|
|
SOKAKTA YAŞAYAN VE ÇALIŞAN ÇOCUKLAR SEMPOZYUMUNA -4-6 Kasım 2006 G.ANTEP-
DAİR BİR DEĞERLENDİRME
Uyandırılmaya çalışılan bir devin soluklanışını hissettiren Gaziantep
şehrinin tarih ile modernizmi harmanlayan postmodern yüzü, son günlerde
yaşanan sel felaketinin, Anadolu’nun yoksul insanlarını alıp götürdüğü bir
sonbaharın hüznüyle yıkanırken, bir grup akademisyen, yerel yönetici,
bürokrat, sivil toplum aktörü vs. Gaziantep belediyesinin ve üniversitesinin
öncülüğünde 4–6 Kasım 2006 tarihinde yapılan 5. Sokakta Yaşayan ve Çalışan
Çocuklar Sempozyumu’nda bir araya gelmenin gururunu paylaşıyorlardı.
Sokak çocukları alanında neler yapılabilir, neler yapılmalıdır ve güç
koşullar altındaki çocuklar için; yaşama, gelişme, katılım, korunma hakları
nasıl işlevsel kılınabiliri tartışmak amacıyla yıllar önce bir araya gelmiş
birkaç güzel insanın etkisiyle başlayan Sempozyum, artık ulusal bir çizgiye
taşınmış ve her yıl bir başka şehrin olanaklarıyla yapılır olmuştu.
Bu yılki Sempozyumda gelinen nokta, sokak çocukları ve “Kürt Sorunu”nda
düğümlenir gibiydi.
Bütünsel olarak bakıldığında, Türkiye’de daha çok 1990’lı yıllardan sonra
yaşanan göç sürecinin ağır faturası olarak ortaya çıkan sokakta çalışan ve
yaşayan çocukların istatistiksel olarak büyük bir oranı Güneydoğudan gelen
ailelerin çocuklarından oluşmaktaydı. Zamanla masum çocukluk dönemi kendi
varlık koşullarını bir kenara itmiş, önemli bir “politik” sorunla birlikte
düşünülmesi gerektiği söylenen bir mecraya çekilmişti. Türkiye’nin yoğun
olarak büyük şehirlerinde sokakta yaşam oluşturmaya çalışan bu çocuklar suç,
madde kullanımı ve kapkaç terörü ile anılmaya başlanmıştı. Bir dönemin köprü
altı çocukları renk değiştirerek yerini kimi insanlara göre başka amaçlara
hizmet edebilecek bir yönelime bırakmıştı. Bu minvalde pek de göz ardı
edilmemesi gereken bu bakış açısı için sokakta yaşayan ve çalışan çocuklar
sorunu çoktan tehlikeli bir hal almıştı. Daha önceleri bir önemle savunulan
eşitsizlik, işsizlik, konut sorunu, yetersiz beslenme gibi yoksulluk
kültürünü ve yoksunluğu besleyen sosyal sorunların çıktısı olan karmaşık
olgu, altı çizilen noktaya nasıl olmuştu da gelmişti? Peki, şimdi ne yapmak
gerekiyordu? Yaşananların ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesinin istemleri
doğrultusunda olageldiğini söyleyip bir kenara mı çekilmek ya da çocuklar
üzerinden gidilerek inşa edilmek istenecek karanlık yola seyirci kalmak mı
gerekiyordu?
Demokratikleşme konusunda kaygılı zamanlar yaşayan ülkede bu sosyolojik
durumun nelerin habercisi olabileceğini kestirmek için ne tür verilere göz
atmak gerekiyordu? Kuşkusuz yaşananlara…
Sempozyumun kapanış ve değerlendirme oturumundaki atmosfer, çoğu
özellikleriyle bu yöndeki tartışmaları alevlendirmenin yanı sıra çocuklar
için gelecek belirleme yetkisinin bir kez daha yetişkinlerde olduğunu
göstermekteydi. Ve 6. Sempozyumun önümüzdeki yıl Diyarbakır’da yapılmasına
karar verilmesi ise şimdiden Sempozyumun hassas bir çizgiye taşındığı
konusunda bazı soru işaretlerini akla getiriyordu.
Son tahlilde; yoksulluğa, işsizliğe, göçe, eşitsizliğe bir tepki olarak
ortaya çıkan sokak çocukları, tarihsel ve kültürel mekânların çocuk yüzlü
hayaletleri olarak, yerleşikliğin “baş belası” olmayı sürdüre dursun, çocuk
adalet sisteminin yetersizliği, sevginin ve güvenin içeriğine / anlamına
yabancılaşan bir toplumsal yapı, bu toplumsal gerçekliğin ortaya çıkmasında
olumsuz bir rol yüklenmeyi hızla sürdürmekteydi. Bu nedenlerden ötürü
diyebiliriz ki; sosyal hukuk devletinin, imzaladığı sözleşmeleri referans
alan ve uygulayan ciddi bir sosyal politikayı yaşama geçirmesine ivedi
olarak gereksinim duyulmaktadır. Kuşkusuz çocuk, kadın, eğitim, nüfus,
sosyal hizmet, sağlık alanlarında sağlanacak bir dokulanışın yansımaları ise
çocuk refahı alanında mutlaka somutluğunu bulacaktır. Ayrıca bilim
yapanların, hükümet edenlerin, hizmet üretenlerin, sokakta yaşayan ve
çalışan çocukların sorunlarını, çözüm önerilerini bilmediklerini düşünmenin
bir saflık olduğunu dile getirerek, köklü çözümün insani sorumluluktan ve
sosyal etikten geçtiğini de unutmamak gerekiyor.
|