Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

  Hızlı Erişim
 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org


BİR KARANFİL BIRAKTIM YALNIZLIĞA

   Sosyal Hizmet Uzmanı Selim Issızada

 kadem kadem gece teşrîfi nâilî o mehin
 cihan cihan elem-i intizâra değmez mi
 nâilî-i kadîm

Uzayıp giden karanlık sokaklar bir bilinmezi taşıyorlar durgun geceye. Bir insan yok sokaklarda. Sokaklar bomboş. Her şey bu gece yalnızlık sızıyor. Bütün bir şehrin üstüne hüzün gibi çökmüş sanki sararıp solan zaman. Şehir kendi suskunluğunda akan zamanı adımlıyor. Adımları yorgun… İnsanlar kendi yalnızlıklarını, büyütüp durdukları acılarını yalanıyorlar gerçekleştirmeyi dahi göze alamadıkları düşleri uğruna. Oysa düşleri hep dağınık hep yenilgilere gebe…

 

Zaman, yeni umutlar koymuyor eskiyen anıların üstüne… Anılar da mahcup bu yalnız zamanlarda. Anıları da eskitmemek gerek. Yaşanacak aşklar, sevgiler, dostluklar yok artık. Elveda diyecek bir ayrılık... Savrulmak neye yarar yeni umutlar da artık. Umutlar da yitirilmişse gelecek güzel günler adına… Tarihin kanla yıkıyor olmasındandır cüzzamlı yüzünü.

Yürüyorum. Evim, uzaklaşan bir sıcaklık gibi kaçıp duruyor benden. Evimi, yatağımı özlüyorum birden. Özlediğim her şey gibi…

Ta ötelerden; Karadeniz’in yeşil dağlarından öğleden beri toplanıp gelen yağmur bulutları şehrin üstünü gizemli gri bir perdeye sarar gibi örtmüştü. Zamanın yorgun düştüğü işte bu demde yağmur yüklü gri örtü birden yırtıldı. İnceden bir yağmur başladı, kederledi şehrin gözlerini. Şehir de ağlıyor: İnsanların birbirlerine yaptıkları zulümlerden, işkencelerden, savaşlardan…

Islanıyor gece. Islanıyor saçlarım. Karanlık, yoğun bir karanlık… Yağmur çiseliyor şehrin üstüne. Şehrin saçlarını bir anne şefkatiyle tarıyor bozkır yağmuru. Çıkamayacağımı sandığım sokak aralarına giriyorum. Aynı karanlıklar karşılıyor yine beni… Sokaklara dizilmiş evler sıra sıra. Hepsi de bir yoksulluk şarkısının nakaratına takılıp kalmışçasına; boyunları yoksulluktan bükük. Yoksulluktur böyle bir çaresizliğin nedeni. Yoksulluktur hep kanatan insanı… acıtan ve seviyorum bile derken ağlatan.

Gökte şavkıyan bir yıldız yok. Yağmurdandır. Ay ıslanıp geçmiş geceden. Bulutlara sığmıyor yeryüzü. Ay başka dünyaların üstündeymişçesine, dünyamızı terk etmiş, küsmüş dünyamızın insanlarına. Dünyamız bu gece aysız kalmış. Ay da bizi yalnız bırakmış. Aysız kalmışız…

Bir sokağı daha bitiriyorum. Sokağın bittiği köşede bir çeşme… Yorgun bir su çeşmenin musluğundan dökülüp gidiyor. Çeşmenin musluğuna eğiliyorum. Su içmeye çalışıyorum. İçmek istediğimden değil belki de çeşmeye sığınmak istediğimden olacak, bir süre karanlıkta suyun sesiyle baş başa kalıyorum. Çeşmenin geceye neler mırıldandığını duymaya çalışıyorum. Ağıtsal bir ezgi gibi akan suyun sesi... Kulaklarım bir matem şarkısını dinlercesine.

Islak karanlığın sindiği şehrin sokaklarında köpekler havlıyor. Köpekler aç. Köpekler açlıklarını giderecek bir şeyler bulma telaşında nakaratını ezberledikleri bir açlık şarkısını dillendirir gibiler…

Bir başka sokak uzuyor önümde. Sokak ıssızlığa gömülü. Bu gece yalnız yürüyen insanların sokağı. Sokağın evsiz bir köşesinde bir karartı. Bir insan o karartı. Önünden geçiyorum ağır adımlarla. Sıkıca sarındığı giysileriyle onun yaşlıca bir insan olduğunu görüyorum. Başımı çıkarıyorum paltomdan. Önünden geçip gittiğim insanın yüzünü seçmeye çalışıyorum. Boş bir karanlığa bakar gibiyim. Limanın birine demirlemiş hurdaya çıkmış bir gemiyi andırıyor ruhum; içimde insan eli değmeyen düşler, ki onlar da şu an uzak ve sıcak. Neye sığınsam şimdi, boşuyor beni bir sevgisizlikle.

Saçları ıslak ıslak. Yağmur damlaları saçlarından yüzüne süzülüyor. Gözlerinden yaş süzülüyor mu? Göremiyorum. Öyle uzak bir yıldız gibi yapayalnız. Yürüyüp gidiyorum. Gerilerde kalıyor tüm karanlığıyla. Oysa diz üstü karşısına oturmak isterdim. Yüzünü, gözlerini seyretmek isterdim uzun uzun… Çünkü o bir insan diyor kalbim!

Duvar gibi duygusuz bir insan mı oldum ben? Kalbim kurudu da ben mi farkında değilim? Kurumakta olan bir ağacı mı yeşertmeye çalışıyorum yüreğimde? Nasıl büyütmüştüm oysa ben onu. Şimdi bir yas havasını mırıldanıyor kalbimin kırık kapısı. Ölen bir kimse de yok. Kime kederleniyorum ki böyle? Kendime, kendi yalnızlığıma mı yoksa?..

Yaşadığım günler kaç zamandır bir ağıt gibi geçen zamana yaslıyor sırtını. Bırakıp geldiğim şehirler ardım sıra ağıt yakıyor. Gölgeleri bile en vurdumduymaz yanımdan kürüyor duygularımı… Duygularım da bahtiyar değil.

Her akşam evimin yolunda gelip üzerinden geçtiğim köprüye varıp bekliyorum. Bir Bahai köprüsünün… Kentin son evleri de gerilerde kalmış. Bir uğultuyla Kızılırmak akıyor altımdan. Kızılırmak karanlık, hırçın. Dağların ardından alıp getirdiği bulanık suyuyla, köpükler içinde taşlara, toprağa, geçtiği her bir yana çarpa çarpa çağıldayarak akıp gidiyor Kızılırmak başka diyarlara… Gündüz gözüyle kızıldır öyle derinden akıp gider ki  bu ırmak. Düşsen içine alır götürür, seni bekleyen ölümün kucağına. Birden bir ırmağın rengi kızılsa asla uslanmaz o coşkun ırmağın suyu diye düşünüyorum. Karadeniz’de Bafra ovasında denize dökülüşünü anımsıyorum…  

Uçurum kenarına tutunmuş gibi dinliyorum ırmağın azgınlaşan sesini. Sesi ürkütücü, dehşetli yalnızlaştırıcı. Üşüyorum geceden.

Bir uzun yol otobüsü asfalta yaydığı ışıklarla geçiyor yanı başımdaki yoldan. Doğudan geliyor; başka bir yoksulluktan. Buğulu pencerelerine yorgun insan yüzleri düşmüş. İnsanlar virane olmuş hisarlar gibi... İnsanların yüzleri mutsuz. Pencerelerden birinde bir çocuk ağlıyor. Annesi çocuğuna dışarıdaki karanlığı, yağmuru gösteriyor. Bense ömrümün mecrasında unutulmuş gibiyim. Ömrümün bu şehirde son gecesini geçirmesini isterdim. Mutluluk vaat etmiyor kanla yazılan gelecek. Umutlu değilim. Oysa umuttu insanın besini… Sonra bu şehir de aşılmaz bir duvar gibi önümde duruyor. Ha yüreğimde bir kurşun yarası ha bu şehrin uyutmayan kılıçtan keskin çığlığı… Sığınabileceğim bir liman yok bu şehirde. Dalgalarımın vurabileceği bir kıyı…

Zaman, dalından düşen olgun bir meyveyi kucaklıyor ve tan yerlerine bir top ışık olup vuruyor. Evimin kapısı açık. Şehri kendi sabahına bırakmışım. Kızılırmak uğuldamıyor, ben duymak istemiyorum aslında. O sesi duymamak mümkün mü?

Umutlanacak bir şey yok. Anılar akşamdan kalma yağmurdan ıslanmışçasına soğuk. Yalnızlığım geçiyor aklımdan, bana bile ait olmayan yalnızlığım. Yalnızlık insanı boğarcasına; zayıflatıcı, bir o kadar aşağılayıcı. Masamın üstünde kaç zamandır duran mektuplarda dostlarım da konuşmuyorlar benimle. Bir kurumuş karanfil kırmış kanatlarını boş bir kağıdın beyazlığına, sonra hüznüme bir eskimiş yüz gibi düşmüş duruyor. Bir çarpıntı burup duruyor kalbimi. Çağ yangınında hayallerimi yitirmişim aydınlığı sevsem de.

Gelen bir kimse yok; kapımı yumuşakça vuran, “yarin yanağından gayri her yerde her şeyde hep beraberiz” diyen dostlarım da kapanmışlar sanal şehirlerine, kaçıp kilitlendikleri evlerine, sevgiyi aradıkları sevgililerine…

Benim dostluğum yok. Düşlerimde de bir ben varım. Dostlarımı benden başka tanıyan, özleyen yok!.. Seviyorum her şeye rağmen dostlarımı. Bazen farkında olmadan unutsam da yüzlerini.

Ben ömrümün her parçasını değişik şehirlere düşürdüm. Bu şehir ki medreseler, hanlar, ozanlar, isyanlar, acılar, idamlar, ihanetler, tarihe yön veren kongreler şehri. Bu şehirdir mirasını savuran yangından yangına. Ben de bu şehrin küllerindenim.   

Ve hangi şehre dönsem yüzünü yitirmiş kalbim bir başına. Duyan da yok bilen de…

Bir karanfil bıraktım yalnızlığıma, duyan olmasa da...

 

 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.