|
|
|
 |
İşçinin bilgilendirilme hakkı tanınsın
İş
Başmüfettişi ve Sosyal Hizmet Uzmanı
Doğan KESKİN |
İşyerlerinde, çalışanlar
tarafından seçilecek işçi temsilciliği müessesesi oluşturulmalı,
sözleşmelerin feshinde ve işyeri devirlerinde bunlar aracılığıyla işçilerin
bilgilendirilmesi sağlanmalı
Ulaşım ve iletişim teknolojilerinde 1970'lerde başlayan devrim
denebilecek niteliksel sıçramalar, küreselleşme olgusuyla birlikte yaşamın
pek çok alanında olduğu gibi çalışma ilişkilerinde de yeniden biçimlenmelere
yol açtı. Kuralları belirli tam zamanlı çalışma ilişkileri yanında kısmi
zamanlı atipik çalışma biçimleri ve esneklik yerini aldı.
Bu olgunun etkilerini günlük yaşantımızda görmeye çok daha önceleri
başlamakla birlikte, çalışma ilişkilerini düzenleyen yasal değişiklik ancak
2003'te yapılabildi. Güncel çalışma ilişkilerini içeren 4857 sayılı yeni İş
Kanunu üç yıldır yürürlükte.
İş Kanunu, çalışma hayatında yaşanan bu gelişmelerin yarattığı
gereksinimi karşılamak üzere yeniden düzenlenirken, Türkiye'nin gündemini
belirleyen Avrupa Birliği üyeliği girişimi de önemli rol oynadı. AB
üyeliğine aday statüsünde bir ülke olarak, mevzuatın AB müktesebatına uyumu
da gündeme geldi. Ancak, esnek çalışma ve atipik çalışma biçimlerini de
kapsayacak şekilde çalışma ilişkilerini sağlık ve güvenlik kavramları
eşliğinde belirleyen AB yönergelerinin sadece bir bölümü dikkate alındı. Bu
nedenle de, 4857 sayılı İş Kanunu AB müktesebatına uyum açısından
eksiklikleri olan bir yasa olarak hayata geçti.
AB yönergeleri
Yeni İş Kanunu düzenlenirken, zorlu mücadelelerden sonra
kuralları oturtulmuş tam zamanlı (fordist) çalışma ilişkilerinde kazanılmış
hakları gerilettiği düşüncesiyle atipik çalışma biçimleri ve esnek çalışma
düzenlemelerine karşı çıkmaya odaklaşıldığından, emeğin haklarını koruyacak
bazı düzenlemeler gözden kaçırıldı. Hatta, AB yönergelerine göre
çalışanların lehine gündeme getirilebilecek bazı düzenlemeler için şart olan
işçi temsilciliği müessesesi, o sırada daha önce düzenlenmiş yasayla (4773
sayılı yasa) yürürlükte olmasına karşın, sendikal örgütlenmeyi
engelleyebileceği şeklinde ters bir algılamayla yasadan çıkarıldı.
İşte bu nedenlerle, hem çalışanların bazı belirsizliklerden korunabilmesi
hem de AB müktesebatına uyum açısından eksik kalan hususların
tamamlanabilmesi amacıyla İş Kanunu'nda yeniden bazı değişikliklerin
yapılması gerekiyor.
Nitekim, AB ile başlatılan tarama sürecinde 19. sırada yer alan 'sosyal
politika ve istihdam' başlıklı bölümde, yapılması gereken düzenlemeler
arasında, 'işçilerin bilgilendirilmesi' ve 'işçi temsilciliği'nin
oluşturulması konuları da yer alıyor.
Kaldı ki, 'işçi temsilciliği' konusundaki eksiklikler, Avrupa Birliği
yönergesiyle olduğu gibi Uluslararası Çalışma Örgütü (UÇÖ) tarafından
düzenlenmiş ve ülkemiz tarafından yasayla onaylanmış uluslararası çalışma
sözleşmeleri uyarınca da gündemde bulunuyor.
İşçi temsilciliği oluşturulmalıdır
Türkiye, 'İşletmelerde İşçi Temsilcilerinin Korunması ve Onlara Sağlanacak
Kolaylıklar Hakkındaki' 135 sayılı UÇÖ sözleşmesini 1992'de 3845 sayılı
yasayla onaylamıştır.
Bu sözleşmeye göre işçi temsilcileri, sendikalarca seçilebileceği veya
atanabileceği gibi işletme işçileri tarafından da seçilebileceklerdir.
Her iki tür işçi temsilcisi de aynı anda fonksiyonel olabilecektir.
Ancak, Türkiye'de toplu iş hukuku aracılığıyla sadece sendika temsilciliğine
yer verildiğinden, sendikal örgütlenme içinde olmayan işyerlerinde işçi
temsilciliği oluşturulamamaktadır.
Yine, yasayla onaylanmış, 'Hizmet İlişkisine İşveren Tarafından Son
Verilmesi Hakkındaki' 158 sayılı UÇÖ sözleşmesinde de işçi temsilciliğinden
söz edilmektedir (3999 sayılı yasa ). Bu sözleşmede yer alan işçi
temsilciliği, 135 sayılı UÇÖ sözleşmesindeki işçi temsilcilerinin
oluşturduğu bir yapıyı ifade etmektedir.
158 sayılı UÇÖ sözleşmesine göre işverenler, bireysel veya toplu çıkarma
ayrımı yapmaksızın ekonomik, teknolojik, yapısal vb. nedenlerle hizmet
ilişkisine son verme kararı aldıklarında, önce işçi temsilcisine bilgi
verecek sonra da, çıkarmayı durdurmak, azaltmak veya işçiler lehine yeni
bazı olanakları oluşturabilmek amacıyla sonucu değiştirmeyi hedefleyecek
şekilde fesih kararını birlikte değerlendireceklerdir.
UÇÖ sözleşmelerinde yer alan, işçi temsilciliğine bilgi vermek ve eylemin
sonuçlarını değiştirmek amacıyla birlikte değerlendirme yükümlülüğü, toplu
işçi çıkarma bağlamında AB yönergesinde de yer almıştır (75/129 ve
değiştiren 98/59 sayılı yönerge).
Ne var ki, yasayla kabul edilmiş UÇÖ sözleşmelerine ve AB yönergesine uygun
düzenlemelerin yapılması gerekliliğine karşın, az önce de belirtildiği
üzere, yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanunu'nda 4773 sayılı yasayla
son anda düzenlenmiş 'işçi temsilciliği' müessesesine son verilmiştir.
Sonuç olarak, yasayla onaylanmış uluslararası çalışma sözleşmeleri ve AB
yönergesi uyarınca 'işçi temsilciliği' müessesesinin oluşturulması
kaçınılmaz bir görev olarak karşımızdadır.
Aynı anda ve yerde bulunmaları halinde sendika temsilcileriyle çalışanlar
tarafından seçilen işçi temsilcileri arasında görev çatışması olabileceği
yönündeki endişeler, 135 sayılı UÇÖ sözleşmesindeki yönlendirmeler
çerçevesinde çözümlenebilecektir.
Önemli olan işçi temsilcisiz işyeri veya işletmenin kalmamasıdır.
Bireysel veya toplu fesihlerde işçiler
bilgilendirilmelidir
İşçi temsilciliğinin oluşturulması, sözleşmenin feshinden
önce işçilerin bilgilendirilmesiyle ilgili bir başka Avrupa Birliği
yönergesine uyum konusunun da çözümlenmesini olanaklı kılabilecektir (98/59
sayılı yönerge).
Nitekim, 4857 sayılı İş Kanunu'nda, toplu çıkarma prosedürü, işçi
temsilciliğiyle ilgili bölümü hariç AB yönergesine paralel düzenlenmiştir.
Buna göre toplu çıkarma yapan işveren, bu eyleminin nedenlerini, etkilenecek
işçi sayısını, çıkarmanın hangi zaman diliminde yapılacağını Bakanlık Bölge
Müdürlüğü'ne, T. İş Kurumu'na ve varsa işyerindeki sendika temsilcisine
bildirecektir. Halbuki, her işyeri veya işletmede sendika tarafından
bağıtlanmış toplu iş sözleşmesi, dolayısıyla sendika temsilcisi
bulunmamaktadır. Bu durumda işveren, toplu çıkarma eylemini sadece ilgili
kurumlara bildirmekle yetinecektir. İşte bu nedenle her işyerinde veya
işletmede işçiler tarafından seçilerek oluşturulacak 'işçi temsilciliği'
müessesesine gereksinim bulunmaktadır.
İş sözleşmelerinin feshinde uyulacak prosedürü düzenleyen 158 sayılı
sözleşme AB tarafından yönergeye dönüştürülmüş olduğundan, hem yasayla
onaylanmış sözleşme hem de AB yönergesi uyarınca, bireysel ve toplusözleşme
fesihlerinde işçilerin bilgilendirilmesi gerekmektedir. Üstelik, 158 sayılı
sözleşmenin başlığından da anlaşılacağı üzere (Hizmet İlişkisine İşveren
Tarafından Son Verilmesi Hakkında Sözleşme), sadece toplu fesihler değil
bireysel fesihlerde de işçiler bilgilendirileceklerdir. Halbuki 4857 sayılı
İş Kanununda toplu çıkarma eylemiyle ilgili olarak işçilerin
bilgilendirilmesi, o da sendika işyeri temsilcisi varsa, gündeme getirilmiş
ve fakat bireysel fesihlerde işçilerin bilgilendirilmesi bağlamında hiçbir
düzenleme yapılmamıştır.
Bu nedenle her ne kadar, 158 sayılı sözleşme, işçi temsilcilerinin
bilgilendirilmesi ve sonuçların birlikte gözden geçirilmesi yönteminin,
toplu çıkarma sayılmayan bireysel fesihlere uygulanmasını tercihe bırakmış
olsa da, müktesebata uyum sürecinde düzenleme, bireysel fesihleri de
kapsayacak şekilde yapılmalı ve 4857 sayılı kanun buna göre düzenlenmelidir
(158 UÇÖ s. m.13)
İşyeri devirlerinde işçiler bilgilendirilmelidir
İşçilerin bilgilendirilmesi bağlamında işçi
temsilcilerine düşen görev sadece fesih konusuyla sınırlı değildir.
AB'nin konuya ilişkin yönergesine göre, işçilerin işçi temsilcileri
aracılığıyla bilgilendirilmesi gereken hususlardan biri de, işyerlerinin
tamamının veya bir bölümünün hukuki bir işleme dayanarak başka bir işverene
devredilmesi halinde ortaya çıkmaktadır (77/187 ve değiştiren 2001/23 sayılı
yönerge).
İşyerinin tamamı veya bir bölümünün başka bir işverene devredilecek olması
halinde makul bir süre öncesinden devir işleminin tarihi, nedenleri, işçiler
bakımından hukuki, ekonomik, sosyal sonuçları işçi temsilcilerine
bildirilecektir. Devralan işveren de, iş ve istihdam koşulları hakkında işçi
temsilcilerini bilgilendirecektir (Yönerge m.7/1).
4857 sayılı İş Kanunu'nda, söz konusu AB yönergesi uyarınca, işyerinin
tamamının veya bir bölümünün başka bir işverene devri halinde devreden
işverenle devralan işverenin sorumluluklarına yer verilirken, işçi
temsilcilerine bilgi verilmesine ilişkin düzenleme yapılmamıştır.
Üstelik toplu fesihlerde olduğu gibi varsa, işyeri sendika temsilcilerinin
bilgilendirilmesi gibi sınırlı bir yol da izlenmemiştir. Bu nedenle, işyeri
veya işletmenin tamamı veya bir bölümünün devri söz konusu olduğunda
devreden işverenin, burada çalışanların geleceğini ilgilendiren önemli
konularda temsilcileri aracılığıyla bilgilendirilmelerini sağlayacak
düzenleme, 2001/23 sayılı AB yönergesine uyum bağlamında kaçınılmaz olarak
yapılmalıdır.
Sonuç
Türkiye, çalışma yaşamını ilgilendiren ilk
düzenlemelerden itibaren bazı çekinceleri hariç, uluslararası sözleşmelere
uygun hareket etmiştir. Bugün uluslararası çalışma sözleşmelerinin pek
çoğunun uygunluğunu yasayla içselleştirmiştir. İş hukukunda temel yaklaşım,
uluslararası kabul görmüş kuralların iç hukuka yansıtılması şeklinde
olmuştur. Ancak AB müktesebatı, bu yaklaşımın ötesinde bir nitelik
taşımaktadır. Emeğin ve sermayenin serbest dolaşımı mantığı içinde iç
hukukta AB yönergelerine paralel düzenlemeler mutlaka yapılmalıdır. Bu
nedenle, katılımcı ülke olarak çalışma yaşamını ilgilendiren AB
yönergelerinin tam olarak iç hukuka yansıtılması gerekmektedir. Üstelik bu
duzenlemelerle bir taraftan, yönetime katılma olgusunun gelişmesine zemin
hazırlanırken bir taraftan da, sosyal diyoloğun altyapısı gelişerek ulusal
iş ilişkilerine olumlu katkılarda bulunacaktır. İşte bu nedenlerle, yasada
eksik kalan işçileri bilgilendirme fonksiyonunun, işçi temsilciliğiyle
birlikte hayata geçirilmesi bir an önce sağlanmalıdır.
Bu yazı RADİKAL WEB
Sitesinde yayınlanmıştır.
|
|