Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

KENTSEL YOKSULLUK-2

 Sosyal Hizmet Uzmanı. İsmet Galip YOLCUOĞLU
Sitemiz Yazarı

Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı ismetgalip@gmail.com ulaştırabilirsiniz.

           KENTSEL YOKSULLUK-1 KENTSEL YOKSULLUK-2
           KENTSEL YOKSULLUK-3 KENTSEL YOKSULLUK-4


1.3.1. İş ve Çalışma Yaşamındaki Dönüşümler
Son 20-25 yılda tüm dünyada artan bir işsizlik fenomeni gözlenmektedir. Gözlenen işsizliğin önemli bir bölümü, istihdam daraltıcı ileri teknoloji ürünlerinin kullanıma sokulmasından kaynaklanmaktadır. Bilgisayarlaşma(computerization) olarak da ifade edilen bu durumda , insan emeğine olan ihtiyacın azalması sonucunda işsizlik kendiliğinden ortaya çıkmış olmaktadır.
Küresel rekabet koşulları altında, firmaların verimlilik artışı sağlama amacına bağlı olarak, görece pahalı girdilerden biri olan ücretten tasarruf edilmeye çalışılması, yalnızca imalat sektöründe değil; hizmet sektöründe de işgücü indirimini sağlayacak formülleri gündeme getirmektedir. Hizmet sektöründe giderek yaygınlaşan otomasyona, bankacılık işlemleri örnek olarak gösterilebilir.
İşsizliğe katkı yaptığı düşünülen faktörlerden bir diğeri, kamu ekonomilerinin neo-liberal programlar çerçevesinde küçültülmesi gereğince gündeme gelen özelleştirme faaliyetidir. Özelleştirme ile işsizlik arasındaki ilişkiyi, otomasyon konusunda olduğu gibi, küresel rekabet kavramı sağlamaktadır. Rekabet gücünü arttırmak isteyen özel sektörün maliyet düşürmek amacıyla daha az emek faktörü ile daha çok verim elde etme mücadelesi, işsizlik sorununa doğrudan ve dolaylı olarak etki etmektedir. Bu türde iş kayıplarının özellikle sanayi tipi üretimde kitlesel olarak istihdam olunan orta sınıf işçiler için ağırlığı bulunmaktadır. Sendikal örgütlenmelerin güçlü olması dolayısıyla, emek miktarının azaltılamadığı ve maliyetinin de düşürülemediği durumlarda, firmalar, emeğin daha ucuz olduğu bölgelere üretimlerini kaydırabilmektedir.
İşsizliğin genelde gelişmişlik düzeyi ve ekonomik büyüme ile ilişkisinin kurulmasına rağmen, gelişmiş ekonomilerde de aynı sorunun varlığı söz konusudur. Örneğin, 1991 yılı verilerine göre, Birleşik Krallık'ta çalışma yaşında olduğu kabul edilen 16 yaş ve üzerindeki nüfusun çalışma hayatına katılımları şu şekildedir: Hane halklarının % 35.7 'si iki veya daha çok çalışan bireyden oluşur iken; hemen hemen aynı oranda bir miktarı hiçbir işi olmayan bireylerden meydana gelmektedir. Daha ilginç olan nokta, çalışma yaşında olmayan(bağımlı) çocukların % 17.4'ü, herhangi bir çalışanı olmayan ailelerde dünyaya gelmektedir. Bu oran yalnızca Londra dikkate alındığında %22.9'a yükselmektedir(Dunford,1997:265;akt.Bıçkı 2005:20).
Sassen'e göre(1994:102;akt. Bıçkı 2005:20); işsizliğin büyük kentlerde uzun süredir varlığını koruması, bir yandan işverenin pazarlık konumunu güçlendirirken; diğer yandan iş piyasasındaki en dezavantajlı grupların daha güvensiz ve marjinal işleri kabul etme durumlarını ortaya çıkarmaktadır. İnformal işlerin artışıyla iş yaşamının istikrarsızlaşması ve iş olanaklarının kutuplaşması, yeni sosyal bölünmelere neden olmaktadır.
Sonuç olarak; ister, yaygın olarak kabul edildiği biçimiyle yapısal faktörlerden kaynaklansın; isterse de bir yanlış teşvik sonucu ortaya çıktığı kabul edilsin, yoksulluk sorunun ardında yatan 'gelir eksiltici bir faktör olarak yaygın bir işsizlik sorununun' olduğu gerçeği değişmemektedir.
1.3.2. Gelir Dağılımı Bozukluğu; Yerleşim yerlerine göre Gini oranları değerlendirildiğinde oranın 1’e yaklaşması eşitsizliklerin artışını göstermekte, 0’a yaklaşması hali ise eşitsizliklerin azalmasını ve sıfır haline ulaştığında ise hiçbir eşitsizliğin kalmadığını veya bir başka deyişle tam eşitsizlik durumuna ulaşıldığı sonucu hipotetik olarak kabul edilmektedir. Gelir, mülkiyet vb. anlamında Gini oranları değerlendirildiğinde Türkiye 0.49 oranı ile ciddi boyutlarda eşitsizliklerin yaşandığı bir ülke olarak değerlendirilmelidir (DPT 2001:141). Nüfusun ilk %20’lik dilimi milli gelirden %4.86 pay alırken son %20’lik kısmı milli gelirden %54.88 pay almaktadır.
1.3.3. Ücretlerin Düşüklüğü; Yapılan araştırmalarda gerek kamu gerekse özel sektörde ücretlerin yıllar itibariyle reel olarak düşüş trendine girdiği görülmektedir. Kamu kesiminde 1991 yılında 100 olan reel ücret endeksi 1998 yılında 73.9’a düşmüştür. Özel kesimde ise 1991 yılında 100 olan reel ücret endeksi 81.8’e düşmüştür (DPT 2001:143).
1.3.4. Bölgelerarası Farklılıklar; Türkiye’de coğrafi olarak dezavantajı, yatırım önceliklerine ilişkin politikalardaki eksiklikler, kesintisiz enerji kaynağı, kalifiye işgücü vb. sanayinin yer seçiminin temel belirleyicilerinden pazara yakınlık veya güvenli ulaşılabilirlilik gibi etmenlerin yanısıra, yatırıma dönüşebilir sermayenin yetersiz birikimi tarihsel olarak bölgeler arasında dengesiz gelişme sorununu gündeme getirmiştir. Türkiye’de yoksulluğun en az yaşandığı bölge %4 ile Ege Bölgesi’dir. Ege Bölgesi’ni %7 ile Marmara Bölgesi, %11 ile Akdeniz, %12 ile İç Anadolu Bölgesi, %19 ile Karadeniz Bölgesi, %24 ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi takip ederken %25 ile Doğu Anadolu Bölgesi Türkiye’nin en yoksul bölgesidir (DPT 2001:143).
1.3.5. Kayıtdışı İstihdam; Türkiye’de hızlı nüfus artışı, göç ve kentleşme ile istihdam yapısı işsizliğin artmasına neden olmaktadır. Kayıtlı sektörde iş bulamayan işgücü ise, kayıtdışı istihdama yönelmektedir. Bir anlamda işsizlik kayıtdışı istihdam arasında doğrudan bir ilişki vardır. İşsizlik arttıkça kayıtdışı istihdamın boyutları da genişlemektedir (Ekin 2001:29). Türkiye’de tarım kesiminde istihdamın %89’u, madencilik kesiminde istihdamın %6’sı imalat sanayinde istihdamın %21’i, inşaat kesiminde istihdamın %51’i ve hizmetler sektöründe istihdamın %22’si kayıtdışıdır. Kayıtdışı çalışma ise düşük ücret, sosyal güvenlikten yararlanamama ve netice olarak yoksulluğu getirmektedir (Lordoğlu 1989:116).
1.3.6. Kentleşme ve İç Göç; Türkiye’de göç olgusunun ve beraberinde getirdiği kentleşmenin nedeni, tarımda, modern üretim tekniklerinin kullanılması, buna karşılık tarımda çalışmasına ihtiyaç duyulan insan gücü miktarının azalması, tarımsal verimliliğin yetersizliği ve toprakların miras yoluyla paylaşılmasıdır (Akad 1982:135). Türkiye’de 1999 yılı verilerine göre kentli işsiz sayısı kırsal açık işsiz sayısının 3 katı kadardır. Ülkemizde kentleşme ekonomik büyüme ile birlikte yürümediğinden göç yoluyla kente gelenler işsiz kalmakta veya kayıtdışı sektörde çalışmaktadırlar (Özsoylu 1994:20).
2. İSTANBUL’DA KENTSEL YOKSULLUK
2.1.Kentsel Yoksulluk Kavramı
Kent özelinde yaşanan yoksulluk kentsel yoksulluk olarak ifade edilmektedir (Dumanlı 1996:3). Kalori ihtiyacı aynı olsa bile, kentsel yerlerdeki tüketim kalıpları ile mal ve hizmet fiyatları kırsal yoksulluktan farklılık arz etmektedir. Kentsel yoksulluğun ayırt edici özelliklerinden birisi de maliyetleri arttıran faktörlerdir. Ulaştırma maliyetleri buna önemli bir örnek teşkil edebilir. Ayrıca kentli kesimin tüketim eğilimleri, kırsal kesimden farklıdır (Dumanlı 1996:1119).
Kentsel yoksulluk (urban poverty) kavramı, kentsel mekandaki yoksulluğun, küreselleşme süreçlerinin etkisiyle, belli bölgelerde yoğunlaşma eğilimini anlatmaktadır. Buna göre, kırsal yoksulluğun basitçe karşısına konacak bir kentli yoksulluğundan daha fazla bir anlam içeriğine sahiptir. Literatürde, 'yeni yoksullar', 'sınıf-altı yoksulluğu' biçiminde de kullanımlara sahip olan kavram, bilindik genel yoksulluk anlayışından farklı bir yoksulluk tipini tarif etmektedir ( Bıçkı 2005:1).
Yeni kentsel yoksulluğun, genel yoksulluktan ayırıcı tarafı, küresel ekonomik alanda meydana gelen dönüşümler neticesinde, evvelce yoksulluk sorunu olmayan kitlelerin yoksul hale gelmesi, bu yoksulluğun görece kalıcı olması ve bu özellikteki kitlenin giderek toplumsal ve mekansal süreçlerden dışlanmasıdır. Kentsel yoksulluk, kimi durumlarda bir sınıf-altı(underclass) yoksulluğu biçiminde ele alınmaktadır. Sınıf-altı kitleden kastedilen, düzenli bir işi olmayan veya hiçbir işi olmayan, devlet yardımlarına bağımlı, suç işleme potansiyeli yüksek, herhangi bir barınağı olmayan veya çok kötü barınma koşullarına sahip bir kitledir. Sınıf-altı biçiminde tanımlanan kitleye daha çok Birleşik Devletler'in metropollerinde ve 'dünya kenti' biçiminde tanımlanan Batılı ülkelerinin metropollerinde rastlanmaktadır. Daha az yaygın olmakla beraber, gelişmekte olan ülkelerin en büyük kentlerinde de benzer bir kitlenin ortaya çıkmakta olduğu gözlenmektedir. Gökdelen altlarında, metro banliyölerinde karton kutular üzerinde sürdürülen yaşam, bu kitlenin hem toplumsal hem de mekansal bakımdan 'yersizliğini' sergilemektedir. Bir zenginlik ve ilerilik simgesi olarak görülen metro ve gökdelenlerin bu kitlenin kartonlu yaşamına sahne oluşturmaları, meydana gelen zenginliğin hangi eşitsiz ölçüler içinde paylaşıldığını da göstermektedir. Türkiye'de sokak çocukları, baliciler vb. olarak nitelenenler dışında, sınıf-altı ile benzerlik kurulabilecek yaygın bir kitle gözlenmemektedir( Bıçkı 2005:2).
Işık ve Pınarcıoğlu’na İstanbul’un gecekondu bölgelerine ilişkin, “Nöbetleşe Yoksulluk” tanımlamasına göre (2001:155); ülkemizde 1980 sonrası meydana gelen gelişmelerle, İstanbul’a göç dalgalarına katılan grupların kendi aralarında kurdukları bir ortaklıktır. Nöbetleşe yoksulluk, esas olarak İstanbul’a önceden gelmiş göçmen grupları ile kente daha sonradan göç eden imtiyazsız gruplar üzerinden zenginleşmeleri, bir anlamda yoksulluklarını bu gruplara devredebilmeleri sonucunu doğuran bir ilişkiler ağıdır.
2.2. İstanbul’da Kentsel Yoksulluğun Gelişimi
Son dönem Osmanlı ile Cumhuriyetin ilk yıllarından başlayarak yaklaşık 1950’lere kadar ki süreçte İstanbul toplumunun sosyo-ekonomik ve kültürel farklılıkları ile kentsel mekan doğu-batı temsiliyeti içindeki bir ikili çerçevede değerlendiriliyordu. Osmanlı-İslam gelenekleri ve değerlerinin yaşadığı Aksaray, Fatih, Eyüp gibi artık kenarlaşmış semtlerle batılı yaşam tarzının apartmanlarla simgeleştiği Beyoğlu, Nişantaşı ve Harbiye gibi modern semtler aynı zamanda yoksulluk ve zenginlik ayırımına da tekabül etmekteydi (Alada ve diğerleri 2002:244).
II. Dünya Savaşı sırasında ortaya çıkan taşralı zengin tipinin üst sınıfa geçiş arayışı ile İstanbul’a gelmeleri neticesinde ortaya çıkan kentsel göç, savaş sonrasında da kırsal alandaki yoksul insanların gelişleriyle devam etmiştir. Bu ortaya çıkan göç, sanayinin gelişiminden daha hızlıdır ve sanayinin istihdam edemediği yoksul insanlar için farklı iş alanlarının devreye girmesine sebep olmuştur. 1950’li yıllarda üretimde hizmet sektörünün hızlı gelişimine paralel olarak “henüz” örgütlü sektörlerce kapsanmayan alanlarda hizmet sunmanın ve böylece kentsel ekonomik mekanda kalıcılık kazanmaya başlamanın kentin fiziksel mekanına yansıması ise, kentlerin kenarlarına kurulan derme çatma barakaların mahalle statüsüne geçmeye başlaması, fabrikaların bu ucuz işgücünden yararlanabilmek için yakınlarındaki boş alanlarda gecekondu mahalleleri oluşmasına “sıcak bakmalarına” yol açmıştır (Şenyapılı 2000:164-165). Böylece örgütlenmemiş yapı ve düşük gelir ile marjinal ya da enformel olarak tanımlanabilen iş olanaklarını kullanarak varolmaya çalışan yeni kentliler, en temel kentsel kamusal hizmetlerden yoksun, aile ve kısmen hemşehrilik dayanışması içinde bir biçimde varolabildikleri gecekondularla barınma ihtiyaçlarını karşılayabilmişlerdir. Kültürel ve sınıfsal farklılığın mekandaki yansıması olarak gecekondu mahalleleri insanları ancak politik bir güce eriştikten sonra kamusal hizmetleri elde etmişlerdir. 1970’li yılların sonlarına doğru gecekondu bölgelerinde yapılan alan çalışmalarının ortaya koyduğu ortak bir tespite göre, halkta gelecekten umut beklentisi yüksektir (Kıray 1998:148-149).
1940’lı yıllarda başlayarak 1980’lere kadar yoğun biçimde yaşanan kente göç süreci sadece İstanbul için baktığımızda 1945’te toplam nüfus içinde İstanbul’un payı (1.078.399/18.790.174) %5.7 iken, 1980’de %10.5, 2000’de %15, 2010 yılında %19 olması beklenmektedir ve bunun ortaya koyduğu mekansal toplumsal eşitsizlik durumu, kentin ekonomik devinim süreci içinde kendiliğinden ortaya çıkan yapısal özellikler olarak değerlendirilmiştir. İş dünyasının aşırı nüfus göçünden rahatsız olmadığı, gecekondulaşmayı pek dert etmediği, marjinal sektördeki gelişmeye “dinamizm” nitelemesi yaptığı bu dönemin kilit kavramı “iç pazara dönük büyüme” idi (Sönmez 2001:86). Gecekondularda yaşayanlar politik güce kavuştukça yasallık kazandırılmış, ileriye dönük yasaklayıcı hukuki düzenlemelerle dönem dönem farklı yönetsel ve siyasal müdahalelere konu olmuştur.
1950’den günümüze geçen dönemde kentsel yoksulluk, toplumun istihdam olanakları açısından örgütsüz marjinal kesimleriyle (işin süreksizliği ve güvensiz oluşu dolayısıyla en düşük gelir getirisi olması itibariyle) gecekondu toplumunda örtüşmektedir. Kentlerde sosyo-kültürel özellikler açısından merkez-çevre ya da modern ve geleneksel ayrımında mekanlar yaratılmakla birlikte buralardaki yaşantı karşılıklı bağımlılık ilişkisi içinde eş zamanlı ve eş mekanlı olabilmektedirler (Tekeli 1976:15).
Büyük kentlerdeki gecekondu toplumunun 1940’lı yıllardan bugüne geldiği çizgisinde ortaya çıkan temel bir özelliği, değişik sınıf öğelerini kucaklayan kültürel bir benzeşmeyi temsil ediyor olmalarıdır. 1973’te yayınlanan gecekondu çalışmasında Mübeccel Kıray, nüfusun Ankara’da %61’i, İstanbul’da %45’i ve İzmir’de %43’ünün gecekondularda oturduğunu ve gecekonduda yaşayanlar için klasik sınıf tanımlamalarından hiçbirisinin kullanılamayacağını açıklamaktadır (Kıray 1998:91-99). Bugünün kentlerinde yaşanan yoksulluğun geçmiştekinden farklı olarak toplumun daha geniş bir kesimini etkisi altına alarak sürekli biçimde yaygınlaşan “yeni kentsel yoksulluk” olarak kavramsallaştırılması söz konusudur (Alada ve diğerleri 2002:246).
Köyden kente göçün başlıca nedenleri olarak hızlı nüfus artışı, tarımda makineleşme ve eşitsiz ekonomik kalkınma, yani bölgeler ve kent ile kır arasındaki farklılıklar sayılabilir. Bu bağlamda,Türkiye’de 1960’larda kentlerde yaşayanlar toplam nüfusun % 26’sını oluştururken, bu oran 1980’lere gelindiğinde % 45’lere yükselmiştir. Köyden kente göç edenlerin hızla artması sonucunda, günümüzde kentsel nüfus toplam nüfusun % 65’ini oluşturmaktadır.
Buraya kadar gelinen süreçte, 1980’li yıllarla birlikte sermayenin küreselleşmesine bağlı olarak bütün dünyada ulusal gündemlere, kamu sektörünü olabildiğince daraltıcı, yapısal uyarlama, liberalizasyon ve özelleştirme politikaları yerleşti. Küreselleşme eğilimlerinin sonucu ve bütünleyicisi olarak “yerel” ayrı ve yeni bir önem kazanırken, bu bağlamda kentin bizzat kendisi sermaye birikiminin ana unsuru oldu. Kentler özellikle üretim iletişim potansiyelleri, kimlikleri ve rekabet güçleri ile dünya sistemi içinde belirleyici aktörler olarak yer almaya başladılar. Bu yer alış biçimleri kentler arası hiyerarşik yapıyı oluşturdu (Alada ve diğerleri 2002:244).
1980 yılından sonra meydana gelen gelişmelerin bir sonucu, kente eskiden göç etmiş olanların yeni gelenler üzerinden rant elde etme eğilimleridir. Kent çeperindeki araziler çeşitli gruplarca sahiplenilmiş olduğundan, yeni gelenler gecekondu yapamamakta, ancak kendilerinden önce gelenlerin yapmış oldukları gecekonduları kiralayabilmektedirler. Dolayısıyla, gecekondu kiracıları kentteki en yoksul gruplardan birini oluşturmaktadır. Bir başka en yoksul grup ise, kentin eski tarihi dokusu içindeki “çöküntü alanları”nda kiracı olarak ya da terkedilmiş binalarda kira ödemeden oturan, çok kötü ve sağlıksız koşullarda yaşayan ailelerdir. Hatta günümüzde “çadır kentler” bile oluşabilmektedir. Özetle, yoksul insanın konutu olarak ortaya çıkan gecekondular günümüzde rant kaynağı haline gelmiştir (Pınarcıoğlu ve Işık, 2001).

                            
 3.BÖLÜME  DEVAM EDİNİZ

©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.



Bize Ulaşın