Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 



GÖÇ ve KADIN

Aziz ŞEKER/Sitemiz yazarı
shu_aziz@hotmail.com


Zaman sarınmış parkesine akıp gider derin bir nehir gibi. Ninniler kötüleşir düşer gecelere, ne geçmiş özlenen bir geçmiştir ne de gelecek bir umut dağındadır artık. Zaman gelip durmuştur birinin daha avlusunda. Kapı çalınır. Giden gider. Adı ölüm olur. Kalanaysa anılar düşer. O dayatılan yaşamsa anıları da siler.

Göç! Bir iklimden bir başka iklime; bir ezgiden bir başka ezgiye… Ömrümüz göç, sevgimiz, ayrılığımız, yalnızlığımız. Göç ile anlamlandırmışız hayatımızı bilenimiz mi yok? Ya da sessizlik daha mı az yaralayıcı? Bilinmez değil ama ömür dedikleri şey göç duygusu üzerine kurulu ve yaşamdan ödünç alınan heyecanlar üzerine. Bir de sızılar…

Bir göç mevsimindeyiz. Önümüz hep aşk hep ayrılık, ömrümüzse süzülüp gittiğimiz ağıtsal bir yalnızlık. Mağara duvarlarına bir sanatçı gibi gereksinimlerini resmetmeye başladığından beri yalnız ve sanatçı değil miydi ki insan? Elbette insan sanatçıdır. Korkularıyla dalga geçmeye başladığından beri sanatçıdır insan…

Ölümle sınanıyor insanlık. Bir edebiyat, çıkınını alıp ölümün elinden kurtuluyor. Kalıcı olan yazılan; sanat oluyordu yüzyılların süzgecinden geçip insanlığa ışık olan. Işık tutan.

Ya kadınlar? Namus dedik mi aklı ilk işgal eden varlıklar. Diz kırdırmak için şiirler şakıdığımız, ezgiler söylediğimiz. Ne onlarsız hayatın bir tadı var, ne de onlarsız yaşam döngüsünün bir baharı. Bakın kadınlar dünya nüfusunun yarısını hemen hemen oluşturuyor. Çocuklar dünyaya getiriyor. Yarını onlar inşa ediyor. Gelecek onlarsız imkânsız. Dünya çalışma temposunun yüzde yetmişine yakınını doldurmalarına rağmen dünya gelirlerinin yüzde onuna ancak sahipler. En acısı da şu rezil çağda bile mülkiyetin yüzde birine sahip olmaları. Göç yollarında kanadı kırık kuşlar gibi dayanılmaz acılarla yüzleşen kadınlarımız. Bir de şu var ki yeryüzünde yoksulluk sınırı altındaki bir buçuk milyar kişinin yüzde yetmişini de kadınlar oluşturmaktadır. Görülüyor ki, yoksullaşmakta kadınlar!

Sanatı var eden ne? Biri kadın diğeri ise göç! Savaşlarla gelen göçler… Göçün sırrına varamayan düşer gider göç edenin kanadından.

Yerelden evrensele; şiirin, öykünün, resmin, denemenin, romanın, sinemanın özde yaşamsal süreçlerin yolu üzerinde göç hanı kuruludur. Göç sıcak bir umuda vicdan kılınmış yaşam kesitlerinin nedeni. Bir de umudun nedeni, ki umut için ne değin çok neden var oysa. İnsanlar birçok baskıdan dolayı yurtlarından göç edebilmektedirler. Geride anılarını, yaşam kaynaklarını bırakarak…

Adaletsiz bir dünyada yaşıyoruz. Dünya yoksullaşıyor. Zavallılaşıyor. Sağırlaşıyor. Sevgileri cüzzamlı insanlar dünyayı yok ediyor. Dünya halkları birbirinin kuyusunu kazıyor. Yok ediyor, gelecek kuşakları düşünmeden geleceği talan ediyor. Gelir dağılımı adaletsizliği bir yana her yerde savaş, her yerde kan var. Kan tadında bir uygarlıkla yüz yüze insanlık. İnsanoğlu başdöndüren teknolojik gelişmelerin hemen yanıbaşında derin bir umutsuzluk, huzursuzluk ikliminde yabancılaşmayı yaşıyor. Bencilleşiyor. Hedonist bir varlık olarak kişilik buluyor. İşte insanoğlunun bu umarsızlığı nedeniyle dünya göç ediyor. Dünya bozuluyor. Bu nedenle suç insan da! Öyle ki insan da sıcak bir yürekten soğumuş nasır bağlamış bir yüreğe göç ediyor.

İnanıyoruz ki dünya birgün güzelleşecektir. Dünyanın yüzü gülecektir. Bunu da insan başaracaktır!

Toplumcu vicdan üzerine kurulu bir dünya özlemi yaşamsal kılınmalı. Yoksa insanlığın sonu barbarlık!

Biz güneşin doğduğu yerde, biz insan kokan yüreklerin yanında kalemimizi insanoğlunun dinmeyen ve göç edip duran acısına kaldırıp, edebiyatı “ölümün” elinden çalmaya çabalıyoruz. İşte bunu yaparken uygarlık tarihinde yer edinmiş kültürlerin zengin bahçesinden yani Anadolu’dan da yola çıkıyoruz. Taze bir ekmek gibi kokan dizelerimizle, fil dişi kulelerden sarkıp duran şiir hırsızı yüreklere sesleniyoruz. İnsansızlaşan yüreklere öykülerimizle dokunuyoruz Anadolu’nun esmer ve yoksul bozkırından…

Biz yanlış çağlara ilerlemiyoruz. Yaşam bizi doğrulayacaktır; düşlerimizi de!

İnsancıl bir duraktan emek harcayarak dünyayı dönüştürmek isteyen Afrikalı dostlarımızın, Venezüellalı kardeşlerimizin ve diğer halkların çocuklarıyla aynı ezgileri üleşiyoruz…

Ezgilerimiz göç yollarında korkusuzca dünyayı dolaşıyor.
(Bu yazı http://www.toplumvesiyaset.com/  yayınlanmaktadır) 

 


               Bize Ulaşın

Google
 

 

 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.