|
|
Şiddet: Kadına yönelik şiddet, kadın olarak bir
bireyin temel hak ve özgürlüklerinin yanında, toplumda kadının
onurunu zedeleyen bir eylemdir. Genelde akla ilk olarak fiziksel
şiddet gelmektedir. Oysa, şiddet farklı kaynaklarda, bireylerin
yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelendirilmesine veya duygusal
baskı altına alınmasına yol açan fiziki veya herhangi bir şekilde ki
hareket, davranış veya muamele olarak tanımlanmaktadır. Kadına
yönelik şiddet ise, duygusal, sözel, ekonomik, cinsel ve fiziksel
olarak başlıklara ayrılmaktadır. Duygusal şiddet, duyguların ve
duygusal ihtiyaçların, karşı tarafa baskı uygulayabilmek için
tutarlı bir şekilde istismar edilmesi, bir yaptırım ve tehdit aracı
olarak kullanılmasıdır. Sevgi, şefkat, ilgi, onay, destek gibi duygu
ve duygusal ihtiyaçların göz ardı edilmesi, küçümsenmesi, inkar
edilmesi bunlara örnektir.
Kadına yönelik son zamanlarda görülen şiddet türleri içerisinde;
aile içerisinde kız çocuğuna sahip olunması, kız çocuklarının cinsel
istismara maruz kalması, yaşının küçük olmasına rağmen
evlendirilmesi, genç kadınların karşı cinsle duygusal yakınlaşmasını
cezalandırma, dayak ve tecavüz şeklinde sıralanabilmektedir.
Sıraladığımız şiddeti uygulayan erkeğin bilinçaltında yatan temel
nedenlere bakıldığında: özgüvenin yetersiz olması (eşine güvenmemesi
ve kıskanç olması vb.), yalnız kalma korkusu, kişilik sorunları,
yetiştikleri aile ortamında istismara ve şiddete maruz kalmaları,
şiddetin normal bir davranış ve stres atma aracı olarak
algılamaları, empati konusunda zayıf kişilik özelliklerine sahip
olmaları, alkol ve uyuşturucuya bağımlı olma gibi nedenleri
sıralayabiliriz. Kadına yönelik şiddetin şekli ve yoğunluğu ne
olursa olsun, özünde kadının kendisine tanınmış olan sosyal rolün
dışına çıkmasını önleme isteği yatmaktadır.
Erkeğin, kendisine şiddet uygulamasını normal bir davranış olarak
algılayan kadın, duygusal anlamda pasif davranış içerisine girmekle
birlikte, sosyal açıdan yalnızdır ve şiddet eyleminin içinde
yaşadığı sosyal çevrede olduğuna inanmaktadır. Bunun sonucunda
erkeğin kendisine gösterdiği saldırgan davranışın nedeninin
kendisinden kaynaklandığına inancı artmaktadır. Ekonomik anlamda
zayıf, özgüveni yetersiz olan kadınlar, kendisine uygulanan bu
şiddeti ait olduğu sosyal çevreden inkar ederek normal hayatını
devam ettirmektedir.
“Kadına yönelik şiddet” genel başlığı altında, şiddete maruz kalan
kadın üzerinden sosyal politikalar üretilmektedir. Şiddeti uygulayan
erkeğe yönelik ciddi anlamda sosyal politikalar, eğitim ve
bilinçlendirme faaliyetleri, uygulamada olması gerekenden oldukça
azdır. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinde, ait olunan toplumda
kadına yönelik şiddetin kabullenilmesi çözüme yönelik çabaların
önündeki en büyük engellerden biridir. Ayrıca, erkek ve kadının eşit
haklara sahip olduğu bilinci yaratılmalıdır. Kadına yönelik şiddetin
önlenmesinde, kadının eğitiminin yanı sıra, özellikle erkeklerin
eğitimleri de önemli rol oynamaktadır. Şiddetin hoş görülmediği bir
ortam yaratıldığı takdirde önemli bir mesafe alınmış olunur. Bu
amaçla erkeklerin çoğunlukta oldukları yerlerde; Askeri birlikler,
ibadet yerleri, hastaneler, kamu kurum ve kuruluşları ve özellikle
cezaevlerinde eğitim ve bilinçlendirme faaliyetleri oluşturulmalı;
STÖ, kısa film gösterimi, uzman kişiler ve şiddet sonucunda ortaya
çıkan aile dramları örnekleri verilerek, uzun vadede eğitimler
düzenlenip, aile hekimliği bünyesinde bilgilendirme, öfke kontrolü
eğitim programlarına tabi tutulmalarının sağlanması sonucunda
erkeklere; “ŞİDDETİN OLUMSUZ, TOPLUMDA DIŞLANAN ve İLKEL bir
davranış modeli olduğunu BİLİNÇLERDE uyandırmak” bu anlamda önemli
ilerleme sağlayacaktır. Kadına yönelik şiddetin tam anlamıyla
önlenebilmesi için, önlemlerin hukuk alanıyla sınırlı kalması, yasal
düzenlemelerin yapılması tabii ki yeterli değildir.
Kanun konusunda bilgilendirme toplantıları yapılmasında Barolara, bu
bilgilerin yaygınlaştırılmasında görsel ve yazılı medyaya, kanunun
uygulanmasında adli tıptan, sosyal hizmetlere, polis teşkilatından,
yargı mekanizmasına kadar herkese görev düşmektedir.
|