|
|
“Yanarım yanarım tütünüm tütmez
Virane bahçede bülbüller
ötmez
Yaram pek derindir melhem
kar etmez
Kar yağdı başıma uy beni
beni
Doğurmaz olaydın anam sen
beni” diyor bir türküsünde İnce Halil.
Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bağlı çocuk
yuvası ve yetiştirme yurtlarında kalmış ya da bir dönem bu kurumlardan
hizmet almış binlerce kişi toplumda kendine bir yer edinmiş ve hayatlarına
devam etmektedirler.
Bu kişilerden bir bölümü yurtlu kimliğini gizlemeye çalışarak aslında
geçmişini yadsımaktadır. Özellikle 3413 sayılı kanun ile kamu kurum ve
kuruluşlarında görev yapan kimi yurtlu arkadaşım bu yanılgıya
düşmektedirler. Yakinen tanıdığım arkadaşlarımdan bile böylesine basitçe
davranışlar içerisine girenler vardır.
Diğer taraftan yetiştirme yurdunda kaldığını göğsünü
gere gere her ortamda açıklayanlar da var ki bu kişilerin genellikle
kendisiyle barışık olanlar olduğunu düşünüyorum.
SHÇEK olarak Türkiye’nin -bana göre dünyanın- en büyük
ailesiyiz. Bu kadar büyük ailenin üyeleri arasında gündeme gelmeyen ÖRNEK
YAŞAMLAR var.
İnce Halil, yaşamı ile örnek alınması gereken SHÇEK’in yetiştirip bu topluma
kazandırdığı kişilerden sadece birisidir.
İnternetten alınan ve İnce Halil’in oğlundan edinilen bilgiler ışığında
derlenen İnce Halil’in kısa yaşam öyküsünü paylaşmak istiyorum:
“Âşıklar diyarı Sivas’ın Zara ilçesinde 1906 yılında bünyesi
zayıf ve kambur bir çocuk doğar. Toprak damlı köy evine bebek kokusunu
dolduran bu çocuğa Halil adını koyarlar. İki abladan sonra erkek çocuğu
sahibi olmak en çok da annesi Gülsüm hanımı sevindirir.
İnce Halil, ailesinin soyadı Çataltepe olmasına karşın, zamanın kaymakamının
ısrarına dayanamaz ve soyadını Söyler’e çevirir.
Gülsüm hanım bu zayıf ve çelimsiz çocuğa o
zamanın zor koşullarında gözü gibi bakar. Ana yüreği, çabalarının yetmediği
zamanlarda ellerini açarak “inşallah bu incik ölmez” diye dua eder. Gülsüm
hanımın incik yavrusu ölmez ve hayatın kendisine hazırladığı acılı hayattan
habersiz büyümeye başlar.
Halil önce annesi Gülsüm hanımı kaybeder. Köy yerinde öksüzlüğün pençesinde
kıvranırken arkasından yetimliği tadar.
Halil’in babası, Halil İbrahim beden işçisidir. Ailesinin nafakasını
çıkarmak için en ağır işlerde çalışır. Bir gün elinde balyoz kayalardan taş
kırmaya çalışırken parçalanan taşların altında kalır ve sakatlanır. İki yıl
tedavi görür ancak tedavisi sonuç vermez ve hayata gözlerini yumar.
Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Halil,
akrabalarının yardımı ile on dört yaşında Sivas Yetiştirme Yurdunda korunma
ve bakım altına alınır. Artık hayatında yeni bir sayfa açılmıştır. Yurt
arkadaşları ile birlikte hayatına yeni şeyler katmaya başlar.
Duygu dünyası yoğun olan Halil arkadaşlığın ve dostluğun önemini kendisi
gibi kimsesiz arkadaşları ile kurdukları dayanışmadan öğrenir ve bunu
yaşamın temel ilkesi yapar. Yurt arkadaşları arasında ve daha sonraki
yaşamında mertliği ile bilinir. Başkalarının sevinç ve acılarını paylaşır.
Yetiştirme yurdunda dört yıl kalır. Yurtta kaldığı dönemde bir daha elinden
bırakmayacağı saz çalmayı öğrenir. Sanatçı kişiliğinin tohumları yurtta
kaldığı dönemlerde atılır.
Dört yılın ardından yurttan ayrıldıktan
sonra Zara’ya döner. Saz çalmayı ilerletmiş olan Halil, yanık ve gür sesi
ile sıra gecelerinin, düğünlerin ve eğlence merkezlerinin aranılan ismi
olur. Zaralılar, hemşerileri Halil’e kucak açarlar ve Halil’e annesinden
kalan İncik lakabı İnce’ye döner. Doğduğu yer ile anılan sanatçılar
kervanına Halil’de katılır ve sanatçı kişiliği ülkeyi dolaşır. Artık Zaralı
Halil olarak tanınmaya başlar.
Halil, şöhret basamaklarını tırmanmaya
başlamışken askere alınır. Sanatçı kişiliği ile askerlik ocağında da
kendisini gösterir. Komutanları onun sesinin güzelliğini keşfettikten sonra
eğlencelere sanatçı olarak çıkarırlar.
İnce Halil askerlik ile ilgili türküsünde şöyle der:
Bir bulut kaynıyor Sivas elinden
Ucu telli mektup geldi yârimden
Karlı dağlar ne olur ne olur
Asker ağam gelse yarelerim ey olur
İnce Halil’in doğuştan getirdiği kırılganlığı iyice artar. İçkiye de düşkün
olan İnce Halil’in vücudu gittikçe yıpranır. Uygulanan tedaviler onu
iyileştirmez. Asker ocağından hastalık raporu alarak memleketi Zara’ya
döner. Kalan askerlik vazifesini de raporlar ve izinlerle tamamlar.
Evlenme çağına gelen Halil, Kamer Hatunla hayatını birleştirir ve yuvasını
kurar. Çiftin evliliklerinden sekiz çocuğu olur.
Askerlik sonrasında Suşehri, Sivas, Erzurum gibi yerlerde kendisini
göstermeye başlar. Sesi ile beğenilen ve ilgi gören bir sanatçıdır.
Halil’in şöhreti doğduğu yerler ve yakın
çevresine sığmaz olunca artık büyük şehirlere açılmak zamanı gelir.
Kendisini çok seven ve beğenen manifaturacı Şükrü Efendi onun elinden tutup
İstanbul’a götürür. Bir plak şirketiyle anlaşırlar. Ancak plak şirketi plak
doldurduktan sonra vaat ettiği parayı vermez, mahkemelik olurlar. Doldurulan
plak büyük ilgi görür ve yok satmaya başlar. Şöhreti tüm ülkeye yayılır.
Artık plakçılar Halil’in peşinde koşturmaya başlar. Zamanın büyük
sanatçıları ile yurt turnelerine çıkarlar.
Zaralı Halil, hem o devrin büyük sanatçılarından ilham almış, hem de
Sivas’lı sanatçılardan Hafız Halid Efendi, Feryadi, Hafiz Hakkı Bey,
Divrikli Nuri Üstünses’le meşk ederek onlardan etkilenmiştir. Plaklarını
okurken de kendisine o devrin en ünlü sanatçıları eşlik etmiştir.
Radyo programlarına konuk olan Zaralı Halil’in sesi radyodan duyulduğunda
hemşerileri “işte Halil Emminin türküsü” diye kulak kesilirler. Halil ile
birlikte memleketi Zara’nın da adı ünlenir.
Zaralı Halil’in şöhreti artıkça kendisini
daha çok içkiye verir. Zara’dan uzaklaşır ve yedi yıl memleketine uğramaz.
Evini, ailesini, çocuklarını ihmal etmeye başlar. Sağlığı iyice bozulduktan
sonra yalnızlığa dayanamaz ve memleketine döner. İlerleyen hastalık onu
iyice inceltir ve güçten düşürür. 15.01.1964 tarihinde zemheri ayında
Zara’da hayata gözlerini kapar.”
“Ezim ezim eziliyor yüreğim
Çok yalvardım kabul olmaz dileğim
Ben ağlarım doktor ağlar, dert ağlar
Haram olsun yâri gördüğüm çağlar
Laleler, sümbüller, ah ne güzel bağlar”
Zaralı Halil
|
|