Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

 KRAL ÇIPLAK-5

 

Ekonominin tarihi süreçlerinden  feodalizmden sonra yapısal olarak  kapitalizm doğmuş,  tüm alt yapısını  feodalizmin son dönemlerindeki, sosyal, ekonomik, teolojik ve kültürel birikimden kazanmış, üzerine  inşa olmuştur.

      Feodalizmin son üç yüzyıllık döneminde ticaretin artması ve mali sermayenin birikimi üretim ilişkilerinin alt yapısını da güçlendirdi. Avrupa’da protestanlığın ortaya çıkması kilisenin insan üzerindeki gücünü kırdı ve onu serbest bıraktı. Artık insan ile tanrı arsına kilise girmiyordu, bağlılık ve sorumluluk doğrudan tanrıyaydı.

 

      Bu özgürlük yapısı insanı daha kuşkucu, daha sorgulayıcı ve daha güvensiz yapmıştı. Birden kendini çok şey zannediyor, birden hiçbir şey olmadığını düşünüyordu. Bu sarhoşluk içinde tutunacak bir dala ihtiyacı vardı. Tanrı çok yakınında olsa da  uzakta, madde ise yanındaydı. En kolay dal böylece görünmüştü, bu maddeydi. Ne kadar çok madde sahibi olursa o kadar güvende olacaktı. Bunun için kural kaide önemli değildi, yeter ki onun çok malı olsun. O onların içinde kaybolsun, onlarla tüm tehlikelerden korunsun.

       Yapılan ekonomik birikimler ve çalışmalar bir taraftan çok üretimi hızlandırırken diğer taraftan yeni ürünlerin buluşlarını da sağlıyordu. Bunlar su pompası, asansör, cep saatleri, pusula, haritacılık ve matbaa makineleriydi. Tarımda demir saban ve diğer demir aletler gelişmeye devam ediyordu.

       Yapılan tüm hazırlıklara rağmen sistem feodalizmden kapitalizme geçmekte zorlanmaktaydı. İngiltere’de şehirler ve köyler feodal beylerin denetiminde olduğundan, köylüler şehre inemiyorlar, inen zanaatkarlar ise özgür üretim yapamıyorlardı. Sadece sermaye birikimi vardı ve birikimi yapan soylular 16 ve 17. yüzyıllarda ucuz işgücü yaratmak için kendi köylerinde olan köylüleri topraklarından kovdular. Marx, “Bu mülksüzleştirmenin tarihi, insanlık tarihine kan ve ateşle yazıldı” diyordu. Zorla topraklarından kovulan, köyünden kovulan köylüler, şehirlerde zincirlerinden başka kaybedecek insanlar haline getirildiler. 

       Şehirlere gelen insanlar tefecilerin fabrikalarında köle ücretine çalışmaya zorlandılar, devlet bu zorlanmanın hukukunu oluşturdu.

       Servet birikimi, işçilerin köle gibi çalıştırılması, sömürge ülkelerin soyulması, koruyucu gümrük duvarları ve hatta köle ticaretiyle iyice yoğunlaştı. Son iki yüzyılda üretim araçlarının gelişmesi bu ilişkiyi pekiştirdi ve büyük topraklar dev makinelerle işlenir hale geldi. Amerika’da kırsal nüfus toplam nüfusun % 2’sine kadar düşürüldü. Ekilebilir toprakların İtalya’da %10’u, Türkiye’de % 30’u, Güney Amerika’da %27.5’i büyük toprak sahiplerine aittir.

       Burada şunu belirteyim: Ben toprakların çok fazla parçalanmadan, en uygun ölçeklerde dağıtılmasından yanayım. Bu verimliliği, kaliteyi ve adaleti sağlayacaktır.

       Demek ki, kapitalizmin kuruluşunda da zor vardır ve bu silahla olmuştur. Derebeyinin emrinde zora dayalı çalışan serf-köylü, yine zora dayalı olarak işlediği-barındığı topraklardan koparılmış şehirlere sürülmüştür. Kim bilir bu zor kullanımda ne kadar kan akmıştır? Bu sahipsiz insanlar barınmak, ekmek ve giyecek bulmak için her şeylerini vermeye hazırdılar ve her zorluğu kabul ettiler. Günde 18 saat çalışmaya, bir tas çorba içmeye ve hiçbir güvenliği olmayan kulübelerde kalmaya..........

      Ama ne oldu? Bu işkence, yokluk ve yoksulluk düzenini yıkmak için, maddeye tapanlardan kurtulmak için kanlı isyanlar oldu. Burjuva demokrasisi hayata geçirildi ve insan-işçi hakları sürekli geliştirildi. Bugün en üst basamağına doğru yükseliyor, militarist sermaye saldırıları artsa da, emeğin ve  insanın ruhsal, fikirsel, varlıksal özgürlüğünü tamamlamasına hiçbir güç engel olamayacaktır.

       Kapitalizmin dayanağı olan burjuva demokrasisi de, bugünkü sermayenin birikimi de zora dayanıyor. Gerçekte insanları mutlu eden bir demokrasi yok, çalışma hayatı insanı mutlu etmiyor. Öyleyse,  neden bu düzen hala devam ediyor? İnsani değer yargıları, daha iyiye gideceğine dair neden umut vermiyor. Neden tüm yaşam alanları kar elde etmek için sermayenin emrine veriliyor.

       Birilerinin filazofları, iktisatçıları tarihin sonunun geldiğini söylemeleri ve kapitalizmin sonsuza kadar yaşayacağını ifade edenler yanılıyorlar. Silahın ve karşıtlığın olduğu sürece elbet kapitalizm bir gün yeryüzünden silinecektir. Zora dayalı köleci sitem ve feodalizm yıkıldığına göre kapitalizm de yıkılacaktır. Yalnız bugün teknoloji sadece işçileri değil,tüm insanlığı esir aldığına göre, birleşin çağrısı sadece işçilere değil tüm insanlara yapılmalıdır. Zira insanlar canlı robotlara dönüştüler, dönüştürüldüler. 

       Gelecekte silahları yok edeceğiz, teknolojiyi ve bilimi sermayenin oyuncağı olmaktan kurtarıp, yaşamın emrine vereceğiz. Bu dünyada sadece insan yaşamıyor ve insanlar dünyaya meta biriktirmeye gelmedi. 

 HÜSAMETTİN AYVACI

 

 

 


 

 


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.