|
|
 |
KADINA YÖNELİK ŞİDDET…1
Aziz ŞEKER / Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com |
Şiddet yalnızca
bu çağın değil; yüzyılların sorunu. Yüzyıllar erkek elleriyle hep kadını
sıkıştırmış, ne istemiş ondan bilmeyiz! Ama zulüm etmiş ona. Dağlamış
ömrünü. Hem mutfakta hem tarlada hem yatakta kullanmış bedenini, tüketmiş,
sömürmüş. Gün gelmiş yaralarını da ona sardırmış, şiirler yazmış, döl vermiş
ona. Kadın erkek ilişkisi “sır” dolu bir ilişkidir; var eden ve yok eden bir
ilişki. Bilmeyiz işte!
Kültürlerin çoğunda, işbölümü kamusal ve siyasal yaşama katılma, kadının
aleyhine cinsiyet ayrımcılığı ile dolu; ve bütün kültürlerde, iktidar ve
egemenlik erkeklerin ayrıcalığı altında güç bulmaktadır.1 Psiko-sosyal
temelleri bakımından da ataerkil sosyal yapı, bugünün toplumunun sınıf
karakterine sıkı sıkıya bağlıdır.2 Bu nedenle öncelikle kadınları ataerkil
esaretten kurtarmak gereklidir.3 Zor olanda bu!
Geleneksel-ataerkil toplumsal yapılarda şiddet dendiğinde akla ilk olarak
kadına yönelik şiddet gelmektedir. Yüzyıllar boyunca her toplumda kadın ve
erkek arasında ayırım yapıldığı gibi, yine her toplumda ataerkil aile ve
toplum yapısının egemen olduğu bir gerçektir. Kadın erkek arasındaki
cinsiyet ayırımının her toplumda bir rol ayırımına yol açtığı, bu rol
bölüşümü nedeni ile kadının ev özel yaşamla sınırlandığı, erkeğin ise
toplumda etkin bir rol oynadığı bir toplum yapısıdır bu.4
TÜRKİYE’DE 4 MİLYONA YAKIN KADIN OKUMA-YAZMA BİLMEMEKTEDİR.
Toplumda cinsiyet ayrımcılığına uğrayanların başında da kadınlar
gelmektedir. Kadın hakları (women’s rights) ve kadın sorunlarının (women’s
concerns) özellikle birçok uluslararası yasa ve ulusal onaylarla günümüzde
gündeme taşınmasının nedeni de budur. Kadına yönelik şiddet bakış açısında
bütünlük sağlanması için aile içindeki şiddetten yola çıkılarak
temellendirilebilecek bir toplumsal olgudur aynı zamanda halk sağlığı
sorunudur da. Ailenin kadın dışındaki diğer üyeleri de çeşitli gerekçelerle
şiddete maruz kalabilmektedirler. Bu gerekçeyle Türkiye’de 4320 sayılı
Ailenin Korunmasına Dair Kanun çıkartılmıştır.
Öte yandan Uluslararası Sözleşmeler: Avrupa Sosyal Şartı, Çocuk Hakları
Sözleşmesi, ILO, AGİK, OECD, Kahire Dünya Nüfus ve Kalkınma Konferansı, 4.
Dünya Kadın Konferansı Eylem Planı, Pekin Deklarasyonu, BM Tavsiye
Kararları, Avrupa Konseyi Tavsiye Kararları da bağlayıcılığı olan sosyal
mevzuatı oluşturmaktadır.
TÜRKİYE’DE 2002-2009 TARİHLERİ ARASINDA 4063 KADIN, ÇEŞİTLİ NEDENLERDEN
KAYNAKLI ÖLÜMLE SONUÇLANAN ŞİDDET SONUCUNDA, YAŞAM VEDA ETMİŞTİR.
AİLE İÇİ ŞİDDET
Aile içi şiddet; aile üyelerinden birine uygulanan, onun yaşam onurunu
etkileyen, yaşam niteliğini bozan bir dizi olumsuz davranış örüntüsüdür.
Birey karşımıza bedensel olarak kötü muameleye maruz kalan biri olarak
çıkacağı gibi (töre, namus cinayetleri çağımızın en acı olaylarında biri
olarak varlığını ne yazık ki sürdürmektedir), psikolojik, cinsel ve ekonomik
yönlü olumsuz yaşam deneyimi yaşamış biri olarak da gelebilmektedir.
Yalnızca şiddete maruz kalmak değil, risk altında bulunmak da toplumda
çeşitli kurum ve kuruluşlara başvurmayı gerektirir. Siyasal şiddet, cinsel
şiddet, çocuğa yönelik şiddet gibi değişik şiddet türlerinin yanı sıra
ailede şiddet de önemli sorunlardan biri olarak kabul edilmektedir. Ailede
şiddet denildiğinde çocuğa ve eşe yönelik şiddet söz konusu olmaktadır.5
Yapılan araştırmalarda çıkan sonuçlara göre; sosyal psikolojik açıdan
bakıldığında, alt sosyo-ekonomik düzeydeki ekonomik olanaksızlıklar yaşayan
kişilerin güdülerinin doyumundan daha fazla engellendikleri için, daha fazla
yöndeğiştirmiş saldırganlık ve şiddet (ayırımcı ön yargı) gösterdikleri
görülmüştür.6
Bu durum şiddetin gerekçesi olarak ifade edilebileceği gibi, bu sonucun
ortaya çıkmasında yoksulluk ve yoksulluk kültürünün de etkisi ileri
sürülebilir.
1992 yılında ele alınmış olan Kadına Karşı Şiddetin Engellenmesi
Bildirisinde: İster özel, ister toplumsal yaşamda olsun tehdit, cebren ya da
keyfi olarak özgürlükten alıkoymak da dâhil olmak üzere kadına fiziksel,
cinsel ya da psikolojik zarar ve acı veren ya da verebilecek cinsiyete
dayalı her türlü şiddet hareketi kadına karşı şiddet, olarak ifade
edilmektedir.
Şiddete maruz kalmış kadınlar başta olmak üzere, diğer bireyler içinde
sosyal çalışma mesleğinin birincil hizmet alanı olan il ve ilçe sosyal
hizmet müdürlükleri başvuru yapılan kuruluşların başında gelmektedir. Sosyal
çalışmacı, aile danışma merkezi, sığınma evi/ kadın konukevinde (women’s
guesthouse), toplum merkezlerinde, telefonla danışma hattı (bilinen telefon
numarası:183) ile hizmet verebilmektedir. Koruyucu sağlık hizmeti veren
sağlık kuruluşlarından tutun da, hastane acillerine; servislerine,
karakollara, Cumhuriyet savcılığına, barolara, belediyelere, hatta kimi
sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok kurum ve kuruluş koordineli bir
şekilde sorun alanıyla ilgili olarak hizmet sunmaktadır.
Şiddetle mücadelede yasal zemini: 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair
Kanun, Medeni Kanun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Anayasa ve bunların
yaptırımları oluşturmaktadır. Bu yasalar aile içi şiddetle mücadelede yetkin
yönlere sahiptirler. Ancak şiddetle mücadelede her ne kadar yasal zemin
oturtulmuş olsa da uygulama boyutundaki eksiklikler, toplumsal yapının
olguyla ilgili farkındalığı ve benimseyişi, kurum ve kuruluşlarda çalışan
personelin duyarlılıkta yetersizliği, toplumsal kaynakların yeterli ve
gerçekçi destek sunma noktasında açmazları da varlığını korumaktadır. Özde
diyebiliriz ki; pratik noksanlığı ve kadına sosyal yardım süreksizliği,
kuruluş noksanlığı kadına yönelik şiddetle mücadeleyi baltalamaktadır.
Engellemektedir.
Unutulmamalı ki, kadının kurtuluşu, maddi koşulları da gerektiriyor.7
Aile içi şiddetle mücadelede sosyal çalışmacıya çalıştığı kurumda olsun,
mesleki pratiklerinden gelen sosyal yaşam içindeki konumundan olsun, yerine
getirmesi gereken önemli roller düşmektedir. Sosyal danışmanlık, koruyucu
hizmetler, rehabilite, tedavi edici, destekleyici mesleki çalışmalar alanda
sosyal çalışmacıyı bekleyen görevlerdir. Sorumluluklardır. Görüldüğü üzere
sosyal çalışma mesleğinin işlevleri kadına yönelik şiddet ve istismar
konusunda da yol göstericidir. Koruyucu, önleyici çalışmalarla toplumu
bilgilendirme ve eğitim çalışmaları yapılabilir. Bunun yanı sıra önleyici ve
sorun çözücü politikaların belirlenmesi ve yasal düzenlemelerin
yapılmasının, uygulanmasının yol gösterici işlevi vardır. Geliştirici işlevi
ile de konuya ilişkin hizmetlerin gözden geçirilip yeniden düzenlenmesi ve
kalıcı çözümler üretmesi söz konusudur.8
DEVAM EDİNİZ.
|
|