|
|
|
İŞBİRLİKLİ OYUNLAR BAĞLAMINDA
SOSYAL HİZMETLERDE MERKEZİLEŞTİRME
Durdu Baran Çiftçi
Sosyal Hizmet Uzmanı |
Oyun teorisi, genel olarak işbirlikli ve
işbirliksiz oyun kavramları bağlamında ilerler, oyunun tarafları kararlarını
verirken birbirleriyle görüşme ve anlaşma olanakları yoksa ve kararlarını eş
zamanlı ve birbirlerinden bağımsız veriyorlarsa buna işbirliksiz oyunlardır.
İşbirlikli oyunlar ise tarafların birbirleri ile anlaşma olanağı olan, beraber
karar alan ve eşgüdüm imkanına sahip oyunlardır.
Biz burada işbirlikli oyunlar derken bunu derin matematiksel
analizler kullanarak yapmayacağız; işbirliğini tüm toplumsal kesimlerin başta
buna ihtiyaç duyan kesimlerin çıkarlarını maksimum düzeyde tutmaya çalışma
anlamımda kullanacağız. Bunu tüm grubun ya da toplumun faydalanması anlamında
tüm kesimlerin (başta ezilen sınıfların) çıkarlarını gözetmesi ve dengelenmesi (
nash dengesi) olarak kullanacağız.
Oyunlar teorisi alanında tanınan matematikçi John Nash bu
teoriye yaptığı katkılar bu yazını çapını aşacağı gibi kendisinin genel
işbirlikli oyunlar için geliştirdiği modellemeler toplumsal bakımdan arzu edilen
bir durumun ortaya çıkması balgamında değerlendirilebilir (Koray 2002). Bu oyun
teorisi kullanılarak toplumsal olarak istenen sonuçların elde edilinebileceğine
yönelik kurumsal yapını düzenlenmesini sağlayabilir (Koray 2002). Tabi bunu
belirtirken neoliberal toplum mühendisliği anlamında söylemiyoruz ve toplumsal
özgürlüğün kısıtlanması bağlamında değerlendirmiyoruz. Bu daha çok bir toplumsal
soruna müdahale etme ve bu sorunun ortadan kalkması en azından azalmasını
sağlama bağlamında oluşturulmuş kurumların değiştirebilme kapasitesinin
matematikselleştirilmesi olarak kullanıyoruz.
Nash geliştirdiği denge kavramı bir merkezi düzenlemenin olmadığı; eşgüdümün,
adaletli ve verimli bir yönlendirmenin olmadığı - tıpkı şimdi tüm işlevi
toplumsal refahı geliştirmek ve dönüştürmek olan kamusal kurumların kendi haline
bırakılmış olması gibi – durumlarda ne tür gelişmeler olduğuna yönelik ölçütler
ortaya koymaya çalışır. Tabi merkezi düzenlemenin hedeflediği tasarımlara
ulaşmanın temel belirleyicisi bu anlamda toplumsal, iktisadi tüm temel
değerlerin ve değişkenlerin bilinebilmesini içerir ve bu planlı değişmenin kamu
yararı göz önüne alınarak şekillendirmesini içerir. Ancak tüm bu bilgiye
ulaşılamadığı zamanlarda durumun nasıl şekilleneceği ayrı merkezsizleştirilmiş
ancak hedefleri belirlenmiş kurumsal modeller olabilir mi? Bu durumda merkezin
müdahalesinin minimuma indirilmesi durumunda ne olur o zaman otoritenin
dağıtıldığı özel kurumların verilerine güvenilmek zorunda kalınır: bu da tehlike
içerir. Özel kurumlar doğası gereği karı her zaman kamu yararından önde
tuttuğundan doğru bir veri ve bilgi akışını mevcut olan gibi aktarılmasını
engeller. Bu nedenle bu tür toplumsal refah ve sosyal hizmet kurumlarının
merkezi otoritenin kamu yararı göz önünde tutarak tüm toplumsal kesimlerinin-
işbirlikli oyun kavramı anlamında- mutabakatıyla planlaması ve otoritesini
kullanarak yönlendirmesi gereklidir.
Son zamanlarda gerek sosyal refah kurumlarında gerekse sosyal
hizmet kurumlarında yerelleşme ve özel teşebbüs mantığının yaygınlaşması ile
birlikte merkezi anlayıştan uzaklaşma hızlanmış durumdadır. Bu uzaklaşma bir
değişimi, toplumsal refahın verimini ve toplum yapılanmasını, ezilen sınıflarını
bu sürece daha sağlıklı adapte etmek için geliştirilen sosyal politika, sosyal
hizmet alanlarını sekteğe uğratmaktadır. Bu durum bugüne kadar kazanılmış tüm
hakları tedrici bir şekilde ortadan kaldırmaktadır.
Tabi örnek gösterdiğimiz merkezi otorite bu fonksiyonunu
yerine getirirken tüm bu değişim sürecini iyi takip edebilmeli ve bu evrimleşme
aşamasına müdahale edecek bir güçe sahip olması gerekmektedir. Bu da ancak
kamusal yararı ön planda tutacak bir devlet yapılanmasında mümkündür. Her şeyin
pazara açıldığı, özele hibe edildiği bir ortamda planlamanın kamusal yararı ön
planda tutarak olması olası görünmemektir.
Ancak merkezi otoritenin olmadığı ve tüm bu kurumsal
yapıların işbirliksiz oyun kavramı ile sürdüğü ya da görünüşte işbirlikli oyun
gibi olduğu durumlarda ne olacak bunu bir örnekle açıklamaya çalışalım. SHÇEK
kurumunu ele alalım. Bahsi geçen kurumu, kamu yararını ön plana alarak
sürdürdüğü çalışmalarını küresel ve yerel değişimleri neden göstererek hızla
özel kurumlara bırakmaktadır. Bunu da hizmetlerin daha hızlı, verimli ve
istihdamı ön planda tutarak yaptıklarını ve merkezi kontrolün hala ellerinde
olduğunu ve merkezi otorite içerdiklerini belirtmektedirler. Ancak bu tarz
toplumsal refahı yükselten merkezi otoritenin varlığı şüphe içerir; daha
rasyonel ve gelişmiş bir planlama için yukarıda açıkladığımız gibi tüm toplumsal
ve iktisadı değişkenlere sahip bir merkezi kurum olması gerekir. Bu kurum tüm
hizmet alanlarının özel nitelikteki kuruluşların statüsünü aldığı bir durumda ne
yapar! Diyelim ki denetim ve müdahale hakkını kullanarak bilgileri istesin, ama
o da özel teşebbüsün kar etme mantığı kamu yararının önünde değerlendirdiği
yargısında hareket edersek (özellikle kamusal denetimin bu kadar etkisiz ve
verimsiz olduğu bizim gibi ülkelerde ) bu bilginin doğruluğu biraz zora girer.
Bu durumda hizmet edilen yapının olduğu duruma ulaşmamız zor görünmektedir.
Ve merkezi otoritenin özel teşebbüslerden gelen yığınsal bilgilere dayanarak
geliştirdiği modelleme, sanal bir duruma karşılık gelmektedir. Ancak merkezi
otoritenin kar mantığı içermeyen, tamamen işbirliğine dayanan, bir yapılanma
kurarak kamusal yararı ön plana alarak oluşturduğu merkezi planlama verimli
toplumsal refah yapılanmasının kurulmasını sağlayabilir.
Bu durumda ne yapılması gerektiği bir aydınlanma
kazanımı olan sosyal devlet olgusunu aşamalı olarak ortadan kaldırılışına karşı
artık farklı adımlar atmak gerekli. Bu, başta rasyonel tercih ve bilgileri
içeren, kamusal yararı ön planda tutan, işbirliğine dayanan merkezi planlama;
matematiğin de sosyal bilimlerin yanında yer almasını sağlayarak mümkün
olabilir.
Kaynakça
Koray, Semih. “John Nash, Oyunlar Teorisi ve Sosyalizm”, Bilim ve Ütopya
Dergisi, Sayı: 97, SS: 8-15.
www.oyunteorisi.com
|