|
|
|
|
|
İNTİHARLARI ÖNLEMEDE İZLENECEK ÇEŞİTLİ STRATEJİLER
Bir
adam okyanus sahilinde yürüyüş yaparken denize telaşla bir şeyler atan
birine rastlar. Biraz daha yaklaşınca bu kişinin sahile vurmuş deniz
yıldızlarını denize attığını fark eder ve “niçin bu deniz yıldızlarını
denize atıyorsunuz” diye sorar. Topladıklarını hızla denize atmaya devam
eden kişi “yaşamaları için” yanıtını verince, adama şaşkınlıkla ‘iyi ama
burada binlerce deniz yıldızı var. Hepsini atmanıza imkan yok. Sizin bunları
denize atmanız neyi değiştirecek ki?’ der. Yerden bir deniz yıldızı daha
alıp denize atan kişi, ‘Bak onun için çok şey değişti’ karşılığını verir.”
Kamil
ALPTEKİN Yaşamı
tehdit edici özelliğe sahip olması nedeniyle psikiyatri
ve krize müdahale alanında önemli bir yer tutan intihar
davranışı; günlük hayatta bir düşünce, bir girişim veya
tekrarlayan girişim olarak karşımıza çıkabilir. İntiharlar
sadece bu davranışa yönelen kişiyi ve yakın çevresini
değil olaya tanık olanları, bunu bir haber olarak duyan
ve okuyanlar gibi geniş bir çevreyi etkileyebilen bir
olgudur. Bu temel düşünce doğrultusunda toplumun tüm
birimlerini kapsaması gereken intiharları önleme
çalışmalarının amacı intihar krizlerinde ve ruh
hastalıklarında intiharla ilgili etiyolojiyi açığa
çıkarmak, müdahale teknikleri geliştirmek ve korunmayı
sağlamak olmalıdır.
İntiharların etiyolojisini anlamak ve risk faktörlerini
belirlemek intiharları önleme çalışmalarının ilk adımını
oluşturur. Her türlü
intihar davranışına yönelik olarak tutulan kayıtlar
(hastane acil servis kayıtları, psikolojik otopsi
raporları, intihar vakaları bilgi formları, intihar
istatistik formları vb. gibi) intiharların etiyolojisini
belirlemede çok önemli bilgi kaynaklarıdır. Özellikle
tamamlanmış intiharlarda ayrıntılı olarak hazırlanmış
psikolojik otopsi raporları geçmişten bugüne intihar
eden kişinin biyolojik, psikolojik, sosyolojik ve
çevresel durumunu aydınlatabilmesi nedeniyle hangi
değişkenlerin kişiyi intihar davranışına yönelttiğini
anlamamızı kolaylaştırır.
İntiharların %30’unun depresif hastalar tarafından
gerçekleştirildiği unutulmamalıdır. Depresyonu dar
anlamından çok nonspesifik, affektif bir duygu durumu
biçiminde değerlendirdiğimizde bu oranı %50’ye
yükseltmemiz mümkündür. İntiharların 1/3’ü alkol, ilaç
ve madde bağımlıları tarafından gerçekleştirilir.
İntihar edenlerin %40’ı 60 yaşın üzerinde olan
kişilerdir. Tüm bunlar birlikte değerlendirildiğinde
etkili bir intihar profilaksisi, geniş bir psikososyal
çevrede yürütülmelidir. (Sonneck ve ark., 1993). Lester
(1998) geliştirilen bazı intihar kuramlarının bir kısım
gruplara çok iyi uyarlanabileceği bununla birlikte yaş
grupları açısından tüm intihar kuramlarını yaşlı ve
gençlere birlikte uygulamanın mümkün olmadığı
görüşündedir. Lester, araştırma sonuçlarından elde
edilen bilgilere dayanarak genç ve yaşlılardaki intihar
tetikleyicilerinin ve kullanılan yöntemlerin farklı
olduğunu kanıt olarak öne sürmektedir. Sonneck ve
ark. (1993) intiharları önlemede “intihar riski yüksek
olan alt grupların saptanması”nın önemini
vurgulamışlardır: “İntihar
eden ve intihar girişiminde bulunan kişiler birbirinden
farklıdır. İntihar edenler; genellikle gençlerden oluşan
alkol, ilaç ve madde bağımlıları, depresif; özellikle
tekrarlayan depresif bozukluğu olanlar, yaşlı, yalnız
yaşayan, sakat, evsiz ve azınlıklara mensup kişilerden
oluşur. Bağımlılığın iyi bir şekilde tedavi edilmesi,
psikiyatrik hastalara ve yaşlılara iyi bir bakım
sunulması, birer intiharı önleme yöntemidir. Bu risk
gruplarının sosyal problemlerini çözmek için geniş bir
psikososyal yardıma ihtiyaç vardır. Eş güdümlü ve
sürekli bir yardım çeşitli kurumların ve uzmanların
ortak çalışmaları sayesinde gerçekleştirilebilir. Bu
sayede yardım arayanlar ve yardım sunanlar arasındaki
sosyal mesafede en aza indirgenmiş olur. Yüksek risk
altındaki gruplar, sınırları belirli olan bir alanda
daha kolay tanımlanıp ortaya çıkarılabilirler. Böylece
krizin ortaya çıktığı yerde yardım etme şansı doğar.
Krizdeki kişilerle çalışan herkesin bir intihar
tehlikesine karşı tetikte olması ve böyle durumlarda
yapılması gerekenleri bilmesi gerekir” (Sonneck ve ark.,
1993). Yaşlılar ve
psikiyatrik hastalar intihar riski özellikle yüksek olan
gruplardır. Bu bakımdan kronik ve tekrarlayan
psikiyatrik hastalıklarda uygulanacak primer, sekonder
ve tersiyer önleme yöntemleri; özellikle alkolizm ve
endojen depresyonlarda, önemli bir intiharı önleme yolu
olacaktır (Sonneck ve ark., 1993). Bütün
intiharları önlememizin mümkün olmadığını belirten
Rihmer (1996) intiharları önlemede “sağlık koruması”na (health
care) odaklanmayı önermektedir. Rihmer sağlık koruma
servisleri tarafından da uygulanan ve aşağıda belirtilen
stratejik tablonun izlenmesi ile intiharları %15
azaltmanın mümkün olabileceği görüşündedir: 1)Akut intihar tehlikesini ortadan kaldırma a)Hastane acil servisleri (ilaç tedavisi, psikoterapi) b) İntihar önleme merkezleri 2)Özellikle depresyon için ruhsal bozuklukların tanı ve tedavilerini geliştirme a) Akut ve koruyucu tedavi (Affektif bozukluklar, şizofreni, madde kötüye kullanımı ve bağımlılığı) b)Hastaların, hasta yakınlarının ve sağlık bakımı çalışanlarının eğitimi 3) Yüksek intihar riski taşıyanlar ile tedavi sonrası bakım a) Tüm intihar girişiminde bulunanlar için rutin psikiyatrik danışma b) Tekrarlayan girişimde bulunanlar için başlıca kişilik bozukluğu tanılarının tespit edilmesi c) Diğer yüksek risk grupları (ergen ve genç erkekler, yaşlı kişiler, intihar edenin yakınları, hapishanede kalanlar) 4) Toplum eğitimi a) Genel popülasyon
b) Özel gruplar (öğretmenler,
işverenler, yöneticiler vb.) Lester’in
(1998) intiharı önlemek için önerdiği model içerik
olarak Rihmer’inkine benzemektedir. Lester; (1) İntiharı Önleme merkezlerinin, (2) Medikal ve psikoterapi ile birlikte psikiyatrik tedavinin, (3) Eğitim programlarının (son yıllardaki bilgilerle desteklenmiş-geliştirilmiş) ve (4) İntihardaki öldürücü sonuçlara neden olan materyallerin sınırlandırılmasının intiharları önlemede yararları olabileceği görüşündedir. İntiharları
önleme çalışmalarında bir diğer önemli konu
kurumsallaşmadır. Kurumsallaşmanın tamamlanması,
kurumlar arası eşgüdüme dayalı hizmet ağı oluşturulması
ve bunların sürekli kılınması intiharı önleme
çalışmalarının altyapısını oluşturmaktadır. İntihardan
Koruyucu Merkezler, Yaşamdan Bıkmışların Bakımı,
Telefonla Yardım, Samaritan ve Kriz Merkezleri özgül
sağaltım kuruluşlarıdır. Kuruluşların amacı yaşamdan
bıkmış, kendine kıymak isteyen ya da kriz içindeki
kişilere gerekli yardımın yapılmasıdır. Sayıları son
yıllarda çok artmış ve Amerika ve Avrupa’da çok
yaygınlaşmışlardır. Bu gün için her kentte birden fazla
merkezleri bulunmaktadır. Bu sağaltım birimlerinin bir
bölümü hastanelerin içerisindedir. Daha büyük bir kümesi
ise hastanelerin dışında onlardan bağımsız olarak
çalışmaktadır. Ama hepsi dahiliye, cerrahi, psikiyatri
gibi başka sağaltım merkezleri ile yakın bir işbirliği
içindedirler (Odağ, 1995). Daha önce
de belirtildiği gibi intiharlar kurban ve yakınlarıyla
sınırlı kalmayıp geniş bir çevreyi de etkilemektedir.
Bunda günümüzde kullanım ve etki alanları bir hayli
artmış olan kitle iletişim araçlarının (basın,
televizyon, telefon, internet-web siteleri vb. gibi)
payı büyüktür. İntihar haberi aktarımında toplumun doğru
bilgilendirilmesi, gerekli kuralların ve kriterlerin
oluşturulmasında kitle iletişim araçlarını elinde
bulunduran kurum ve kuruluşlarla işbirliğine yönelmek
intiharları önleme faaliyetlerinde izlenecek temel
stratejilerden biri olmalıdır. Literatürde
diğer kitle iletişim araçlarına oranla krize müdahale ve
intiharı önlemede telefonla yardımın önemi üzerinde daha
fazla durulduğu görülmektedir. Berksun’un (2000) da
işaret ettiği gibi telefonla tedavi ve müdahaleleri yüz
yüze yapılan tedavilere ve müdahalelere karşı bir
seçenek değildir, etkin kullanımının bir çok faydası
vardır. Telefon görüşmelerinde kimliğinin bilinmemesi
(anonim kalma) görüşmeciye sorunları daha rahat
anlatabilme, kontrolü elinde bulundurma, fiziksel
uzaklığı ve kişisel engelleri aşabilme olanağı
sağlamaktadır. İntiharları önleme veya azaltmada üzerinde durulması gereken bir başka konu da günlük “politika”dır. İntiharları önleme veya azaltma çalışmalarında pek çok konu (silah kontrolü, ilaç dağıtımı, alkol kullanımı gibi) koruyucu ruh sağlığı alanında hizmet veren kurum, kuruluş ve kişilerin güçlerini aşacağından günlük politikayı, toplumda saygınlığı bulunan lider kişileri ve yönetici kadroları duyarlı hale getirme konusunda girişimlerde bulunulması kuşkusuz yararlı olacaktır.
KAYNAKÇA
BERKSUN E. Oğuz
(2000). “Krize Müdahalede ve Psikiyatri Alanında
Telefonun Kullanımı.” Kriz ve Krize Müdahale.
Ankara: Ankara Üniversitesi Psikiyatrik Kriz Uygulama ve
Araştırma Merkezi Yayınları, No 6.
ODAĞ Celal
(1995). İntihar (Özkıyım): Tanım-Kuram-Sağaltım.
İzmir: Ege Üniversitesi Basımevi.
LESTER David
(1998). “Suicide in The Elderly.” German Association for
Suicide Prevention.
RİHMER Zoltan
(1996). “Strategies of Suicide Prevention: Focus on
Health Care”. Journal of Affective Disorders.
Volume 39, pp. 83-91. SONNECK Gernot, GOLL H., HERZOG H., KLEJNA M., KUESS S., PRÖBSTİNG E., ROSSIWALL O., TILL W., ZIEGELBAUER B. (2000). Krize Müdahale ve İntiharı Önleme. Çev.: Yasemin Sözer. Ankara: Türkiye Sosyal Psikiyatri Derneği Yayını. * Bu yazı, yazarın; T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı tarafından Kasım 2002 tarihinde yayınlanan “1974-1999 Yılları Arası Türkiye’de Tamamlanmış İntiharların Coğrafi yerleşim Birimleri ve Cinsiyetlere Göre Dağılımı” adlı çalışmasından alınmıştır.
|
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
. |
©Sosyal Hizmet Uzmanı Web Sitesi |