|
|
|
 |
İNSAN
HAKLARI HURDALIĞI OLARAK DÜNYA
(10 Aralık’a)
Aziz ŞEKER/ Sitemiz Yazarı
shuaziz@gmail.com
|
İnsan hakları açısından sicili bozuk
bir yüzyılı devraldık, öyle de gidiyor… Radikal ve kusursuz bir eşitsizliğin
dünyasını yaşıyoruz.
Dünyanın birçok bölgesinde insan kanı akıtılıyor. Şiddet alabildiğinde
birçok coğrafyada kol geziniyor. Çocuklar, kadınlar, masum insanlar terör
kurbanı oluyor. Çevre kirletiliyor, hayvanlar katlediliyor. Vatanlarından
göç etmek zorunda kalanların durumu ise çok daha trajik… Daha geçenlerde
medyadan, paparazzilerden arta kalan kısa bir zaman diliminde bir grup
göçmenin dövülerek nasıl Meriç nehrine atıldıklarını dinledik. 16 Ortadoğu
insanı, tüm korumasızlıklarıyla bir nehre itildiler. Kayboldular.
Umutlarıyla, düşleriyle çıktıkları yolda vatanları bir derin nehir oldu.
Vatan diye bildikleri topraklar onlar için bir zulüm kalesiydi...
İnsan hakları ihlallerine yeryüzünden birçok örnek verilebilir. Örneğin,
Çin’de 44 milyon kadın kayıp, Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 doların
da altında bir gelirle yaşıyor, Rusya’da yılda 12 binin üzerinde kadın aile
içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor. Latin Amerika’da 100 milyon çocuk
sokakları mesken tutmuş bir şekilde yaşıyor. Dünyanın üçte biri savaş
halinde. Türkiye’de iki yıl kadar bir sürede şiddet sonucu ölen kadın sayısı
2 bin kişiyle ifade ediliyor. Daha bir kuşak önce, 12 Eylül darbesinde, 650
bin kişi göz altına alınmış, 50 insan idam edilmiş, 171 kişi işkenceden
ölmüş, 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarılmış, 30 bin kişi sığınmacı
konumunda bir yaşama itilmişti...
Uluslararası bir insani destek kuruluşu olan UNICEF’in verilerine göre 20.
yüzyılın sonlarına doğru, Türkiye nüfusunun % 14’si yoksulluk sınırının
altında yaşıyor. Nüfusun % 31.5’inin sağlıklı bir tuvaleti ve % 26’sının ise
sağlıklı içme suyu yok. Başka çalışmalara göre ise Türkiye nüfusunun %10’luk
zengin kesimi gelirin %32’isi kadar bir payı alıyor…
Dünyada her gün 35 bin insan yalnızca açlıktan ölüyor…
20. yüzyılın sonlarında dünyanın nüfusunun üst merdivenlerindeki % 20’si,
gayri safi hasılanın % 85’sini, küresel ticaretin % 85’ini ve iç yatırımın %
85’ini, dünya enerjisinin % 70’ini, metallerin % 75’ini, ağaçların % 85’ini
tüketiyordu.
20. yüzyıldan yaşadığımız yüzyıla aldığımız olumsuz faturada gördüğümüz şey;
dünyanın bir “insan hakları hurdalığı” olduğu gerçeğidir.
Bakın, 21. yüzyılın şu ön yıllarında dünyanın yoksul halklarının çekim
merkezi olan Avrupa’nın sosyal durumuna, birçok sosyal sorunun içinde
çırpındığına tanık oluruz. Öyle ki, Avrupa vatandaşlarından 3 milyonu evsiz,
20 milyonu işsiz ve 30 milyonu da yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Bu
acı gösterge bile, göçmenlerin düşlerini besleyen, onlar için sığınılacak
bir liman olarak gördükleri Avrupa’nın başka bir sosyal yüzü. Dünyanın,
sosyo-ekonomik düzeyinin düşük olduğu başka bölgelerinde bu tür sosyal
sorunların yoğunluğu daha dramatik sonuçlar doğuruyor.
İnsanlık, sosyal hukuk devletinin varlığı ve gelişimi için yeni bir karar
almalıdır. Siyaseti belirleyenler sosyal hukuk devletinin bir vatandaşlık
hakkı olduğunu kabul etmelidirler.
Sosyal hukuk devleti işlevsizleştirildikçe, sosyal sorunların sayısı ve
yoğunluğu artıyor. Yoksulluk, suç olarak algılanıyor, algılatılıyor.
Günümüzde, toplumsal eşitsizlikler provokatif bir şekilde meydan okuyor
insan haklarının gelişimine, insanlığa ve uygarlık birikimine.
İnsanlık kaybetmemeli!
21. yüzyıl büyük bir (ekonomik-politik doğasında) düzensizleştirme (deregulation)
ile geldi. Düzensizlik; aile kurumundan, tüketim alışkanlıklarına, toplumsal
yapının çeşitli kurumlarına, devlete, yaşam tarzlarına, medyaya, beslenme
alışkanlıklarına dek birçok alana etkili bir şekilde girdi.
İnsan, güven duygusunu yitirdi gibi. Güven duygusunu yitiren insan, kendi
varlığından da çekinmeye başladı. Yaratıcı ve özgün değil. Bu yoksul ve
güvensiz kitle, refaha gereksinim duyuyor. Refah devletinin yolu, sosyal
politikanın, sosyal adalet yolunda insanlık ailesi için yeniden
kurgulanmasından geçiyor. İnsan hakları ve özgürlükleri ancak bu şekilde
somutlaşabilir. Yoksa günümüzde insan hakları düşüncesi etik açıdan ortaçağı
aratmayacak uygulamalara tanık oluyor.
İnsan hakları; bireyin değeri, onuru, yaşam doyumu, saygınlığı, refahı
hakkıdır.
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|