|
|

KENTSEL YOKSULLUK-3
Sosyal Hizmet Uzmanı. İsmet
Galip YOLCUOĞLU
Sitemiz Yazarı
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
ismetgalip@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
KENTSEL YOKSULLUK-1
KENTSEL YOKSULLUK-2
KENTSEL YOKSULLUK-3
KENTSEL YOKSULLUK-4
2.3. Küreselleşme ve İstanbul
Bu belirlemeler ışığında İstanbul’a bakıldığında, bir
tarafta yıllarca yatırım yapılamamış altyapı, ulaşım, sağlık ve konut gibi
metropollere ait yönetsel sorunlar altında ezilmiş ve yine kendi iç
dinamikleriyle yayılmaya devam eden kendi haline bırakılan İstanbul, diğer
tarafta ise, bu bölüme dayanarak projelendirilmiş, küreselleşen dünyanın
aktörlerinin tecrit edilmiş bir biçimde yaşayabilecekleri, uluslar arası
zincirin bir parçası olarak yapılandırılan ve kentsel çevreyle ilişkisi
seyirlik ve görselliğe indirgenmiş küresel İstanbul yer almaktadır. Kentin
20 yıl içinde geçirdiği mekansal farklılaşma ve buralara yansıyan yeni
toplumsal yaşam biçimleri kentin eşitsizlikler üzerinde bir kez daha
bölünmüşlüğünü yansıtır. Çünkü Türkiye’de gelirin en eşitsiz dağıtıldığı il,
İstanbul’dur. İstanbul’un en varlıklı kesimini oluşturan %20, gelirin
%64’ünü; en fakir %20, gelirin %4’ünü almaktadır ( Sönmez 2001:92).
Küresel ekonomideki dönüşümler ve teknolojik ilerleme ile beraber genel bir
işsizlik ortaya çıkmaktadır. Sanayi üretiminden hizmet üretimine olan
yönelim, eski manifaktür işleri tasfiye eder iken yerlerine daha önce var
olmayan yeni iş alanları açmaktadır. Ancak, yeni yaratılan işler miktarca az
olduğu gibi; az bir kısmı uzmanlık gerektiren, dolayısıyla yüksek getiriye
sahip işlerdir. Geriye kalan işler ise, kısmi zamanlı, uzmanlık
gerektirmeyen ve dolayısı ile düşük getirili işlerdir.
Uzmanlık işleri dışında kalan işlerin düşük getirili olmasından ötürü,
buralarda istihdam olunan kitlenin yoksulluk sarmalını aşması mümkün
olmamaktadır. Sonuç olarak, yoksulluğun yapısal faktörlerle analizinde
çalışıp çalışmama ve çalışılıyor ise ne türden bir işe sahip olunduğu önem
kazanmaktadır.
İstanbul’un kentleşme evrimine paralel olarak ortaya çıkan kentsel
yoksulluğun küreselleşmenin bugün geldiği noktayla bağlantılı olarak
düşünülmesi gereklidir. Bugün küreselleşmeyle beraber bütün dünyada derin
toplumsal eşitsizliklerin keskinleştiği, kentsel yoksulluğun hızla
yaygınlaştığı görülmektedir. Yoksulluk artık az gelişmiş ve gelişmiş
ülkelerin ortak problemi haline gelmiştir. Dünyanın en zengin ülkesi ABD’de
New York kentinde, yoksul olarak dünyaya gelen bebek sayısı 1996 yılına
gelindiğinde %20 artış göstermiştir. 1990-1996 yılları arasında evsiz doğan
çocuk sayısı %21 artmıştır. Yine yapılan çalışmalarda görülüyor ki New York
kentinde gettolarda yaşayanların %40’ı yoksulluk sınırı altında
yaşamaktadır. Latin Amerika ülkelerinde 1970-1990 yılları arasında kentsel
yoksulluk %29’dan %39’a çıkmıştır. Brezilya’da Sao Paulo kentinde,
yoksulların yerleşim yeri olan favelalarda yaşayanların kent nüfusuna oranı
1973’de %1.1 iken, 1993’te %19.4’e çıkmıştır (Alada ve diğerleri 2002:248).
Kent yoksulluğu sadece bir gelir eksikliği değildir. Beraberinde bazı
problemleri de ortaya çıkarmaktadır. Özellikle İstanbul’da bu problemler
kendini göstermektedir. Bunlar;
- Kentsel uyumsuzluk
- Gecekondulaşma
- Sosyal marjinallik
- Sağlıksız çevre
- İşsizlik
- Kayıtdışı istihdamda artış
- Örgütsel suçlarda artış ve kentsel şiddet
- Sokak çocuklarında artış
- Kadın problemleri’dir.
2.4. İstanbul’da Gelir Dağılımı Göstergeleri
İstanbul, Türkiye’de hanelere giren gelirden %27.5 pay almaktadır ve toplam
hanelerin yaklaşık %15’ine sahiptir. Yapılan bir çalışmada , 2000 yılının
ilk yarısında İstanbul’da hanelere giren gelir 11 katrilyon TL’yi bulmuştur.
Bu gelir İstanbul haneleri arasında eşit bölüşülseydi, hane başına cari
fiyatlarla aylık gelir 946 milyon TL’yi bulurdu.
İstanbul gelirinden %29 pay alan en üstteki %1’lik gruba ait hanelerin
2000’in ilk yarısında aylık gelirleri 27.5 milyar TL’yi ya da dolar bazında
47 bin doları bulmuştur. Buna karşılık en alttaki yüzde 1’lik hanelere ayda
ortalama 85 milyon (146$) girmiştir. Böylece en üsteki %1’lik grup ile en
alttaki %1’lik grup arasında aylık gelir arasında 322 kat fark olmuştur.
Aynı fark Türkiye genelinde 232 kattır (Sönmez 2001:93). İstanbul’da gelirin
bölüşümü gelir grupları itibariyle dağılımı şöyledir;
Süper Zengin: Aylık geliri 2000’de ortalama 27.5 milyar TL’yi bulan bu grup
18 bin dolayında aileden oluşmakta ve İstanbul gelirinin %29 almaktadır.
Yüksek Gelir Grubu: Bu tasnife aylık ortalama geliri en az 1 milyar 968
milyon ile en çok 4 milyar 674 milyon olan %1 lik gruplar girmektedir. Bu
gruptaki hanelerin %6’sı İstanbul gelirinden %17.6 pay almaktadır.
Üst-Orta Gelir Grubu: Bu tasnife aylık ortalama geliri en az 823 milyon olan
gruplar ile en fazla 1 milyar 967 milyon TL olan %1’lik gruplar girmektedir.
Bunlar nüfusun %17’sini oluşturmakta ve gelirden %21.2 pay almaktadır.
Alt-Orta Gelir Grubu: Bu grup İstanbul nüfusunun yarısından fazlasını
%51’lik kısmı oluşturmaktadır. Ortalama geliri 804 milyon ile 303 milyon
arasında olan gruplardır. Gelirden aldıkları pay ise %26’dır.
Düşük Gelirli Grup: Bu kesim ayda 300 milyon ve daha az geliri içermektedir.
Toplam nüfus içindeki payı %25’dir ve gelirden aldıkları pay ise %5.9’dur.
Bu grubun en yoksul %1’i ayda 85 milyon hane geliriyle geçinmektedir (146$)
(Sönmez 2001:94).
2.5. İstanbul’da Kentlileşme ve Yoksulluk Nedenleri
Kentlileşme, temelde insanların kentle bütünleşmesini ifade eder. Bütünleşme
kavramı genelde, bir nüfus grubunun daha büyük bir nüfus grubuyla kaynaşması
anlamına gelir. Kentlileşme, kentleşme akımı sonucunda toplumsal değişmenin
insanların davranışlarında ve ilişkilerinde değer yargılarında maddi ve
manevi yaşam biçimlerinde değişiklikler ortaya çıkarması sürecidir (
Keleş:1980:70). Başka bir değişle ‘kırlılıktan uzaklaşma, organize edilmiş
sosyal hayata geçiş’ olarak da kentlileşme ifade edilebilir.
Kente uyumluluğu engelleyen birçok sebep vardır. Genel olarak bu sebepler üç
ana başlık altında toplanabilir. Birincisi, kente göç edenlerin sosyo-kültürel
yapısı, ikincisi, kentin yapısı ve kuralları, üçüncüsü ise kentin sahip
olduğu kültürel yapıdır.
2.5.1. Kente Göçle Gelenlerin Sosyo-Kültürel Yapısı
Şahsın sahip olduğu kültürel değer; sanat, ilim, teknoloji, felsefe, din
gibi sahaları ile sosyal teşkilatları ve bunun şekil ve kaideleri, kısacası
bütün hayat tarzını ifade eder (DPT 1983:1). Bu farklılıklar neticesinde
bazı dikkate değer sorunlar görülmektedir. Bunlar; sosyal çatışma,farklı örf
ve adetler,kültürel bünye farklılığı ve yabancılaşmadır.
2.5.2. Kırsal Alanda Mevcut Olan Kültürlerin Ve Değerlerin Kent Değerleriyle
Çatışması
Bu çatışma neticesinde büyük kentlerimizde özellikle İstanbul’da gecekondu
kültürünün doğmasına neden olmuştur. Gecekondularda kır değerlerinin devam
ettiği ve bunlara saygı gösterenlerin çokluğu dikkati çekmektedir. “Türk
kırlısının kişiliğini etnik grubu, dini ve mezhebi şekillendirir. Kırdaki bu
kişilik büyük ölçüde kentlerde de devam eder. Çünkü hemşehriler hemen hemen
aynı bölgelere yerleşmektedirler. Kentlerdeki hemşeriler yalnızca aynı
köyden olanlar değil, aynı kazadan, aynı vilayetten hatta bazen aynı
mezhepten olanlardır ( Karpat 1976:108). Örneğin; Ordu mahallesi,
Erzincanlılar mahallesi, Trabzonlular mahallesi gibi mahallelerin doğmasına
sebep olmuştur.
Aynı yörelerden gelenler aynı yerlere yerleşerek kent çevresinde kendi
içinde kapalı “kültür odacıkları” oluşturmaktadır. Herhangi bir mahalle ya
da semt ölçeğinde olan bu odacıklar o insanların terk ettikleri yörelerin
küçük bir modeli olmaktadır (Ökten 1983:226). Böylece Erzurumlular,
Erzincanlılar, Sivaslılar, Rizeliler görünürde kentlerde ama gerçekte her
biri kendi “memleketlerinde”yaşamaktadırlar. Bu durum insanların kente
intibaklarını engelleyen önemli bir nedendir. Bugün İstanbul’da bu gruplaşma
açık şekilde görülmektedir. Öyle ki artık ilçeler bile göçle gelen
insanların ait oldukları illere göre tasnif edilmektedir.
2.5.3. Ekonomik Yetersizlik
Göçle birlikte kente gelen nüfusun, kentte karşılaştığı en temel güçlük
işsizlik ve geçim sıkıntısıdır. Yoksulluğun ana kaynağı da zaten budur. Bu
problem büyük kentlerimizde, örneğin İstanbul’da değişik sektörlerin
doğmasına yol açmıştır. İşportacılık bunun en güzel örneğidir.
Büyük kentlere göç eden bu kırsal nüfus, kentte yaşamak uğruna bu yoksulluğa
katlanmaktadır. Ve bu insanlar yoksulluğu hayatlarının bir parçası olarak
algılamaktadırlar. Bazı araştırmacılar bu durumu “yoksulluk kültürü” olarak
nitelendirmektedirler. E.M.Rogers’da Lewis’ten esinlenerek yoksulluk kültürü
konusunda bazı ilkeler ortaya koymaktadır. Bu ilkeler:
-Dar görüşlü yönetim,
-Milli işletmelerde bütünleşme eksikliği,
-Düşük seviyede katılma,
-Yaşamak için devamlı mücadele” (Türkdoğan 1982:226).
Büyük kentlerin gecekondu halkının sahip olduğu bu durum onun toplum
hayatına her yönüyle katılmasını engeller. Bu katılımın asgari seviyede
olması ise bu insanların içlerine kapanmasına neden olmaktadır.
İstanbul genelinde yapılan bir araştırmada “ücretli işçi-memur” meslek
sınıfında kamu ve özel sektörde sadece faal nüfusun %36.6’nın bulunduğunu
buna yakın bir oranın esnaf-zanaatkar-şoför olarak çalıştığını göstermiştir.
Emeklilerin oranı %14.5 ve işsizlerin oranı ise %1.5’un üstünde olduğu
ortaya konmuştur (Kazgan 1999:25). Çalışma yaşamına katılma oranı düşük
olduğu halde iş arayanlarında düşük olması, çalışanların ezici çoğunluğunun
18-44 yaş grubunda toplanması, kadınların %70’inin ev kadını olması
İstanbul’da genelde faal işgücüne katılma oranının düşüklüğüne işaret eder.
Çalışanların vasıfsız işlerde yoğunlaşması çalışan işgücünün kalitesinin
düşüklüğünü göstermektedir. Çalışanlar genelde yaptıkları işlerden mutlu
değildirler. Düşük ücret ve bekledikleri işi bulamamaları bunda en önemli
faktördür (Kazgan 1999:26).
Yine gecekondu bölgelerinde oturup çalışma hayatına katılan nüfusta
sigortalı çalışma oranı düşüktür. Erkeklerde bu oran %61 olduğu halde
kadınlarda %20’lere kadar inmektedir. Bu da bize kayıtdışı çalışmanın
yüksekliğini göstermektedir. İstanbul’da yaşamanın maliyeti yüksektir.
Günlük işe gidiş gelişlerdeki masraflar zaten düşük ücretle çalışan bu
yoksul kesimin gelirinden önemli bir payı almaktadır.
2.5.4. Eğitim Düzeyinin Düşüklüğü
Kentin iş hayatı, uzmanlaşmış ve beceri kazanmış insanları kabul etmektedir.
Özellikle yüksek gelir getiren işler, yüksek veya mesleki teknik eğitimi
gerektirmektedir. Göçle gelen gecekondu nüfusu mevcut eğitim düzeyiyle bu
işlere girmekte uzun süre zorluk çekmektedir. Kentin mevcut teşkilatlarına
katılma, bu teşkilatları kullanma yüksek gelir elde etme mümkün olmadığı
sürece kente intibak gerçekleşmeyeceğine göre gecekondu insanının kente
intibakı bir problem olarak önemini korumaya devam edecektir. Bu durum büyük
kentlerimize vasıfsız işgücü yığılmasına ve enformal sektörün doğmasına
sebebiyet verecektir ve nitekim vermiştir.
İstanbul genelinde Kazgan’ın (1999:18) yapmış olduğu araştırmalarda genelde
aile reislerinin eğitim durumu ölçüldüğünde %80’den biraz fazlasının ilkokul
mezunu olduğu görülmektedir. Gecekondu semtlerinde veya kentsel yoksulluğun
fazla hissedildiği bölgelerde bu oranın %95’leri bulduğu tespit edilmiştir.
Günümüzde bu alanlarda yaşayanların büyük çoğunluğu çocuklarını
okutabildikleri kadar okutmak niyetindedirler. Kent yaşamında şunu
görmüşlerdir; daha iyi iş ve gelir, eğitim düzeyinin yüksekliğiyle
alakalıdır. Çocuklarının bu eğitimi alarak sefalet ortamından kurtulmalarını
istemektedirler.
2.5.5. Göç Edenlerin Kentliye Duyduğu Eziklik Duygusu:
Göçle büyüyen az gelişmiş toplum kentlerinde, modern sektörlerde istihdam
imkanı olmadığı zaman yoksulluk kültürü ortaya çıkmaktadır. Bu kesimin bir
yoksulluk kültürüne sahip olduğunu ve koşullar değiştikçe bunalımlı ve
sadece anlık yaşamaya önem verdikleri, geleceğe ise önem verilmediği görülür
(Kıray 1982:57).
Böyle yoksulluk kültürü çerçevesinde yetişen çocuklar çok defa dağılmış aile
ve şiddet çerçevesinde yaşamaktadırlar. Eğitim şanslarını da kullanamazlar.
Bu yapı dışarıda bir müdahale ile değiştirilmedikten sonra kuşaktan kuşağa
aktarılarak sağlamlaşır (Kıray 1982:57-66). Gerçi, Türkiye’de ve özellikle
büyük şehirlerde farklı gelişmesine rağmen bu durum gecekondularda şehre
intibakı engelleyecek sorunların doğmasına sebep olmaktadır. Bu duruma
İstanbul’da Gülsuyu mahallesi ile Bağdat Caddesi, Ataköy ile Kağıthane
Bölgesi ve daha birçok tezat bölge en güzel örnektir.
Sosyal dışlanmayla-yoksulluğun ilişkisi şöyle kurulabilir: Eğer birey, bir
sosyal dışlanmaya muhatap ise, topluma etkin olarak katılmada sınırlı bir
yapabilirliğe (capability) sahiptir. Yapabilirlik, toplumda etkin olarak
işlev görme ve toplumun geneline eşit ve tam olarak katılabilme yeteneğidir.
Buna göre, yapabilirlik kavramı, yoksulluk ve sosyal dışlanma arasındaki
bağı kurmakta; sosyal dışlanma, kişiyi yoksul kılan temel yeteneklerin
yokluğunu belirlemektedir. Bu bağlamda, yoksulluk, daha az iyi olma hali
değildir; ekonomik araçlardan yoksunluk dolayısıyla iyi olmak durumunu
sürdürmekten yoksunluktur. Diğer bir ifade ile, yoksulluktan çıkış için
gerekli olan temel ekonomik araçlardan yoksun olma durumudur( Pınarcıoğlu ve
Işık, 2001:6).
SONUÇ
BÖLÜME DEVAM EDİNİZ
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|