|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|

Sitemizin Yazarları
|
7 Yaş -
İkinci Bunalım Dönemi
Prof. Dr.Kemal Çakmaklı
Sosyal Hizmet Uzmanı
Bu dönemin diğer adlan, "Hürriyete karşı ikinci
atılım", "Yedi yaş bunalım dönemi", "İkinci kaprisler dönemi", "Sosyal benliği
keşfetme aşaması"dır. Başlama ve bitme zamanları için hatırda kalması kolay
pratik tarif şu şekilde yapılabilir. Çocuğun ilkokul birinci sınıfa başlamadan,
ilkokul ikinci sınıfa geçene kadar ki zaman içerisinde kendisini gösterir. Tabii
bu dönemler bıçakla kesilmiş gibi tam olarak ay ve günlerle belirlenemez. O
ülkenin tabiat şartlarından tutunuz da, çevrenin yapısı, şehir ve köy çevresi,
ailenin sosyal yapısı, çocuğun sosyal temaslarla karşılaşma yoğunluğu vd. bu
bunalım dönemlerine girmesinde ve onlardan bir an önce çıkmasında etkilidirler.
Ülkemiz için ikinci bunalım dönemi yıllarını çocuğun 6.5 yaşı ile 8 yaşı arası
olarak söylemek mümkün ise de biraz taşma gözlenebilir, yani 7-8.5 yaşlarına da
kayabilir. Söylediğimiz gibi pek çok psikososyal olaylar bu yaşların tespitinde
önemlidir. Çocuğun yaşadığı sosyal şartlar burada önemlidir. Zaten dönemin ismi
de ortalama bir deyişle "7 yaş sendromu "olarak belirlenmiş bulunmaktadır.
Bu dönemde çocuk sosyal benliğini keşfeder. Ben kimim, etrafımdaki bireyler
kimdir, benimle onlar arasındaki mesafe nedir? Çocuk bu devrede sosyal bir
varlık olarak toplum içerisindeki yerini alma krizi içerisindedir. İnsanın
adaptasyonu için bu da önemli bir evredir. Bireyin sosyal ve asosyal bir tutum
ve davranışa yönelmesi, iyi, yeterli ve dengeli insanî münasebetler becerisi
kazanabilmesi isteniliyorsa bu ikinci kriz dönemini, sosyal benliği keşfetme
yıllarını ailenin iyi değerlendirmesi ve çocuğunu uygun yönlendirebilmesi
gereklidir. İlkokul 1. sınıf öğretmenlerinin bu konuda önemliden de öte üstün
rolleri vardır. Devletin bu öğretmenlerin refahı konusunda da ayrı bir çaba
sarfetmesi çocukların gelecekleri açısından gereklidir. Birinin refahı bir
diğerine bağlıysa, önce o bir diğerinin refahı temin edilmelidir. Kendisinin
yardıma ihtiyacı olan bir birey diğerine nasıl yardım edecektir? Öyle ise çocuk
refahı, çocuğun ileri yıllara iyi hazırlanabilmesi için önce bu işi yapacak
olanların refah düzeyleriyle, psiko-sosyal sorunlarını halletmeleriyle doğru
orantılı olacaktır. Sorunların çözümü için meseleye tek yönlü değil çok yönlü
bakabilmek zorunluluğu vardır.
Öyle ise çocuğun yönlendirilmesi, refahı derken, buna direkt olarak etkili
olacak faktörleri de bilmeli, meseleye tam bir yaklaşım sağlanmalıdır. Aksi
takdirde gelip geçici küçük küçük tedbirlerle sorunun temelinden
çözümlenebilmesi beklenmemelidir.
Bu dönemi çocuğun başarılı atlatamaması halinde sosyal uyumsuzluk söz konusudur.
İçe kapalı, dışa dönük tabir edilen-halkın bu şekilde tanıdığı- birerler türer.
Düzeltilmediği oranda uyumsuzluk hali giderek o bireyde kökleşecektir. Oysa bunu
önlemek anne-baba, çocuğun sosyal çevre bireylerinin zamanında alacakları ve
istikrarlı bir şekilde devam edecekleri koruyucu tedbirler ile bu yaşlarda
basitçe sağlanabilecektir.
Şimdi 7 yaş kriz dönemini yaşayan çocukların psiko-sosyal özellikleri ve
başarılı uyumlarının esaslarını kısaca görelim:
İkinci karşı koyma bunalım dönemidir- Birinci bunalım dönemi sürekliydi
(kesintisizdi), bu dönem de süreklidir (kesintisizdir). Yani çocuk bu krizden
çıkana kadar kriz durmaksızın devam eder. Oysa bundan sonra görülecek olan kriz
dönemi sürekli değildir, iyileşme, nüksetme safhalarını gösterir. Bir ve ikinci
bunalım dönemleri kısadır, ortalama olarak ikişer yıl diyebiliriz. Buna karşılık
üçüncü bunalım dönemi 10-13 yıl sürecektir. (Ergenlik Dönemi)
Bu çağda zihin düzeyinde gelişmeler devam eder. Akıl ve ruh sağlığını oluşturan
melekeler, psiko-motor güçlerin inşası sürmektedir. Ayrıca, bu arada yeri
gelmişken belirtmek de yarar vardır, bu dönemde çocuk mikrobik hastalıklara,
örneğin kabakulak hastalığına, iltihabî bir durum olan apandisite eğilimlidir.
Hemen belirtmek isteriz bedensel hastalıkların ortaya çıkması da yine doğayla
yakînen ilgilidir. Her mevsimin, her sosyal sınıfın, sosyal sınıf hastalık
ilişkileri ise tıpta uzun zamandan beri bilinen bir olaydır. Örneğin kabaca
diyecek olursak zenginlerde şeker hastalığı, kalp hastalığının çok görünmesine
karşılık, bunun karşıtı toplum kesiminde de mikrobik hastalıklar, infeksiyonlar,
tüberküloz vd sık rastlanmaktadır. Hastalık türlerinde önemli farklılıklar
bulunmaktadır. Hangi hastalıkların hangi mevsimlerde ve hangi yaş gruplarında
kendisini gösterebileceği de epidemik haritalarda kendisini göstermektedir.
Hatta ileri batı kültürlerinde hangi gün kaç kişinin öleceği bu şekilde küçük
yanılgılarla bilinebilmekte ona göre tabut ve mezar hazırlanmaktadır. Hayat
ümidi, hayatsal tablolar sayesinde oldukça yaklaşık olarak insan ömrünü bile
söyleyebilmektedir.
Bu dönemde süratle beden gelişmesi de söz konusudur. Kızamık, su çiçeği, kulak
iltihaplan da ek olarak ortaya çıkabilir. Çocuğun bünyesinin kuvvetli olması,
dengeli beslenebilmesi gereklidir. Ünlü bir söz vardır. Sağlam kafa sağlam
vücutta bulunur diye. Bu nedenle vücudun sağlam olması psiko-sosyal gelişimi
kolaylaştıracaktır. Bedensel ve psiko-sosyal iyilik halleri daima birbirleriyle
etkileşim içerisindedirler.
İkinci kaprisler döneminde çocuk kendini çeviren somut dünyaya hükmetmek
sevdasındadır. Bu yaşta çocuk okula gider, ailesi içerisinde olduğu gibi ilgi
merkezi olmadığını, birçok çocuklarla eşit olduğunu biraz acı bir şekilde
keşfeder. Çocuğu el bebek gül bebek büyütmenin, nazlı büyütmenin, ona sınırsız
sevgi ve ilgi göstermenin, çocuğa iyilik olsun diye böyle davranmanın,
sakıncaları çıkmaya başlamaktadır. Çıkış yolu çocuğun psiko-sosyal özelliklerini
bilerek dengeli yaklaşımlarda bulunmakla olacaktır. Böylece evde başrolü oynayan
çocuk okulda, figüran değilse bile önemsiz bir rol olmak durumunda kalmışsa
gerçekten sarsılır. Çocuk ilkokula başlamadan anaokullarında, bahçede çocuk
gruplarıyla yeterli sosyal beceri ve kültür almış ise bu onun imdadına
yetişecektir.
Çocuk ilk kriz döneminde olduğu gibi, kendilerine vasilik yapanlara karşı
koymadan bu dönemde de hürriyetini elde edemez ve bu bunalım dönemini sağlıklı
geçiremez. O dönemde görülen kaprisler bu dönemde de görülür ve aynı çarelere
başvurularak çoğu zaman geçirilir. Örneğin 5 kuralımız; sevgi, tolerans,
otorite, sabır, inanma burada da geçerlidir. Anlaşamamazlıklar vardır. Çocuk
nedeniyle aile anlaşmazlıkları, çocukların (kardeşlerin de) birbirleriyle
kıskançlıklarından doğan anlaşmazlıklar, erkek çocuğun babasıyla olan güçlükleri
olağandır. Her bunalım döneminin karakteristik özelliği enferiyorite duygusu
(acizlik, aşağılık kompleksi denilen hal) bu dönemde de kendisini gösterir.
Okula gitmesi kendisinde sarsıntı yapabilir, uyum da güçlükle karşılaşabilir.
Anne ve baba da anlayışsız ve sert davranırlarsa bu kompleks daha şiddetli hâl
alır. Belirtileri şunlardır:
1. İnsanların yanında tutuklaşırlar, rahat hareket edemezler,
2. Kekemelik başlayabilir, normal konuşurken kekeleyerek konuşmaya başlar,
3. Düzensiz hareketleri vardır, yemek, uyku, çalışma, okul, oyun saatleri vs.
birbirine karışabilir, kendine iyi bir plân yapamaz, yapılan plânı uygulamakta
güçlük çeker, istikrarsızlık baş plândadır,
4. Kararsız ve ürkek bakışları olur,
5. Belirsiz davranışlar,
6. Önüne geçilemiyen bir beceriksizlik,
7. Tikler...
Bunlar ruhî anlaşmazlık arttığı çocuk anlaşılamadığı, ona bilimsel yardım
edilemediği ölçüde, sık sık tekrarlanır ve kökleşir.
Nasıl ki, bir bedensel hastalık halinde idrar tahlili, kan tahlili, röntgen
çektirme, check-up vd. yapılıyor. Buralardan elde edilecek veriler hastalığı
tayin ediyorsa, bu alanda belirtilerden en önemlileri de yukarıda sayılan yedi
madde ile karakterize edilebilir. Bunların mevcudiyetinin anlamı şudur: Hepsinin
bir arada olması gerekmez, bir ve birkaçının olması da teşhis için aynıdır. Bir
tekinin bulunması yeterlidir, onu değerlendirebilme bakımından:
Sözgelimi "ey anne,baba ben ikinci bunalım dönemi içerisinde çok sıkılmaktayim,
bu bunalımı atlatamıyacağım ümitsizliğe düştüm,size yalvarıyorum gücünüz yeterse
benim imdadıma koşunuz, sizden yardım diliyorum, beni kurtarın" demektedir.
Bu belirtiler anne baba tarafından böyle yorumlanmalı ve bilimsel yardımlar
kendisine ulaştırılmalıdır. En büyük yardım onu anlayabilmek ve özelliklerine
uygun şekilde kendisine davranabilmektir, bu unutulmamalıdır.
Burada küçük bir uyarıda bulunmak isteriz. Kekemelik İle solaklık arasında
ilişki vardır. İstatistikler her 15 çocuktan birisinin solak olduğunu ortaya
koymuştur. Sözgelimi sınıfta herkesin içinde alaya alınmaları kekemeliğe neden
olmaktadır. Solaklık bilindiği gibi beyinde yazı yazmayı idare eden merkezin
beynin diğer yarı küresinde olmasıyla ilgilidir ve bu doğaldır. Doğuştandır,
irsiyetle de ilgilidir. Solaklık bir kusur değildir. Sağ elini kullanacağına
birinci plânda sol elini kullanmaktadır. Mesele bundan ibarettir. Bu sebeple
solak olan çocuklara ailede ve okulda baskı yapılmamalıdır. Bu hal kekemelikten
de başka daha pek çok psiko-sosyal sorunlar yaratabilir. Onun da sol elini
kuvvetlendirmesi konusunda yardım etmek yerinde olur. Solak nice ünlü kişiler
bulunduğunu hatırlamak lâzımdır. Mühim olan kişinin kendi değerleridir. Psiko-motor
güçlerini iyi bir şekilde geliştirerek psiko-sosyal uyum sağlayabilmektir.
Bu ikinci bunalım döneminin çocukta yaratabileceği enferiyorite (acizlik
kompleksi, halkın aşağılık kompleksi dediği hal) duygusu, çocuk 3 ncü bunalım
dönemine girmeden kendiliğinden kaybolması gerekir. Bunun için son durak 12
yaştır (12 yaş bunalım dönemine girerken bitmiş olmalı).
İkinci kaprisler döneminde anne-baba, ebeveyn ve çocuğun sosyal çevre
bireylerinin ona yardımları şöyle olabilir. Bunlara dair bazı esaslar şöyledir:
1. Çocuğa faydalı olduğunu ve kendine göre üstünlükleri bulunduğunu
gösterebilmesi için bir çare bulmak gereklidir. Bunun için iyi ve güzel yönleri
özenle araştırılmalı ve bunlar örnek gösterilerek kendine güveninin artmasına
yardım edilmelidir. Oysa çok aile çocuğunun daima kötü taraflarını görmeye ve
bunları söyleyip durmaya pek alışkındır. Biz çocuğun iyi tarafları titizlikle
aranmalı, bulunmalı ve bunlar çocuğa söylenmelidir diyoruz. Böylece çocuk
hatalarını daha çabuk düzeltebilecektir. Yetişkin bir insan hatalarının
söylenmesinden hoşlanabilir. Tabii bu konuda türlü kompleksleri bulunmuyorsa ve
psiko-sosyal gelişimleri iyi olabilmişse. Ancak çocuk zaten acizlik kompleksi
devresi içerisindedir, bir de yangına körükle gitmek gibi biz ona daima aciz
olduğunu yineler durursak, başarısızlık doğal hale gelir.
2. Zaafa ve yenilgiye düşmeden, istikrarlı bir şekilde (vazgeçmeden) çocuk daha
çok sevilmelidir. Sevgi ilaçtır. Nice düzelmez sanılan çocuklar bu yolla uyum
sağlayabilmişlerdir. İnsan ruhunun en büyük gereksiniminin sevgi olduğu
bilinmelidir. Sevgi olmadan yapılan işlerin de bir huzur vermediği gözlenebilir.
3. Sevginin paylaştırılmasında tam bir adalete riayet edilmelidir. Anne-babalar,
ev bireyleri, kardeşler arasında, öğretmen sınıfta öğrencileri arasında vd.
Ancak belki de hastaya yapılan ihtimam gibi zayıf olana bir miktar tercih
yapılabilir ise de bunda da ölçülü ve bilgili olmak lâzımdır. Zayıf çocuk
acizliğinden dolayı kendisinin fazla sevgi gördüğünü, eğer aciz (zayıf, hasta,
yetersiz vd) olmasa böyle olmayacağı düşüncesine kapılmamalıdır.
Böyle olursa iki durum olur.
a) Çocuk bu hali benimser, buna sığınır, bu durumu suistimal edebilir,
b) Acizlik duyguları kökleşir, kendi kendini düzeltmede yeterli gayreti
göstermez veya gösteremez.
Aile bu durumu nazik bir şekilde ayarlayarak hasta olana gösterebilecek sevgide
bir miktar iltimas, burada da sağlanmalıdır. Çünkü onun bu ihtimama daha çok
ihtiyacı vardır.
4. Özellikle Erkek çocuğu olmak üzere, enerjisini boşaltabilecek yorucu oyunlara
katılabilmelidir, ona bu imkan verilmelidir. Erkek çocuğun kız çocuklarına
nazaran daha çok buna ihtiyacı olması onun bünyesel durumuyla ilgilidir. Aynı
şekilde de kız çocuklarının bedenini eğitici ritmik dans çalışmalarına
katılması, annesine ev işlerinde yardım etmesi, açık hava gezintileri ve
oyunları benimsemesi yararlı olacaktır. Kendi içine kapanmış kız çocukları için
bilhassa bu tür sosyal çalışmalar planlanmalıdır.
5. Bu dönemde çocukların kaprislerinden başarılı çıkabilmeleri için onlara
kuvvetleriyle orantılı olarak sorumluluklar verilmelidir. Eğer bu sorumluluk bir
angarya gibi değil, ailenin menfaatine hizmet etmek bakımından şerefli bir amaç
için verilirse çocuk bunlardan gurur duyacaktır. Bu sorumluluğu anne-baba ve
okulda öğretmen iyi bir şekilde plânlıyabilir.
6. Dövülen ve bahtsız olan çocuklar şefkatli olamaz. Bu nedenle çocuğu bahtsız
edecek türlü olaylardan ve bilhassa dayaktan kaçınmak lazımdır. Dayak zararlıdır
Hele hele çocuğun dövülmesi hiç düşünülmemelidir. Zira dayak kişiliği kemirir.
Acizlik duygusu içerisinde olan çocuğu büsbütün aciz yapar. Daha da fenası suçlu
tiplerin doğmasına yardım eder. Sonuç şudur: Dayak çocuk için zararlıdır.
Dövülen çocuk mutsuzluğa itilir. Kişinin psiko-sosyal yapısına etkisi ileriki
yıllarda da kendisini gösterir. Evlendiğinde eşini döver. Başarılı bir evlilik
ilişkileri kurması zorlaşır. Mutluluğu kendisine bağlı olan insanlara karşı
psiko-sosyal görevlerini yeterli yapamaz. Bahtsızlık ve şefkatsizlik en büyük
tehlikelerden sadece ikisidir.
Böyle çocuklar arkadaşlarına cömert görünmek için hırsızlık yapabilirler,
hayvanlara eziyet etmekten hoşlanırlar. Sineğin, kelebeğin kanadını yolar,
kediyi kuyruğundan havaya kaldırır vd. giderek anti-sosyal, sosyal uyumsuz olur.
Bütün bunlar sadece dövülmekle ilgili değildir. Tüm olarak bu belirtiler ikinci
bunalım döneminin kötü geçmekte olduğunun delilleridir ki iyi
değerlendirilmelidir.
İkinci bunalım dönemine ahlâk bunalımı dönemi de denmekte olduğunu özellikle
belirtmek lâzımdır. İlkokul 1. sınıf ve bu dönemden bir yaş alt ve bir yaş üst
yıllarda göründüğü hatırlanarak, çocuğun bu devresine özen gösterilmelidir.
İnsan 7 yaşa kadar inşa edilir sözü de pek mühimdir 12 yaşından sonra çocuk
üzerinde anne baba iyi bir etkileşim kuramamışlar ise, çocuğuna karşı artık
etkisiz kaldığını ve kalmakta olduğunu, çoğu zaman hayret ve büyük bir acı ve
hırs içerisinde görür. Çaresizlik içerisinde kalır, yeterli aile ve çocuk refahı
hizmetleri sağlanamazsa -bilhassa çocuk rehberliği klinikleri- aile
ızdıraplarıyla başbaşa kalır, çocuk da keza aynı şekilde yönlendirilemez,
çeşitli psiko-sosyal sorunlar türer gider.
7. Evde çocuğun ayrı bir odası
olamazsa bile bir köşesinin olması sağlanmalıdır. Anahtarla kilitli dolabı
olmalıdır. Eğer çocuk kendine göre kıymetli şeylerini saklayacak bir yer
bulmazsa, bunları kalbine saklar, kalbini anahtarla sıkıya kilitler ve size
kapalı tutar. Bu hâl içedönüklük yapar. Şimdi sormak istiyoruz, acaba çocuğa
evde kilitli bir dolap temin edebilecek olup da, bilmeyerek bunu yapmayan anne
babalar yok mudur? Pek çoktur. İşte çocuğu yönlendirebilmek böyle küçük küçük
kuralların benimsenebilmesi ve yerine getirilmesiyle olmaktadır.
8. Bizim çocuğa verdiğimiz (yani anne-babanın ve çoğu diğer sosyal çevre
bireylerinin) emirlerle değil de, onun tecrübelerinin verimi olan davranış
kurallarıyla gelişmesine olanak tanımak lazımdır. Çocuk davranış kurallarını
kendi tecrübeleriyle bulursa başarı çok yüksek olacaktır. Bu fırsat kendisine
verilmelidir.
9. Anne-baba çocuk üzerinde anne-baba olarak yaptıkları kuvvetli etkiyi
ihtiyatlı ve iradeli bir şekilde kullanabilmelidir. Anne-baba ve çocukla ilgili
diğer bireyler açık kalpli olmalıdır. Çocuğa karşı, onun kalbine ve çocukça
düşüncelerine girmenin yolunu bulmalıdırlar. Bu durum esasen bunalım döneminde,
yararlı sayılabilecek, yardımınızı beklediği zamanda ona yeniden güven verecek,
yaşama sevinci duy-masına vesile teşkil edecektir. Çocuğun bakışı ile
gülümseyişi güvenini kazanmak şerefine layık olup olmadığımızı bize
söyleyecektir. Bu aslında anne-baba için gerçekten bir şereftir.
Bu önerilerden sonra şimdi ikinci bunalım dönemiyle ilgili olarak şu son
açıklamalarımızı sunabiliriz:
Çocuk bu dönemde, üstün insan idealini temsil eden anne ve babasının mükemmel
olmadıklarını, herşeyi bilmediklerini ve herşeyi yapamayacaklarını farketmeye
başlar. Bu aslında sosyal gerçeklere doğru atılan bir diğer adımdır. Büyük bir
şaşkınlıkla, hatta zihin bozukluklarının kaynağını teşkil eden gerçek bir iç
ızdırabıyla anne ve babasının birbirleriyle yaptıkları kavgaları keşfeder.
Çocukların da adeta önüne geçilmez bir şekilde derin ahlâk ve psiko-sosyal
bozukluklar yaratan geçimsiz ailelere acımak lâzımdır. Sosyal benliğini
keşfetmeye çalışan çocuk için bu tamiri pek güç olabilecek bir durumdur. Çocuk
toplumun geleceği yönünden mühim bir varlıktır. Böyle durumda çocukların
savunulabilmesi için çocukların anne ve babaları aleyhine, kamu avukatları
kanalıyla dava açılması lüzumu düşünülmüştür. Çocuk suçları mahkemesi
kanunlarında ülkemizde de çocuğun hakları artık daha belirgin bir şekilde
korunma yolunda bulunulmaktadır. Anne-baba çocuğun önemli gelişim evrelerinde
olduğunu bilerek pek zorunlu olmadıkça geçim sorunlarıyla ilgili olarak
çocuklarının yanında olay çıkarmamaya azami özeni göstermelidirler. Görüldüğü
gibi çocuk bundan pek çok etkilenmektedir. Bunun zararını başta çocuk, sonra
aile, sonra da giderek toplum, insanlık çekecektir. Bu durumda ne olur:
1- Çocuk anne ve babasına olan güvenini kaybeder,
2- Kendi içine kapanır,
3- Bu hâl onda yalancılığı doğurabilir. Gerçeği sevmediği için olması istediğini
olmuş gibi ifade eder.
Bu denli yalancılık bundan önceki dönemde görünmez. Zira çocuk o dönemde çocuğun
anne ve babasının herşeyi bildiğine inanır yalan söylerse farkedileceğini
zanneder. Örneğin gözlerinden yalan söylediğini anne ve babasının anlayacağını
umar. Oysa daha 7 yaş bunalım döneminde anne-baba figürü onun gözünde yıkılırsa
rahatlıkla gerçekten yalan söyleyebilir.
Prof.Dr.Kemal Çakmaklı
KAYNAK:
http://www.bebekkokusu.com/

|
|