Kitle iletişim araçlarının tanımı ve
işlevlerini açıklamakla başlayacağım. Kitle iletişim araçlarıyla ilgili
birkaç tane temel tez vardır. Makalemi genel olarak bu tezler üzerine
kurmaya çalışacağım. Marksist kuram, tutucu kuram, liberal-çoğulcu kuram,
suskunluk sarmalı kuramı ve Gerbner’ın ekme tezi üzerinden kitle iletişim
araçlarını çözümlemek doğru olacaktır. Burada sosyolojinin de amacına uygun
olarak teorilere eleştirel yaklaşacağım ve hepsinin tutarlı ve doğru
yanlarını vurgulamaya girişeceğim.
İletişim toplumsal ve kültürel etkileşimler ağıdır ve bir sürece işaret
etmektedir. “İletişim sürecinde amaç, ileti aracılığıyla hedef kitlede
manipülatif bir etki yaratmaktadır”(Anık 2000:246). Kitle iletişim araçları ise
genel olarak "kitlesel bir boyutta ileti dağıtabilen araçlar" olarak
tanımlanabilir(Özkök;1985:93). Ayrıca kitle iletişim araçları kamusal
niteliktedir. Uzmanlaşmış grupların bu araçları kullanarak heterojen kitleye
simgesel içerikleri yayar. Geri besleme(feedback) burada anında olmaz.
İnsanların kitle iletişim araçlarını tercih etmesinin en önemli nedeni gerçek
hayatın sıkıcılığı ve sorunlarından kaçış için bu araçları sığınak olarak
görmeleridir. Bunun yanında artık kuramcıların kitle iletişim araçlarına
bakışları da değişmiştir. “…yakın yıllara kadar kitle iletişimi sorunları
incelenirken, gönderimci taraftaki öğelere daha büyük bir önem verilmekte ve
sorunları kitle iletişimi süreçleri ve etkileri açısından incelenmekte iken son
zamanlarda bunun var olan sistemden yana tutucu bir yanlılık taşıdığı
düşünülmeye başlamıştır. Bunun sonucu olarak, kitle iletişimi sorununun
incelenmesinde alımcı taraftaki kitle toplumu insanının kitle iletişimi
araçlarına hangi toplumsal, kültürel ve siyasal nedenlerle yönelmekte olduğuna
önem verilemeye başlamıştır”(Oskay;1993:331). Ayrıca yapılan araştırmalara göre
kitle iletişim araçlarına yönelimdeki etkenlerden en önemlisi bireysel
motivasyonlardır. Bunun dışında yine araştırmalar televizyonun bireysel
ilişkileri de etkilediğini göstermiştir ve son yıllarda durumun değiştiğine de
yer vermektedirler. “Bu ilişkiler, televizyonun gazabına uğrayan radyo dinleme,
ziyaret etme, ev işi, okuma gibi toplumsal ilişkilerdi. Bu çalışmalarda, sözü
edilen ilişkilerin giderek tersine döndüğü düşüncesine yer veriliyordu”(Demiray;1998:117).
Kitle iletişim araçlarının işlevleri ise beş tanedir. Bunlar kabaca şu
biçimdedir:
1.Haber verir.
2.Eğlendirir.
3.Bilgi verir ve eğitir.
4.Mal ve hizmetleri tanıtır.
5.Boş zaman geçirtir.
Genel olarak kitle iletişim araçlarıyla ilgili olan hâkim kuram Marksistlere
dayanmaktadır. Özellikle Neo-Marksistlerden Althusser, Adorno ve Habermas
üzerinden tartışmalar yürütülmektedir. Althusser kitle iletişim araçlarını
devletin ideolojik aygıtları olarak görmektedir. Medya tüm bu isimler tarafından
genellikle totaliter rejimlerde hâkim ideolojinin yeniden üreticisi ve
pekiştiricisi olarak yorumlanmaktadır. “Yalnızca bireylerin değil, aynı zamanda
toplumsal grupların, toplumsal kurumların ve kuruluşların, kısacası toplumumuzun
tamamının ve kültürün de, medyanın şekillendirici ve belirleyici etkisinden
kaçabilmesi çok zor görülmektedir” (Arslan, 2001: 135). Medya elitleri olarak
tabir edilen kişiler tüketim kültürünü teşvik edici, ideoloji pompalayan,
kültüre yozlaştırıcı etkide bulunan, statükocu, şiddet ve seksi kutsayan araçlar
olarak tanımlanmaktadırlar. Medya bir manipülasyon ve propaganda aracıdır.
Toplumdaki bireylerin iletişimini düzenler, yeniden üretir. Doğu toplumlarında
görerek öğrenmenin fazla olduğu düşünülürse kitle iletişim araçlarının etkisinin
daha fazla olduğu söylenebilir. Örneğin Türkiye’de her 100 kişiden 4,5’i kitap
okumaktadır. “Stuart Hall’e göre, televizyon içeriğini nasıl işlediğimizin
gerçek belirleyicileri, bireylerin çeşitli gruplar ve sınıflar arasında yaşarken
biriktirdikleri ideolojiye, dile, kavramlara, kategorilere, düşünce imgelerine
ve temsil sistemlerine bağlıdır. Hall, medyanın toplumdaki tahakküm ilişkileri
içinde sürekli olarak inşa edilen ve tekrar tekrar üretilerek pazara sunulan
temsil pratikleri ile iktidar ilişkilerini ve ürünlerini meşrulaştırdığını
söyler”(İnceoğlu;2006). Ayrıca kamuoyu oluşturma, meşrulaştırma, duyarsızlaştıma,
pasifize etme, örtük bunalımı açığa çıkarma ve kollektifleştirme, apolitize ve
normalize etme de yapısalcı kuramcılarının tanımladıkları biçimiyle kitle
iletişim araçlarının işlevleridir. “Gazetelerin baslıkları da radyo ve
televizyondaki reklâm sloganları ile gevşeyen, eğlenen toplumu pasifize
etmektedir. Böylece halk kendi istemleri ve çıkarları dışında medyanın kölesi
haline gelmektedir. MacLuhan'ın belirttiği gibi, yeni kültürün gelişmesi ve
propaganda yapılması halinde toplum, Gutenberg ve Marconi öncesi kabile toplum
haline gelecektir”(Vural;2006:5). Görüldüğü üzere bu kuramcıların vurguladıkları
nokta kitle iletişiminin toplum üzerinde etkin ve manipüle edici olduğudur.
Hatta bazı düşünürler medyayı ikinci ya da öteki hükümet olarak
tanımlamaktadırlar. Siyasi, askeri, ekonomi ve medya elitleri bir ülkedeki
iktidarın elinde bulundurucusu, kullanıcısı olarak başat rol oynamaktadırlar.
Medya elitlerinin de dünyada ve özelde ülkemizde etkin rol oynadığı inkâr
edilemez bir gerçektir ve yapısalcı kuramlara bu noktada hak vermek
gerekmektedir. “Medyanın toplum hayatında etkin roller oynamaya başlaması ve
buna bağlı olarak da medya elitlerinin Türk iktidar yapısı içinde güçlü bir
konuma ulaşması ise oldukça yeni bir fenomendir. Medya elitlerinin Türk iktidar
seçkinleri arasında ağırlıklı bir konuma ulaşması, iletişim teknolojisinde
yaşanan büyük gelişmeler ve bunların Türk medya sektöründe yaygın bir şekilde
kullanılmaya başlanması gerçeğiyle yakından ilişkilidir”(Arslan;2004:8). Medya
genellikle bir meşruiyet ve güç sağlamıştır. Bu yüzden medya dördüncü kuvvet
olarak anılmıştır. Kuşkusuz bu kuramın doğru yanları vardır. Medya tüm bu
işlevleri yerine getirmektedir ve medya elitleri gerçeğini reddetmek ya da
görmezden gelmek hayalperestlik olacaktır. Fakat başta da belirttiğim gibi tek
bir kurama tutunmak da bizim farklı kaynaklardan beslenmemize engel teşkil
etmektedir.
İkinci tez ise tutucu ekolün kuramıdır. Bu kuramı yapısalcıların tezlerine karşı
olarak düşünebiliriz. Çünkü bu ekolün savunucuları medyayı bilgilendirme,
eğitme, ahlaki yollarla bilinç yükseltme aracı olarak görürler ve kitle iletişim
araçlarını olumlama eğilimi gösterirler. “Onlara göre kitle iletişim araçları
ahlâksızlığı, düzenbazlığı, günahkârlığı teşhir eden, ifade özgürlüğünün bekçisi
gibi çalışan, milyonlarca insanın kültürel seviyelerini yükselten, halka günlük
zararsız eğlence sunan, dünya olayları hakkında insanları aydınlatan, ekonomik
örgütlerin gelişmesi için ürünlerini satın alma ve tüketimi bıkmadan ısrarla
tekrarlayarak, yaşama düzeyini geliştiren sadık birer hizmetkâr ve
kurtarıcıdırlar âdeta”(Çetinkaya;2004). Burada kodlanan ve iletilmesi amaçlanan
mesajlar konunun etrafında şekillenmektedir. “İletilmek istenen, işaretler
dizisi olarak kodlardan oluşan anlam içeriğinin kendisi olarak tanımlanan
iletinin, tutucu kuramda kaynağın çevresinden herhangi bir konuya bağlı olarak
oluştuğu kabul edilirken değişimci kuramda, toplumdaki genel anlamıyla
değerlendirilmektedir (Alemdar, Erdoğan 1990:53). Bu kuramın gerçeklerden uzak
ve hayale yakın olduğu apaçık ortadadır. Medya bireylerin haber almasını,
bilgilenmesini, gündemi takip etmesini ve eğlenmesini de sağlar fakat yaşanan
gelişmelere baktığımızda bu tablonun fazlaca iyimser olduğunu görmekteyiz.
Gerbner’ın ekme tezi ise konuya daha farklı bir biçimde yaklaşır. Televizyonun
etki alanını çağrışımsal içerik çözümlemesi yöntemiyle araştırır. Burada
izleyici kitlesinin demografik özellikleri, siyasal tercihleri, etnik gruplar
gibi faktörlerde göz önünde bulundurulur. “Gerbnerin yaklaşımında izleyiciler
çok ve az seyredenler olarak ayrılmakta ve bu özelliğe göre istatistiksel
karşılaştırma ve anlamlandırma yapılmaktadır. Bu ayırımın sınırlılığı yanında,
televizyonu az ve çok izleyenler aralarında sadece televizyonun kültürel
göstergeleri bakımından ayrılmazlar, aynı zamanda kendi içerinde ve aralarında
sosyo-ekonomik, siyasal görüş, eğitim, meslek, yaş, cinsiyet, alışkanlık,
gelenek, aile yapısı, sosyal sınıf, yaşanan çevre gibi önemli etkenler
bakımından da ayrılırlar”(Alemdar, Erdoğan;1998:161). Televizyonu az izleyenlere
oranla çok izleyenlerde ekme etkisi daha çok görülmektedir. Bu etkiler azdır,
dolaylıdır ama totalde anlamlı olduğunu söyleyebiliriz. Gerbner’ın araştırmaları
sonucunda televizyon izleme oranına bağlı olarak sosyalleştirici etkinin arttığı
ve televizyondaki sunulan gerçeğin kanıksandığı sonucuna ulaşmıştır. Gerbner’a
göre televizyon endüstri düzeninin bir parçasıdır. İnançları ve tutumları
değiştirmede etkin işlev görür. Ayrıca kültürel bağlamda kitle iletişimin
araçlarının emperyalizm ekmesi söz konusu değildir. Son kertede Gerbner’ın ekme
tezi tutarlı ve oldukça anlamlı görünmektedir. Çünkü kitle iletişim araçlarının
etkileri kısmi ve uzun dönemli olarak ele alınır.
Liberal çoğulcuların öngördüğü üzere internet ve yeni iletişim araçları; küresel
olarak sembolik ve fiziksel çevreyi önemli ölçüde dönüştürecek ve değişime
uğratacaktır. Küresel enformasyon ve iletişim teknolojilerinin daha çok
demokrasi getireceği inancı bugünkü anlam olanaklarını zorlamakta ve marjinal
bir fikir olarak kalmaktadır. “Yeni iletişim teknolojileri temsili demokraside
önemli rolleri olan ara kademeleri zayıflatmış, katılımcı demokrasileri
güçlendirmiştir”(Bülbül;1997:37).
Nesnenin kendinden içre bir anlamı yoktur şeyleri bazı kodlar aracılığıyla
algılarız. Kültür, inançlar ve ideolojiler şeyleri algılamamızda etkendirler. Bu
noktadan durup baktığımızda kitle iletişim araçlarının gönderdiği mesajları bu
kodlar sayesinde algılarız. Dolayısıyla her bireyin bu kod açma sürecinde
algıladıkları ve alımladıkları farklı olacaktır. Bir genellemeye varmak için tüm
bu teorilerden yararlanmak gerekmektedir. Hepsinin doğruluk payı vardır. Fakat
yukarıda da belirttiğim gibi bazılarının ayağı diğerlerine göre daha sağlam bir
biçimde yere basmaktadır. Medyanın bir güç olması ve toplum üzerindeki etkisin
bariz bir biçimde karşımızda durmaktadır. Nitekim “Altschull, bağımsız basının
var olamayacağını ve medyanın herhangi bir sistemde ekonomik, politik ve sosyal
gücü elinde tutanların temsilcisi olduğunu iddia eder”(Severin, Tankard;1994:507).
Etki alanının sınırlarını nasıl çizdiğimiz bu bağlamda önemlidir. Kitle iletişim
araçlarının toplum üzerinde ne Neo-Marksistlerin savunduğu gibi belirleyici bir
rolü vardır ne de tutucu kuramın belirttiği gibi olumu işlevleri vardır. Burada
tartıştığım genel hatlarıyla tüm kuramların tutarlı yanlarıdır. Olumlama ya da
olumsuzlama bir taraf olmaktan ve yalnızca bir pencereden bakmaktan başka bir
şey değildir. Sonuç olarak medya toplum üzerinde etkilidir fakat bu etkiler
sınırlı bir biçimde tezahür etmektedir.
Kaynakça:
•Alemdar, Korkmaz ve Erdoğan, İrfan(1998) Popüler Kültür ve İletişim, Ümit
Yayıncılık, Ankara.
•Alemdar, Korkmaz ve Erdoğan, İrfan(1990) İletişim ve Toplum, Bilgi Yayınevi,
Ankara.
•Anık, Cengiz(2000) Siyasal İkna, Vadi Yayınları, Ankara.
•Arslan, Ali (2001) “Türk Medya Elitleri: Bir Durum Tespiti”, Sosyoloji
Araştırmaları Dergisi, sayı: 8.
•Arslan, Ali(2004) “Türkiye’de İktidarın sosyolojik Anatomisi ve İktidar
Seçkinleri”, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, cilt 6
sayı:1, İzmir.
•Bülbül, Rıdvan(1997) Uluslararası İletişim, Paragraf Dizgi ve Tasarım, Konya.
•Çetinkaya, Yalçın(2004) “Bir Manipülasyon Aracı Olarak Medya ve Gençlik”, Bilim
ve aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi, sayı:57.
•Demiray, Uğur(1988) Kitle İletişim Araçları ve Boş Zaman, Ergül Han Yayınları,
Eskişehir.
•İnceoğlu, Yasemin(2006) “Medya ve İktidar”, Mehmet Ali Aybar’ı Anma Sempozyumu,
İstanbul.
•Oskay, Ünsal(1993) Kitle İletişiminin Kültürel İşlevleri: Kuramsal Bir
Yaklaşım, Der Yayınları, İstanbul.
•Özkök, Ertuğrul(1985) İletişim Kuramları Açısından Kitlelerin Çözülüşü, Tan
Yayınları, Ankara.
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.