bir siyasete ihtiyaç var. Bu yönde beliren umudu, 21. yüzyıl, başlangıç yıllarında es geçmek için uğraşsa da, ütopik olmayan bir dönüşüm için koşullar ortaya çıkmaya başladı. Orwellist bir tarihsel dönem yaşatılsa da bekleyip, göreceğiz…
Ne diyordu vatan şairi Nâzım Hikmet Saman Sarısı isimli şiirinde, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin / işin kolayına kaçmadan ama / gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil / ne de ak örtüde elmaların / ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolanan kırmızı balığınkini / sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin…” Yapılacaktır Sevgili Nâzım “mutluluğun resmi”, yapılacaktır! Aydınlanacaktır bir gün dünya, özgürleşecektir, yoksulu kalmayacaktır. Bunu da insanoğlu başaracaktır!
Çalışmamız; birçok sosyal bilimcinin Dünya ve Türkiye’de yaşanan sorunlarla ilgili bakış açılarını bir bütün halinde verdiği gibi alanının önde gelen aktörlerinin, aydınlarının toplumsal konulardaki değerlendirmelerini içeriyor. Son yıllarda yapmış olduğumuz söyleşileri bir kitap oylumu şekline getirmemizin amacı yarına bir emanet bırakma görevini yerine getirmekti. Bu görevi ne değin başardık, onu okuyucu değerlendirecektir.
Söyleşiler son birkaç yılın ürünü…
Söyleşilerin hemen hepsi www.sosyalhizmetuzmani.org  sitesinde de yayınlandı. Sitenin editörü, yol arkadaşım Kemal Gökcan’la birlikte çıktığımız sosyal politika, sosyal adalet mücadelesinde gösterdiğimiz tüm çaba insancıl bir düzen içindir.
Söyleşileri gerçekleştiren bir yazar olarak bana düşen, sorularımıza içtenlikle yanıt veren ve sosyal adaleti odağına almış bir dünya kurma umudunu diri tutan bu güzel insanlara bir kez daha okuyucunun önünde teşekkür etmek…



Bize Ulaşın