|
| Hızlı Erişim |
 |
|
|
|
|
|
Kanunların Hışmına Uğrayan Çocuklar
Sosyal Çalışmacı. Senar ATAMAN
senarataman@yahoo.com

Kanunların ortaya çıkışı ilgi çekicidir. Ne
zamanki bir olayın boyutları toplumsal düzeyde rahatsızlık yaratır veya
iktidarı rahatsız eder; o zaman ilgili yasal düzenlemeler için kollar
sıvanır. Bu çoğunlukla, iktidarın ‘düzeni koruma’ kaygısından öte
gelmekte, en sağlam argümanın toplum olması da onun kullanılmasını
gerektirmektedir. Suç işleyenler/suça itilenler için dillendirdiğimiz
toplumla bütünleşme, topluma yeniden kazandırma kavramları da bu duruma
netlik kazandırmaktadır. Bireyin suç işlemeden önceki halini toplumun bir
parçası olarak, suç işledikten sonraki halini ise tekrar topluma uyum diye
algıladığımızda, her haliyle toplumun suçsuz olduğu bir sonuç ortaya
çıkar. Bu durumda suça karışan bir müddetliğine toplumsal
unsurlara/normlara uyumsuzluk gösterdiği için cezalandırılmaya tabi
tutulmaktadır. Suça karışanın çocuk olması bu konuda bir farklılık
yaratmamaktadır. Hem yaramaz çocuklar suçlarla büyür, topluma uyumsuzluk
için çocuksu duygularıyla ayak diretir oldular iyice. O yüzden ne zamandan
beridir gözlerimiz yollarda suça karışan çocuklara verilecek cezaları
bekliyoruz! Çocuklar hırsızlık, gasp olaylarına karışarak, uçucu madde
kullanarak (tiner, bali vs) toplumun rahatını kaçırır/topluma ‘uyumsuzluk’
gösterir oldu. Modern yaşamların bizi hapsettiği evlerimizde, küçük
bedenlerin hırsızlık yaptığını görmekte, bin bir zorlukla -belki bankadan
kredi isteyerek- aldığımız arabayı sabah kalktığımızda park ettiğimiz
yerde bulamamakta, sokaklarda bali çeken ve her halinden ‘zararlı’
olabilecek çocuklar görmekte, bizden bir mendil alması için arkamızdan
gelen çocuklarla cebelleşmekte, köşe başlarına tünemiş, sokakta yaşayan
çocuklar yüzünden akşamları dolaşamamakta olanlarımız günden güne
artmaktadır.
Çocuğun suça karışması, topluma kazandırılmayı hemen aklımıza getirmekte
ama suçun işlenmesinde toplumun nasıl bir etkisi olduğu bizi fazla
düşündürmemektedir. Peki, toplumu her şeye karışma, her şeye yön verme
cüretinde bulunan medyadan ve özellikle de televizyondan ayrı düşünebilir
miyiz? Veya toplumu iktidardan, iktidarın uygulamalarından ayrı
düşünebilir miyiz? İktidarın gölgesindeki toplumsal baskının, ekonomik
yoksunluğun, sosyal dışlanmanın neticesinde oluşan isyankar tutumun
sonuçları hırsızlık, gasp vb. pek çok suç olabilmektedir. Fromm, isyankâr
tipin toplumun baskıcı ağırlığını hissettiğini, ancak onun gerçek doğasını
kavramayı başaramadığından bütün otoriteye karşı başkaldırdığını ve kendi
yanılsaması içinde, sık sık faşist konuma düşerek, otoriteryenliği
destekler duruma geldiğini belirtmiştir. Bugün karşımızda duran umutsuz,
anlaşılmaz görünen manzarayla ilgili açıklayıcı bir öneme sahip bu tespit.
Çoğu dar gelirli aile sosyal yardımlaşmadan veya sosyal hizmetlerden
aldığı cüzi yardım karşısında ‘devletimize zeval gelmesin’ demekte,
günlerce yardım alabilmek için koşuşturmakta ve kendilerine lütufta
bulunur tarzda yardım veren görevlilere ‘muhtaç’ olduklarını kanıtlama
gayreti içindeler. Aynı şekilde suça karışan birey gene de vatanına,
milletine yararlı olma gayretindedir çoğu zaman. Çünkü içinde olduğu durum
karşısında iktidarlık bir şey görmez.
Bugünlerde, popülerliğini koruyan konulardan biri, çocukların suç ve
şiddet olaylarına karışma sıklıklarıdır. Bu olaylar karşısında adeta nasıl
olur da bunlar olabiliyor şaşkınlığı var çoğumuzda. Aslında bu olanlar
artık görmekten kendimizi alıkoyamadığımız ve yavaş yavaş hepimize zarar
vermeye başlayan olaylar olduklarından beridir daha çok konuşulur oldu.
Elbette ki şu aşamada konuşulması gereken bununla nasıl başa çıkılacağı.
Hem nedenlerden önemli görünen, bir an önce bu olayların önünün alınması
bu yaramazlara hadlerinin bildirilmesi değil mi!
Üzülme hakkınla istismar ediliyorsun
Suça sürüklenen çocuklarla ilgili yasal düzenlemelerde de buna benzer bir
yanılsama bulunmaktadır. Kanunlar, suça itilme hususunda hayatın
gerçekliklerini göz önünde bulundurmalıdır. Oysaki kanunların çocuklar
için öngördüğü haklar, çocukların karşısına istismar edici unsurlar olarak
çıkabilmektedir. Bu durumda kanunlar çocuk haklarının ruhuna aykırı bir
biçimde çocukların istismarını doğurabilecek sonuçlara neden
olabilmektedir. Çoğu zaman korsan CD tezgâhlarına çocuklar sahip
çıkmaktadır. Madde kullanan çocuklarla ilgili basında pek çok haber
çıkmaktadır. Hep zarar verme gayreti içinde oldukları verilmeye
çalışılmakta bu haberlerde. Bazen de ‘duyarlı’ vatandaşların bu kendini
bilmezleri ellerine geçirdikleri sopa vb. şeylerle dövdükleri anlatılmakta
görüntüler eşliğinde. Hırsızlık ve gasp olaylarında sürekli artış
görülmekte ve bazı çocuklar bu işler için çeteler tarafından aranır
olmaktadırlar. Bu durum beraberinde diğer pek çok suçun da tetikleyicisi
olabilmektedir. İyi de bu hususların çocuk mevzuatıyla nasıl bir ilgisi
olabilir? Çocuklarla ilgili mevzuata göre, çocukların ‘suçları’
yetişkinlerinkiyle bir tutulamaz. Bu doğrultuda, suç hususunda 0-12 yaşın
cezai sorumluluğu olmadığı, 12-15 yaşının suç fiili yüzünden sınırlı
sorumlu tutulabileceği ve 15-18 yaşın sorumlu ama işlenen suç fiili için
indirim öngörüldüğü ifade edilmektedir. Engelliler için de özel hususlar
bulunmaktadır. Bunlar, Çocuk Hakları Sözleşmesi bağlamında öngörülen
haklar ve çocuğa özgü adalet sisteminin bir gereğidir. Ancak uygulamada,
korunma ihtiyacı olan ve/veya suça sürüklenen çocuklar için yeterli hizmet
sunulmaması kanunda öngörülen hakların istismar edici unsurlar olarak
kullanılmasını doğurmaktadır. Örneğin; çeşitli suçlarda çocuklar kalkan
olarak kullanılabilmekte ve suç unsuru taşıyan pek çok husus çocuklara
yaptırılmaktadır. CD, kitap, hırsızlık, gasp vb. olaylarda çocukların bu
kadar sık görülmesi de bundan ötürüdür. Hırsızlık, gasp vb. suç olan
fiiller özellikle çocuklara yaptırılmakta ve çocuklar bu suçları işleme
konusunda kazandıkları ‘deneyim’ boyutunda çetelerin istismarına uğramakta
veya buna karşı savunmasız kalmaktadırlar. Bunun en somut örneği ise pek
çok çocuğun yaşından fazla mahkeme dosyasına sahip olmasıdır. Bu durumu
körükleyen önemli unsurlardan biri, konuyla ilgili koruyucu, önleyici
hizmet sunmaya odaklı çalışmaların olmamasıdır. Çocuğa özgü adalet
sisteminin önemi, çocuğa yönelik sosyal refah uygulamalarının
geliştirilmesini gerektirmesidir. Çocuğu güçsüzleştirmek, iktidar
karşısında nesne konumuna getirmek ve çocuğu çeşitli haklara sahip birey
olarak algılamamak çocukları ceza adalet sistemiyle ve baskıcı
uygulamalarla sindirmek anlamını taşımaktadır. Ne yazık ki karşımızdaki
manzara da bundan farksız değildir.
Sen bakamıyorsan al benden de o kadar!
Korunma ihtiyacı olan çocukların durumuna baktığımızda manzara
yukarıdakinden farksız değildir. Bu konuda yetkili resmi kurum Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumudur (SHÇEK). Konuya ilişkin pek bir şey
söylemeye gerek yok gibi. Son günlerde gündemde olan SHÇEK, korumakla
yükümlü olduğu çocukları sokakta çalışırken toplamakta, bazılarının suça
karıştığını ve yakalandığını öğrenmekte, bazılarının akıbeti hakkında da
habersizdir. Her iktidar değişikliğinde değişen SHÇEK genel müdürü,
genellikle konuyla ilgili meslek elemanı değildir. Sosyal hizmetlerden
sorumlu bakan, korumakla yükümlü olunan çocuklarla ilgili yaptığı
açıklamalarda etiketleyici, ayrımcı bir dil kullanmakta sakınca
görmemektedir. Ne demek bunlar? Bir taraftan kanunlar çıkmakta ve
çocukların yararı doğrultusunda ifadeler taşımakta; diğer taraftan
çocukları korumakla yükümlü resmi kurum olan SHÇEK kimi zaman aileleri
tarafından istismar edilen çocukları korum bakımına almakta ama nedense
istismar ve ihmal kurumda da sürmektedir. Bu tutum, bu alanda çalışan
sosyal çalışmacı, psikolog, çocuk gelişimci vb. meslek elemanlarının da
çalışmalarına sekte vurucu bir nitelik taşıyabilmektedir. Çünkü bu konuya
gerektiği gibi hassasiyet gösterilmemesi, mesleki boyut ve yaklaşımlardan
çok siyasi iradenin baskın olması yapılan mesleki çalışmalara engel
olabilmekte veya zarar verebilmektedir (Bu husus, yukarıda sözü edilen
mesleklerin iktidar tarafından nasıl algılandığını/yönlendirildiğini
göstermesi açısından da büyük bir önem taşımaktadır).
Kanunlar, çocukların yararı için haklar öngörmekte ama bu doğrultuda
hizmetler sunulmadığı için çocuklar, hakları yüzünden istismar
edilmektedir. Karşımızda duran bu kötü manzaranın sebebi çocukların
cehaleti veya hırçınlığı değildir. Aksine gerekli hizmetlerin sunulmaması
nedeniyle çocuğun mağdur duruma düşürülmesi, dışlanması, etiketlenmesi ve
suça yönlendirilmesidir. Bu durum, kaos olarak görünmesiyle iktidarın,
elini güçlendirmekte; baskıcı uygulamaların önünü açmakta; ayrıca,
çocukları, baskıcı uygulamalarla sindirerek, güçsüzleştirerek gönlünü
ferahlatmaktadır. Toplumun bu manzara karşısındaki tutumu sorunları
algılamak ve çözüm için harekete geçmek şeklinde değildir. Toplumun bu
manzara karşısındaki tutumu körlük ve kayıtsızlıktır. Bu da sindirilmiş ve
tepkisizleştirilmişlikten öte gelmektedir. O halde iktidarın bizi içine
sürüklediği yanılsamaya düşmeden topluma kazandırmanın değil de toplumun
kazanılması gerektiğini söyleyemez miyiz? Herhalde aksi durumda kanunların
hışmına uğrayan çocuk sayısının artmasını onamış, destek vermiş olacağız.
Yoksa yanılıyor muyum?
Bu yazı
;
http://www.bianet.org web sitesinde de yayınlanmaktadır.
|
|