Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


KAPİTAL SİSTEM VE SOSYAL HİZMETLER

Sosyal Hizmet Uzmanı Seçkin YILDIZ

sy981@mynet.com


   “Kapital Sistem içerisindeki Sosyal Devlet vicdani bir mastürbasyondan öteye geçememektedir.” Şöyle ki;

• Türkiye’deki insanların “ %2,4’ü günde bir dolardan az, %18’i ise günde 2 dolardan az bir gelirle yaşamaktadır(UNDP Raporu 2002)
• Türkiye’de en yoksul %10’luk nüfus milli gelirin % 2,3’ünü alırken, en zengin %10’luk bir kesim gelirin %32,3’ne sahiptir (UNDP 2002 Raporu)
• Gelişmekte olan ülkelerin toplam nüfusunun üçte biri ya da 1.3 milyar insan mutlak yoksulluk içinde yaşamakta, 1 milyarı okuma yazma bilmemektedir. (UNDP Raporu,1993)
• Dünya nüfusunu oluşturan en yoksul %20’nin dünya gelirinden aldığı pay, 1965’ de %2,3 1970’de %2,2, 1980’de %1,7 ve 1990’da %1,4 ken. En zengin %20’nin payı da 1965’de %69,5 iken 1990’da %83,4’e yükselmiştir ( UNDP Raporu,2000)
• Her yıl 1.8 milyon çocuk, temiz su ve tuvalete erişim sağlandığı takdirde önlenebilecek olan ishalden ötürü ölüyor.(UNDP Raporu 2008)
• sağlık, güvenlik ve etik kurallara aykırı olarak dünyada 215 milyon çocuk çalıştırılıyor. (ILO Çocuk işçiliği Raporu2004-2008)
• Gelişmekte olan ülkelerde 1 milyarın üzerinde insan yetersiz konutlarda yaşamaktadır (WHO, On Yıllık Değerlendirme Raporu, 1990)

Aslında hepimiz kapital bir sistemin getirilerini gerek alanlarda çalışıp insanlarla birebir etkileşim içerisine girerek gerekse yazılı kaynaklar üzerindeki çalışmalarınızla özelliklede Birleşmiş Milletler İnsani Gelişim Raporlarından çok iyi biliyoruz. Ama bazılarımız bunun üzerinde hiç düşünmedi, sebeplerini sorgulamadı. Bazılarımızda bunun sistemden değil insanlardan ya da başarısız yönetimlerden kaynaklandığını savundu. Hatta bir kısmımız olumsuz koşullarda hayatlarını sürdüren insanların genetik kökenlerinde, tembel olmalarında, başarısız olmalarında, zeki olmamalarında topluma uyum sağlamamalarında buldu aradığı sebepleri. Oysaki hiç birimiz özelikle de bu denli adaletsiz bir sistemde toplumsal normlara uyum sağlamak, zeki olmak, başarılı olmak, çalışkan olmak zorunda değildi, bunu hep atladık.
İnsanların statüsünü, ekonomisini, eğitimini, haklarını ve yapabileceklerini daha doğmadan belirleyen kapital bir sistem ne kadar adil yönetilmeye çalışılırsa çalışılsın ki imkansızdır, ne kadar sosyal ve hukuki haklara bağlı olursa olsun adaleti ve eşitliği veremez. Bunu söyleyebilmek için bilimsel bir kaynağa atıfta bulunmaya gerek görmüyorum normal bir insan mantığı bu durumu rahatlıkla kavrayacaktır.

Şimdi Sosyal Devletlerin en temel belgesi ve sosyal hizmet alanlarının en büyük dayanağı olan İHEB’in adaletsizliklerin ve eşitsizliklerin en önemli sebebi “ekonomi” ile ilgili belirttiklerini ele alalım;

Bütün insanlar özgür, onur ve haklar bakımından eşit doğarlar. Akıl ve vicdana sahiptirler, birbirlerine karşı kardeşlik anlayışıyla davranmalıdırlar. (İHEB Madde 1)
Tüm eşitliksizliklerin, tüm olumsuzlukların, tüm sosyal sorunların kaynağının ekonomi olduğu su götürmez bir gerçek iken her yerde hararetle savunduğumuz, en büyük rehberimiz ve yazılmış en onurlu belge İHEB’e göre neden insanlar ekonomik olarak eşit doğmuyorlar. Neden devletlere ekonomik eşitliği sağlama yükümlülüğü verilmiyor. Cevap yazının giriş cümlesinde saklı aslında eğer ekonomi kelimesi bu maddede geçseydi ne bu bildirge yayınlanabilirdi ne de üye ülkeler altına imzalarını atardı. Birleşmiş Milletler ve Sosyal devletler kapital sisteme hizmet ettikleri veya en azından çarklarına çomak sokmadıkları sürece var olabilirler.

Herkesin ülkesinin kamu hizmetlerinden eşit olarak yararlanma hakkı vardır.(İHEB Madde 21/2)
Görüldüğü üzere bu madde de vatandaşların yalnızca hantal kamu hizmetlerinde yararlanma konusunda eşit oldukları belirtiliyor. Diğer hizmetlerden yalnızca biraz daha eşit olanlar yararlanabilir. Neden? Çünkü onlar zengin doğdular yada bir şekilde zengin oldular. Ne eşitlik ama…

Herkesin, toplumun bir üyesi olarak, sosyal güvenliğe hakkı vardır. Ulusal çabalarla ve uluslararası işbirliği yoluyla ve her devletin örgütlenmesine ve kaynaklarına göre, herkes onur ve kişiliğinin serbestçe gelişim için gerekli olan ekonomik, sosyal ve kültürel haklarının gerçekleştirilmesi hakkına sahiptir. (İHEB Madde 22)

Haksızlık etmeyelim madde 22’de ekonomik haklardan bahsediliyor. “onur ve kişiliğinin gelişimi için gerekli olan” terim bu. Nasılda görece, kapital sınıfa dokunmadan işin içinden nasıl çıkılır kaygısı yüz metreden anlaşılıyor. Adam gibi desene herkes ekonomik olarak eşit yada eşite yakındır, sosyal devletlerin en önemli görevi bu eşitliği sağlamak ve güvence altına almaktır diye. Sosyal sorunların çözümü için daha etkili olabilecek başka yöntem mi var? Çocuk mu kandırıyorsunuz. Ellerine işe yarar tek bir yetki vermeden alanlara saldığınız sosyal görevlilerin bu sorunları kurutmasını nasıl beklersiniz devletlerin kılına dokunmadan.

Herkesin, herhangi bir ayrım gözetmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı vardır. Çalışan herkesin kendisi ve ailesi için insan onuruna yaraşır ve gerekirse her türlü sosyal koruma önlemleriyle desteklenmiş bir yaşam sağlayacak adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.(İHEB Madde 23/2-3)
Bu madde diğerlerine nazaran biraz daha cesur ve biraz daha çağımız insani vicdanına uygun. Yinede muallak. Eşit işten kasıt ne eğitim durumumuz, sertifikalarımız, diplomalarımız mı? Yada mesai saatlerimiz mi? Beden gücüyle yaptığımız işler mi, zihin gücüyle yaptığımız işler mi? Ve tabiî ki yine aynı muallak kavram “insan onuruna yaraşır” şuna herkese eşit ücret diyeceksinde dilin varmıyor be İHEB!!! İnsan onuru yalnızca bunu gerektirir. Üstelik yalnızca çalışan kesimi kapsamış. Ya çalışamayanlar…

Yinede yiğidi öldürüp hakkını vermek babında; İHEB bugüne kadar yazılmış en onurlu belgelerden birisidir ve daha iyisi yazılıp imzalanana kadar sığınacağımız tek liman, kullanabileceğimiz en etkili silahtır. Süreç içinde atılmak istenen olumlu bir adım, 63 yıllık bir rüya beklide İHEB… Zaten sosyal adaletsizliklerle ilgili yazılması gerekenleri en ılımlı ve kapital sistemi en az tehdit edecek şekilde içermiş ve taraf devletler tarafından imzalanmış bu bildirgeye bile uyulmadığı aşikâr. Kapital tabanlı ekonomik sistem için oldukça naif bu evrak bile pek rağbet görmemiş, devletlere getirmiş olduğu yükün altından kalkılabilinmesi için bin dereden su getirilmiş.

Her neyse zaten mesleki çalışmalar esnasında yaşadığımız ve bir türlü içinden çıkamadığımız sorunların olması ve yığınla bürokrasi ile uğraşıyor olmamız sosyal devlet yapısının ne kadar samimiyetsiz olduğuna ipuçları vermekte bize ve bunu aslında hepimiz adımız soyadımız gibi iyi biliyoruz.

Türkiye’deki sosyal devlet ve sosyal hizmetler ve İnsan haklarına dair yerel bilumum yasa, kanun, tüzük, yönetmelik vs. konularına girmek bile istemiyorum. Biliyorum ki neresinde tutsam elimde kalacak. Ne görevlilerinin adam gibi çalışmalar yapabilecek, bir şeyleri yerinden oynatabilecek yetkileri var ne de işlerini kolaylaştıracak toplumsal mekanizmalar... Bir takım Devlet kurumlarına hatta sosyal hizmet kurumlarına yalvara yakara uzun zaman sonra basit bir yerleştirme işlemini ancak yapabiliyoruz. Halbuki gerçekten bu işin profesyonelleri bizlersek tek bir tutanağımızın yeterli olması gerekmez mi? Açıkçası kapital sistem içerisindeki sosyal devlet ilkesi samimi olsaydı; sosyal görevlilerine minimum bir savcı tutanağı, bir doktor raporu gibi yaptırım gücü, yetki ve olanaklar verilirdi. Hedef kitlenin yaşam koşullarına bakıp bu acildir, bu değildir, bu koruma altına alınmalı bu alınmamalı şeklinde bir raporu zaten müracaatçının durumunu her yönüyle ortaya koyan diğer evraklara eklemekten başka ne yapabiliyoruz? Bunu tekrar için mi okuduk, sefalet içinde gecekondularda yaşamaya çalışan insanların devlet desteğine ihtiyaçları olduğunu belirlemek için uzman mı olmak gerekiyor gerçekten?
Bana kalırsa var olan sistem içerisinde uygulanabilen en etkili sosyal hizmet çalışmaları uzun vadede ne SHÇEK bünyesinde yapılan çalışmalar ne de diğer kamu alanlarında yapılan uygulamalardır. Sosyal Devlet ilkesi gereği uygulanan kamu hizmetleri anı geçiştirmek, durumu kurtarmak, birazda kapital sisteme albenili makyaj yapmaktan öte geçemiyor. Asıl uygulanması gereken sosyal hizmet uygulamaları, toplum genelinin bu çağa hiç yakışmayan insanlık dışı kapital sistem hakkında bilgilenmesini ve haklarını savunmalarını hedefleyen barışçıl ve meşru marjinal grupların, alelade veya organize toplulukların çabalarıdır. Bu bağlamda kamuda veya özel sektörde görev yapan mesleki personeller olarak bizimde yapabileceğimiz bir şeyler var elbette. İstersek bizimde elimiz armut toplamayabilir; öncelikle kapımızın önünü temizleyerek sosyal hizmet yaklaşımlarını var olan sistemin yarattığı sosyal sorunlardan muzdarip insanlara verilen sosyal destek ünitelerine zarar gelebilme ihtimalini göz ardı etmeden sistem içerisinde yavaşça farklılaştırmalı veya gerekiyorsa tam olarak değiştirmeliyiz. Küçük gibi gözüken anlayış değişiklikleri müracaatçı kitlesinin de katılımıyla uzun vadede toplumsal norm ve genel kabul olacaktır. Sosyal görevliler yalnızca sürecin hızlandırılması hususunda çalışmalar yapmalıdırlar. Bu çerçevede;

RADİKAL SOSYAL HİZMETLER

Radikal yaklaşım varolan sosyal hizmet tartışmalarının ortasında “Kral Çıplak” diye bağıran o efsane çocuğa benzetilebilir.
Ülkemizde radikal yaklaşımlar, her ne kadar radikal olarak tanımlanıyor olsa bile birçok gelişmiş ülkede özellikle de eğitim alanında bu yaklaşımlar radikal olmaktan çıkmış ve yaygınlaşmaya başlamıştır.
Radikal yaklaşımları sosyal hizmetlerin dışında çeşitli konularda ele alabiliriz. Pedagojide, psiko-terapilerde, sosyolojide, insan haklarında, yönetim bilimlerinde vb. birçok insanlık gelişimini hedef alan disiplinde kullanılabilir.

İnsanlar ve insanlıkla ilgili ortaya çıkan sorunların çözümü için disiplinlerin ve eğitim aygıtlarının büyük çoğunluğu hatta ülkemizde neredeyse tamamı kişinin noksanlıklarını veya farklılıklarını toplumsal normlara uyumlu hale getirmek veya en azından yakınlaştırmaya çalışmak olarak düşünülmektedir. Sosyal hizmetin, bilgi tabanına dayalı, yöntemleri olan ve sosyal refah sisteminin kaynaklarını kullanan toplumsal olarak tanınmış bir meslek olduğu anlaşılmaktadır. Sosyal hizmet mesleğinin odağı, bireylerin toplum içindeki işlevsellik yeteneğini etkileyen birey ve çevresi arasındaki (çevresi içinde birey) etkileşimdir. Bu durum bir şekilde sosyal hizmetler uygulamalarına maruz kalmış kitlelerin genel durumun farkına varabilme, itiraz edebilme, hakkını arayabilme gibi insani yetilerini norm algısını değiştirdiği için zayıflatmaktadır ve dolaylı olarak kapital sisteme hizmet eder.
Bir örnek vermek gerekirse geleneksel sosyal hizmet yaklaşımlarının bir kısmı sokakta çalışan çocuklar probleminin kaynağını çocukta, çocuğun ailesi ve sosyal çevresinde görür ve bu anlayışa göre toplumsal mekanizmaları harekete geçirerek çözüme ulaşmaya çalışır. Adeta müracaatçısını suçlar. Bir kısım yaklaşım ise sorunun bu yönünü ele almasının yanı sıra makro düzeyde sorun çözme sürecini de planlayıp sosyal desteklerle ilgili bürokratik ve politik kaynakları fark edebilir ancak çözümünü var olan sistemin içerisinde ilgili sosyal destek mekanizmalarının reformlarında veya güçlendirilmesinde görür. Ancak bu noktada çalışmaları tıkanır ve çözüm sürecini başlatamaz. Sistem içerisinde var olan “imkansız”lıklar (ekonomik yetersizlikler, çıkar çatışmalarının yönetim sınıfının veya büyük kapitallerin aleyhinde olması, sosyal desteklerin gelişiminin yüksek maliyetli olması vb.) çözüm sürecini işlemesini imkansız kılar. Ayrıca sorun çözücü yetki, makam, görev açısından bu sorunları çözüme kavuşturabilecek bir konum da değildir. Örnekten devam etmek gerekirse sorunu tanımlayan sosyal görevli vaka ile ilgili detaylı bir inceleme yaptığında çocuğun çalıştırılmasının ailenin ekonomik durumuyla ilişkili olduğunu ailenin ekonomik durumunun sosyal destekler, istihdam alanları ve dolayısıyla kapital sistemin yönetimsel anlayışıyla ve var olan kaynakların kullanımının büyük çoğunluğunun ekonomik alım gücü ile belirlendiğini tespit edecektir. Ancak duruma göre sosyal sorunun çözümü için ön gördüğü yöntem sistemin işleyiş prensipleri ve mekanizmaları dahilinde uygulanmaya çalışıldığı için uygulanamaz olacaktır.
Radikal yaklaşımlarda sorun, bireysel ve grupsal farklılıkları düzeltilmesi gereken, toplumsal normlara yakınlaştırılması gereken olarak algılanmaz. Ancak bu noktada bir nüans vardır; farklılık toplumun tabulaşmış inanışlarından yaşam tarzlarından kaynaklanıyor olmalıdır. Kendisi ve dışındakilere hayati zararlar verebilecek durumlar farklılık olarak değerlendirilmemelidir.
Bu farklılık durumu farklılığı barındıran kişi grup ve topluluklar tarafından, sosyal baskılar ve normal kabul edilen yaygın anlayışa ayak uyduramadıkları için kendilerinden kaynaklanan bir sorun olarak algılayabilirler. Radikal yaklaşımlarda sorun bu noktada tanımlanır ve bu çarpıtılmış algı farkındalık yaratılarak çözümlenir. Sorunun kaynağı bireylerin kendilerinden veya sosyal çevresinden değil toplumsal mekanizmalardan ve var olan sistemlerden kaynaklıdır ve sistem içerisinde sosyal sorunların köklü çözümü mümkün değildir. Yaşadıkları ve gördükleri haksızlıklara karşı baş kaldırma itiraz etme özgürlükleri, normalleştirme süreciyle ellerinden alınmamalı aksine yapılması planlanan psiko-sosyal, eğitimsel, terapisel müdahaleler aksi yönde destekleyici olmalıdır.
Ancak bu yaklaşım varolan sistem içerisindeki sosyal desteklerin kullanımını yadsıması, sistemin getirisi bir takım çözümleri uygulanmaması olarak algılanmamalı. Bu çeşit bir algı müracaatçıların potansiyel tüm desteklerden yoksun kalması anlamına gelecektir. Sonuçta içinde var olunan sistemin dışında hareket etme imkanı mümkün değildir. Bu çerçevede geleneksel sosyal hizmetler yaklaşımının çözümlerinin kullanılması elzemdir. Varolan sistemin mekanizmalarının ve sosyal desteklerin harekete geçirilmesinden sonra radikal sosyal hizmetlerin ek olarak bir misyonu daha vardır; bu misyon, birey, grup ve topluluklara yönelik farklılıkları ve güçsüzlükleri hususunda destek alabilecekleri toplumsal mekanizmalar konusunda ayrıntılı bilgilendirilmeleri, sorunun kaynağı olan kapital sistemin çalışma prensipleri ve mekanizmaları konusunda farkındalık yaratılması farklılıklarına yönelik gelebilecek toplumsal baskı ve soyutlanmalara karşı güçlendirilmeleri ve bireysel, grupsal olarak bu durum karşısında neler yapılabileceğinin açıklanması şeklinde genel olarak özetlenebilir.

Radikal yaklaşımların diğer bir boyutu ise toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan ve toplumsal tabu ve normları oluşturan kesimi ile ilgili bir takım çalışmalar yapmasını gerektirir. Çünkü sorunların diğer bir kökenide çoğunluğun normal algısı ve diğerlerine gösterdikleri tahammül düzeyidir. Sosyal hizmet, pasif direniş, gösteriler, grevler, politik ve sosyal aktivizmi de içeren değişiklikleri barışçı yollarla ortaya koyan teknikleri barındırmalıdır. Bu kapsamda;

- Sosyal hizmet alanlarında uygulanan tüm bireysel, grupsal ve toplumsal çalışmalarda statüko ve kapital sistem sürekli olarak eleştirilmeli katılımcıların radikal sosyal hizmetler kapsamında tanımlanan sorun kaynaklarıyla ilgili farkındalıkları arttırılmalıdır. Tarihi değişimler göstermektedir ki; sosyal değişimler yalnızca kendilerini gerçekten ilgilendiren kesimlerin tepkileriyle var olabilmektedir. Bugüne kadar görmezden gelinmiş, sindirilmiş ve sessiz kalmış kalabalığın bir yerlerden yardım almaksızın seslerini duyurabilecekleri konusunda bilinçlendirilmesi ve meşru zeminde barışçıl eylemler konusunda yönlendirilmesi etkili bir sosyal hizmet müdahalesinin toplumun bizzat kendisinden gelmesini sağlayacaktır.

- Hedef, bireysel farklılıkların olağan olduğu anlayışını yerleştirmek ve özgürce yaşanabilmesini sağlamak olduğu için radikal yaklaşımla farkındalık yaratılan ve güçlendirilen marjinal gruplar, toplum içerisindeki normlara uyum sağlamak zorunda kalmadan kendilerini gerçekleştirebileceklerdir. Bu yaklaşımların yaygınlaşması ile birlikte müdahale ettikleri birey ve grupların sayısı artacak ve toplumun norm algısı, tahammül düzeyi marjinal gruplara biraz daha yakınlaşacaktır. (Bu sürecin kaçınılmaz olduğu bilinen bir gerçektir; radikal yaklaşımlar sürecin hızlandırılması noktasında devreye girmektedirler)

- Bireysel görüşme zamanlarının olabildiğince esnek olması uygulayıcı ve müracaatçı arasındaki mesafeleri kaldıracaktır. Bir noktada toplumsal baskıları ifade eden “otorite” kavramını ortadan kaldırmak hissedilen baskıların bireyden değil toplumsal norm ve resmi mekanizmalardan kaynaklandığını ifade edecektir.

- Nihai hedefler otorite ve toplumsal baskıları bireylerin üzerinden kaldırılması olarak belirlenmelidir. Bu nedenle uygulayıcı yada eğitmen dostane bir tavır ile müdahalede bulunmalı statü farkı oluşturabilecek her türlü etkene karşı önlemler almalıdır.

- Önemli bir diğer hususta bilginin ücretsiz ve hızlı yayılmasının savunulması ilkesinin benimsenmesi ve bu kapsamda konuyla ilgili bilimsel makale, araştırma, sunum vb. çalışmalarda anlaşılır bir dil kullanılması, toplumun tamamını ilgilendiren sosyal sorunların yalnızca akademisyen, mesleki personel, küçük bir grup elitistin vb. arasında tartışılmasını engelleyecek alt kültür, orta sınıf, marjinal gruplar gibi kesimlerinde sosyal sorunların anlaşılması ve tanımlanmasında katılımlarını sağlayacak ve çözüm sürecinde rol almalarının yolunu açacaktır. Bunun en güzel tekniği bilgi paylaşımı için çağımızda internet imkanlarının kullanılmasıdır.

- Sosyal sorun alanlarında çalışan her türlü mesleki personelin derhal etkili yetki ve olanaklar elde edebilmek için çalışmalar başlatması gereklidir. Bu yetki ve olanakların elde edilebilmesi için barışçıl ve meşru protesto yöntemleri düşünülmelidir.

- Sosyal değişimi talep eden pasif direnişleri, gösterileri, grevleri, politik ve sosyal aktivizmleri barışçı yollarla ortaya koyan tüm birey ve gruplar desteklenmeli hatta bu yönde yeni organizasyonlar ve grupların oluşturulmasıyla ilgili çalışmalar yapılmalıdır.


Konunun şu yönünü belirtmeden geçmek yanlış olur. Zira herkesi eşit veya eşite yakın alım gücünün olması gerektiğini savunurken elbette ki böyle bir durumda paranın veya ekonomik kıymeti olan diğer tüm meta ve evrakların değersiz olacağı ve mülkiyete dayalı bir ekonomik düzenin var olamayacağı bilinmektedir. Radikal sosyal hizmetler her ne kadar Karl Marks’ın Komünist felsefesinden esinlenmiş olsa da vurguladıkları yönünde bir toplumsal gelişme için tek alternatif komünizm değildir. Varolan kapital sisteme aykırı söylev veya fikirlerin tamamının komünizme mal edilmesi bilinçli olarak çarpıtılmış bir algının sonucudur. Bu binlerce rengin içinden yalnızca siyah veya beyazı seçebilirsiniz demek kadar yanlış ve çoğunluğun farkına bile varamayacağı denli tabulaştırılmış boş bir inanıştır. Günümüzde esasen güzel bir hayal veya ütopya olarak nitelendirilmesi gereken komünizmin yalnızca ideolojik yönüne vurgu yapılarak politize edilmiş olmasının işlevini ve fikri yaygınlaşmasını engellediği aşikârdır. Bu sebeplerle elbette ki komünizmin politize etmeden ve fanatikleşmeden tarihsel birikiminden faydalanmanın yanı sıra dünyada öne sürülmüş diğer insanlık eşitliğine dayalı çağın gereklerine ve vicdanına uygun felsefe, akım, fikir, yönetim biçimi vb. her şeyden faydalanmak elzemdir.
Bu bağlamda Zeitgeist Hareketinin Venüs Projesinin sosyal sorunlar ve nedenlerini en yakından bilen Sosyal Hizmet alanlarında tartışılmaması kanaatimce imkansızdır. Ayrıntılı incelemek isteyenlerin internet üzerinden binlerce yazılı kaynağa ulaşabilecekleri rahatlığıyla kısaca bahsetmek istiyorum.

ZEİTGEİST HAREKETİ VE VENÜS PROJESİ

Öncelikle Zeitgeist hareketi öncüleri ve destekçileri Venüs Projesinin mükemmel olmadığını ancak var olan Kapital Sistemden daha çağdaş daha adaletli daha eşitlikçi ve daha sorunsuz olacağını savunmaktadırlar. Projenin hayata geçirilmesi için insanlık olarak birlikte çalışması gerektiğini vurgulamaktadırlar.
Zeitgeist Hareketi genel olarak dünya üzerinde varolan sosyal sorunların büyük çoğunluğunun parasal tabanlı ekonomik sistemden kaynaklandığını savunmakta ve savunucularının yapmış olduğu belgesellerle bu durumu mantıksal zemine oturtmaktadırlar. Dünya teknolojisinde sınırlı kaynakların kullanımı ve bu kaynakların para ile satın alınabiliyor oluşu arzın düşük talebin yüksek olması sonucunu doğurmakta ve bu nedenle toplumların büyük çoğunluğunun insani ihtiyaçlarını karşılayamama sorununu doğurmaktadır. Hırsızlığın savaşların, yolsuzlukların, açgözlülüğün, açlığın, silahların, çevre kirliliğinin ve ekonomi ile ilgili tüm sorunların sebebi parasal tabanlı ekonomik sistemdir. Çözüm olarak ekonomi anlayışının tüm dünyada değişmesi gerektiğini belirtmektedirler. Jacque Fresco ismindeki endüstriyel Tasarımcı ve Toplum mühendisi mimari tasarımlarında sınırsız ve yenilenebilir kaynakları (rüzgar enerjisi güneş enerjisi vb) kullanarak parasal tabanlı ekonomik sistemden kaynak tabanlı ekonomik sisteme geçişin mümkün olabileceğini ve böylelikle var edilen sınırsız arzın dünya üzerindeki tüm talepleri karşılayacağını savunmaktadır. Hareket bu dönüşümün devrim yoluyla değil evrim yoluyla hayata geçirilmesi gerektiğini de savunmaktadır. Şöyle ki; Dünyanın çeşitli yerlerinde koloniler kurmak ve zamanla en iyi yaşam biçimi olarak benimsenmek istenmektedir. İşte bu noktada dünyanın her yerindeki sosyal hizmet kurumlarından, gönüllü kurum ve kuruluşlardan, mühendislerden ve mimari birliklerden yardım talep etmektedirler. Parasal kaynaklı ekonomik sistem içerisinde yalnızca parasal kaynakların kullanılarak projelerinin hayata geçebileceğinin farkında olan hareket gönüllüleri Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve devletlerin fonlarının vb. kullanılarak kaynak tabanlı ekonomik sisteme dayalı küçük koloniler kurulabileceğini savunmaktadırlar. Ayrıca bu yönde 2009 yılında Yeni Zelanda’da paraya dayalı olmayan bir toplum kurma girişiminde bulunmuşlardır. Yeni Zelanda Projesi yapım aşamasındadır ve çalışmalar devam etmektedir.


“Böyle bir hareketle kim tartışabilir? Toplum lehine hiç çalışmadık. Bunu daha ne kadar devam ettirebileceğimizi düşünüyorduk? Şu anki sistemi koruyarak bize her zaman verdiğinden başka bir şey vermesini beklemek saçmalık değil mi?”(30 Nisan 2009'da, Palm Beach Post'dan Rhonda Swan)

SONUÇ:

Kişisel fikirlerime göre sorunların kökenlerini beklide en net görebilen sosyal hizmet kurumlarının bu ve buna benzer diğer fikirleri tartışmaya açması ve bu yönde projeler üreterek çalışmalarına yeni bir boyut kazandırmaları elzemdir. Projelerin olduğu gibi alınarak uygulanmaya çalışılmasının günümüz koşullarıyla ve anlayışıyla mantıksız olacağı göz önünde bulundurularak insani gelişim için olumlu tüm fikirlerden faydalanmanın önemli olduğu kanaatindeyim. Ayrıca şu durum göz önünde bulundurulmalıdır; gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerde ideoloji kavramı kelime anlamının çok dışına çıkmıştır. Öyle ki var olan sistem dışındaki tüm ideolojiler sistem ve halk düşmanı olarak algılanmaktadırlar. Bu nedenle benzer projelerin küresel sorunların muhtemel çözümü, insanlık adına güzel bir hayal, bir alternatif gibi algılanmalı ve bu yönde tanıtılmalıdır.

KAYNAKLAR:

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/radikalsosyalkisiselcalisma.htm

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/sosyalhizmetiyapilandirmak.htm

http://www.sosyalhizmetuzmani.org/insanhaklaribakisi.doc

http://www.thevenusproject.com/

http://www.zeitgeisthareketi.org/

http://www.thezeitgeistmovement.com/  

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.