|
|

Sosyal Hizmet Uzmanı. İsmet
Galip YOLCUOĞLU
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
ismetgalip@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
İstanbul
Büyükşehir Belediyesinin sosyal refah hizmetlerinin eleştirel bir gözle
incelenmesi
Bölüm-1
Bölüm-2
Bölüm-3
Bölüm-4 Bölüm-5
Bölüm-1
GİRİŞ
Bu çalışma ile temel değerlerinden birisi olarak her insanın doğuştan
değerli olduğunu kabul eden ve amacı, insanın üyesi olduğu toplum içerisinde
gerekli katkıyı alabilmesini sağlamak olan sosyal hizmet mesleği ve sosyal
refah planlaması ve uygulaması açısından İstanbul Büyükşehir Belediyesinin
sosyal refah hizmetlerinin eleştirel bir gözle incelenmesi amaçlanmaktadır.
20. yüzyılın ikinci yarısından sonra yaşanan teknolojik, ekonomik, sosyal ve
siyasal gelişmeler, tüm dünyayı tarihte görülmemiş bir değişim ve gelişim
sürecinin içine sürüklemiştir. Bu değişim ve gelişmeler, sosyal refah
devletinin yeni koşullara uyumunu sağlayacak yenilenme gereğini ortaya
koymuştur.
Devletin rolü konusundaki şüphecilik 1960'ların sonunda ortaya çıkmış,
1970'lerde güçlenmiş ve günümüzde yoğun olarak gündeme oturmuştur. Devletin
yeniden yapılandırılması gereğini hazırlayan olgu, sosyal refah devletinin
içine düştüğü problemler kadar devletlerin faaliyet gösterdikleri ortamın,
küresel ekonomi gelişmeleriyle birlikte çarpıcı bir değişim göstermesidir.
Süreç içerisinde yaşanan teknolojik değişim, hizmetlerin yaygınlaşmasına ve
piyasaların daha büyük rol oynamasına imkan veren yeni fırsatlar yaratırken,
vergiler, kamu harcamaları, yatırımlar ve ekonomik politikalar küreselleşmiş
bir dünya ekonomisine uyum sağlamak durumunda kalmıştır. Bu gibi
değişiklikler, devletin sadece temin eden değil, kolaylaştıran ve düzenleyen
unsurlar olarak değerlendirilmesi gereksinimini doğurarak, devlet için yeni
ve farklı roller anlamını taşımıştır.
“Yerel halk tarafından seçilmiş kişilerce yönetilen özerk ya da bağımsız bir
yapıya ve kendisine ait bir maliyeye sahip” (Ayman Güler, 1992:257) bir
kurum anlamına gelen belediyeler, “bir beldenin halkının yerel nitelikteki
ortak ve medeni gereksinimlerini düzenlemek ve karşılamak amacıyla hizmet
gören kamu tüzelkişileridir” (Günday,1999:325).
1. SOSYAL REFAH DEVLETİ
Genel olarak; sosyal refah devleti, sosyal refahın optimize edilmesi
amacıyla devletin ekonomiye aktif ve kapsamlı müdahalelerde bulunmasını
öngören bir devlet ortadan kaldırmak, yeniden-dağılım-ve-insanların temel
ihtiyaçlarının karşılanması devlet müdahalelerinin temel gerekçeleridir.
Sosyal refah; aile, din, ekonomi, politika gibi geleneksel sosyal refah
kurumlarının yanında daha sonra yer alan bir sosyal kurumdur. Sosyal refah
kurumu, toplumun, üyelerine yardım etmedeki kolektif sorumluluğunu ifade
eden karşılıklı dayanışma mekanizmalarını içerir ( Kut 1988: 5 ).
Sosyal devlet anlayışında, sosyal refah hizmetleri vatandaşlar açısından bir
hak görünümündedir. Sosyal haklar düşüncesine göre herkesin bir ülkenin
yurttaşları olarak hizmet ve imkanlardan yararlanma hakları vardır. Eğitim,
tıbbi bakım, yaşlılık ödemeleri gibi temel hizmetler, gelir, meslek, sınıf
gibi özelliklerine bakılmaksızın tüm vatandaşların ihtiyaç duyduğu temel
hizmetler olarak ele alınmalıdır. Sosyal refahın ülke düzeyinde karşılıklı
yardım biçimine gelebilmesi için vatandaşlar arası “karşılıklılık ve
eşitlik” olması gereklidir.
Sosyal refah devletinin temel özelliğinin sosyo-ekonomik yaşama müdahale
olduğu söylenebilir. Sosyal refah devleti, sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim
harcamalarının yanısıra tam istihdamın sağlanmasından, özel kişi ve
kuruluşların faaliyetlerinin bireyin yaşam koşullarını iyileştirecek şekilde
kontrol altına alınmasına kadar çok değişik görevler üstlenmiştir. Sosyal
refah hizmetleri herkesi belli bir yaşam standardına ulaştırmayı amaçlar.
Tortusal sosyal refah yaklaşımında, sosyal yardım ve hizmetler temelde düşük
gelir gruplarının ihtiyaçlarını karşılamak için tasarlanmıştır. Verilen
yardım dağınık olup amacı, insanları yoksunluk ya da yoksulluktan
kurtarmaktır. Bir başka deyişle tortusal sosyal refah yaklaşımın temel
amacı, toplumda varolan sosyal kurumlar ( aile, eğitim, din, sosyal güvenlik
vb.) fonksiyonlarını yerine getiremediğinde bireyin işlevselliğini
sağlamaktır. Aile parçalanması, işsizlik, sakatlık, hastalık, yaşlılık gibi
durumlarda sosyal refah, işlevini yerine getiremeyen sosyal kurumların
işlevini üstlenerek yardım eder. Sosyal refah, ilgili sistemler düzenli bir
biçimde işlemeye başladığında işlevini yerine getirmiş olmaktadır ( Şahin
2000:5 ).
Kurumsal sosyal refah yaklaşımında ise sosyal refah, “ kişilerin ve
grupların verim kabiliyetlerini geliştirebilmeleri ve aileleri ile
toplumların ihtiyaçlarının karşılanarak refaha ulaştırabilmeleri için
doyurucu bir hayat ve sağlık standardına ulaşmalarını ve aynı zamanda
kişisel ve sosyal ilişkilerini dengeli olarak devam ettirmelerini sağlamak
amacı ile sosyal hizmetler ve sosyal kurumların organize edilmiş bir
sistemidir” ( Friedlander 1961: 4 ). Bu görüş çerçevesinde, sosyal refah,
modern endüstriyel toplumun, bireyin kendi potansiyelini gerçekleştirmesini
sağlayacak sürekli ve vazgeçilmez bir fonksiyonu durumundadır. Çağdaş
yaşamın karmaşıklığı gözönüne alındığında, bireyin bütün ihtiyaçlarının aile
ve diğer sosyal kurumlarca karşılanması mümkün olamayacağına göre, sosyal
refah kurumu bireyin işlevselliğinin devam ettirilmesini ve sosyal
statütüsünün korunmasını sağlamak durumundadır ( Aktaş: 1990:2 ).
1.2. SOSYAL REFAH DEVLETİNİN TEMEL GEREKÇELERİ
Sosyal refah devleti anlayışının benimsenmesi ve uygulamaya gidilmesinde her
biri arasında belirgin bir ayırım olmamakla birlikte iki önemli grup dayanak
söz konusudur. Bunlardan birincisi “etkinlikle ilgili dayanak veya
sebepler”dir. Bilindiği gibi bazı hizmetler ve görevler sadece devletçe
yapılabilir. İkinci grup dayanak ise “ahlaki, politik ve hukuki prensipler
ve tercihler”den oluşmaktadır. Bu prensip ve tercihler özellikle adil
dağılım ve yeniden dağılımla ilişkili, bireylerden, aileden ve toplumdan
kimin sorumlu tutulabileceği ve buna bağlı roller alabileceğini içeren
unsurlardan oluşurlar.
İnsanların çeşitli tehlikelere karşı korunması, çevre kirliliğinin önlenmesi
vb. konularda devlet moral açıdan sorumluluk alma durumundadır. Bunlar özel
değerlerdir ve topluma özellikle karşılık beklemeksizin sunulması gerekir.
Sosyal refah devletlerinde toplumsal bakış açısı geçerli olup işsizlik vb.
konularda sorumluluğa ilişkin değer yargıları eğitim, sağlık, evsizlere
yardım ve diğer birçok refah hizmeti için de geçerlidir.
Vatandaşlık kavramının gelişimi, kişinin devletten alacak haklarının
genişlemesine yol açmış, bireyler arasında sadece yasa önünde eşitlik değil
olanak eşitliği de önemli hale gelmiştir. Bunun için sosyal refah devleti,
güçsüzleri, koruyucu tedbirlerle, sosyal ve ekonomik nedenlerin oluşturduğu
eşitsizlikleri azaltmaya, zenginliklerin daha adil dağılımına, sosyal
adaleti gerçekleştirmeye çalışmaktadır. Vatandaşlık ve hak kavramındaki
vatandaşı devletten alacaklı kılan bu gelişmeler, devlet tarafından mutlaka
yerine getirilmesi gereken yükümlülükleri ve bunların giderek artışını
göstermektedir.
1.3. SOSYAL REFAH DEVLETİNİN MALİYETİ
Toplumda ortaya çıkabilecek her türlü sorunun devlet ve siyasal süreç
kanalıyla çözümlenebileceği inancını esas alan sosyal refah devleti
anlayışının, 1970’li yıllara gelindiğinde, benimsendiği ülkelerde iktisadi
ve sosyal sorunların çözümlenemediği aksine arttığı gözlenmiştir. Bu konuda
gözlenen bazı problemler şunlardır:
1.3.1. Kamusal Politikalar ve Harcama Yapısına İlişkin Sorunlar
Sosyal refah devleti anlayışının yayılması ve genişlemesinin ilk yansıması
kamu harcamalarında çok büyük artışlar şeklinde olmuştur. Devletin savunma,
güvenlik ve adalet gibi az sayıda aktivitelerle sınırlı olduğu dönemleri ele
aldığımızda, örneğin, 1870 yılında kamu harcamalarının GSMH’ya oranı
Almanya, İngiltere, Japonya, Fransa ve ABD gibi ülkelerde ortalama olarak %
8 (Amerika’da % 4, Fransa’da % 13 gibi uç oranlar mevcuttur)
dolaylarındadır. Bu ortalama oran aynı ülkelerde 1920 yılına gelindiğinde %
15’ler seviyesine, savaş sonrası yapılan refah harcamaları ve 1930’ların
başındaki büyük depresyonla birlikte de 1937 yılında % 21’e ulaşmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrası dönem ve özellikle 1960 ve 1980 döneminde
aktivist harcama politikaları için benzeri görülmemiş bir istek gözlenmiş,
Keynesyen iktisat, sosyalizmin meydan okuması, kamusal mallar ve
dışsallıklar alanındaki teorik gelişmeler ve çıkar gruplarının gücü bu
gelişmeyi destekleyen önemli olgular olmuşlardır. 1960-1980 arası dönem
incelendiğinde, özellikle gelişmiş ülkelerde kamu kesiminin GSMH’daki payını
arttıran en önemli faktörün, sosyal harcamalar veya refah harcamalarındaki
hızlı artış olduğu anlaşılabilir. 1990'lara gelindiğinde bu artışın devam
ettiği, sanayileşmiş ülkelerde ortalama olarak GSMH'nın % 44.8'ine
ulaşıldığı, 1994 yılında ise bu oran aşılarak % 47.2'ye çıkıldığı
bilinmektedir. Harcamalarda görülen bu büyük artışlara rağmen, hizmetlerin
kamusal sunumunun etkin olduğunu, sosyal hedeflere ulaşılabildiğini ya da en
azından düşük maliyetlerle sağlandığını söylemek güçtür. Bu kadar büyük
artışlara rağmen ekonomik ve sosyal göstergelerdeki ilerlemelerin, 1960
sonrasında çok sınırlı kaldığı yapılan araştırmalarda ifade edilmektedir.
Özellikle, gelişmekte olan ülkelerde uygulanan müdahaleci politikalar,
kaynak tahsisinde etkinliği sağlayamamış, daha hızlı bir ekonomik gelişmeyi
garantileyememiş, daha istikrarlı bir fiyat ve piyasa yapısı oluşturamamış
ve tatmin edici bir gelir dağılımını gerçekleştirememiştir. Yaygın devlet
müdahaleleri-süresince-makro-ekonomik dengesizlik, işsizlik ve enflasyon pek
çok ülkeyi etkilemeye devam etmiş ve yapısal sorunların çözümünde piyasa
güçlerinden gelen baskılar, artan, devlet müdahalelerinin etkili kamusal
politikalar üretmesine engel olmuştur.
Genellikle gelişmekte olan ülkelerde benimsenen sosyal refah devleti
anlayışında uygulanacak sosyal politikaların doğrultusu, parasal transferler
yani doğrudan doğruya harcama stratejisi yerine, büyük oranda, piyasada
uygulanacak kuralları koyma ve piyasaya müdahale stratejisi yönünde
olmaktadır. Belli, geliri düşük sınıflara doğrudan transferler yapılmak
yerine, örneğin bu sınıf çiftçi sınıfı ise ürünlerinin fiyatını belirleyerek
bunlara bir gelir aktarımı sağlanmaktadır. Ya da piyasada oluşacak ücret
düzeyine, asgari ücreti belirleyerek müdahale ederek işçi sınıfının gelir
düzeyinin yükselmesini sağlamak gibi stratejiler izlenmektedir.
Sosyal refah devleti uygulamalarının, çalışma gayreti üzerine olan olumsuz
etkileri diğer birçok problemin kaynağı durumundadır. Gelişmiş ülkelerde
yoğun olarak görülmeye başlanan artan işsizlik oranının bir sebebi de iş
olmasına rağmen kişilerin çalışmak istememeleridir. Sosyal refah devletiyle
birlikte ekonomik ve sosyal hakların artması ve kapsamının genişlemesi
çalışma arzusunu azaltmaktadır. Sosyal güvenlik sisteminin çok yaygın ve
geniş kapsamlı olması, sosyal yardımların büyük boyutlara ulaşması,
kişilerin hem kendilerine hem de ailelerine ilişkin sorumluluğa dayalı,
mevcut ve geleceğe ilişkin korkularını azaltmaktadır. Yoksulların,
kimsesizlerin, çocukların, yaşlıların ve işsizlerin, sosyal güvenlik
şemsiyesi altında olması kişileri daha fazla çalışma yerine boşta kalmayı
yeğlemelerine sebep olmaktadır. Devletin kendilerini geniş bir sosyal
güvenlik çatısı altında garanti altına aldığını düşünen, örneğin, işsizlik
sigortası olan bireyler, işsizlik durumunda tazminat ya da yardım aldıkları
için bu aldıkları miktarı çalışarak kazanacakları miktarla kıyaslayarak
işsiz kalmayı tercih edebilmektedir. Sosyal refah devletlerinde tüm bu
uygulamalar çalışma gayretini olumsuz etkileyebilmektedir.
Ekonomik ve sosyal hakların kapsamındaki genişlemeler, kişileri çıkarları
doğrultusunda hareket etmeye sevkederek, bu hakların kötüye kullanılmasına
yol açmıştır. Sistem, kural ve kurumlardaki aksaklıklar, kişileri sistemi
istismara yönlendirmektedir. Sorumluluklar açısından incelendiğinde, sosyal
refah harcamalarının, fakirleri çeşitli tehlikelere karşı koruyacağı halde
kişilerde bağımlılık eğilimi yaratarak, sorumsuzluğu arttırabildiği
savunulmaktadır. Yoksulluğu azaltmaya yönelik sosyal refah harcamalarının,
yoksulu sorumluluk duygusundan uzaklaştırarak daha fazla fakirliğe yol
açtığı ve devlet kaynaklarının israfına sebep olduğu ileri sürülmektedir.
1.4. ARAŞTIRMANIN AMACI
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde yapılan bu araştırmanın amacı İstanbul
İli’nde Büyükşehir Belediyesinin yürüttüğü sosyal refah ve sosyal hizmet
faaliyetlerinin planlama ve uygulama sürecinin belirlenmesidir.
Araştırmanın bu amaçlarına ulaşabilmek için aşağıdaki soru cümleleri
aracılığı ile ilgili bilgi toplama alanları oluşturulmuştur.
1. Belediyeler, sosyal hizmet ve yardımları sunarken hangi ölçüt ve
kriterleri göz önünde bulundurmakta, bu hizmetleri nasıl organize etmekte ve
bu alanda ne gibi projeler üretmektedirler?
2. Belediyeler, sosyal hizmet ve yardımların sunumunda kimlerden ve hangi
meslek elemanlarından yararlanmaktadır?
3. Belediyeler, 2004 yılı Mart ayında yapılan son belediye seçimlerinden bu
yana geçen süre içerisinde kaç kişiye sosyal hizmet ve yardım götürmüş ve
bunun için ne kadar bir bütçe harcamasında bulunmuştur?
1. 5. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ
Bu araştırma ile İstanbul Büyükşehir ve metropol ilçe belediyelerinin
yürütmüş oldukları sosyal hizmet ve yardımların yönetim ve organizasyon
sürecini belirlemek mümkün olabilecektir. Ayrıca bu araştırma yoluyla
ülkemizde belediyecilik alanındaki sosyal hizmet ve sosyal yardımlar ile
ilgili politika ve uygulamalara doğrudan katkı sağlayacağı düşünülen
bilimsel bilgi üretiminin amaçlandığı söylenebilir.
Ülkemizde belediyelerin yürüttüğü sosyal hizmet ve yardımların planlanma ve
uygulama aşamalarında nasıl bir sürecin takip edildiğinin belirlenebilmesi
ve uygulama sonuçlarının bilimsel bir bakış açısı ile değerlendirilmesi için
konu ile ilgili çeşitli araştırma bulgularına ihtiyaç vardır. Bu nedenle
çalışmadan elde edilecek bilgilerin belediyelerce yürütülen sosyal hizmet ve
sosyal yardımların planlama, uygulama ve değerlendirme süreçlerinde yer alan
tüm kişi ve belediye organlarına ışık tutacağı umulmaktadır.
1. 6. ARAŞTIRMANIN SAYILTILARI
1. Araştırmada kullanılan veri toplama aracı (yarı yapılandırılmış görüşme
formu) araştırma amaçlarına uygun verilerin toplanmasında, aranan şartları
taşımaktadır.
2. Belediye görevlileri ile derinlemesine görüşme (in depth interview) lerde
verecekleri bilgilerin geçerli ve güvenilir olacağı varsayılmaktadır.
1.7. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI
1. Çalışma evreni İstanbul olarak belirlenmiştir. Çalışma evreninin İstanbul
Büyükşehir Belediyesiyle sınırlandırılmasının nedeni, Türkiye çapında bir
örneklemle çalışmak için yeterli zamanın ve finansman kaynağının
olmayışıdır.
2. Türkiye’de belediye yönetimlerinin sosyal hizmet ve yardım faaliyetlerini
nasıl organize ettiklerini belirlemeye yönelik yapılmış bilimsel çalışmalar
oldukça sınırlıdır. Bu durum, aynı alanda daha önce yapılmış çalışmaların
yol gösterici işlevlerinden yararlanılmasını engellemiştir.
3. Araştırmanın bireysel olarak yapılması insan gücü açısından bir
sınırlılık oluşturmuştur.
1. 8. TANIMLAR
Belediye: Yerinden yönetim ilkesince idare olunan, sınırlarını çevrelediği
beldenin ve belde halkının ortak yerel gereksinimlerini karşılayan ve belde
hizmetlerini gören kamu tüzel kişiliğine sahip bir mahalli idareyi ifade
eder.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi: İstanbul il sınırları içerisinde kendisine
bağlı 32 ilçe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu
sağlayan; kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren,
yetkileri kullanan; idarî ve malî özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisini ifade eder.
Sosyal Hizmetler: İnsanların sağlık ve iyilik hallerinin geliştirilmesinde,
başkalarına bağımlı olma hallerinin önlenmesinde ve kendilerine daha yeterli
hale gelmelerinde, aile bağlarının güçlendirilmesinde, bireylerin,
ailelerin, grupların veya toplulukların sosyal işlevlerini başarıyla yerine
getirebilmelerinde yardımcı olmak amacıyla sosyal hizmet uzmanları ve diğer
profesyonel elemanlar tarafından gerçekleştirilen etkinlikler bütününü ifade
eder.
Sosyal Yardımlar: Mutlak yoksulluk içinde olup da temel ihtiyaçlarını
karşılayamayan ve yaşamlarını en düşük düzeyde dahi sürdürmekte güçlük çeken
kişi ve ailelere karşılıksız olarak sağlanan ayni (yiyecek, giyecek,
yakacak, kırtasiye gibi) ve nakdi yardımları ifade eder.
1.9.ARAŞTIRMA MODELİ
Araştırmanın modeli olarak genel tarama modeli kullanılacaktır.
1.10.EVREN VE ÖRNEKLEM
Araştırmanın evrenini, İstanbul Büyükşehir Belediyesinde ve bağlı
kuruluşlarında görevli idareciler oluşturmaktadır.
1.11.VERİ TOPLAMA ARACI
Araştırma verileri, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire
Başkanlğı Darülaceze Müdürlüğü, beyaz masa sorumlusu Yasemin SEL, Yardım
Sandığı Sorumlusu Mehmet ÇELİK, Basın Yayın Müdürlüğü Kemal SÜLEYMANOĞLU,
Tuzla İSMEM SHU Ahmet KAYACIK’la yapılan çeşitli görüşmeler yolu ile
toplanmıştır. Ayrıca araştırmacının kendisi de 6.5 yıldır SHÇEK Genel
Müdürlüğü’ne bağlı İstanbul Atatürk Kız Yetiştirme Yurdu Müdürlüğü görevini
yürütmekte olup Belediyenin çalışmalarını sürekli izlemekte olup Büyükşehir
Belediyesinin sosyal refah hizmetleri açısından derinlemesine gözlemlerini
de bir veri toplama aracı olarak kullanmıştır. DEVAM EDİNİZ
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|