Bu dünyaya hiç kimse bir tercih hakkıyla gelmez.
Ancak kendini yaşarken bulur. Bunu fark ettiği andan itibarende sanırım
herkesin tek amacı mutlu olmaktır. Tabiî ki herkesin mutlu olma yolu insanın
çeşitliliği kadar farklı olacaktır. İlahi kitaplara göre ademoğlu bu dünyaya
sürgün edilmiştir. Cennetteki sınavı geçemediğinden sınava yeniden tabi
tutulmak üzere gönderilmiştir. Bu teoriye inananların sınavda oldukları
bilinciyle sürekli gergin ve bir ödev yapma telaşı içinde olduklarına tanık
oluruz. Onların asıl hedefi öbür dünyada mutlu olmak üzerine kurulu
olduğundan bu dünyada gevşememeli, rahat olunmamalı, büyük bir ciddiyet ve
sorumluluk içinde yaşanmalıdır.
Çünkü bir sınav bunu gerektirir. İnanç gereği ikinci
başarısızlık durumunda cennetin kaybı ve cehennem cezası sözkonusudur. Bu yüzden
din inancına sahip bazı radikallerin eğlence, zevk ve sefaya dair davranış ve
faaliyetleri günah, haram ve yasak ilan etmelerini bu bağlamla
ilişkilendirebilir. Böylelikle onlar bazı davranış ve faaliyetleri öbür dünya
sefası için gerekli olduğuna inandıkları görev sorumluluklarından alıkoyacağı
endişesiyle özdenetimin ötesinde kuralsal bir sisteme dahil etmişlerdir.
Bu dünyaya gelirken hiçbir insan tercih yapamaz. Ancak
kendini varolmuş görür. Bilimsel çevreler hayatın ve dünyanın oluşumu hakkında
henüz net bir fikir ortaya koyamamıştır. Bilimi dini inançtan daha önde
tutanların bu dünyayı bir sınav olarak görmemeleri yaşam tarzlarını ciddi
anlamda etkiler. Bu da yukarıda söylediğimiz gibi eğlenceye, zevke ve sefaya
yönelik davranışları dini çevrelerde olduğu gibi sınavlarından, cennete giden
yollarından, ebedi mutluluk gayelerinden alıkoyan bir durum olarak görmezler.
Aksine eğlenmemenin, rahatlamanın, zevk ve sefanın aşırıya kaçmadığı sürece
insanın temel gereksinimlerinden biri olarak görürler. Dolayısıyla da olanakları
elverdikçe kendilerini tatmin edecek iş uğraş ve faaliyetleri yapmayı seçerler.
Yani insana haz veren davranış ve faaliyetlerin belli ölçülerde olması durumunda
haram, helal, günah ve yasak gibi kavramlarla ilişkilendirilmemesi gerektiğini
savunurlar.
Tarihsel süreçlerde insan davranışlarını anlamaya çalışan
araştırmacıların ulaştıkları sonuç: insanın ihtiyaçlarını giderip, amaçlarına
ulaşıp, hedeflerini gerçekleştirdiğinde tatmin olduğu dolayısıyla da mutlu
olduğu yönündedir. Bunu biraz açarsak başarılı ve doymuş insanın genelde mutlu
olduğunu söylemişlerdir. O zaman bir insanın nasıl mutlu olacağını
anlayabilmemiz için öncelikle ihtiyaç ve amaçlarını ortaya koymalıdır. Sonrada
bunları ne zaman, nerede, nasıl ve hangi araç ve yöntemlerle gerçekleştireceğini
bilmesi gerekir.
Her insanın maddi ve manevi ihtiyaçları vardır. Maddi ihtiyaçlar dediğimizde
yeme, içme, giyinme, barınma, korunma vb.. ihtiyaçlar aklımıza gelir. Manevi
ihtiyaçlar dediğimizde ise sosyal ve duygusal ihtiyaçlar yani zevkler,
yetenekler, ilgiler, sevme, sevilme, inanma, kabul görme, birlikte yaşama vb
ihtiyaçlar aklımıza gelir.
Bir insan maddi ve manevi ihtiyaçlarını doyurduğu
zaman kendini güçlü, tok, yeterli ve rahat hisseder. Aksi durumda kendini
yetersiz, mahrum, zayıf ve huzursuz hisseder. Her insanın genelde bir takım amaç
ve hedefleri olur. Bir insan amaçlarını gerçekleştirip hedeflerine ulaştığında
kendini başarılırı hisseder. Aktif bir yaşantıya sahip olur. Kendine güvenir.
Çevresi ona saygılı önemli ve işe yarar bir gözle bakar. Olaylara, durumlara,
tehlikelere ve hastalıklara karşı daha direngen olur. Aksi durumda insan amaçsız
ve hedefsiz olduğunda pasif ve tembel olabilir. Kendine güvenmez, çevresi ona
boş, işe yaramaz gözüyle bakar, sorun ve olaylara karşı daha dirençsiz olur.
Bu aşamada sormamız gereken iki soru: bir insan ihtiyaçlarını sorun yaşamadan
nasıl tatmin edebilir? Ve yine bir insan amaç ve hedeflerine sapmadan nasıl
ulaşabilir? Sanırım bu sorulara net bir cevabı kimse veremez. Ancak kuvvetli bir
ihtimal dahilinde bazı tercih ve davranışları yaptığımızda mutlu sona ulaşmamak
içinde bir neden yoktur. Bir insan öncelikle kendi kişisel kaynaklarını yani
mali durumunu, zamanını, mekanlarını, hayat felsefesini, zevklerini ilgilerini,
yeteneklerini ve ölçütlerini iyi bilmeli ve farkında olmalıdır. Çünkü ihtiyaç ve
amaçlarımız kendi kişisel kaynaklarımızla ne kadar uyumlu olursa bunların
gerçekleşme şansı o kadar yüksek olur. Diğer bir değişle bir şeyi nerde ne zaman
kimle kaça ve ne için yapacağımızı bilmek başarı şansımızı oldukça yükseltirken
başarısızlık ve hayal kırıklığına uğrama sansımızı en aza indirger.
MUTLULUK DOYUM BAŞARI İHTİYAÇLARIN
DOYURULMASI AMAÇLARIN GERÇEKLEŞTİRİLMESİ İHTİYAÇ, AMAÇ VE HEDEFLERİN KİŞİSEL
KAYNAKLARLA UYUMLU OLMASI KİŞİSEL KAYNAKLARIN FARKINDA OLMAK
(zevkler, yetenekler, ilgiler, ölçütler, mekan, zaman, para ve hayat
felsefesinin farkında olma)
Şeklinde bir sistemi hayatımıza uyarladığımızda her ne kadar mutluluğun resmini
çizemesekte yaşadıklarımızdan verim, tat tuz ve haz alma şansımız oldukça
yükselir.
Sonuç olarak, her insanın bir inancı bir ideolojisi
olabilir. Ki bu durum yaşamda sorumluluk alıp etkin olabilme açısından son
derece gereklidir. Din ve diğer inançlarda radikalizme kaçmanın insanın tutum ve
davranışlarını çeşitli nedenlerle kısıtlayabilir, hareket alanımızı daraltabilir
her türlü aşırılığı ret ederek toplumsal hoşgörü ve esnekliğe açık olmanın
yaşamda daha mutlu olabilmemiz açışından daha tercih edilebilir bir seçenek
olduğu açıkça görülmektedir.
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.