|
|
KÖY ENSTİTÜLERİNİN YETİŞTİRDİĞİ
BİR ULU ÇINAR MAHMUT MAKAL İLE BİR ŞÖYLEŞİ
ANKARA
Aziz ŞEKER: Bize kendinizi tanıtır mısınız?
Mahmut MAKAL: Aksaray iline bağlı Demirci köyünde doğdum. Doğum tarihim
1930’dur. Okul çağım yaklaşırken, Cumhuriyetin aydınlığa açılmış yıllarında
köylümün yaptığı okulda okudum. Cumhuriyeti kuranlarda Cumhuriyetin önemli eseri
sayılan Köy Enstitülerinin birinde Toros dağlarının eteğinde kurulmuş olan İvriz
Köy Enstitüsünde okudum. Yüksek öğrenimimi ise Ankara’daki Gazi Eğitim
Enstitüsü’nde tamamladım.
Çağcıl, demokratik bir eğitim gördüm. İvriz Köy Enstitüsüne giriş sınavını
kazanıp kaydımı yaptırdığım tarih, 23. 03. 1943’tü. Okul kuruluş halindeydi.
Güneşin vurduğu duvar diplerinde ders yapmaya başladık. Okulun bağ-bahçe ve yapı
işlerine de karıştık. Derken, Nisanın ilk haftası içinde Eğitim Bakanı Hasan Ali
Yücel ile İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç geldiler. Eğitim
seferberliği hızla sürüyordu. Ne Bakan makamında oturuyordu ne de Genel Müdür.
Ne Enstitü Müdürünün makam odası vardı ne de öğretmenler odası. Ne de dört
duvarlı derslik. Dekroli usulü açık hava okulu iş eğitimiyle sarmaş dolaş
sürüyordu. Duvar dibi dersliğimize teftişe gelen Tonguç beni ayağa kaldırıp da
soru sorduğunda yalnız akla karayı seçmedim, aynı zamanda bu seferberliğin
anlamını da kavradım. “Nedir devletin vatandaşlarına karşı görevleri?” diye
soruyordu, dersimizin yurt bilgisi olduğunu öğrenen Tonguç.
Benden yanıt alamayınca, öğretmenimiz Mümtaz Sayın’a dönüp şöyle dedi: “Bunlar
yedi yüzyıldır konuşturulmadıkları için çocuğun durumunu doğal karşılıyorum,
konuşturun bunları. Konuşturun ve düşündüklerini söylemeye alıştırın. İlk
yapacakları iş bu…”
30.09.1947 tarihinde Aksaray’ın Nurgöz köyünde öğretmenliğe başladım. Bir
yandanda yazıyordum.
1950 başında Bizim Köy isimli kitabım çıktı. Çıktıktan üç ay sonra tutuklandım.
Sonra ceza almadan salıverildim. 15 Haziran 1950’ de Celal Bayar’ın çağrılısı
olarak Çankaya’ya çıktım. Bu esnada Cumhurbaşkanlığı Fransızca çevirmeni
Nurullah Ataç’la tanışma olanağı buldum.
1952’de Hayal ve Gerçek adlı ikinci kitabımı yayınladım. 1953 Ekim’inde Ankara
Gazi Eğitim Enstitüsüne girdim. Bir yandan kitaplarım yayınlanırken, 1964 yılı
ortalarından 1965 ortasına kadar Fransa’da Avrupa Sosyoloji Merkezine çalışma ve
araştırma yapmaya gittim.
1965 seçimlerinde Türkiye İşçi Partisi’nden İstanbul adayı oldum.
1968 yılında öğretmenlikten istifa etmek zorunda bırakıldım. 1971–1972 öğretim
yılında Venedik Üniversitesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı okuttum. 1979 başında
Kültür Bakanı Ahmet Taner Kışlalı tarafından danışman olarak atandım. Kültür
Yüksek Kurulu üyeliği ve sekreterliği yaptım. 12 Eylül 1980’de bir süre
Almanya’da kaldım.
Antalya Aksu Köy Enstitüsü çıkışlı Naciye Poyraz ile evliyim. Ahmet ve Tezer
isimlerinde iki çocuğum var.
Aziz ŞEKER: Eserlerinizde Anadolu gerçekliğinin toplumsal ve kültürel
kaynaklarından besleniyorsunuz. Anadolu insanını bir bütün olarak işliyorsunuz.
Eserlerinizden, yazın hayatınızdan kısaca bahseder misiniz?
Mahmut MAKAL: İvriz’deyken şiir ve yazı yazıyordum. Yazdıklarım okulumuzun
dergisi olan ‘İvriz’ de, Ankara’da çıkan ‘Ülkü’de, Eskişehir’de çıkan ‘Yayla’da,
Konya’da çıkan ‘Ekekon’da yayınlanıyordu. Bir Köy Öğretmeninin Notları
başlığıyla ilk yazım 1948’in Mayıs ayında Varlık’ta çıktı. 1950 başında
yazılarımı adını Bizim Köy koyduğum bir eserde topladım. 1952 Şubat’ında Hayal
ve Gerçek adlı ikinci kitabım yayınlandı.
Köy bir kaynaktı, sürekli yazmak istiyordum köyü. Aralık 1954’te Memleketim
Sahipleri adıyla üçüncü kitabım çıktı. Köy ve Eğitim, Yeni Ufuklar, Varlık gibi
dergilerde yazılarım sürüyordu. Bizim Köy adlı kitabım 1966 yılında Uluslararası
Eğitim Bilim ve Kültür Kuruluşu UNESCO’nun ‘Dünya Kültürüne Hizmet Ödülü’nü
aldı.
Değişenler (Bizim Köy, 1975) adlı kitabım 1977’de Türk Dil Kurumu ödülünü aldı.
1997’ye kadar 17 kitabım yayınlandı ve zaman içinde çeşitli basımları yapıldı.
Bazıları Fransızca, İngilizce, Almanca ve İtalyanca başta olmak üzere çeşitli
dillere çevrildi. Fransız ve Belçika televizyon şirketleri köyümde belgesel
filmler çektiler. Bu filmler çeşitli Avrupa televizyonlarında gösterildi.
Edebiyatçılar Derneğine, Türkiye Yazarlar Sendikasına ve Dil Derneğine üyeyim.
Aziz ŞEKER: İnsancıl ve toplumcu bir aydın, köy enstitüsü çıkışlı bir yazar
olarak biliniyorsunuz. İlerici ve gerçekçi bir edebiyatınız var. Köy enstitüsü
eğitim programlarını göz önüne alarak günümüz eğitim sistemini kısaca
değerlendirebilir misiniz?
Mahmut MAKAL: Köy Enstitüleri uygulaması, eğitim yoluyla köyü canlandırmak,
toplumu etkilemek, yetiştirilecek yeni insanların çabalarıyla çağdaş uygarlık
kervanının ardından yetişmek ereğine dönüktür. Köy Enstitülerinde, insanoğlunun
erdeminin ve yaratıcılığının, elleriyle beyni arasında kurabileceği uyumla doğru
orantılı olduğu gerçeğine uygun biçimde yetişiyordu yeni insan. Eğitimin gerçek
ereği, halk kaynağını harekete geçirmek, üstündeki karanlık perdeyi, yetişen
çocukların eliyle kendisinin yırtıp atmasını sağlamaktır. Böyle eğitim kurumu,
böyle yetişmiş insan istenmiyor. Bu yüzdende Atatürk’ün Türkiyesi eğitimsiz,
işsiz, yönsüz-yöntemsiz, idealsiz insanların, din tüccarlarının ülkesi oldu.
Öğretmen yetiştirmekten bile korkuyoruz. Dünyasal, çağcıl, bilimsel ve laik bir
eğitim uygulanmasına geçemeden, düşünen, konuşan, ülke sorunlarının çözümü için
didinen insanı yetiştirmeden ve de bu insanlardan yana davranacak yöneticilere
kavuşmadan hiçbir yere varamayız. Geriye geriye giderek gericiliğin çıkmasına
girdik. Köy Enstitüleri uygulamasının günümüz koşullarına göre işletilmesi bir
seçenek olabilir.
Aziz ŞEKER: Yazarlık hayatınızda bu güne değin ne tür zorluklarla karşılaştınız?
Mahmut MAKAL: 1949 Eylülünde ilk sürgünü yaşadım. Nurgöz’den aynı ilin Çardak
Köyüne atadılar. İlk kitabımı çıkışından üç ay sonra gördüm. Görür görmez de
Aksaray hapishanesini boyladım. Tutuklanmamın nedeni görünüşte kitabım değildi.
“Demirci, kömürcü bir olacak bizim kuracağımız düzende” diyerek komünizm
propagandası yapmıştım sözde. Bu iftiralarla kaç kişi, kaç kuşak harcandı… Bir
aydan fazla tutuklu kaldım. Köy Enstitülerini kapatanlar, beni cezalandıranlar,
onların ardılı iktidarlarla Demokrat Partiyle sürüyordu. Kitaplarımı yazarken,
siyasal çevreler de sanki yazılmamasını istiyordu, tedirgin etmeyi görev
biliyorlardı. Öğretmenlik yıllarım boyunca soruşturma ve maaş kesme cezalarından
usandığım için 1968 Kasım’ında bu görevden istifa ettim. Yıllarca işsiz kaldım.
Bu arada kitaplarımın geliriyle geçindim. Demirel hükümetleri döneminde Kültür
Bakanı Ahmet Taner KIŞLALI’nın isteğiyle geldiğim Kültür Bakanlığı
danışmanlığından düşürüldüm. 12 Eylül döneminde bir süre Almanya’da kaldım.
Şimdi Ankara’da yaşıyorum.
Aziz ŞEKER: Biraz özürlülerden bahsedelim. Edebiyat sanatı ve bilimi, özürlü
insanlarımızın yaşam programlarında nasıl bir yere sahip olabilmeli sizce?
Mahmut MAKAL: Özürlü dostlarımıza uygun eğitim programlarının hazırlanmasına 50
yıl önce Gazi Eğitim Enstitüsünde Özel Eğitim Şubesi açılarak başlandı. Mithat
Enç dönem itibarıyla yoğun çaba sarf edenlerin başında geliyordu. Çok da emeği
geçti. Eğitimcilerin, bilim adamlarının kısaca tüm duyarlı insanlarımızın
gayretlerine bağlı, edebiyat eserlerinin özürlülerimizin yaşamlarına
kazandırılması, bununla beraber olanaklar artırıldıkça okullar açılmalı,
öğretmenler yetiştirilmeli, onlara özgü eğitim kurumlarının açılmasının yanında
kitaplar basılmalı kısaca.
Aziz ŞEKER: Ülkemizin koşullarında özürlü sorunsalının yazınımıza yansımaları
hakkındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Mahmut MAKAL: Hatırıma ilk gelen Mithat Enç’İn yazmış olduğu kitaplardır. ABD’li
yazar Helen Keler’in yazmış olduğu eserler de örnek gösterilebilir. Özürlü
sorunsalının yazınımıza yansıması ve buna ilişkin edebiyat yaratımlarının
çoğalması öncelik konuyla ilgili bilincin gelişmesine bağlı. Körlere yönelik
eğitimin-alfabenin gelişmesi her zaman bir başlangıç olarak algılanmalıdır. Bu
olumlu yolda ilerlemeye çalışıldığını söyleyebiliriz. Kendimden bir örnek vermek
istiyorum. Ben Gazi Eğitim Enstitüsündeyken, gönüllü bir insan olarak, körlere
kitap okumaya giderdim.
Aziz ŞEKER: Edebiyat bilimi ve sanatı, toplumsal çelişkileri, toplumsal
sorunları yansıtmada görev yüklenebiliyor mu yeteri kadar ve çözüm yolları
gösterebiliyor mu?
Mahmut MAKAL: Ötelerden beri süren bir tartışma günümüzde de sürüyor. “Sanat
sanat için mi? Sanat toplum için mi?” Bunun gereksiz bir tartışma olduğunu
düşünüyorum. Bence her şey toplum içindir. Aydın olarak nitelendirdiğimiz
okur-yazarların büyük bir kısmı fil dişi kulelerine çekilmiş, topluma yabancı,
üretimden kopuk bir hayat sürüyorlar. Edebiyat eserleri olsun, bilim yapıtları
olsun, gericiliğe-safsataya savaş açmalıdır, onlarla mücadele etmeli, sürekli
devrime hizmet etmeli, kısaca uygarlığa yelken açmalı yani insanı görmeli.
Toplumsal sorunlara ayna olmuş, onları yansıtmada görev üstlenmiş yapıtlar
gerçek ve ilerici eserlerdir. Kalıcı olanlar da bunlardır ve kuşaktan kuşağa
insanlık birikimlerinin taşıyıcısı olurlar.
Aziz ŞEKER: Türkiye’de aydının / sanatçının yeri, toplumsal mücadelede hangi
tarafta olmalıdır, hangi amaç için yazmalıdır?
Mahmut MAKAL: J.P. Sartre’nin çok sevdiğim, benimsediğim bir sözü var. “Yazar aç
milyarlar için yazmadıkça hep bir tedirginlik duygusu altında ezilecektir” diye.
Yazar, bence de emeğin, ezilenlerin, yoksulların kısaca toplumda yaşayan haklı
insanların yanında olmalıdır.
Aziz ŞEKER: Değişen sosyo-ekonomik yapı içinde, gelişen özürlü anlayışını nasıl
değerlendiriyorsunuz? Yaşamın her alanında hissedilen bu sorun ne tür bir
anlayışla çözüme ulaştırılabilir?
Mahmut MAKAL: Topluma bir bütün olarak bakmak gerekir. Özürlü insanlar da,
yaşayan toplumun insanları ve bir parçasıdırlar. Toplum sağlığına-eğitimine
yönelik tüm çalışmalar özürlüleri de kapsamalıdır. Özürlü anlayışında değişen
bir gelişme var. Bunun süreceğine inanıyorum.
Aziz ŞEKER: Edebiyat sanatının varlığı ve sorumluluğu toplumsal gelişme
sürecinde belirleyici olan temel kültürel unsurlardan biridir diyebiliriz. Bu
nedenle edebiyatçının toplum karşısında tarafsız olmayan bir sorumluluğu var
mıdır? Sanatçı eserlerinde toplumsal ihtiyaçları derinlemesine görebiliyor ve
somutlaştırabiliyorsa, ihtiyaç kesimlerine yürekten inebiliyorsa (bir bilim
adamı titizliğini ve bir sanatçı duyarlılığını sizin eserlerinizde
görebiliyoruz) sorumluluk üstlenmiş oluyor mu tarihsel olarak? Siz
kitaplarınızda Anadolu toplumsal yapısının ürettiği insan tipolojisinden yola
çıkarak toplumsal sorunlara yer yer parmak basıyorsunuz. Biraz bahseder misiniz
sanatçı, toplum ve eser diyalektiğinden?
Mahmut MAKAL: Yazar, toplum esenliği için yazmalıdır. Kısaca toplumun malı
olmalıdır. Edebiyatta temel öğe insan olduğuna göre, edebiyat insanı ve toplumu
üretim yapısının değişmesi, toplumsal değişme süreci içinde izleyecektir.
Sanatçı toplum adına sorumluluk yüklenecek, kişisel hırsı, bireyciliği geri
plana itecek; toplum adamı olacaktır. Bazı eserlerimde, mücadele eden insanları
işlemişimdir. Sürgün yiyen öğretmenler, greve giden işçiler, zor koşullar
altında çalışan insanlar gibi…
Aziz ŞEKER: Sanat eleştirmenleri son dönem edebiyata girmiş olan bir kaçış
edebiyatı olgusundan söz ediyorlar. Bu türün tutulduğunu dile getiriyorlar.
Sanat eserinin temelinde yatan nesnel gerçeklik, ‘insan ve toplumun’ tarihsel
gerçeğine bağlı olmalı mı tam anlamıyla? Siz nasıl bir toplum özlemliyorsunuz
eserlerinizde?
Mahmut MAKAL: Edebiyat günümüz koşullarında toplumsallığını yitirmiş, toplumcu
bir platformdan ayrılarak bir çıkmaza sürüklenmiştir. Yalnızca birey atmosferine
yönelmiştir. Toplumsal konuları işlemeyen edebiyata ‘kem küm edebiyatı’ diyorum.
Toplumcu sanat eseri yaşadığı çağın sosyal gerçeğini işlemeli. Tarih bilinci ise
yaşama ilişkin her şeyin temelinde vardır. Gözden uzak tutulmaması da gerekir.
Edebiyat adamının üretimi olan sanat yapıtı toplumun aynası olduğu noktada
tarihsel gerçek olur. Bir örnek vermek gerekirse, filozof Marx, Balzac’ın
eserlerinden her dem yararlanmıştır. Balzac’ın Goriot Baba’sı, Marx’ın çok
hoşuna giden bir tiplemedir. Demek istediğim şey, bilim ve sanat iç içe
düşünülmelidir. Bunlar birbirini tamamlayan uğraş alanlarıdır. Ama bir yerde
bilim sanattan daha çok faydalanıyor. Eserlerimde işlediğim toplum özlemini tek
cümle şöyle ifade edebilirim: “İnsanlığın kurtuluşu, sosyalizmin gelişmesine
bağlıdır.” Eşit paylaşım, adaletli dağıtım, barış, demokrasi, yurtseverlik
eserlerimde işlemeye çalıştığım ana temalardır.
Aziz ŞEKER: Bizlere ‘mutlak doğrular’ diye dayatılan ‘yasallaşmış yalanlarla’
hep karşılaşıyoruz. Sanatın-sanatçının sağlıklı işleyen bir toplum
oluşturulmasında katkısı yadsınamaz. Sanat toplumun yüreğidir özce. Günümüz
resmi kültür haritasından demokratikleşme adına bahsetmek istersek acaba Kültür
Bakanlığı, kültürel kaynaklarımıza, toplumsalın hümanist öğelerine, değerlerine
sahip çıkmayı başarabiliyor mu yeterince?
Mahmut MAKAL: Şu an için yeterine sahip çıktığını söyleyemeyiz. Ama şu da bir
gerçek: geçmişin hümanist öğelerine sahip çıkmak için en azından bir uğraşı
veriyor ve bunu sürdürüyor. Başarılı olabilmesi için de kültür adamlarına,
aydınlara gereksinim duyuyor. Karşılıklı çabayla bunun başarılacağına
inanıyorum. Devletin kültür politikası kendi kaynaklarımızdan beslenmeli,
ilerici olmalıdır. Ulusumuzun karakterine en uygun eğitim kurumları kurulmalı,
köy enstitüsü geleneğinden de beslenen, toplumsal aydınlanmanın köklü,
aydınlıkçı bir eğitimle bağımsızlığa sahip çıkarak gerçekleşeceğine inanılmalı.
Sürekliliği olan bir yapıya benzetilebilir bu.
Aziz ŞEKER: Toplumsal yapının insancıllaştırılmasında sanatın-edebiyatın yeri ne
olacaktır? Derin bir edebiyat tarihi bilinci günümüz koşullarında
oluşturulabilecek mi? Bu bilinç toplum katmanlarını hoşgörü şemsiyesi altında
birleştirebilecek mi?
Mahmut MAKAL: Zaman içinde eğitim yoluyla oluşturulması gereken bir durumdur bu.
Bilimsel, kültürel ve sosyal kaynaklar yurt kaynakları, uygarlık birikiminden
yöntemli bir biçimde yararlanma, edebiyat tarihi bilincini oluşturur. Bu
birikimlerden yararlanmasını bilen her ulus kuşaklararası bağıntıyı da
geliştirecektir. Toplumsal katmanlar arasındaki hoşgörüde böyle gelişir.
Aziz ŞEKER: İsterseniz son bir soruyla konuşmamızı bitirelim. Edebiyat eserleri
ve sanatçılar toplumbilimsel ifadeyle, yaşadıkları toplumsal koşulların ürünü
olarak ortaya çıkarlar ve gelişirler. Bu koşulları göz önünde tutarak hoşunuza
giden son dönem şair ve yazarları söyleyebilir misiniz?
Mahmut MAKAL: Eserlerin ve sanatçıların toplumsal koşulların ürünü olarak ortaya
çıkması tezine katılıyorum. Ülkemizde 1940’lardan itibaren her yönden gelişen
bir toplumla karşılaşıyoruz. Toplumcu hareketlerin ve düşüncelerin geliştiği bu
yıllarda; ülke bağımsız, özgür koşullarda yetişen, yurdunu seven, toplumcu-sol
görüşlü bilim adamları-yazarlara sahip. ‘Kırk Kuşağı’ olarak bilinen bir değer
kuşağı var. Rıfat Ilgaz’ı, Orhan Kemal’i, İzzettin Dinamo’yu, Atilla İlhan’ı o
kuşaktan gelen ve hâlâ etkisini sürdüren yazarları örnek verebiliriz. 50’li,
60’lı yıllardan itibaren bağımsızlığına gölge düşen, bağımsızlığını yitiren ülke
koşullarında yetişen yazarlar tam anlamıyla yazar olamaz, çünkü yazmak için
özgürlük, bağımsızlık şarttır. Ülkemizin nesnel koşulları bunun böyle olduğunu
gösteriyor. Yani yazmak için özgürlüğün var olduğunu. Artık Anadolu’dan habersiz
kitap yazan kent yazarlarıyla karşılaşıyoruz. Anadolu gerçeğini bilmeden
kitaplar yazıyorlar. Toplumdan habersiz bir yazar kitlesi mevcut. Bozulmuş bir
Türkçe ile olay örgüsü olmayan kitaplar yazan Orhan Pamuk verilecek ilk örnek.
Aziz ŞEKER: Teşekkürler, sınırsız değerler yaratan sevgili Mahmut MAKAL.
Mahmut MAKAL: Ben de çok teşekkür ederim. Şeker gibi Aziz arkadaş…

|
|