Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

KİTLESEL DURGUNLUK
Sitemiz Yazarı

Sabancı Ünv.Toplumsal ve Siyasal Bilimler öğrencisi
Can KÜÇÜKALİ
kucukali@su.sabanciuniv.edu

Her ülke için anti-emperyalist, anti-kapitalist mücadele ve buna karsın demokrasi ve daha hakça bir düzen mücadelesi kendi iç dinamikleri içinde gelişir. Bu iç dinamik denilen şey, o ülkenin kendi özgün kimliği ile ülke gerçeklerinin kendi gündemini ve buna bağlı değişim hattını oluşturmasıdır. Kimliği oluşturan önemli unsurlar ise coğrafya, nüfus yapısı, kültür ve ülkenin sahip olduğu (eğer sahipse) mücadeleci gelenektir. Tabi bu gelenek de karsımıza tüm diğer öğelerin toplamı olarak çıkmaktadır. Elbette bu öğeler sadece verilen hak ve eşit-özgürlükler mücadelesinin katalizörleridir. Yani her ülkede ve her coğrafyada sömürü ve bunun dolaylı sonucu olan haksızlıklara karşı direnme belirli ölçülerde görülebilir ama halkın genel olarak bütününde görülemeyen mücadele bilinci ve kültürü, beraberinde pasifizmi ve boyun egmeyi getirir; bu da ülkenin anti-kapitalist mücadelesi içinde olan unsurların elitleşmesine ve mevcut potansiyelin erimesine sebep olur.

Türkiye'de de bu sıkıntıyı yasayan ülkelerden biridir. Çünkü Türkiye yapısı itibariyle anarşist bir geleneğe sahip olan Güney Amerika ülkelerinden, sosyalist devrimi ve kültür devrimini kısmen de olsa yasamış Çin'den, bugün hala Zapatista hareketine destek veren ve gerillaların ellerinde silahlarla bir şehre girmelerini alkışlarla karşılayan Meksika halkından farklıdır. Tabi ki Türkiye tarihinde de mücadele vardır. Hem de belki de bu mücadele tarihe adini altın harflerle yazdırmıştır. Fakat bu mücadele, saldırının somut olarak görülebildiği koşullarda ve ulus-devlet ekseni etrafında yapılmış bir mücadeledir. Yani, Türk halkındaki 'anti-emperyalist' (eğer anti-emperyalist ise) başkaldırıyı 'Kurtuluş Savaşı' ile kanıtlamaya çalışmak ve buna bağlı yeni bir başkaldırıyı beklemek bilimsel değildir.

Bugün emperyalist saldırı kendisini direkt olarak göstermemektedir. Sömürüyü birinci elden görmek ve buna karşı bir bilinç oluşturmak, bundan öte buna karsı duruş sergilemek sanıldığından daha zordur. Yıllardan beri empoze edilen kültür dışında, insanların bir şekilde sisteme eklemlenmiş olmaları ve yaşamlarını bu sistem sınırları içinde kazanıyor olmaları, onların algılarını daraltmakta ve bireysel hayatlarının toplumsal anlamlarını kavramalarını güçleştirmektedir. Mesela issiz bir insana emek sömürüsünün boyutlarından ve sendikalaşmadan söz etmek gerçekçi değildir ve eğer bu ülkede isinde sömürülenlerin yanında sömürülecek bir isi bile olmayanları göz önünde bulundurduğumuzda ülke profili ve bu profilin mücadeleye vurduğu sekteyi açıkça görebiliriz. Buna karşın yukarıda sözü edilen, sadece isin bir boyutudur.

Diğer bir konu da çalışan kesimin durumudur. Kurtuluş Cephesi'nin Ekim-Kasım sayısındaki bir yazıda, halktaki kaypak durusun devrimci güçleri yıldırdığından bahsedilmiştir. Bu çok ilginç bir durumdur çünkü konuyla az çok ilgili olanlar bilirler ki illegal örgütlenmeler her zaman için halkın potansiyeline tam bir güven içinde ve sanki yarin devrim olacakmışçasına söylemler içindedirler. Böyle bir söylem hareketin kendi durusunu sorgulaması açısından büyük önem taşısa da bizim konumuz açısından bakıldığında anlamı, 'kitlelerdeki durgunluk ve tepkisizlik' olgusunun varlığının dile getirilmesidir. Bu aslında sol içerisinde pek de gördüğümüz bir durum değildir ama eğer böyle bir durum dile getiriliyorsa, olaylara daha analitik bakmanın ve belli düşünce kalıplarıyla/varsayımlarla hareket etmek yerine toplumsal yapının analizini daha iyi yapmanın vakti gelmiş demektir.

Toplumsal yapının analizini yeniden yapmak çok önemlidir çünkü buradan haklar ve özgürlükler mücadelesinin bir sonraki eylem planı ortaya çıkabilir,ezber bozulabilir, sol literatürü iyi kavramanın yanında günün koşullarına göre geliştirmek gerekebilir. Burada bahsedilen bir revizyon değildir. Revizyon, literatürü devrimci özünden saptırmak demektir. Halbuki geliştirmek, bu özde verilen mücadele alanının genişletilmesine sebep olur, ki bu tam da istenilendir. Bu olguyu reddetmek ve dogmatik davranmak hareketi yıpratır.

Elbette ilerici güçlerin ödevleri artarak devam eder. Yine de toplumun genelindeki durgunluk burada asil vurgulanmak istenen öğedir. Diyarbakır’daki beş kilogramlık makarnaları almak için kuyrukta birbirlerini ezen insanlar, erzagi aldıktan sonra Tanrı’ya dua etmekte, yüzleri gülmektedir. Ne yazık ki is bulamayan gençler, sigortasız ve asgari ücretin dahi altında taşeron olarak çalışma imkanı bulduklarında sevinmektedirler. Bunlar en alt kesimdeki durumdur. Bunun hallicesi, belli bir bilinç seviyesinde olduğunu kabul etmek istediğimiz, genelde hizmet sektöründe çalışan memur kesimdir. Bu kesimin hele de güncel kamu reformu yasası karsısında mücadeleyi yükselterek sürdürmeleri beklenirken, gözlemlenen , herkesin küçük burjuva bireysel kaygılarla kapitalist topluma entegre olduğudur. Herkes memnunsa sorun yoktur; memnun olmayanlar varsa ve sesleri çıkmıyorsa da (ki görünen budur) sorun yok demektir çünkü en basit mantıksal çıkarımdan da anlaşılabileceği gibi ortada bir sorununuz varsa bunu diğerlerinin fark etmesinin tek yolu dile getirmektir. Her şey buradan baslar.

 

 


 


 

 

 

Sitemizin Yazarlar