|
|
|
Göçmen İşçi Yasaları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
![]() |
Kapitalist emperyalist ülkeler özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük ölçüde yıkılmış ekonomilerini yeniden düzeltmek ya da büyüyen ekonomilerinin ihtiyaç duyduğu işgücü açığını gidermek için az gelişmiş ülkelerden ucuz işgücü alımına gittiler. Bu akışın sağlanması için önemli teşvikler, düzenlemeler yapıldı. 1980 yıllarına kadar bu böyle devam etti. Sonrasında ve şimdi, dışardan işgücü istihdamı politikasını ihtiyaçlarına göre tamamen değiştiriyor. Ancak yoksul ülkelerden ekonomik ve politik nedenlerle gelişmiş kapitalist ülkelere iş ve daha iyi bir yaşam umuduyla göç akışı devam ediyor. |
BM verilerine göre yoksulluktan, baskı ve kıyımlardan kaçarak, göç eden
insanların dünya ölçeğindeki rakamsal ifadesi 200 milyon. Göçmen
işçi çalıştıran gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin sayısı 1970-1990
arasında 42’den 90’a çıkıyor. Yine tahminlere göre AB ülkelerinde 3
milyonu kaçak olmak üzere, 22 milyon göçmen var. ABD’de ise
30 milyon göçmenden 11,5 milyonu kaçak işçi konumunda.
Göçmenlerin, “ekonomilerinin sırtında bir kambur” olduğunu ileri
süren ABD ve AB ülkeleri, göçmen işçilere yönelik yeni sınırlama ve
baskı yasalarını peş peşe uygulamaya sokuyorlar. Bu ülkelerde
göçmenlerle ilgili baskı yasaları incelendiğinde hepsinin birbirinin
kopyası olduğu görülecektir. Hepsinin ortak amacı, ülkelerine denetimleri
dışında gerçekleşecek göçmen akışını engellemek. Sadece kendilerinin
ihtiyaç duyduğu ucuz, yüksek vasıflı iş gücünü getirip, uzun süre işsiz
olan veya ihtiyaç duyulmayan göçmenleri sınır dışı etmek. Çünkü
uluslararası büyük sermaye, artık vasıflı işçi gerektirmeyecek malların
üretimini, ucuz işgücünün olduğu ülkelere kaydırıyor.
Bu yasalara, sayıları milyonlarla ifade edilen kaçak işgücünün önüne
geçmek gibi nedenler de gerekçe gösteriliyor. Gerçekte, uzun yıllar oturum
kartı vermeyerek, yeni yasalarla şartları daha da ağırlaştırarak, göçmen
işçileri kaçak çalışma kosullarına razı olmaya zorlayan ve buna göz yuman
da sermaye ve onun temsilcileridir.
Örneğin Fransa’da 700 binin üzerinde kaçak işçi olduğunu
resmi makamlar kendileri dile getiriyor. Hiçbir sosyal haktan
yararlanamayan, yasal olarak çalışma hakları olmayan göçmenlerin bu kesimi
yıllarca asgari yaşamını nasıl sağlayabiliyor? Tek çıkar yol kalıyor, o da
kaçak olarak en ağır koşullarda, en az ücretle çalışmaya razı olmak. Kaçak
da olsa, ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayan bu isçiler diğer
işçilerin yararlandığı sosyal ve sağlık hizmetlerinin hiç birinden
yararlanamıyor.
Amerika’da durum daha da vahim; 11,5 milyon göçmen işçi kapitalizmin en
vahşi sömürüsü altında yaşama savaşı veriyor.
Sermaye, ucuz emek gücü olarak sömürdüğü göçmen işçilerden olağanüstü
karlar elde etmenin yanısıra, ülkede ücretlerin aşağı çekilmesi ve sosyal
kazanımların yok edilmesinde de önemli bir araç olarak yararlanıyor. Bu
kez yeni çıkarılan yasalarla ve bunu gerekçelendiren savlarla kapitalizmin
kendi iç çelişkilerinden kaynaklanan işsizlik, iç güvenlik gibi temel
sosyal sorunların nedeni olarak göçmenleri gösterip, geniş emekçi
yığınlarda bilinç ve hedef bulanıklığı yaratılmak isteniyor.
Yabancılara yönelik neoliberal politikalar, yabancı düşmanlığından
beslenen ırkçı-faşist parti ve güçlerin de önünü açıyor,
cesaretlendiriyor. Yabancı düşmanlığı, yabancılara dönük saldırılara
dönüşüyor. Irkçı saldırılar artık günlük, olağan olaylar haline geldi.
Burada göçmen işçilerin bilinçli olarak çekilmek istendiği etnik, kültürel
çatışma tuzağı söz konusudur. İşçi sınıfının birliğinin engellenmesi için
aralarına yapay etnik ve kültürel duvarlar örülmek istenmektedir.
Göçmenler içinde buna dünden hazır bazı çevreler de vardır. Bunlar işçi
sınıfını bölmeyi, parçalamayı, örgütsüzleştirmeyi amaçlayan sermayenin
manüpülasyonlarıdır.
Sermaye bilinçli olarak, “yabancı” sorununu kiristalize ederek, bir yandan
göçmen işçilere gözdağı verirken, genel olarak da işçi sınıfının
anti-kapitalist mücadelesini sindirmeyi amaçlıyor. Dahası, bugün
göçmenleri “kara koyun” yapan sermaye, dün olduğu gibi, yarın da ucuz emek
gücüne ihtiyaç duyacaktır. Kendisiyle çelişse de kar ve rekabet hırsı onu
buna zorlar.
Örneğin Almanya, İş Bulma Kurumu’na başvuran on binlerce işsiz bilgisayar
uzmanını işe almazken; Rusya, Türkiye, Pakistan gibi ülkelerden daha düşük
ücretle çalışacak bilgisayar uzmanları getiriyor.
Konuyla ilgili Alman Sanayiciler Birliği’nin yayınladığı “Göç
Tezleri”nde şu paragraf konu açısından çarpıcıdır: “Almanya kalifiye
eleman arayan tek ülke değil, şu an ABD her yıl ortalama 327 bin, Japonya
609 bin, İngiltere 114 bin ve Fransa 99 bin kalifiye göçmeni ülkelerine
getiriyor.”
Göçmen işçiler, emeğinin sömürülmesine olduğu kadar, sermayenin kendileri
üzerinden politika yapmasına karşı da mücadele vermek zorundadır. Bugün
göçmenlere yönelik baskılar, emperyalist kapitalist sistemin emekçilere
yönelik neoliberal saldırılarının bir halkasıdır. Bu saldırıları
durdurmanın, demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesinin tek yolu;
işçi ve emekçi kitlelerin birliği ve örgütlü mücadelesidir. Sendikal
mücadeleye katılınmalı, demokrasi ve özgürlükler mücadelesinde emekçilerle
birlikte saf tutulmalıdır.
Rıza Doğan
Yaşanacak Dünya gazetesi
|
|
|
|
|
|
|
|